Değiniler- 100

Değiniler- 100

KENDİN OL

Ruhundan üflemiş, Esmasını talim etmiş, bir de Halifem demişken; kişi, grup, ekol peşine düşmek; her tür suiistimale açık ve layığım demektir.

Etrafına insan toplayan da biri etrafında Hakka ereceğini sanan da “Halifetullah Sırrı”nı yaşamadan göçmeyi seçmiştir. Bu, ne kötü seçimdir!

Dikkat ettin mi Kurbanlıklar; güdülebilen hayvanlardır. Akıbetleri kavurma olmaktır. Din, senin kurban olmanı değil Kurbiyete ermeni önerir.

Allah, sadece “Kendin” olmanı ister. Resulü, Velisi, Rehberi hep bunun için. Kendini unutup onları yüceltesin diye değil. Kendin ol Kendin!

Kendin olmakla Benlik yapmak arasındaki nüansı fark edememiş de Egoistlik sanmışsan bir sürüye katılman uygundur. Hitabım fark edenleredir.

İnsan güdenler “Kendin Olma”yı bencillik olarak vasıflar ve bunu sürekli pompalarlar. Normaldir. Hangi çoban, sürüsü elden gitsin ister ki?

İlla bi şey peşinden koşacaksan Bilginin, Kitapların peşinden koş. İlla bi şeye tâbi olacaksan Akla, Vicdana, Evrensel Değerlere tâbi ol.

Hiçbir çoban, çobanlığını; hiç bir koyun koyunluğunu kabul etmez. Çoban; insanlık hizmetkârı, koyun; özgürlük aktivistidir. Yersen!

Kendine iyilik etmek isteyen şu iki konuyu araştırsın: 1- İslam Dini üzerindeki algı operasyonları 2- Dünya yönetenler ve algı sistemleri.

İslam üzerindeki algı operasyonları ile Dünya yöneticilerinin insanlığa uyguladığı algı sistemi bu iki kitapta. Uyananlardan olmanı dilerim.

1

SEVGİNİN GERÇEĞİ

Gerçek manada Seven; her halinizi hoş görendir. Sevgi; Teklik deneyimi ise onun hoş göremeyeceği hiç bir şey yoktur. Tek; kendini kınar mı?

Hizaya getirmeye, ayar çekmeye çalıştığına; tezine antitez, sözüne karşı söz ürettiğine seviyorum diyen onu değil sadece kendini kandırır…

Öğrenilecek şey değildir Sevgi. Olsun demekle olacak şey de değil. Tek işareti Samimiyettir. Riyasız, içten, hasbî kişilere lutf-u ilahidir.

Sevenin; dini de imanı da sevdiğidir; sevgisidir. Gayrısı kalmamıştır. Kendiliğinden oluşur bu. Akılla, bilgiyle, niyazla bile olası değil.

- Sistemde her açığa çıkışın mekanizması var. Sevginin de olmalı
- Var. Meryem 96. Sadece sevginin değil Yönelişin de mekanizması bu ayette. Okuyup anlayana Gerçek Sevgi nasip olsun.  http://mehmetdogramaci.com/2015/05/meryem-96-ayet-tefekkuru/

HAZMI EN ZOR GERÇEK

İnsan nefsine en ağır gelen duygu; yıllarını verdiği, adandığı görüşlerin boş, bilgilerin temelsiz veya sahte olduğunu fark etmektir.

İnandıklarımızın, güvendiklerimizin boşa çıkması; hazmı zor bi kabül olduğundan bilincin buradaki oyununa tav olarak kendimizi rahatlatırız.

Aldandığını kabule yanaşmayan bilinç aldanışını örtme oyunlarını sahneye koyar. Vefa, sadakat, nimete nankör olmama başrole çıkar bu oyunda.

Bilim, Din, Siyaset alanındaki algıları anlattığımda dinledi ama “Kimseye güvenmeyecek miyiz? Öyle de yaşanmaz ki” demekten kendini alamadı.

