Değiniler- 105

Değiniler- 105

GERÇEĞİN PEŞİNDE

Var olan her şey ezelden beri var olagelmiştir. Hiç bir şey yoktan var olamaz. Var olan bir şey de yok olamaz. {Parmenides, İ.Ö. 540-480}

“Halkiyet hakikatte yoktur evladım. Zuhurat vardır. Avam anlasın diye Halkiyet demişlerdir.” “Gerçekte yoktan bir şey var etme yoktur. Olanın açığa çıkışı vardır. Sıradan kimseler de anlasın diye yaratılış demişlerdir.” {Ahmed Âmiş Ef. k.s. Ö-1920}

Her şeyin özü sudur. Her şeyin içi tanrılarla dopdoludur. Bitkide, hayvanda, toprakta her şeyin içinde tanrılar vardır. {Thales, İ.Ö. 580}

Yaratılanların hepsi birer esma terkibidir. (Tasavvuf) Filozof bunu asırlar önceden anlamış da esma yerine tanrı, tanrısal öz adını vermiş ve bu her şeyin içinde var demiş.

Her şeyin özü bir “Belirsiz”den doğmuştur. Burada var olan dünyamızdan başka başka yerlerde pek çok dünyalar vardır. {Anaksimandros-İ.Ö.500}

Rabbimiz “A’mâ”da idi. El an da öyledir. (Tasavvuf)

Her şeyin özü hava ya da uçucu bir maddedir. Diğerleri havanın sıkışmasından ibarettir. Hava sıkışır su olur, az daha sıkışır toprak olur, daha da sıkışır ateş olur. {Anakaimenes İ.Ö.526}

Değişim, bir yanılsamadan ibarettir. Var olan hiçbir şey değişmez. Duyularımız bize değişimi var gösterir. Duyularıma güvenmiyorum. Hiçbir şey değişmez, nasıl başladı ise öyle gider. Duyularımın aldatmacalarına karşı uyanık olmalıyım. {Parmenides, İ.Ö. 540-480}

Sünnetullahta kesinlikle bir değişme göremezsin. (Ayet) “Allah tecellisini tekrar etmez! Olmuş olmuştur, olacak da olmuştur; yeni olacak bir şey yoktur!”{Ahmed âmiş Efendi k.s- Ö. 1920} İnsan 7 sinde ne ise 70 inde odur. (Türk Atasözü) Katranı eritsen olur mu şeker, cinsini öptüğüm cinsine çeker. (Halk Deyişi)

Her şey akar. Her şey sürekli değişmededir. Aynı dereye iki kez girilmez. Çünkü ikinci girişimde dere de ben de değişmişimdir; ne su aynıdır, ne de ben. Duyularımın sesine güveniyorum. {Herakleitos, İ.Ö.540}

“Tanrı; gündüz ve gece, yaz ve kış, savaş ve barış, açlık ve tokluktur” Dünya; Zıtlar Sistemidir. Zıtlar olmasa hiç bir şeyin kıymeti bilinmez. Hastalık sağlığın, savaş barışın kıymetini fark ettirir. Zıtlıklar olmasa hayat çekilmez, dünyanın sonu gelirdi. {Herakleitos, İ.Ö.540}

Geceyi gündüze, gündüzü geceye geçirirsin. Ölüden diri, diriden ölü çıkarırsın. [Al-i İmran Suresi, 27]

Doğada olup biten her şeyi denetleyen bir çeşit “Evrensel Mantık” olması gerekir. Bu “Evrensel Mantık” ya da “Doğa Yasası” herkes için geçerli, herkesin uymak zorunda olduğu bir şeydir. {Herakleitos, İ.Ö.540}

Doğada her şey bir yasaya tabi olsa da insanların çoğunun fikirleri ancak çocuk oyuncağı gibidir. Çoğu kendi kafasına göre yaşar. Değersizdirler. Onlara itibar etmeye bile değmez! {Herakleitos, İ.Ö.540}

