Değiniler- 101

Değiniler- 101

BÜYÜK YALANLAR BİLİME SÖYLETİLİR

Ay yalanı deşifre olunca ABD Aya yeniden gitme projesi geliştiriyor. Yeniden mi? Yalanı yeni bir yalanla örtmek mi?! https://www.youtube.com/watch?v=89YWRhpGiqQ

Efsane deyince genellikle din ve kültür alanı akla gelir. Oysa Bilimin de efsaneleri vardır. “Bilim; matematik gibi kesinlik ifade eder” hükmü, insanlığı bilim efsanelerini görmekten alı koymuştur.

“Yerçekimi Kanunu” diye bir şey ezberletildi hepimize. Oysa bu kanun değil halen teoremdir. Bütün boyutları ile ispatlanmış değildir çünkü yer çekimi. Olayın yer çekimi mi, atmosfer basıncı mı olduğu ise hala muammadır.

Ruslar, Gagarin’i uzaya yollayınca panikleyen ABD, Holywood stüdyoları yardımıyla Ay yalanı patlatır 69′da. Bi daha Aya giden olmamıştır. Sormazlar mı adama, “69 da gittiysen şimdiye dek orayı yol yapman lazımdı. Neden bi daha gidilmedi?” Çünkü hiç gidilmedi! https://www.youtube.com/watch?v=RNE-x03X86g

69 da Aya gittiği iddia edilen Astronotlara “Aya gittiğinize dair İncile el basar mısınız?” diye soruluyor. Fena sinirleniyorlar. Biri “Biz memurduk git Nasa’ya sor” diye deliriyor… Giden adam gittim diyemiyor, dikkat! https://www.youtube.com/watch?v=znUtIQisvPM

Şimdilerde Mars yolculuğu gündemde. Otobüs bileti keser gibi binlerce dolar para toplanıp belki de hiç gerçekleşemeyecek bir seferin gündemi oluşturuluyor. Kanmaya hazırsa insanlar, kandıran elbet çıkar.

Mars’a gitmeyi medyaya açıklayan Nasa görevlisi; “Dünyayı saran ağır radyasyon kuşağı Von Allen’i henüz geçemedik. Bunu canlı geçmek zor” diyor. O zaman Aya nasıl gittiniz, demezler mi adama? Yeni yalanı söylerken eskiyi de ağzından kaçırmaktır bu. https://www.youtube.com/watch?v=a1kPO3AmR7w

Bilim adına insanları kandırmanın en etkin metotlarından biri; aykırı tez savunanı “Bu çağda mı? Hala mı?” çıkışlarıyla mahcup etmektir. Bugün dünya düz mü küre mi, tartışamazsınız. Bu çağda mı, hala mı derler! Oysa Küre oluşu bile hala teoremdir.

Uzaya füze fırlatma videolarına dikkat ettiniz mi? Ateşleme gösterilir. Yükseliş de gösterilir. Hatta füzeden kamera ile yer seyrettirilir. Ama hiçbir zaman atmosferden uzaya ilk çıkış gösterilmez! Burada animasyon konur. Neden?

Antarktika kıtasına sivil seyahat yasaktır. 12 ülkenin imzasıyla yasak dünya çapında dayatılmıştır. Son dönemlerde gidenlere sadece kıtanın belli bölümü gösterilir. Neden? Çekince ne? Saklanan hangi büyük yalan? https://www.youtube.com/watch?v=fM8jum5gUq8

Dünya nüfusu 7 milyar. Bunun yarısı Çin ve Hindistan’da yaşıyor. Dünya atlaslarında öne çıkarılıp gözümüze sokulan Avrupa ve Afrika. Çin ve Hindistan minicik! Harita ve Atlaslarla da algı operasyonuna maruz kaldık.

Araştırın dostlarım. “Bilim=Matematiktir” yalanına kanmadan araştırın. Bilimi elinde tutan çevrelerin hangi inanç ve gizli örgüt etkisiyle teoremleri kanun diye yutturduğunu araştırın. Uzay masalı, Antarktika gizemi, Dünyanın biçimini vb araştırın. Sorgulayanlara selam olsun.