Güven ihtiyacı ve öyle de yaşanmaz ki kabulü… Bizi çeşitli algılara yem ve aldatıcılara kurban eden; bu ihtiyaç ve bu kabul olmasın sakın?

- Güvendiğim dağlara kar yağdı.
- Ne güzel. Billur sular dağ eteklerinden fışkırır. Kar da yeraltı sularını besler, çoğaltır. Ne mutlu sana!

Ayaklarının altındaki halının kayıp gitmesine aldırmadan sorgulayan ve araştırana selam olsun! Güvendiğiniz dağlara kar yağması niyazımla…

İtimat ettiğini Dost seçebilirsin; ancak DOST, seni itimattan arındırandır! {AH} İtimattan arındıracak dost nasıl bi dosttur ki?

ELMAS

Elmas, derinlerdeki Kömürün binlerce yıllık basınçla geçirdiği dönüşümün adıdır. Hiç bir elmas, kömürlüğüne; ezilmişliğine ağıt yakmaz.

Yontulmayacak, kesilmeyecek ağaçlara parklarda özenle bakılır. Kesilen, yontulan, fırınlananlar kim bilir hangi surette, hangi köşe başında?

Topraktan süren her filiz; varlığını sevdalı tohumun kendinden geçişine borçludur. Ne ki çiçeği sevenler nezdinde tohum hiçten öte değildir.

Kitabı okuyan binlercesi bayıldı. Uzaklarda biri şöyle dedi dostuna; ne yanmış ama kardeşim ne yanmış. Büyük ateş var bu ışığın altında…

Tek taş hediye edilirken romantik sözler söylenmelidir. Ezilen kömür ve basınçtan söz etmek ayıp kaçar. Hakikat anlatımları da böyledir…

İşin özü nedir, arka plandaki sır vb sorular boş lakırdıdır. Görebilen göz, sezebilen öz için dış yüzünde içi, arka planı zaten mevcuttur…

Antik Mısır’da gözyaşı şişesi taşırmış bilinçli kişiler. Damlasını düşürmezlermiş yere. Sonra da kabirlerine konulurmuş o şişe. Nedense?!..

“Erkekler ağlamaz” diyerek oğlanları “Hafif kadınlar gibi gülme” diyerek kızları yetiştirenlere selam olsun. Bir nesli nasıl da attılar cehenneme!

Cenneti kazanmak, cehennemden korunmak için nasıl da şu anını cehennem ediyor insanlar, hayretle izliyorum. Kasmasanız ölür müsünüz?!

Arkadaşının sinirlenip dağıttığı anda ağzından çıkana dikkat et. Senin hakkındaki asıl kanaatini ve onun kendi gerçeğini o zaman anlarsın.

Bilmekten sevmeye, Sevmekten bilmeye vakit bulamayanlar zarar etmiştir. Kitaplarda hayatı, hayatta kitapları göremeyenler de öyle. Kalbinin götürdüğü yere gidenlere hayırlı yolculuklar dilerim.

HAKİKATE TALİP OLMANIN ESASI

“Rabbim, beni hakikatimle yüzleştir” duasının gereği olarak tetiklenen ve adına imtihan denen süreçler; Sahiplik adına neyimiz varsa bizden alınması talebidir aynı zamanda.

“Sahipliklerden kurtulmalı, Benlikten geçmeli” lakırdılarını ezbere söyleyen, kopyala yapıştırcıların; o süreçlerin yanışı başlayınca feleği şaşar. Bu geçidi isyana düşmeden geçenler oldukça azdır.

Allah İlmine talip olanlar, şayet samimi iseler “Bu işin bilgi ve tefekkürden ibaret olmadığını” anlama süreçlerini er geç yaşayacaklardır. Keşke bilgi ve tefekkür yetseydi. Üzgünüm, onlar sadece dedikodudan ibarettir.