Doğada her şeyin içinden doğduğu tek bir öz yoktur. Toprak, hava, su, ateş adlarıyla dört ayrı maya vardır. Her şey hem değişir hem değişmez. Göze göre sürekli değişir. Mantığa göre ise her değişim bu dört unsur içinde bir dönüşümden ibarettir. {Empedokles İ.Ö. 434}

Doğadaki değişim ve ayrışma iki ayrı gücün var olmasındandır. Bunlar SEVGİ ve ÇATIŞMA dır. Sevgi birleştirir, toplar. Çatışma böler ve ayrıştırır. Böylece dönüşüm ve değişim kendi içinde devam ede gider. {Empedokles İ.Ö. 434}

Doğa, gözle görülemeyecek kadar küçük parçacıklardan meydana geliyor. Her şey küçük, daha küçük parçacıklara bölünebilir ancak en küçük parçada bile her şeyden bir şey vardır. {Anaxogaras, İ.Ö.428}

İçinde her şeyden bir şey barındıran bu en küçük parçalara “Tohum” veya “Öz” diyebiliriz. Her şeyi “Düzenleyen” ve hayvanları, insanları, bitkileri ve ağaçları yaratan bir çeşit güç vardır. Buna “Ruh” veya “Akıl” denebilir. {Anaxogaras, İ.Ö.428}

Doğadaki her şey, gözle görülemeyecek kadar küçük ve mutlak, hiçbir zaman değişmeyen yapı taşlarından oluşmuştur. Bu yapı taşları “Değişmeyen, bölünmeyen” dir. Yani Atom. {Demokritos, İ.Ö.370}

Atomların devinimlerinin ardında hiçbir bilinçli “amaç” yoktur. Doğa tamamen mekanik bir şeydir. Bu her şeyin “rastlantısal” bir biçimde oluştuğu anlamına gelmez, çünkü her şey doğanın değişmez yasalarını izler. {Demokritos, İ.Ö.370}

KİTAP OKUMA VEYA AKIL- NAKİL ŞİRKİNDEN ARINMAK

Müslümanlar; Akıl-Nakil, Beşeri Bilgi- İlahi Vahiy ayrımıyla hayata bakmaya başladıklarında kendi ayaklarına sıktıklarını fark etmediler. Bugün bireysel ve toplumsal planda yaşanan tüm huzursuzlukların temelinde bu kafa vardır. Kendi adıma bu Şirkten çıkmaya çabalıyorum.

Kitap okumayı hafife alan telkinlere aldanmayınız. Ne kadar iyi niyetli olsa da, istisnalar olsa da okuma yerine birinin ilmi- fikrine teslimiyet veya başka türden arınma telkinleri; dolaylı ya da dolaysız Sürüleştirme Telkinidir. İnsan, koyun değil. Okuyan; güdülmez ve gütmez!

Tanrısal bir emir ve ödev beklemenize gerek yoktur. Ben, kendime günde 50 sayfa kitap okumayı farz kıldığımdan beri, pek bir huzurluyum. Ayda 1500 sayfa yapıyor ki 7-8 kitap demek. Vakti nereden, nasıl mı buluyorum?

İnsan Beyni; neye kodlanırsa onu insana kolaylaştırmak ve o yönde ona alan açmak gibi bir özelliğe sahip. Tabii siz işler güçler, nasıl olacaklarla bu kodlamayı daha doğmadan öldürmez iseniz!

Kitap oku diyorum, anneyim; gündüz iş, akşam yemek, ne mümkün diyor. Babayım, sabah akşam yollardayım diyor. Hele bi niyete al diyorum, bahane-mazeret üretmekten niyete bile almıyor. Sonra da haklıymışım, bu şartlarda okunmazmış diyor. Bahanesi-Mazereti olanı haklı çıkarır Beyin!

Kitap Okumayı niyete al demiştim. O da işler yoğun diyordu ama dost bildi, inandı ve niyete etti. Geçenlerde “Onca yoğunluk içinde bu kadar nasıl okuyorum benim de aklım ermiyor” dedi. Beyniniz; kodlamalarınıza âmadedir.