Öyle hissediyorum ki bizim neslimiz, bilim adına uçurulan balonların patlamasına da şahit olacaktır. Hele şu Amerika bir sarsılsın- ki başladı- Nasa ve diğerlerinin de iç yüzüne şahit olacağız. Süreç başlamıştır. “Gerçeğe Hû” diyelim…

Bize gösterilen dünya bizim gerçeğimiz mi? Birileri belli bir daireden çıkmaksızın yaşamamızı istiyor olabilir mi? İnsan, bilgi ve algı kalıplarını nasıl kırar? Bu filmi izlemekte fayda var. http://720pizle.com/izle/dublaj/the-truman-show.html

Hiç gitmedikleri Ayda Ezan sesi ve Şehadet duydukları haberini yaydılar ustaca. “Uzay boşluğunda ses yayılmaz ve duyulmaz” diye öğrenmiştik fizik kuralı gereği! Güler misin ağlar mısın? Mucize- Keramet meraklısı Müslümanlar nasıl da mesut olmuşlardı. Aya gidemeseler de İnançları üstündü.  https://www.youtube.com/watch?v=y5RpGG_xIrs

EBU’L- HASAN HARAKANİ (k.s) DEN HAKİKAT DAMLALARI

Ezel sırlarını ne sen bilirsin, ne ben

Bu muamma sözü ne sen okursun, ne ben

Perdenin gerisinde ben ile seni bir konuşturan var

Perde kalkarsa ne sen kalırsın, ne ben…

Sufi kimdir? Gündüz güneşe, geceleyin ay ve yıldızlara ihtiyaç duymayandır. Sufilik; varlığa ihtiyaç duymayan yokluktur.

Kişi, gafletten uyandığını nasıl anlar? Allah’ı andığı zaman, Allah’ın da onu andığını baştan aşağı tüm ruhu bedeniyle hissediyorsa uyanmıştır.

Dervişlik nedir? Üç şeyden oluşan denizdir;1.si Takva 2.si Cömertlik ve 3.sü de Allah’ın yarattığı İnsanlara ihtiyaç duymamaktır.

Konuştuğu halde konuşulmayan, gördüğü halde görülmeyen, fark ettiği halde fark edilmeyen, yediği halde lezzet almayan, hareketi de sakinliği de olmayan, sıkıntısı da mutluluğu da olmayan kişi Derviştir.

Garip kimdir? Gönlü bedeni içinde garip, aklı başı içinde garip kalan kimsedir.

Sema etmek nedir? Sema ederken ayağı yere vurunca yer katlarının diplerini; kolunu havaya kaldırınca semadan arşa gökleri görenin hali semadır.

İrfan sahibi kimdir? Yiyecek toplamak için yuvadan çıkan ama yiyecek bulamayan, yuvasını arayıp şaşkınlık içinde kalan, bir daha da hiç yuvasına dönemeyen kuştur.

Allah senden vakti girmemiş Salâtı istiyor mu ki sen ondan henüz gelmemiş Yarının Rızkını istiyorsun!?

Gam ve keder isteyin. Ki gözyaşı doğsun. Allah ağlayanları pek sever.

Allah Dostlarında öyle sırlar vardır ki dünya ehli duyacak olsa onları paramparça ederdi.

Aksi mi aksi karısının eziyetine herkes şahitti. Karısı vefat etti. Bir süre sonra evlendi. Bu hanımı itaatkârdı. “Huzurlusunuz şimdi” dediler. Ebu’l- Hasan Harakani k.s  şöyle dedi: “Hayır hayır. Ölen, benim yumağımı sarardı. Bu ise kendi yumağını sarıyor” (!?)

O Dost dediğin, onu görmekle rahatlar göz

Onu görmezse ağlamaktan rahatlamaz göz

Göz bize Onu görmek için lazımdır

Eğer Dostu görmezse ne işe yarar göz?

