Değiniler- 102

Değiniler- 102

İÇERİ Mİ, DIŞARI MI? DÜNYA TURLAMAK MI, İNSAN TANIMAK MI?

“Sıradan bir insan” olmayı kabul etmek; her sıradan insanın dünyasına yaklaşmak, ondaki zenginliği keşfetmektir. Seçilmişler az, sıradanlar esas çoğunluk olduğuna göre zengin ve dolu dolu hakikat seyrinin nerede, nasıl, kimlerle yaşanacağı gayet açıktır.

Hakikatini arayanların içe; uzlete, yalnızlığa çekilmesi eski- kadim bir uygulama. Her daim işin genel geçer kuralı bu mudur? Hz. Muhammed (sav) in “Benden sonra Hira’ya çıkmak yoktur!” hadisini nereye koyarız o vakit?!

Maldivlere, Himalayalara, Alplere, Hawaiye uzanmış işadamı. Ne ki çayını getiren odacının, sokağındaki çöpçünün, emeğiyle onu sürekli yücelten çalışanının dünyasına bi kere bile girmemiş. Turlamış mı dünyayı?!

Uzaklara, antik medeniyetlere, farklı coğrafyalara seyahat edebilir, böylece bilgi- görgü- bakış açısı genişliği elde edebilirsiniz. Oysa “Hakikat İnsanda seyredilir” en güzeliyle. Yanı başınızdaki nicelerine sırt dönmüşken böyle bir keşif turu sizi gerçeğe taşır mı dersiniz?

“İnsanlık” kelimesi eski Çincede nasıl yazılırmış biliyor musunuz? Kucaklaşan iki insan figürü şeklinde. Toplumsal hiyerarşi, kendimizi özel sayma, unvan ve konum biçme sevdası ile yaşadığımız İnsanlık mı bizim? Kucaklaşıyor muyuz İnsanlık için?

“İçselliğime çekiliyorum”, “Yalnızlığı tercih ediyorum” demenin altında hiç de küçümsenemeyecek bi Kibir ve Dışlama saklı değil mi bu cümlelerin? Kalabalıklara karşı kibir ve toplu yaşayanları dışlama! Hemen inkâr etme, bi düşün derim.

“Ben kimim?” sorusu kendine sorulur, cevap kendinde aranır. Öyle öğrendik. Bi de “Sen kimsin?” var. Korkma, çekinme sor insanlara. Anlatsınlar. “Sen kimsin” diye sorduklarının anlattıkları; “Ben Kimim” e zengin cevaplardır aynı zamanda. Fark etsen!

KİM, KİME NE KADAR AÇILABİLİR? NE KADAR TANIYABİLİR?

Anne- Babalar; tüm sırlarını açabilir mi evlatlara? Evlatlar, anne- babalara? Aile; en samimi, en içten, en sıcak kurum muydu? Saklı dünyaları var hepimizin. Samimiyet görsek, açılıp rahatlayacağımız saklılıklarımız. Aile bile bunu çözmüyorsa?

Bir rahip demiş ki; “Günah çıkaranları dinledikçe içimin, saklı dünyamın ne kadar pis olduğunu anladım!” Bir terapist de şöyle demiş; “Danışanlarım, onları rahatlattığımı sanıyor. Oysa onlar olmasa ben çıldırır, intihar ederdim!” İlginç ve düşünülesi…

Senelerdir yazıyorum. Okurlarım teşekkür ediyor; sağ olun, var olun, bizi besliyorsunuz. Kim kimden besleniyor, cesurca söyleyen çıkmadı daha! “Biz olmasak yazamazsın” gerçeğini belki de edeben vurmadılar yüzüme.

