Değiniler- 103

Değiniler- 103

EİNSTEİN’DEN İNCİLER

Ben Spinoza’nın kendini dünyanın adil harmonisi içinde ortaya koyan tanrısına inanıyorum. Kaderle ve İnsanlığın yaptıklarıyla uğraşıp duran tanrıya değil.

Ben derinden bir dindar ve aynı zamanda imansızım.

İzafiyet Teorim, matematikçilerin eline geçeli beri onu ben de anlayamaz oldum.

Bilimsel çalışmalarım benim güvenli limanım. Tıpkı bir aşığın veya bir dindarın çekildiği inziva gibidir laboratuarım.

Otorite kuranları hep hor görmüşümdür. Ne var ki Kaderim, beni bilim otoritesi haline getirerek cezalandırdı.

Şu iki sorumun cevabını hiç bulamadım:
1- Bu kadar tanınırken neden bu kadar Yalnızım?
2- Beni kimse anlamadığı halde neden herkes çok seviyor?

Konforlu bir yaşam ve mutluluğu amaç edinmek bana hiç cazip gelmedi. Sürüdeki bir domuz değilim ki kendime lüks bir ağıl hayal edeyim!

Kendimi ülkeye, devlete, bir arkadaş grubuna ve hatta aileme bile yürekten ait hissedemedim hiç bir zaman.

Beynimin, yeni ve parlak fikirlerin kaynağı olduğu kadar, birikmiş eski ön yargıların kök saldığı bir arkeolojik yerleşke olduğunu da inkâr edemem.

Evrendeki her şeyin uyumuna ikna oldum. İnsanlar, sebzeler ve kozmik toz, hepimiz esrarengiz bir tonda dans ediyoruz. Uzaklarda, görünmez bir kavalcının çaldığı müzik eşliğinde.

Geçmiş, Şimdi ve Gelecek zaman arasındaki ayrım; insanlığın yüzyıllar boyu inatla inanmayı sürdürdüğü bir illüzyondan ibarettir.

Einstein, henüz 16 yaşındayken kendine şunu sormuştu: “Bir ışık demeti üstüne binsem ve öylece seyahat ediyor olsam, acaba ne görürdüm?”

“AN’I YAŞAMAK” ve “AN’DA KALMAK” MI?

Hiç kimse her şeyden bağımsız, bağlantısız, nötr, salt bir AN yaşayamaz! Hiç kimse ANda kalamaz! Çünkü “ANı yaşıyorum” dediğinde bile insan, milyarlarca yılda oluşmuş birikimle bunu söylemektedir. “ANda kalmak”sa hayaldir. Denizden çekilen fotoğraf karesi o anki dalgaları durdurmuş oluyor mu?

ANı yaşamak, ANda kalmak ifadeleri sadece birer temennidir. Genetik var, astroloji var, kültür var, eğitim var, yerleşik huylar var ve sen AN yaşayacaksın öyle mi? Bunca tesirin en asgari seviyeye indirilmesine AN denmiştir. Kendini zorlama ki motoru yakmayasın!

Ve birden duruveriyor yeryüzünde saatler
Biliyorum, işte o an sen geliyorsun.

Maşukun geldiğini gören âşık, o ANı böyle tarif etmiş kendince. Durmuş mu yeryüzünde saatler? Hayır. Sadece, gönlünde maşuk dışı değerler düşmüş. O da sadece o an için. Her zaman yine değil.

İMAM SUYUTİ’DEN

Çocuklarda 5 özelik var ki bunlar yetişkinlerde olsa evliya olurlar:
1. Rızık endişesi taşımazlar
2. Hasta olunca Rablerini kimseye şikâyet etmezler
3. Tek başına yemek yemeyi sevmezler
4. Hata yapınca korkar, ağlarlar
5. Kavga edince kin tutmaz hemen barışırlar
*
İmam Suyuti’nin bu saydıkları aynı zamanda: “Benlikten nasıl kurtulurum, neleri yapar ve yaşarsam bu bana kolaylaşır?” sorusunun da cevabıdır.

HAKİKAT BİLGİ Mİ BİLGELİK Mİ?