Seyr ü Sülûk Risalesi http://www.dr.com.tr/ekitap/seyr-u-suluk-risalesi

SIR MI?

Bazı Ehlullah eserlerinde “Bundan ötesi sırdır, anlatılmaz” ifadelerini sıklıkla görürüz. Buna kilitlenenler sır ne ki diye aranırken basiretli okur, o zatın bunu söylediği cümleler arasında sırrı çoktan görmüş ve çözmüştür.

Ayakları yere basan, sır- keşif adına hayret peşinde koşmayan; tereyağından kıl çekercesine kavuşur hakikatine. Ne ki ego basitliği sevmediğinden literatür sarmalı içinde debelenir dururuz. Ak süt içinde ak kılı ararcasına…

Kuyuya atılan ve ölsün diye üzerine toprak atılan merkep, silkindikçe yukarı çıkar ve kurtulur. Süt kazanına düşen iki kurbağadan biri ölürken durmadan dönen diğeri sütü yağa dönüştürmüş. O da kurtulmuş. Bunlar hayvan, sen insansın!

“Deve zayıf, yağdan öldü. Akşama iki saat kala, sabaha karşı öldü. Ne yerde öldü ne gökte öldü. Bu deve nerede öldü?” Cevabı içinde ama sırlanmış gibi takdim edilen bir muamma. Cevabı içinde. Emin ol, sır dedikleri de aynen böyle. Çöz bakalım…

ZAYIF bir deveye çuvallarla YAĞ yüklemişler. Hayvancağız zaten güçsüz, uzun yolda yük altında ezilmiş. AKŞAM köyüne iki saat mesafede SABAHA KARŞI, nehir üstündeki KÖPRÜde ölmüş. (Cevabı içinde demiştik di mi?☺Sır denenlerin çoğu böyledir.)

Hacerul Esvedi öpen arınır günahlarından… Altınoluk altında ıslanarak yüzü Kâbeye, sırtı Kudüse Salât bir başkadır… Mekke’ye mi gitmeli?

DOĞRU BİLDİKLERİMİZ GERÇEK Mİ?

Büyük devletlerin uzay çalışmaları; bilimsel araştırma yapmaktan ziyade küçük devletlere “Tepenizdeyiz, Güç bizde” mesajıdır ve bu algı operasyonu tutmuştur. Delil? Ülkemizde yıllarca “Ellere Aya gitti, biz yaya kaldık” diye kendimizi küçümsemedik mi?!

Su ve Hava olmayan uzayda hava baloncukları ve yüzer gibi hareket eden astronotlar (.!?.) Biraz tefekkür etsek, geri kafalı yaftası yer miyiz? Yoksa “Düz Dünyacıların gazına geliyor” mu derler? https://www.youtube.com/watch?v=KvxiM4vWZts

Yaklaşan bir geminin önce dumanı, sonra direği, sonra gövdesi görülür imiş İlkokuldan itibaren zihnimize kazınan figürle böyle öğrettiler. Sahilde yaşayanlara soruyorum, hiç bunu birebir deneyimleyen var mı aranızda? Böyle mi oluyor?!

1

“Ayasofya kubbesi altın kaplama idi. Berrak havada Uludağ zirvesinden o kubbe görünür” {Evliya Çelebi} Buna tam da yok deve, diyecektim ki Bursalı dostum söze girdi:” Açık havada Uludağ’dan Boğaz Köprüsünü gördüm!” Yuvarlak Dünya? Eğim? Mesafe?!

2

Araştırma yorgunuyuz. Üşengeciz biraz. Oku, incele denince “Söylesen de öğrensek” denir bu yüzden. “Teoremlerin Kanun diye yutturulup Genel Kabul haline getirilmesinin Bilim Hilesi olduğunu” anlatmaya çalışıyorum. Yoksa Dünya Küre de demem Düz de. Araştırın!..