İnsanlar içlerini döktükleri yazar, düşünür, bilge, rehber, âlim, arif dedikleri kişilerin içlerini ve gerçek dünyalarını hiç bilemeyeceklerdir. Onlar da bunu hiç kimseye açmamayı tercih eder nedense? Daha garibi, kimse buna samimiyetsizlik de demez…

YİTİRİLEN DOĞALLIK, KAYBOLAN İNSANLIK

Kesin rakamlarla sonuç almaya, formüllerle ölçmeye öyle alıştık ki bunların dışındaki doğallığı yitirdiğimizin farkında bile değiliz. En şifalı besin BAL. Balın formülünü çıkaran var mı? Laboratuarda bal yapan? Öyleyse?

Dünyada her saniye 40 insan intihar ediyor! Bunlar bilinen intiharlar. Ya minnet duygusu, dışlanmışlık, eziklik, kendi dünyasına kaçmak suretiyle yavaş yavaş intihar edenler? Sayısını kim bilebilir?

Endonezya’da 3 yıl devlet başkanlığı da yapmış bilge bir zat şöyle vasiyet etmiş: “Mezar taşıma dini şeyler yazmayın. Sadece şunu yazın; “BURADA İNSAN SEVGİSİ DOLU BİRİ YATIYOR!”

Endonezyalı o bilge bakın neler demiş?
- İslam; kucak açmaktır.
- İnsanın hakikatine ermesi için dine de ritüele de ihtiyaç yoktur.
- Mantığını kullanan ve insan ruhunu tanıyan gerçeğe erer.
Ülkesinde tepki çeken o zatın adı mı? Abdurrahman VAHİD! İsmiyle müsemma.

Amerika’lı Hristiyanlar arasında yapılan bir ankette % 50 sinin, İncilin 4 bölümünün adını (Matta, Markos, Luka, Yuhanna) sayamadığı kayıtlara geçmiş.

Unesco kayıtlarına göre dünyada 4.200 farklı Dini ekol ve akım yaşıyor. Dinler barış, kardeşlik, sevgi dediği halde tarih boyunca ve şimdi en çok çatışma ve savaş niye din yüzünden çıkar, sorusunu kimse cevaplamıyor.

Tevrat’ın ilk ve ana iman esasları sayılan ON EMİR in 7 tanesinin Antik Mısır İnanışlarının tıpkısı olduğu söylense, hangi Musevi bunu sindirebilir?

HÜSNÜZAN

“İnsanlar ve gündeme düşen olaylar hakkında Hüsnü Zanda bulunun” önerisini, göz göre göre Yanlışa Göz Yummak ve Kötülüğe Prim Vermek diye anlayan; Resulullah (sav) ın hüsnü zan önerisindeki sırrı zerre kadar anlamamıştır.

Nasıl ki Suizanda bulunan; kendisi ve bütünün aleyhine negatif üretimi tetikliyorsa, olaylara Hüsnüzanla yaklaşan da kendisi ve bütünün hayrına temiz, arıtıcı ve dönüştürücü bir üretimi tetiklemiştir.

Arınmışlığın bir alameti de kir görmemektir. Dışarıdan bakan, Hüsnüzan edenin haline örtüyor, hayra yoruyor vb dese de öyle değildir. Kir, çirkin, pis gören örter. Hüsnüzan sahibi öyle görmüyor işte! Örtmüyor, temiz görüyor. Anlatabilldim mi?
Bandırmalı Ali Efendi (ks) ye “Müridinizi rakı içerken gördük” demişler. “Ayrandır, ayran” demiş. Gördük ama diye ısrar etmişler. Yine ayran demiş. Örtüyor mu? Hayır! Yakışıksızlık göremiyor, göremez o gözler. Anladın?

Öküz altında buzağı ararcasına didikleyen, paparazi gibi gizlilik kovalayan bir halin ve merakın varsa; okuduğun, zikrettiğin, eda ettiğin taşa yağan yağmur misali akıp gitmiş, Kalp toprağına zerre kadar işlememiştir. Ne kadar acı değil mi?