İnsanlar, yeni bilgiler edinmeye devam ettikleri sürece canlı ve coşkulu kalırlar. Yeni bilgi edinmek; insanın kendisiyle anlaşamama sürecini devam ettirmesidir. İnsan kendisiyle anlaştığı, uzlaştığı gün bitmiş, iflas etmiştir. {T. Zeldin}

Hakikat; Bilgeliktir. Ne var ki gelişen bilim ve teknolojik yaşama dayalı bakış açıları Hakikati, bilgi sahibi olmak düzeyine indirgemiştir. Bilgelik ile Bilgi Sahibi olmak arasındaki fark derindir.

Olacaklardan haber verene biçilen değer, Olanları açıklayana da verilmedikçe; Gaipten- Gelecekten bahsedene gösterilen ilgi, Şimdiyi- Mevcudu tahlil edene de gösterilmedikçe; Aklı kiraya verme, Bilinci ipotek ettirme riski devam edecektir.

İman ve Teslimiyet; herhangi bir üst akıl veya üst bilinç önünde aklı cebine koymak, sorgulamayı bütünüyle devre dışı bırakmak olsaydı Şah-ı Velayet Hz. Ali (kv) nin şahsında “Sen Aklınla yakın ol” hitabı günümüze, bize ulaşmazdı.

Sorgulamalarınız inançlarınızı sarsıp “Dinden mi çıkıyorum ne?” dedirtmedikçe, Araştırmalarınız bildiklerinizi boşa çıkarıp “Yaslandıklarım bir bir yıkılıyor!” korkusunu yaşatmadıkça Gerçeğe ulaşma iddianız kuru bir zandan ibarettir.

Hakikat Bilginiz size, kendinizin diğer insanlara nazaran iyi bir yerde olduğunuz hissi veriyor ve zihninizde insanları kategorize etmeyi perçinliyorsa; Şeytan size İlim şutu çekmiş, topu da doksana takmıştır.

Üzerine hayat anlayışınızı inşa ettiğiniz tüm bilgilere zıt, inançlara ters açıklamaları da inceleyebilecek genişliğe; uzak olmayı seçtiğiniz toplum kesimlerinin dünyasını da anlamaya açık gönle sahip olmadıkça arınmak da, erimek de, ermek de ham hayaldir.

Sevginiz, bilginizin altında kalmış; korunma kaygınız insanî duyarlığınızı kesmiş; öğretme çabanız ilmi yaşamanın önüne geçmişse; “Bir şeyleri yanlış mı anlıyorum?” demenizin vakti gelmiştir.

“Rabbim! Gövdemi öyle büyüt öyle büyüt ki, cehenneminde benden başkasına yer kalmasın” demiş Sıddik (r.a). Ebu Bekr; Doğallık, Saflık ve Samimiyetin Babası demek.

Allah’ım, Sevgide ve Bilgide haddi aşmaktan; sana sığınırız. Sevgimiz onur, Bilgimiz gurur meselesi olmasın (ÂMİN)

FARKLI BİR CUMHURİYET BAYRAMI İDİ

Size de öyle geldi mi bilmiyorum ama bu bayram farklı bir atmosferde kutlandı. Ülke çapında esen samimi havayı gönlümüzün derinliklerine hissederek teneffüs ettik milletçe. Şimdiye dek gördüğüm kutlamalar içinde Kalplere en çok dokunanı dünkü Cumhuriyet kutlamalarıydı.

Bayrak, Vatan, Din, Milliyet gibi değerlerle birlikte “Gazi M. Kemal Atatürk” ün tüm kesimlerce ortak payda olarak öne çıktığı bir bayramdı. Onu tanrılaştırma veya karalama çabalarının tutmadığı ve bundan sonra da tutmayacağı, milletçe benimsendiği gayet açık deklare edildi.

Milletin kısır çekişme istemediği; manipülasyon ve hamasete dayalı algı oluşturma çabalarını onaylamadığının bir beyanıydı Cumhuriyet kutlamaları. Siyasetçi, İdareci ve akıl, izan sahibi tüm sorumluların bu tabloyu dikkate alarak hareket etmesi hepimizin yararına olacaktır.