Dünya ve Güneş arasındaki mesafe ortalama 150 Milyon km, Resmi bilgi… Bulutlar 5- 13 km kadar yukarımızda. Pekala, bu kadar uzaktaki Güneş, batarken iki bulutun arasına nasıl girer?! https://www.youtube.com/watch?v=GnOjYt2ba2U

8.800 m. Everest zirvesinden ufuk çizgisi. 10.000 m.de uçanların gördüğü ufuk çizgisi. Nerede bu küresel eğim? Kaç km den görülecek ki? Geminin önce dumanı, sonra direği, sonra güvertesi miydi? Duy da inanma!.. Hay Allah’ım Hayyy!

3

UYUŞTURUCU VE AĞRI KESİCİ NİYETİNE Mİ?

İnsanlar, hakikat ilmini dertleri için uyuşturucu;  sancıları için ağrı kesici niyetine kullanma eğilimindeler genellikle. Bu eğilim devam ettiği sürece sömüren, sömürülen ve sömürü sistemi devam edecektir.

Ağrı kesicileri, sıkıntıyı ve acıyı bir an önce baskılamak isteyenler kullanır. Hastalıkla yüzleşme niyeti olmayanlar. Dua ve Zikir mekanizmasını ağrı kesici gibi mi kullanıyorsunuz, yoksa kilit ve perdelerinizi görme amaçlı mı?

100 kişiden 99 u şöyle sorular soruyor:  “Sıkıntım var, hangi Esmayı zikredeyim, hangi duaya yoğunlaşayım?” “Olayı sıkıntı görmekle nelerden perdeleniyorum; tıkanıklık, kilit ve kayıtlarımı tanıma yolu ne, bu sahne bana ne anlatıyor?” diye soran daima az.

Koruyucu Hekimlik neden gelişmez dedim doktoruma. “Bir yerin ağrımadan hiç dr.a gider misin?” dedi. Hayır, dedim. “İşte bunun için gelişmez. Kimse korunmak için gelmez bize. Hastalanınca kapımızı çalar” dedi. Tasavvuf İlmine ilgide de durum pek farklı değil.

Bir şeylerin önünü “Açmak” için ilim arayan çok. Bir şeylerden “Kaçmak” için ilme yönelen de hayli fazla. Oysa ilim, öylece “Akmak” içindi. Açmaktan, Kaçmaktan öte Su misali Akmak için… Akanlara Selam olsun. Denize karışmaları niyazımla. (ÂMİN)

DİNLE

Muhatabınız hararetle bir şey anlatıyorsa, bilin ki o konuda birikim elde etmiş veya kendince onu önemsemiştir. Sizin için bilinen ve basit bir konu da olsa, saygıda kusur etmeden dinleyiniz. Edep bunu gerektirir. Ukala; dinlemez, yanında dost da bırakmaz.

Dinleme nezaketi nasip olmuşsa bir insana, hiç kuşkusuz İlimden de Hakikatten de nasibi çok olacaktır. Dinleyen, yağmuru özümseyen bahçe gibidir ki rengârenk çiçekler bitirir bağrından.

Söyledikleriniz, aktardıklarınız karşısında iki de bir “Ama”, “Fakat”kelimeleriyle karşılık verenler; “Tamam da” diye başlayıp başka mecralardan bahis açanlar; hal diliyle size “Bana yorulmana değmez” demektedir. Onları yormayın nolur.

Çocuklarınızın özgüven, vakar ve olgunluk sahibi olmasını istiyorsanız; sözlerini kesmeden onları dinleyiniz. Bıkmadan, tekrar tekrar sordukları konulara cevap veriniz. Küçükken itibara alınmayan çocuk yarının ezik ve sorunlu şahsiyetidir. Kim yaptı?

Merhum babam, ilkokul yıllarımda, liseli ağabeylerimle yaptığı akşam sohbetlerinde “Senin görüşün ne?” diyerek beni de konuya dahil etmeseydi, bugün elime kalem alamazdım. Kader deyip atma öteye de sistemi anla!