Somuncu Baba diyarından Darendeli Osman Hulusi Ef. (ks) merhumun Hüsnüzan hakkındaki bu şiiri gönlümü titretti, benliğimi silkeledi. Gel bu gece gönülden tevbe edelim suizanlarımıza. Yarınımız, Hüsnüzan yaşamımızın miladı olsun.
Adsız

İRFAN NE OLA Kİ?

“Öğrenilmiş Hakikatlerin, hakikat olup olmadıklarından kuşku duymaktır İrfan.” {Dücane CÜNDİOĞLU}

Tefekkür ve Sorgulama kolaydır. Zor olan; işte bu tarif edilendir. Bu yaşanmadan kemale erilmez, imandan yakiyne geçilmez.

“Bilgi sahibi”nin bilgisine imanla çıktık yola. “Sahipsiz Bilgiler”i de sırtlayarak geldik hassas çatala. Cesaret ve Aşkımız İrfan; kaygı ve bağlarımız tekrar İman kulvarına atacak bizi. Tabi kime ne kolaylaştı ise. Yerli yerince…

İrfana gelince şeriati çiğneme, raydan çıkma, yoldan sapma hissi tavan yapacak içinde! Korkma işin doğası budur. Dostu sevmişsen mesele yok. Şirkin gerçek manada (dost eliyle) kalktığı yerdir orası. Delil? “Dost yüzünü göricek şirk yağmalandı/ Onun için kapıda kaldı şeriat” (Bizim Yunus)

İrfan kapısında “Sahipsiz Bilgiler”e açıldığında vehme düşersen kalbini yokla; Dostun sevgisi oradaysa mesele yok! Dinden mi çıkıyorum dedirten bilgiye muhatap olduğumda kalbimde ikisinin sevgisi hep canlıydı: Biri Muhammed Mustafa (sav) diğeri? O kendini biliyor.

EN GÜVENLİ LİMAN

Ölçü ve Denge hassasiyeti olan, Genişlik ve Esnekliğe kendini kapattıkça; Genişlik ve Esnekliği kuşanan, Ölçü ve Dengeyi hafife aldıkça, Orta Yolu Tutma önerisinin pek ilgi görmeyeceği açıktır. Taraftarlığın ibadet gibi sunulduğu süreçlerde Yalnızlık ve Sükût; en güvenli limandır.

BÖYLE BİR SEVMEK

Sevgi, nefretin zıddı değildir. Nefretin zıddı bir sevgi düşünüyor ve onu yaşamak istiyorsanız, boşuna yorulmayın. Öyle bir sevginin size vereceği hiçbir şey yoktur.

Zıddı olan her şeyin pozitife de negatife de yatkınlığı vardır. Sevginin zıddı yoktur. Sevginin dengi, eşiti ve misali de yoktur hakikatte. Damla deryaya ne kadar misal olabilirse sevgi adına yazılanlar da sevginin gerçeğini ancak o kadar ifade eder.

Okyanusların zıddı karalar, diyebilir misiniz? Söz konusu olan okyanussa karanın esamesi okunmaz. Sonsuzluk, vahdet, hiçlik misali olarak toprak değil de deniz misal verilir. Sevgi de öyledir.

Kan, foseptik, zehirli atık akıtarak, çöp dökerek Okyanusu kirletebilir misiniz? Hesapsız, riyasız, beklentisiz sevene; en kirli nefretleri kussanız, en aşağılık yaftaları yapıştırsanız vazgeçer mi ki sevmekten? Okyanus kirlenir diyorsan belki…

Sevgin ne kadar hakiki bilmek ister misin? Ölçüye sığmayan sevginin hiç olmazsa bir alt tabanı yok mu? Var elbet. Sana yönelen nefreti, kalbine taarruz eden kini, içine oturan hakareti dahi sevgiye dönüştürebiliyor musun? O zaman seviyorum diyebilirsin.