DENGE, BASİRET VE İNSAF ÇAĞRISI

Merhamet, Şefkat ve Dostluk kavramlarını bir kenara itecek şekilde Teklik, Evrensellik ve Özgürlük yaşama arzusu ve tutumu; muhtemelen tortusu yıllarca gönlünüzden çıkmayacak acı, pişmanlık ve mahcubiyetler bırakacaktır. Sistem; Dengeyi destekler…

Tekrar yüzeye dönemeyen dalgıcın dibe dalışında; dünyaya yumuşak iniş yapamayan astronotun uzaya çıkışında hayır yoktur. Esas olan dip yapmak veya pik yapmak değil, bu tip sıçrama veya düşüşlerden sonra yeniden yaşam alanına dönerek hayatiyetini sürdürebilmektir.

Kavuşulamayan aşk, başarılamayan savaş, bitmeyen ideolojik kavga macera- adrenalin olarak sahiplerine uçuş zevki verse de Sistemde kalıcı olan İstikrardır. İnsanlık, yanık aşklardan öte sağlam Aile; savaştan öte Zafer, kavgadan öte Hayata Uyumlanan Düşüncelerle ayaktadır.

Bir davaya Adanmayı, bir sevda için Yanmayı; bir kutsal uğruna Ölmeyi seven ve yücelten bir anlayışa sahibiz. Bunu da zirve idrak ve zafer görme eğilimindeyiz. Oysa esas olan Yaşamak ve her halükarda Ayakta kalmaktır.

Belaya uğramak da birine bela açmak da kuşkusuz takdir gereği. Kurban edebiyatı, belaya uğrayanı ayağa kaldırır mı? Allah diledi, elimde bir şey yoktu demek, bela açanı aklar mı? Niyazımız, her halükarda edebi ve toleransı elden bırakmamaktır.

Acı Çeken, dün kimlere, nasıl acı verdiğini; Acı Veren, yarın kimlerden, ne şekilde acı çekeceğini düşünürse Kulluk düzleminde olgun, huzurlu ve samimi bir hayat başlar. “Okuma” denen de budur zaten. Sistem, ukalalığı da Acındırmayı da desteklemiyor maalesef. Uyanan yol alıyor…

“Kendinden Kendine İşleyen Sistem” bilinci, hem Korunma hem Arınma demektir. Acı Çeken, bu idrakle geçmişi hatırlarsa; Acı Veren, bu idrakle geleceği hesaba katarsa arınma da korunma da Kendiliğinden gelişir. Bunların hepimize hazmıyla kolaylaşmasını niyaz ederim. (ÂMİN)

BÜYÜK YANILGILAR

İnsanoğlu, kendini “Kadın” ve “Erkek” diye tanımlarken neyi baz aldı? Cinsel Organı. Bu tanımla kendimizi etiketledik; bilim, sanat, edebiyat ve kültürle perçinledik nesiller boyu. Alternatif düşünmeksizin. Bitmeyen sıkıntı, dinmeyen bunalımlarımızın altında Tanımlarımız olmasın sakın?

İnsanlığın büyük bir yanılgısıdır Kişilerin Özel Hayatının, Toplumsal Hayatı etkilemediği; bunların birbirinden ayrı olduğu zannı. Oysa tam aksidir. Kaos ve Terör; Stres ve Gerilim en çok özel hayatında huzurlu olamayan bireylerden oluşan toplumları vurur. Nedeni, yine özel hayattadır. İlerisi söylenmez.

Bir diğer yanılgı da akrabalık bağı haricindeki insanların bize daha samimi olmayacağı kabulü. Kardeşten ileri Arkadaşlık, Aileden ileri Dostluk mümkündür. Hastane arkadaşımın refakatçisine sordum, nesisin? Arkadaşı. Oğlu yok mu? Var da beni istedi. (…) Altından alıyordu iyi mi!?

Avcı- Toplayıcı atalarımız 24 saatte rızık bulmaya en fazla 3 saat ayırır, sonrasında eğlenir, dinlenir, gezer, sohbet ederdi. Modern İnsan, günde 8- 12 saat arasında çalışıyor. Yorgunluk ve Stres de çabası. İlerlemişiz…

Eski Yunan’da biri için ücretli çalışma kınanır, köleler hariç bunu yapmak hoş görülmezdi. Araplarda da durum benzerdi. Şimdilerde bordro mahkumu, garantili işler çoğu insanın ideali haline geldi. Garanticilik anlayışımızla Köleliği modernize edip Rızık potansiyelimizi kilitledik denebilir mi?