Kitap tavsiye ediyorum. Daha 10 sayfa gitmeden 100 soruyla karşıma dikiliyor; karışık, vehimli, sabırsız kafa. Kitap tavsiye ediyorum. Su içercesine okuyor, billur tefekkürler üreterek karşılık veriyor; samimi, açık, temiz bilinç.

“Derviş, kulaktan döllenir” demiştir erbab-ı hakikat. Dinlemek; taklit sözlere değil; kendi hakikatine hamile kalmaktır. Sonra da Meryemce doğurmak İsa’sını. Daha ne diyeyim ki?!

BİR BAŞKA AÇIDAN HAKİKAT

Güvendiklerinin, güvenilmeyecek tipler oluşuyla yüzleştiğinde Özgüven bir volkan gibi patlayacak Özünden. O halde bu yüzleşme büyük Nimet!

Tutunduğu dal eline gelene, güvendiği dağa kar yağana, yaslandığı duvar yıkılana ne mutlu! Ona açılan Hakikat; hiç kimselere açılmayacak!

İlim ve onun yaşamı esnasında sahiplikleri yıkıla yıkıla, putları kırıla kırıla ilerleyenin elde ettiği özgüven; “Kudret”in ta kendisidir.

Hakikate adanana imtihanla açılan özgüven; tasavvufta Kudret diye anlatılır. Gerçeği literatüre bulamaç edenler söylemese de ben söylüyorum.

Kendi hakikatine, kendi gayretiyle erişebilecek tek varlık insandır. Ne yontucuya, ne ustaya ihtiyacın var senin. Akıllı ol ve hemen başla!

AYIBI AYIPLA ÖRTMEK Mİ?

Gündeme düşmüş ayıbını, bir başkasının ayıbını yayarak örtmeye çalışmak; insanî aklın değil şeytani zekânın yapacağı iştir. Mızrak çuvala sığmaz! Edep Ya Huuu!

Birinin kendi mahremini, ayıbını herkese ifşa etmesi; bana onun ayıbını konuşma ve yayma hakkı vermez! Bu dahi gıybet ve fitneye ortaklıktır. Bu konudaki İslami yaklaşımım yanlışsa lütfen düzeltiniz.

Edep ve ahlak anlayışı; yatak odasını sokağa taşımaya yatkın olanlar bulunabilir. Tarih boyunca da olmuşlardır. Buna özgürlük de diyebilirler. Kusura bakmasınlar, biz almayalım. Biz öylesi bir özgürlüktense Edep Dairesine kilitli kalmayı tercih ederiz.

BİR EMNİYET SUPABI

Her Zâhirin Bâtını, her Bâtının Zâhiri mutlaka vardır.  Görünenin görünmez yanı, görünmeyenin görünür yüzü de.  Bu ölçüyü hatırdan çıkarmazsanız, uçuk- kaçık, akıl- mantık ötesi anlatımlarla beyin uyuşturanların tuzağına düşmezseniz.

“Mana Alemi” diye maddeden bağımsız bir alem de yoktur. “Manada bize böyle bildirildi, manada şöyle şöyle oldu” diyeni duyarsanız, ikiye tak sağdan devam et diyerek yol veriniz.

Bedende yaşanmayan, hayata indirgenemeyen, görünür alemde karşılığı olmayan açıklamalara prim veren bi tarafınız varsa sizden çok güzel koyun olur. Koyun olduktan sonra çoban nasılsa bulunacaktır.

“Ya Ali! Sen Allah’a aklınla yakın ol!” {Hz. Muhammed sav}  Hastayım bu hitaba.  Öyle bir zırh ki bu hitap, ne çoban bırakır ortada ne koyun. Aklımı seviyorum. Ve onu kullanmaktan hiç vazgeçmeyeceğim.

“Ya Ali! Sen Allah’a aklınla yakın ol!” buyurmuş. “Ali sen bana teslim ol, aklını cebine koy, ne dersem bildirilene itaat et” dememiş farkında mısın? Niye ki?