“Kulumun zannı üzereyim” bilgisi sende. “Ameller niyete göredir” hadisini senin Resulün söylemiş. Sen hala nasıl olacak diyorsun öyle mi? Kusura bakma ama Allah çarpar! İkilem ve stres içinde yaşatarak çarpar. Toparlanın, niyet edin; Bismillah deyin. Haydi, kitap okuyoruz.

- Kitap okumada kolay usul nedir?
- Ben 3 kitabı aynı dönemde okurum. Biri fikir veya bilim olur, diğeri roman veya hikâye, diğeri de gezi notları veya hatırat. Kitap okumada en iyi usul budur. Birinden yorulunca öbürüne geçmek. Okuyarak yorulmak, okuyarak dinlenmek!

- Her ay okuyacağım eserleri neye göre seçicem?
- Sevdiğin alanlar, eksiklik hissettiğin alanlar, sana en ters alanlar, sana en uzak düşüncelerden seç bir kaç tane.
- Sonraki ay seçimim nasıl?
- Seçime gerek olmayacak. Bu ay okudukların, sonraki ay okunacakların listesini kendiliğinden verecek sana.

- Kitap okuma dedin de, şimdi her şey elektronik oldu. İnternette pdf kitaplar var, öyle okusam.
- İçine siniyorsa dene. Ben yapamadım onu. Sayfasına dokunamadığım, mürekkebini koklayamadığım ve satır satır çizip tarlaya çeviremediğim zaman kendimi kitap okumuş saymıyorum.

- Bir de işin ekonomik boyutu var tabi. Her ay 7-8 kitap az para tutmaz.
- Ben her ay ortalama 100-150 ayırıp 7-8 eser alıyorum. Şimdiye kadar bu rakamı hiç geçmedi aldıklarım.

UYUYAN KÖPEĞİ UYANDIRMAK MI?

İnsanlar “Başarılı” ve “Mutlu” olmaya odaklandıkça, bunları yaşamsal hedef haline getirdikçe başarısız ve mutsuz olduklarını günün birinde fark ederler mi, bilmiyorum.

Kendine ve sevdiklerine hayatı zehir etmek isteyen “Olmalı” ve “Olmamalı” kelimeleri ile düşünsün ve yaşasın. Varsa bir cehennem, budur ancak.

Şeytanını büyütmek; azgın- güçlü bir düşman haline getirmek istiyorsan ondan kurtulma, onu yenme, etkisiz hale getirme çalışmaları yap! Kur’an, “Şeytanın üzerinizde hiçbir gücü yoktur” buyururken ondan kurtulma çalışmalarıyla onu büyütmüş, beslemiş, başlarına bela etmişlerdir!

“Hadi çocukluğuna gidelim. Takıntını, sana travma yaşatanı bulalım. Hah bulduk, hadi onu temizleyelim. Dönüştürelim…” Şeytanı uyandır, ayağa kaldır, sonra onunla güreşe çık, yenmeye çalış! Sağlıklı bir yöntem mi bu? Terapist arkadaşlar kusura bakmasın, sorguluyorum sadece…

- Gıybet etmekten kendimi nasıl alıkoyabilirim?
- Benim hiç böyle bir derdim olmadı.
- Nasıl?
- Gündemim; okuduğum kitaplar ve ilmi konular. Bunlara yoğunlaşalı, gıybet etmek etmemek, ne bileyim nasıl bir şey ki o?
- …. …. Anlamaya çalışıyorum.

“Bak bu ağaca dikkat et! Yasak! Sakın ondan yemeyesin!” Adem de Havva da güzel güzel gezerlerdi bahçelerde. Meyve ayırt etmezlerdi. Ne olduysa Yasak, Yaklaşma, Dikkat dendiği gün oldu. Bir daha da ne Adem iflah oldu ne Havva!

Maratona çıkılacaktı. Antrenör sporcuyu çağırdı: “5. km dönüşü keskin, dikkat et savrulma! 12. km den sonra rüzgâr artar, haberin olsun. 20 leri geçince nefes kontrolü mühim. Bu sene gruptaki Çin’li fena, onu geçmelisin! Haydi göreyim seni!” diye tenbihledi. İyi bir antrenör mü?!