“Dervişlik olaydı tâc ile hırka/ Biz de alır idik otuza kırka” Bizim Yunus ne demek istedi, yaşayınca anlayacaksın! Boşuna tefekkür etmeye çalışma. Samimiysen bunu yaşayacağın gün zaten gelecek.

Unutmadan söyleyeyim, dün kamuoyu önünde kınanan, iç âleminde cayır cayır yanan ilim dostuna karşı nasıldı tavrın? Herkes gibi etrafından çekilmiş ya da sus pus olmuştun değil mi?! Helalleşme gerekir mi sence? Ne dersin? Sistem?!

İmtihan süreçlerini, hayatın içinden sahnelerle kitaplarımda anlattığımda “Bu iş ilimdir, karamsar tablo çiziyor” diyen arkadaşım; bırak helalliği, ufacık bir gönül almayı, mini bir şükran göstermeyi düşünür müsün? Benim için değil, kendin için kendin!

Oku bu yazıyı! Satır satır oku! Yudum yudum oku! Senin etrafımdan kaçtığın süreçlerde ben bu yazıyı okuyordum. Ateşe atılana, Ey ateş ona serin selamet ol, emrinin ruhudur bu yazı… İdrak edip hazmedene selam olsun. https://www.ahmedhulusi.org/tr/yazi/noktandaki-kudret

Bunu da oku! “KAHHARİYET GERÇEĞİ İLE YÜZLEŞMEK” ne demek bi düşün. <“Huşû”nun nedeni “Rubûbiyet” gerçeği değil; “Ekber”iyet nûrlarının kişiye açılmaya başlamasıdır. Bu durum da kişiyi “Kahhâr”iyet gerçeği ile yüzleştirir!> https://www.ahmedhulusi.org/tr/yazi/kuran-mucizesi-ekberiyet

SONUÇ ODAKLILIK KİLİDİ

Beşer doğası, her konuda sonuç odaklı düşünme ve kesin netice alma eğilimindedir. Oysa varılan her sonuç bir hüküm; her hüküm, gerçeğin o noktada buz tutması, her netice azmin o konuda tükenmesi demektir.

Beyin; hükme vardığı her konuda “Ben alacağımı aldım, bilgi giriş- çıkışına kapılarımı kapatıyorum” komutu verir. Sen, illa bir hükme- neticeye varmak isteyen dostum! Kendine ne ettiğinin farkında mısın?

Beyin, bize hüküm verme kazığı atarken hüküm veriyorum demez. Ne der biliyor musun? “Ama ben gerçeği öğrenmek istiyorum”, “Aydınlanmak istiyorum”, “Etraflı bilgiyle İKNA olmak istiyorum.” maskeleri takar. Hüküm ve İkna olmak kardeştir. Hatırında olsun.

Beyinlerinin hüküm verme- netice alma tutkusuna yenilenler kendilerine dar, eziyetli, sıkıntılı bir dünya inşa etmişlerdir. Hapis hayatı sürdüklerinden habersiz olarak… Onlara göre bu yaşam “İlkeli”,”Tutarlı”,”Ölçülü” ve de “Ahlâkî” bir yaşamdır. (.!?.)

Beyin, hangi konuya hangi etiketi vurmuşsa; bilinçaltı kayıtları da yaşam da ve hatta ahiret denen ebedi boyutlar da buna göre biçimlenir. Tövbe ve onun ileri aşaması İstiğfar; işte bu etiketleri sökme, hükümleri değiştirme işlevidir. Kullanabilene…

Akşam yastığa başını koyduğunda o gün neler yaptığını beş dakika düşün (Murakabe) önerisi; kayıtlar donmadan değiştirme fırsatıdır. Üstüne bir gece (uyku) geçti mi o günün kayıtları yapışır artık bilincine…

Şirk düşüncesi ve şirk yaşamının mayası; hüküm verme tutkusudur. “Hüküm sahibi sadece Allah’tır” ayeti, işte bizi böylesi bir donmuşluk kaydından çıkarmaya dönük bir uyarıdır.