Günümüzde hakikati açanlar “Aklınla yakın ol” diyor mu muhatabına? Onlardan birinin karşısında aklını konuştur bakalım ne oluyor? Zat-ı Şahaneleri, Celal buyurup (!) anında kapının önüne koyar!

Üst Bilinçten istifade et ama İnsanüstü görme! Üst Aklı değerlendir ama Mutlak Akıl yerine koyma! Ustayı, rehberi, anlatanı izle ama aklını hep kullan! En büyük ihanet; kişinin kendi Aklına ihanetidir.  Ne çektiysek bundan çektik.

NİYET, BASİRET, BAĞIŞIKLIK ve ÖLÇÜ

Kulak sesi, beyin niyeti duyar Göz sûreti, gönül sîreti görür. Münafık, kendine münafık sadece. Kandıran, kendini kandırdı sadece. Değil mi ki herkesin bir beyni bir de gönlü var, dileyen dilediğince dans etsin, maskelesin kendini. Gizli de Açık da Allah’a bir değil mi?

Okuduğun satırlardan öte yazanın sadrını (gönlünü) hissedebiliyor musun? Dinlediğin hitabın belağâtından, süsünden öte ruh ve maksadını duyabiliyor musun? Korkma, aldatılmazsın! Aksi durumda? İşin yazanın ve konuşanın insafına kalmıştır.

Niyet Okuma Şeytanî; Basiret Rahmanîdir. Hep tetikte ol birilerinin niyetini oku demiyorum. Basiret diyorum! Basiret; ölçüsü olana mahsustur. Ölçü; Dinin (evrensel gerçeğin) genel geçer kurallarıdır. Sevgin ve İlgin onlardan tavizi başlatırsa yandı gülüm keten helva!

Sapma ve aldatılma; kanma ve kandırılma ölçülerin değişimi ile başlar. Beyinlere egemen olmak isteyenler; kişilerin önce ölçüleriyle oynarlar. Alıcı ayarlarıyla oynandı mı bir kere, yayını değiştirmek kolaydır çünkü.

Geriye doğru bakınca, dün günah ve yanlış dediklerine bugün de aynını diyor musun? Yoksa bazı ölçüler gevşedi, yumuşadı mı sende? Bunlara bakışın değişti değil mi? Geçmiş olsun! Allah şifa versin. Umarım toparlanırsın.

Aydınlanma, evrensele açılma, değerlerden arınma, çağdaşlık ne kadar da sevimli kavramlar değil mi? Gerçekten arınıyor musun yoksa senden bir şeyleri koparıp götürüyorlar mı? Sen dediğime bakma, önce kendime soruyorum bunu.

Beden bağışıklık kazanma yetisine sahip. Bu sıhhat açısından bir nimet. Zihin de öyle bilir misin? Zihin de bağışıklık kazanır düşünceye, duyguya.  Risklerini sen sorgula!

Kur’an bazı günahlar hakkında İŞLEMEYİN demek yerine YAKLAŞMAYIN der nedense? İnsan, çöplük yanından geçerken rahatsız olur. Ama evi çöplüğe yakınsa alışır gider. Düşünceler, bakışlar, değerler, ölçüler de öyle. Neye alışıyoruz, sorgular mıyız?!

“Kimseyi kınamıyorum. Kötü görmüyorum. Olan oluyor” diyorsun ve bunu bi farkındalık, genişlik sayıyorsun değil mi? Acaba bu genişliğin Dinin “Uzak durun” dediklerini de kapsıyor mu? Evet mi? Kendine gelmeni dilerim!

Kâinatta her şey ölçü üzere. Ölçüsüz yaratım, açığa çıkış yok. Bağışıklık kazanan zihnimiz gevşeklik- ölçüsüzlüğü bize evrensellik zannettirmişse uyanmak gerektir. Beşeri uykulardan Muhammedi Seherlere! En çok da Hakikat markalı rüyalardan uyanmak!