Yarış başlamak üzere. Antrenör saha kenarından el işareti ve yüzüne yayılan müşfik gülümsemesiyle ona şöyle sesleniyor adeta: “Sana güveniyorum!” Detaylara hiç mi girmez insan? Dese dikkat et! Uyarsa virajlar, hava, rüzgâr vesaire diye. Ya rakipler? Hiçbir şey demedi iyi mi?

“Bir şey olma”ya odaklanmanın altında “Mevcut duruma razı olmama” hali olduğunu sezdin mi? “Bir şey olmamaya dikkat kesilme”nin altında da “Korkulacak ve kaçınılacak düşman” unsurlar vehmi geliştiğini gördün mü? Niye kendine zulmedersin a mübarek?!

Akşam garsona dedim ki; “Çok temiz bir yüzün, çok hoş bir enerjin var. Bu halini bozma!” Hakikaten enerjisi çok güzeldi. Ne dedi biliyor musunuz? “Ah siz bi de iç dünyamı bilseniz. Çok derdim var çok!”

Arkadaşıma şöyle dedim: “Enerjin güzel dediğimde kabul etse, direnmese; mevcut enerjisi katlanacaktı. Muhabbetimizin enerjisi de ona akacaktı çünkü. İçim dertli demekle nasıl kesti gördün mü?” İşte çoğumuz böyle öldürüyoruz bize gelecek olan güzellikleri…

Arkadaşım “Hocam, sen bi daha dene, vazgeçme” dedi. Çıkışta kenara çekip: “Bak inan enerjin çok hoş. Bozma bu hali. Hayat, dert etmeye değecek kadar uzun değil” dedim. Ne dedi biliyor musunuz? “Nolur dua edin bana, sıkıntım geçsin!” Vermemiş maaabuuut neylesin sultan maamuut !!

Birinden bahsettiler, “Kendisiyle Barışık” biri dediler. Derviş şöyle dedi: “Barış, savaştan yorgun düşenlerin veya yenilenlerin mecbur kaldığı şeydir. Demek kendisiyle çok savaşmış. Ben hiç savaşmadım. Bunun için kendisiyle barışıklık nedir, bilmiyorum” (.!?.)

- Varlıktan soyunmak, yokluğa erişmek istiyorum.
- Kim soyunmak, erişmek istiyor?
- Ben!
- Nelerden?
- Varlıktan! Sahiplikten!
- Nelere erişmek?
- Yokluğa. Arınmışlığa. Kafa mı buluyorsun?
- Yo sordum sadece. Sahi kim istiyordu?
- Ben ben ben! Sağır mısın? Ben işte!
- Tamam.

Vaktiyle bi ortamda dua ediyorum. İçtenlikle Âmin diyen zat “Düşmanlarımızı Kahhar isminle kahr ü perişan eyle” dediğimde sustu. Çıkışta sordum. “Ne düşmanı, ne kahharı evladım?” demez mi? “Kahhar da esma ama” diye direndim. Sustu. Ne sezdirmek istiyordu çok sonra anlayacaktım.

Allah’ım! Başarmak isteyeni muvaffak eyle! Arınmak isteyeni temizle! Dileğinin olmasını isteyene lütfunla muamele eyle! Korkanı, korkusundan emin eyle! Ümit edeni ümidine nail eyle! Olan, en güzeliyle olmada, seyreyle güzel diyeni sen zaten biliyorsun. (ÂMİN)

KÜÇÜK İŞARETLER

- Hakikatime dönük bir dizi çalışma yapıyorum. Mesafe aldığımı, dönüştüğümü anlayabilir miyim?
- Anlarsın.
- Nasıl?
- Arkadaş ve dost çevren hızla değişir sen dönüştükçe. En bariz ölçüsü budur.