Gerçek sevenin önemli bir vasfı mı? Hiç kimseyi kendi karşısında özür dilerken, mahcup olurken görmek istemez biliyor musun? Bundan şiddetle kaçınırlar. Laf aramızda “Zül İntikam” esmasını “Vedud” içinde eritmiştir onlar…

Ne diyordu Yusuf? “Bugün size kınama yok, geçin kral dairelerinize, yiyin için keyfinize bakın!” İşte gerçek seven. O sevginin hangi aşamalardan sonra açığa çıktığına da var sen bak Yusuf Suresinden…

Gerçek seven cahildir biliyor musun? Ezber bilgi cahili. KitabÎ bilgi cahili. Biliş halindedir onlar. Kalbin bilişi, gönlün hissedişi. Gerçekten cahildirler senin benim bildiklerime. Ve belki de onun için ummana dönüşmüştür yürekleri.

Mütefekkir bir şairimiz “Celladına âşık olmak” kavramını kullanır akıl almaz sevdalar için. Emin ol çok ters, çok mantıksız, çok saçma gelse de gerçek sevginin önemli bir yönü de budur. Celladına âşık olur onlar…
“Celladına âşık olmak” diye ürkütücü biçimde vasıflanan hal, kişinin “Kendisini Benlikten kurtulacak olana gönül vermesi”dir hakikatte. İşte o sevgi arıtır, işte o sevgi Miraç yaptırır.

Su gibi azizdir seven. Nasıl görmek, nasıl sevmek istersen ona bürünerek hayat verir isteyene! “Benim de kimliğim var” dediği görülmemiştir. Sırf sen olup sende yiter hakiki seven. Kurak toprakları yeşerten su misali. Dilerim nasip olsun bize de Sevginin Hakikati. (ÂMİN)

GİZLİ DE AÇIK DA BİRSE ALLAHA; YAKIŞMAZ MI İHLAS SAMİMİ KULA

İnsanlar; yazılı veya sözel beyanlarının görünen ifadeleriyle birlikte Niyet ve Amaçlarının da muhatap beyne aktığını hatırdan çıkarmasaydı; hiç kimse sözler ardına saklanarak yek diğerini ikna ettiği, kandırdığı veya güdümüne aldığı zannına kapılmazdı.

İfade yeteneğiniz, ikna gücünüz, anlatım zenginliğiniz ne olursa olsun kelimelerle yaldızladığını her şeyin gerçeği, çırılçıplak olarak beyinlerce algılanmaktadır. Söze, yazıya, ifadeye hâkim olabilirsiniz ama bunların enerjisine asla!

“Gözüm tutmadı” “İçim ısınmadı” “İten bi şey var” “Görüntü iyi de biraz tuhaf gibi” vb türden beyanlar; görünenden çok niyet ve maksat enerjisini hisseden gönlün dillenişidir. Vehim ve endişe haline getirmeden bunları dikkate almak gerek. Kanmamak ve yanmamak için…

Bilgi, bilinç, algı düzeyi ne olursa olsun her beyin; yalanı, cilayı, örtüyü ve maksatlı laf cambazlıklarını sezer ve hisseder. Yüzünüze vurmuyorlar diye kandırdığınızı sanırsanız aldanırsınız. Hakikatte insan insanı değil herkes sadece kendini kandırabilir.

Bedeli ne olursa olsun gerçeği söyleyen, insanlar nasıl değerlendirirse değerlendirsin özür dilemeyi ve toleransı ilke edinen er geç kabul görecek ve ona hakkı mutlaka teslim edilecektir.

Uzay karanlık, soğuk, sessizmiş. Bütün sesleri, bütün ışıkları soğurur ve yutarmış. Ortalık dedikodu ve fitneden toz duman olsa da gönül perdeni dışarıya sımsıkı çekebilir, soğuk kanlı durabilir ve sükûtu korursan ne olurmuş o vakit?

Sürekli sizi öven, değil kusur sizde ufacık bir leke görmeyi bile kendine haram addedenlerden örülü hisarınız, sağlam görünebilir. Ta ki saf, masum, samimi bir bacaksız “Kral Çıplak” diye bağırana kadar.