Beynin hükümlülük ve kilitlilik haline giydirdiği yaldızlı kılıflardan biri de “İstikrar” kavramıdır. Öyle bir istikrarlısın ki dün ne dediysen bugün de oradasın öyle mi? “İki günü eşit olan ziyandadır” Hadisini ne yaparız peki?

Tevbe fiil alemine; İstiğfar düşünce alemine dönüktür. İlki arza, diğeri sema ve sonsuz katlara. İstiğfar yanlışa değil, yanlışla oluşan donmuşluk, kilitlilik ve kayıtlanmışlık halinedir.

Öyleyse şunu fark edelim; “Resulullah (sav) in günde 70 kez istiğfarı” ile kast edilen günahtan, yanlıştan rücu etmekten de öte bilinci kayıtlanmaya, buz tutmaya karşı uyanık tutma çalışmasıdır.

İman; hüküm ve sonuç odaklı kayıtlılık yaşamından sonsuz sınırsız bakış açılarının enginliğine açılmaktır. Şirk ise hükümlü, kilitli ve sonuç odaklı yaşam. Cezasını çekenlere de “Hükümlü” deniyordu di mi?

“Akarsu kir tutmaz” demişti atalar değil mi? Kur’an şirk ehline necis, pis mi diyordu? Akışkan, donmayan, biriktirmeyen bilinç kir tutmaz. Ne güzel müjde değil mi?

Günümüz insanı, “Gayret ettim öyleyse başarmalıyım”, “Okudum, öyleyse çözmeliyim” modunda düşünüyor genellikle. Oysa eskiler şöyle derdi: “Gayret bizden, Başarı ve İhsan Allah’tan” Onların bu niyazı, bilinci sonsuza açık tutmak içindi. Tutardı da.

Öğrendiklerimizle gerçeği kayıtlamaktan; Yoğunlaştıklarımızla düşüncemizi dondurmaktan; Yaptıklarımızla istikbalimizi karartmaktan sana sığınırız Allah’ım. Bizi her konuda akışkan, tazelenen ve gerçeğe sonuna kadar bilinci açık kullarından eyle! (ÂMİN)

DOST

Dostunuz; size Akıl veren değil, Gönül verendir.

Desteğe ihtiyaç duyduğunuzda size akıl veren -genellikle- asıl vermesi gerekenleri vermemek için aklı bir örtü olarak kullanır. Size Gönül veren ise her şeyini verebileceğinin işareti olarak gönül vermiştir.

Bir gün incitilir, yaralanır, çaresiz bırakılırsanız; karşınızda bunu yapanlara değil arkanıza bakınız. Vaktiyle arkaya attığınız Kırık Kalpler, birer bedel sureti olarak Kıran Kalpleri önünüze koymuş olmasın?!

Bahtı açık, bereketi bol olsun isteyen arkasında kırık kalp bırakmasın. Bir kırık kalpten yayılan negatif, bin memnun kalbin bahşettiği iklimi bozar. Tıpkı bir damla sirkenin bir kilo balı bozduğu gibi…

Size derdini açana ilk sözleriniz “Ama senin de yanlışların oldu vaktiyle, bak bu sistem işte!” diyor veya bunu ima ediyorsanız, bilin ki siz dost değil; teselli kılıfı içinde kibir hançeri saplayan merhametsiz bir ukalasınız!

Acı çekene, içi yanana, kalbi kanayana yapılacak olan; onu geçmişine götürüp hatalarıyla yüzleştirmek değil, gözlerine bakmak; olanca şefkat ve merhametle sarmak, sımsıcak kucaklamaktır.

Bunaldığınız, dara düştüğünüzde açık destek verenlerden öte kuytu köşelerde, yıldızlı gecelerde kalbinizin titreşimlerini alarak sizinle ağlayan gönüller olduğunu unutmayınız. Unutsanız, yok saysanız, hatta hiç hatırlamasanız da…

Tasavvuf Bilginiz size Merhameti Duygusallık, Vakarı Duyarsızlık, Kardeşliği Perde, İrtibatı Bağımlılık zannettirmişse; Şeytanınız sağ yandan gelmiş, kalbinize ta ortasına çöreklenmiştir.