İnsanlık, bilimi branşlara ayırdı ki kolay kavrasın. Ölçü birimleri belirledi ki ticaret ve hayat hızlı aksın. Ölçüler ve branşların insanın en temel gelişim güdüsü Merakı öldürdüğü, Keşif kapasitesini körelttiği ise acı bir gerçek! Kolaylaştırırken körelmek; Bulurken kaybetmek?

Geçmişte yaşamamak, ANı değerlendirmek önemli. Hafıza tutmamak, olanı zevk etmek de. Kim zevk ediyor? Hele bi seyahate çıkmaya görelim! Hele farklı bi güzellik yaşamayalım! İlk iş sosyal medyaya resimler, notlar yüklemek! Gözü ekranda; Kayıtsız, özgür, modern bireyleriz biz.

ESAS SORUNUMUZ

Derdin ne, dendiğinde hemen hepimiz maddi, manevi, toplumsal, hukuki, ekonomik vb sorunlardan bir kısmını sıralarız. Oysa hepsi de örtüdür bunların. Bilinçaltı, esas açlığını böyle saklar. Örtüler kaldırıldığında insanın temel sorunu: “Sevgi ve İlgi Açlığı”dır. Başka da bir şey değil…

Onlarca, yüzlerce hatta binlerce insanın ilgi ve sevgisi tatmin getirmez çoğu zaman. İnsan için önemli sadece bir kişidir. Onun nazarında en iyi olsa, başka hiç kimse tanımasa mutmain olacaktır insan. Birinin İdolü, birinin Vazgeçilmezi, birinin En Sevgilisi olmak binlerin sevgisine bedel huzur verir.

İlgiye doymak mı istiyorsun? Birinin en ilgilisi ol. Önemse her halini. Sevgiye kanmak mı istiyorsun? Birine sevildiğini hissettir. Sevgisizlik ve İlgisizlikten kendine küsmüş birini kaldır ayağa. Tüccar mantığına benziyor deme ama Sistem Gerçeği şudur; Veren kazanır. Çok ver çok kazan!

Şimdi bir de tersinden bakalım. “Çok ilgi gösterdim, çok sevdim olmuyor; dönüş sert oluyor niye?” Sistem Samimiyetsizliği hiç yutmaz, hemen kusar bilir misin? Egona sevgi ve ilgi kılıfı geçirip muhatabını boğmadığına, kendine kul- köle etmediğine emin misin?

Çok Veren, çok Seven, çok Paylaşan, çok İlgilenen Egoyu tanımak genellikle zordur. Bu ulvi kavramlar arkasına saklanan egomuzu Sobeleyebilecek miyiz? Oyun Bitti Arkadaş diyebilecek miyiz? Şah- Mat yapabilecek miyiz onu?

“İlgi, sevgi, şefkat, yardım ne yaptıysam olmadı. Hiç biri sökmedi ona!” mı dedin? Beyin kanmaz dostum. Almak için vereni, sevilmek için seveni, şefkat görmek için merhamet edeni tanır da hemen ters yüz eder! Beklenti; Şirk, Şirk de azaptır dostum!

İnsan, sıkıntı ve dert edindiklerinin derununda asıl Açlık ve Özleminin neye olduğunu görebilirse egonun kilitlerini bir bir açar; kalelerini tek tek yıkar. Samimi dostun bundaki rolü tartışılamaz. O gönlü bulan; “Ey ateş kuluma serin ve selamet ol” hitabını duyar ta özünden…

HAKİKAT PAZARI

Hakikate erişim yolları çeşit çeşit hatta insanlar adedince. Bize düşen; bunlardan fıtratımıza uyanı seçmek ve oradan yürümektir. Kimlerin, hangi yoldan, nasıl yürüdüğüne yoğunlaşmak ve eğri- doğru tartışmasına girmek bizi hem yorar, hem de gıybet vadisinin atık sularına çeker.

Hakikat anlayışlarının kendini en iyi, en doğru diye takdim hakkı vardır. Pazarcıların reklam hakkı gibi. Müşteriye düşen, pazarcıyla dalaşmak değil farklı tezgâhları dolaşmaktır. Pazar asayişi zabıtaya ait, müşteriye değil. Hakikat sapmalarını Sistem nasılsa hizaya getirecektir.