Sistemde güçlünün zayıfa galebesi şeklinde işleyen mekanizma hâkim, içimize sinse de sinmese de. Gözlem ve tecrübem o ki; gücünüz, ustalığınız ne olursa olsun, samimiyeti bencilce kullanmaya kalkıştığınızda tokat pek hızlı ve de pek şiddetli geliyor.

Organlar ağrı, sızı ve yanma ile rahatsızlıkları beyne iletirler. Bu, vücudun erken uyarı sistemidir. İnsan, iyiyim kodlamasıyla uyarıyı duymama veya bastırmayı da seçebilir elbet. Peki bu içeride başlayan hasarı durdurur mu dersiniz?

Görmedim, duymadım, bilmiyorumu oynamak mümkün. Yanlış gördün, öyle değil, bilmiyorsun diye -güya- ikna etmek de. “Allah için gizli de aşikar da bir” ise ne çıkar bundan? Sistemi okuyan; Samimiyetten ayrılmaz. Samimiyet; emniyettir. İhlâsın gönüllerimizde pekişmesi niyazımla…

HİÇBİRŞEYLİĞİN HUZURUNDA

Kimi, cehennem ateşlerinde kıvranır, kan ter içinde uyanır kâbusundan. Kimi, cennet bahçelerinde dolanır, güle oynaya uyanır rüyasından. Bütün mesele uyanabilmektir. Uyanan için, geçmiş cehennem olsa ne yazaaar cennet olsa neee!? Bütün mesele uyanabilmekte!..

Yemeğe acıkan doyurabilir karnını
İlme acıkan doldurabilir aklını
Acıkmaların en doymazı Sevgi- İlgi açlığı
Ve o noktada yaşanır bütün sınavlar
“Aç köpek fırın yıkar” mı demiş atalar
Sevgi derken köpek buraya gitmedi di mi?
Özür dilerim, alınma üstüne, o benim Nefsim!

İlgilenilmek, sevilmek, önemsenmek, anlaşılmak istiyorsun? Her insan gibi? Hem bunlar menfaat değil gayet tabii istekler değil mi? Geçmiş olsun! Ego, Nefis, Benlik, yaldızlı çikolata ambalajında yedirmiş sana zehrini. Afiyet, şeker olsun!

Kendini tutsak hissediyorsan kurtulma yolu ara
Özgür hissediyorsan açıl uzağa, dal ummana
Ne tutsak, ne özgür; hislerin dahi ölmüş gibi mi?
Ses etme bilmesinler, melankoli der, aşk derler, bin bir kulp takarlar buna. Kıpırdama, öylece kal orada. Hiçbirşeyliğin eşsiz Huzurunda…

Sevgi beklemeden sevebilse, kanacaktı sevgiye.
İlgi beklemeden ilgilense, doyacaktı ilgiye.
Bekledi. Ama hep bekledi.
Bazen hiç vermeden, bazen verdiğinin bin misli.
Vermediler. Verseler, devasa benlik anıtı olarak dikilecekti ortaya.
Aciz bir kul olarak savruldu yaprak yaprak ıssız koylara.

Duanın kabulü için ne yapmalı?
Dua kabul olursa, ego tavan yapar, boş ver
Olur mu, dua mühim, her an duada olmalı
Haklısın duada olmalı da kabulde kalmamalı
Uçuyorsun, bişey sorduk, nereye çektin
Tamam, indim yere. Şimdi Şahı Velayeti dinle:
“Duamı kabul etmemesinden tanıdım ben O’nu”

Kalem kırıldı, mürekkep kurudu, sayfa doldu
Klavye var, kim bakar kaleme mürekkebe
Ekran da genişliyor, uzuyor sayfalar yazdıkça
Öyle değil ya hu olan oldu, olacak olan da oldu yani
Ha, tamam tamam amenna ve saddakna
Klavye durdu, ekran karardı.
Kesilen nefesim mi acep yoksa cereyan mı?