- İç âlemimde, gönlümde değişmeyi nasıl anlarım?
- Dün üzüldüklerin normalleşir, dün yıkıldıklarına, ben de ne çok abartmışım dersin.
- Daha somut delil?
- Dün seni üzen konuda bugün sana teselli istemeye gelirler. Dün senin yıkıldığın konuda sen yıkılanları kaldırmaya başlarsın.

- Bir de tuhaf bişiy itiraf edeyim. Cenazede gülesim, düğünde ağlayasım geliyor bazen. Görecekler diye korkuyorum.
- Adamın biri de bi dönem yaşadı onu. Azar yemişti bi cenazede abisinden. Meraklanma; dönüşümün ilk alametleri bunlar.

- Senelerce görüşmedigim biri pat diye çıkıyor, hayatıma giriyor. Bu ne?
- Hakikatine yolculukta yüzleşmeyi, hakkını vermeyi unuttuğun manalar; sana ikinci bi fırsat vermek için insan suretinde sana gelirler. Hakkını verirsen geçer giderler, yapışmazlar korkma!

- Doğduğum eski mahalleye gittim geçenlerde. Okulumu, esnafı, oyun alanlarını gezdim. Hiç duygu titreşmedi. Sanki orada onları yaşayan ben değildim. Bu ne?
- Hatıraların duyguları ölmüşse hayatımızın o devresiyle yüzleşmemiz tamamlanmış, hesap görülmüş, defter dürülmüştür. Ne mutlu sana!

- Yakınlarım, çocuklarım değişsin diye çok çırpındım. İnadına ters davranırlardı. Bıraktım. Bir süre sonra benden fikir sorar oldular. Niye ki?
- Şeytanlığı bırakmışsın Rahman işi ele almış.
- Hakkı tebliğ şeytanlık mı?
- Hakka yaslanan ego, ne büyük şeytandır bi bilsen!

Dış İçin aynası; İç Dışın tarlası. İkisinin de hakkını teslim; devasız dertlerin biricik şifası. Sırat-ı müstakim dengesi; kurtuluş anahtarı. Görenlere, bilenlere, sezenlere, severek hakkını verenlere seyirleri mübarek olsun.

ÖZGÜR VE ÖZGÜN İNSAN

Günün birinde, bütün bildiklerinin yanlış ve sahte; bütün inançlarının da boş ve temelsiz çıkmasına her an hazır olan, bundan gocunmayan insan; beşeri kayıtları aşmış, evrensel olgunluğu yakalamış, özgür ve özgün insandır.

İnsanların çoğuna, yıllarını verdiği fikir- inançtan dönmek; idama mahkûm edilmek kadar korkunç gelir. Bu yüzden tuttukları yol hakkında “Bir şeyler yanlış ama ne, bulamıyorum” derler. İsteseler bulurlar da yıkım korkusu, bulmalarının önünü kesmektedir, onlar farkında olmadan!

Gerçek manada sorgulama; insanlar içinde yapayalnız kalmayı göze almaktır. Çünkü gerçek sorgulama, bütün yalan, sahtelik ve iki yüzlülükleri çırılçıplak kişinin önüne serer. İşe bu yüzleşme ürkütücüdür. Ego, bunu göze alamaz.

Anladım ki; hiçbir bilgiye, inanca, düşünceye bağlanmadan yaşamak; egonun işine gelmiyor. Ego, anlam yüklemeyi seviyor. Anlam yükleyemediğini anlamsız, tatsız, ruhsuz diye etiketleyerek bizi bunalıma itiyor. Belki de bunalım denen gerçeğin ta kendisi ki bizi bundan uzak tutuyor.

“Rabbimiz a’mada idi” denince Ali (kv) de “Hala öyle” demiş. Bu sence basit bi varlık anlayışı mı? Bunu diyebilen Ali hangi halle söyledi, hiç kafa yordun mu? Hiç bu ezber sözlere farklı yerden baktın mı? A’ma; Belirsizlik, anlamsızlık, etiketsizlik, bağlantısızlık demek. (.!?.)