Bugünden yarını görmek mümkün. Nasıl mı? Bak şöyle: Kırdığın kadar kırılacak, üzdüğün kadar üzülecek, böldüğün kadar bölünecek, ayrıştırdığın kadar ayrıştırılacak, uzak tuttuğun kadar uzak kalacaksın…

Bugünden yarını görmek mümkün. Sevdiğin kadar sevilecek, verdiğin kadar verilecek, övdüğün kadar övülecek, gördüğün kadar görülecek, sezdiğin kadar sezileceksin. Bugün; dünün hasadı, yarının tarlasıdır. Fark edenlere bereketli olsun. Selam ile…

ÖYLE BİR YER Kİ

Beklenti ve Ümidin dahi düştüğü bir yer var bu yolda. Oraya geldiğinde “Her şey anlamsız!” “Böyle de nasıl yaşanır ki?” demekten kendini alamayacaksın. Ve esas yaşam; bunlar dilinden döküldüğünde başlayacak.

“Ölsem de kurtulsam” diye ölümü talep ettiğin yerdir ayrıca orası. “Keşke bundan önce ölseydim de unutulup gitseydim” mi demişti Meryem (as)?

“Keşke bundan önce ölseydim de unutulup gitseydim” demiş Kur’an’ın övdüğü, Allah’ın Vahye muhatap kıldığı İnsan. Sözün şifrelerini okuyabilecek misin?

Ölmeyi ve Unutulmayı talep edecek kadar bunalmak?! Vahye muhatap olan demiş bunu dikkat et. İnsan bunalmaz, İnsan üzülmez, İnsan dertlenmez, İnsan hiçbir şeyi iplemez… Vs vs… Ezberlerini sevsinler… Meryem, İnsan değil miydi? Mertebesi mi vasattı yoksa?!

İnsan diye gerçekle, hayatla bağlantısı olmayan bir hayali anlatmak? Yaşanırlığı açıklanmayan felsefe üretmek? Kusura bakmayın, yaşama indirgenemeyen hayalde de felsefede de yokum. Resulullah (sav) insanlar içinde, insanca yaşadı çünkü.

“Asker üşümez” “Asker acıkmaz” “Asker yorulmaz” teşvik ve motive amaçlıdır. Askerin üşümeyeceğini gerçek sanırsan “Sarıkamış’ı ne yaparız?” derler adama di mi? İnsan şöyle, insan böyleyi de öyle anla. Gaza gelme kardeşim. Ne uç, ne de birilerini uçur!

“Beklenti ve Ümidin dahi düştüğü nokta orası” dedim di mi? Ne kolay söyledim. “Doğum” kelimesini de kolay söylerim. Doğuran bilir ne çektiğini di mi? “Ölmeden evvel ölmek” onu da kolay söylüyorlar. Çerez gibi, şeker gibi kolay ?!

Ölmeden evvel ölmek; bakış açısı ve bilgi değişimi imiş. Öyle anlatılıyor. Kolaysa ben de isterim. Aaa o da ne? Buyur derviş Yunus sen ne dersin? “Dervişlik olaydı tac ile hırka/ Biz de alır idik otuza kırka” Biz, bilgi olarak aldık gitti. (…)

Vakıa’nın ruhunu konuşuyorduk. Bir dost; “Dirilmek için Ölmek. Hem de canlı canlı” deyiverdi. Çok tuttum o tespiti. Ve ben Vakıada sezdim “Ölmeden Evvel Ölme”nin niceliğini. Uzun demezsen sen de bir göz at istersen.  http://mehmetdogramaci.com/category/vakia/

Çok önceleri hazırladığım bir slayttı. Nice sonra internete düşmüş. Ölmeden Evvel Öleni ve hallerini görmek ister misin? Kolaylaşsın inşallah sana “Dirilmek için Ölmek”. (AMİN)  https://www.youtube.com/watch?v=N05w2K3hxCA

EN BÜYÜK ZAAFIMIZ, EN YUMUŞAK KARNIMIZ

Sana Resulullah anlatan seni Ona mı yönlendiriyor? Yoksa Ona yaslanarak kendine özel bir yer mi biçiyor? Sana Velayet ve Velinin hallerini anlatan, seni büyüklere mi yönlendiriyor? Yoksa Veliler üstünden kendine alan mı açıyor? Sor bu soruları kendine!