Pazarcı yalan da söyleyebilir, çığırtkanlık da edebilir ve hatta çürüğü ilk turfanda diye de sunabilir. Müşteri abartılara değil, bütçesi ve damak zevki doğrultusunda tercihine odaklanmalıdır. Tercihine odaklanan, en güzel ve en iyisini nasılsa bulur, seçer, alır.

İnsanlar; çeşitli haklı (!) gerekçelere istinaden ötekini düzeltme ve topluma ayar çekme kaygısına düşmeseydi; hakikatiyle barışık, huzurlu, sevecen bireyler çoğalırdı. Ne var ki çoğumuz bu noktada sınavı kaybettik.

Çocuktuk “Benim babam senin babanı döver”,”Baaak benim oyuncağım, seninkinden güzel” gibi nispetler yapardık birbirimize. Büyüdük ama bu hiç değişmedi. “Benim yolum seninkinden üstün”,”Benim doğrum seninkini siler” deme edasındayız. Gayrı, Öteki yoktu değil mi? Teklik? O neydi sahi?!

BİR BAŞKA AÇIDAN YARDIMLAŞMAK

Ülkemiz ve Dünya çapında ne çok Yardım Kuruluşu var. Hepsi de şu kabulden yola çıkıyor; açlık, fakirlik, imkânsızlıkları gidermek. Gıda, Sağlık, Barınma vb dönük yardımlara vesile oluyorlar. Ne hikmetse dünyada ne fakirlik bitiyor ne de diğer sorunlar. Bi yerde bi yanlış mı var?

İnsan, Kalp odaklı varlık. Şuura, manaya, duyguya, düşünceye dönük. Asıl mağduriyet; Kalplerde mi, yoksa bedenler ve çevrede mi? Doyurulması gereken Mide mi, Gönül mü? Kumanya paketi götürdüklerimize bir tutam Sevgi, bir avuç Gönül, bir damla Samimiyet götürsek mesela, nasıl olur?

Dünya dengeleri genel itibarıyla değişmiyor. İhtiyaç görme, yardım etme elbette güzel. Ne ki dünyanın fakiri, mağduru, ezileni hiç bitmeyecek. Mağdur, yalnız, fakir dediklerimizin asıl ihtiyacı; Sevgi, İlgi ve Sohbet. Anlaşılmak, Sözü Dinlenmek ve Değer Verildiğini hissetmek.

“İnsan, Akranı kalmadığı gün ölür guzuuum” Sohbet ettiğim bir yaşlıya ait bu söz. Yaşıtları kalmayınca gençlerin kendisini anlamadığına ve bunun ölüm kadar ağır olduğunu söylüyordu. Sözünü kesmeden sadece 10 dk dinledim, yüzü cennete döndü. Çok mu zor biraz ilgi göstermek?!

Gıda, barınma, giyim vb ihtiyaçlara koşan kuruluşları gönülden destekliyorum. Daha fazla vermeliyiz, onlar da daha çok koşmalı. Cuma vakti bir niyazım da “Sevgi, İlgi, Samimiyet Götürme Organizasyonlarımız” da olsa. Asıl ihtiyaç; Kalbin ihtiyacı, asıl açlık Gönlün Açlığı çünkü.

İnsanlar, gün be gün iç âlemlerine gömülüyor. Dertleşme, samimiyetle iç dökme git gide azalıyor. Nedeni? Akıl ve Bilgi satmayı pek seviyoruz. Biri açılmaya görsün, muhatabın ilk işi akıl vermek! Bu da bi çeşit aşağılama aslında? Aşağılandığını hisseden bi daha niye açılsın?!

Balık mı vermeli? Balık tutmayı mı öğretmeli? İkisinden de önce yapılacak olan bi şey var,
Hem de çok kolay, masrafsız, çabasız bi şey; yanına oturmalı, sımsıcak bi samimiyetle gözlerine bakmalı, Nasılsın, na haldesin, de hele, anlatıver hele, demeli.

“Yaptıklarımızdan sorumlu olduğumuz gibi, yapmamız gerekirken yapmadıklarımızdan da sorumluyuz. Söylediklerimizden sorumlu olduğumuz gibi, söylememiz gerekirken sustuklarımızdan da sorumluyuz”Kalbin İnfakı; Sevgi,İlgi,Samimiyettir. Bolca saçmak nasibimiz olsun.