“Rabbimiz a’mâda idi” hitabına Hz. Ali “Hala da öyle” demekle “Esas olanın belirsizlik, anlamsızlık, etikesizlik, isimsizlik, bağlantısızlık olduğunu sezdim ve öyle bir hazmettim ki; hiçbir inanç, hiçbir bilgi ve hiçbir fikre tutunmadan yaşıyorum!” demiş olmasın?! Ne dersin?!

Dost meclisini hayran eden tespitlerde bulunuyor; özgün tefekkürlerle gerçeği açıklıyordu. Telaşla not alanlara döndü: “Boşa yorulmayın. Anlattıklarım Şimdiliktir. Yarına Allah Kerim” dedi. Kendi tespitlerine bile tutunmayacak ölçüde “Şimdilik” yaşar, “Şimdilik” bakardı olaylara.

“Hz. Muhammed (sav) in gerçek manada biricik halifesi vardır; Hz. Ali (kv).” Toplumsal bir halifelikten bahsetmediğimi biliyorsun. Tarihi süreçlerle didişme yanlısı değilim. Muhammedi Yaşam ekseninde düşünürsen ne demek istiyor bu söz?

Referans bilgilerle kayıtlanmayacak kadar bilgiye açık mısın? Sevdiklerinin yanlışına yanlış, sevmediklerinin doğrusuna doğru diyebilecek kadar objektif misin? Kötü bilinende iyiyi, çirkin görülende güzeli görecek cesaret ve basiretin var mı? Evetse, Ali, sende Halife olmuştur!

Allah’ım, bilgi kaydında kalmayan ilim aşkı; sevgi sarmalında boğulmayan gönül inşirahı; kavram kalıbında tıkanmayan idrak akışkanlığı lütfeyle samimi kullarına! Tutunmayan, bağlanmayan, yıkılmayan kudret; bulanmayan, karışmayan, şaşırmayan basiret ihsan eyle bizlere! (ÂMİN)

“HAKİKAT KABULLERİMİZ” İLE UZAK DÜŞTÜK HAKİKATTEN

- Benim arınmam lazım.
- Kirli misin ki?
- “Arınmadan aydınlanamazsın” dediler.
- Ben de Kirli olan arınır, kirli misin ki, diyorum.
- Tuhafsın! Her şeyi alt üst ediyorsun!
- Sen arın dostum. Kendini kirli gören elbette arınmalı…

Otelin havuzunda yüzüyorlarmış. İkindi ezanı okununca Namaz için çıkmışlar. Bizimki kurulanıp doğruca mescide yürürken diğeri “Abdest almadık!” deyip lavaboya yönelmiş. “Havuzdan çıktık ya!” demiş bizimki. Diğeri “Olmaz” demiş “Ben abdest alıcam!” Hayy Allah’ım Hayy. Her gönülde bir başka güzelsin!

- Genetik, astrolojik etki, çevre, aile, eğitim derken bir dizi perde çekildi bilincimize. Bunları tek tek tespit edip açmam lazım. Sen ne yapıyorsun?
- Ben evdeki perdelerle hiç uğraşmadım. Terasa çıkıp güneşleniyorum. Manzara çok enfes!

- Son dönemde “İyiye, güzele, olumluya yoğunlaş; kötü, çirkin, olumsuz kendiliğinden dönüşür” der gibisin, doğru mu anladım?
- Ağzın bal yesin! Aynen bunu diyorum.
- Delilin var mı, felsefe mi bu?
- Olmaz mı? Hem de Kur’an’dan…
- ..!?..

Ancak tövbe eden iman eden ve imanın gereğini uygulayan müstesna! Allah onların kötülüklerini iyi niteliklere dönüştürür. Allah Gafûr`dur Rahîm`dir. {Furkan-70} Kötülüklerini iyi niteliklere dönüştürür! İmanının gereğini yaşayanlar için! Kötü, kendiliğinden iyileşiyor. Anladın?

Bardak kirli su dolu. Boşaltmaya, temizlemeye mi uğraşalım? Temiz su doldurmaya devam mı edelim? Hayra odaklanmak, uygulamak şerri temizler mi? Çocuk deneyle ispatlamış. https://www.youtube.com/watch?v=t1KYVAiNNDo