En büyük zaafımız ne biliyor musun? Disiplin anlatanı Otorite, Kitap konuşanı Okur, Velayet anlatanı Veli, Tasavvuf anlatanı Ermiş zannetmemiz!

Tahtadan, taştan putlara tapınma devri kapanmıştır. Güneşe, aya, yıldızlara tapan da yok artık. Ama üzülerek görüyorum ki çeşitli örtü ve kisveler altında “İnsana Tapınma” hiç bitmeyecek, ama hiç!

Kâbe’deki en büyük putu yıkmak için “Omzuma bas” demişti Ali’ye. Ali (kv) “Resulullah (sav)ın omzuna basınca” kırıldı en büyük put. Merdiven isteyebilirdi. Sırıkla devirebilirdi. Omzuma bas dedi… Büyük Putunu kırmak isteyen bunu çok derin düşünsün çok!

İnsanları insanüstü mevkilere oturtma, melekleştirme, hatadan münezzeh görme eğiliminde olanlar bulundukça ne çobanlar tükenir, ne sürüler azalır. İşte bunun için İnsana Tapınma bitesi değil…

Hiç bir ayyaş sarhoşluğunu, hiçbir deli akılsızlığını kabul etmez. İnsana Tapınan da öyledir. Tapınmanın bütün gereklerini, tüm ritüellerini yerine getirir de tapınmayı şiddetle reddeder. Ne tuhaf değil mi?!

Baş üstünde tuttuklarını yere çalamadıkça, yere attıklarını baş üstüne alamadıkça kimse kıramayacak büyük putunu. Sorgulayana, arayana, yana yakıla erişmek isteyene vuslatların en güzeli nasip olsun. (ÂMİN)

YUMURTAYI İÇERİDEN DELMEDİKÇE

Uyuyan; seslenerek, silkeleyerek, olmadı SU dökerek uyandırılabilir. Sızanı uyarmak biraz daha zorsa da imkansız değildir. Hiç uyandıramayacakların kimler biliyor musun? Uyuduğu halde uyanık, sızdığı halde ayık olduğunu sananlar! Onlar için kendini hiç yorma!

Uyuşturucu tacirlerinin üzerine gidildiği kadar bilinci ve aklı uyuşturan, zihinleri donduran, gönülleri bağlayanların üzerine gidilmedikçe gerçek manada bir uyanış beklemek hayaldir.

Genel manada uyanış, genel manada bilinçlenmeden ziyade kendi iç aydınlamamızdan sorumluyuz. Toplum bazında uyanış beklemek vakit kaybıdır. Kişi, kendi kendini uyandırmalıdır. Sorgulayan; bunu başaracak kudrettedir.

Civciv, yumurtayı içeriden kırabilirse güçlü bir hayata adım atar. Tırtıl, zarını parçalayabilirse Kelebek olup uçar. Civcive acıyarak kabuğu delen, Kelebeğe merhamet edip zarı kesen; güçsüz bir yaşama kapı açarak hakikatte öldürmüştür onları.

Her anne kendi başına doğum yapacak kudrete, kapasiteye sahiptir. Anneler “Hastanesiz ebesiz doğum yapılamaz”a inandırılalı, bunu göze almamış; risklerle korkutulmuşlardır. Bu korku; kaslarını da zayıflatmıştır. Konu ne anne, ne doğum, ne sağlık. Anladın sen!