Değiniler- 107

Değiniler- 107

GOETHE’DEN İLHAMLA

İnsanın, en çok eleştiri alacağı ve kendilerinden sürekli eziyet göreceği kesim; zihninde aşağıladığı, yan yana bile gelmek istemediği toplum kesimidir. {Goethe}

İnsanlardan eziyet görüyorum diyenlerin aslında ne yapması gerektiklerine dair açık bir işaret vermiş Goethe… Görebilene!

İnsan, herhangi birinden eziyet gördüğünü düşünüyorsa bilinçaltında o insanı bi şekilde aşağılama, reddetme, onun halini ona yakıştıramama şeklinde öteleme, gayrı görme yaşamaktadır. Her insanı Hakkın bir açığa çıkışı olarak gören; insanlardan eziyet çekmez.

“Keçinin sevmediği ot burnunun dibinde biter!” {Türk Atasözü} Sevmediği ot keçiyi rahatsız edermiş ve hep yakınına gelir, karşısına çıkar, eziyet verirmiş. “Sevmediği”… Sevse sorun kalır mı?

Kendini üst sınıf kabul edenler, alt sınıfa her zaman soğuk ve mesafeli olmuşlardır. Sanki bir şey kaybedeceklermiş gibi. Dikkatle izlerseniz, alt kesimle konuşmalarında kuşandıkları tevazu ve sevgide, saklamaya çalıştıkları kibri apaçık görebilirsiniz. {Goethe}

Yaptığımız her iyilikte, gösterdiğimiz her merhamette, kuşandığımız her empatide egomuzun aldığı derin bir haz saklıdır. “Gayem sadece Allah rızası” diyerek bu hazzı kendimizden bile saklarız.

Yanlış anlama ve maksatlı entrikalar, dünyada salt kötülükten daha derin izler bırakmış, daha büyük yanılgılara yol açmıştır. {Goethe}

Neşter yarası kurur da dil yarası kurumaz. Cam kırılsa yenisi takılır da kalp kırılsa, gönül alınsa dahi izi kalır, arada bir sızım sızım sızlar.

Kurşun sıksan kurtulma şansı vardır insanın. Algı operasyonu ve manipülasyonla adını kötüye çıkarmışsan kurtulsa da yaşayan bir ölüdür artık.

Yollara düşen, enginlere açılan her gezgin, nihai noktada doğduğu yerleri özler, yetiştiği aile ortamına dönmek ister. Bu kaçınılmaz bir insani duygudur. {Goethe}

- Hakikat; başladığı noktaya geri dönmek üzere daireyi turlamaktır.
- Her şey er ya da geç aslına döner.
- Dönüş sadece Allah’adır.

İNANÇLARIMIZ VE BEYNİMİZ

“Bunca yoğunluk, bu kadar iş-güç arasında okumaya vakit mi var?” diyen hiç bir zaman okuma vakti bulamaz. “Okumaya Niyet ediyor, azmediyorum” diyene ise Beyni, okuma alanı açacak, vakit içre vakit yaratacaktır. Beyin; inançlarımıza göre hayat perdemizde oynatır bizim filmimizi!

Bilgi değiştikçe inanç, İnanç değiştikçe bakış, Bakış değiştikçe Akış değişir. Akış değişir demek Hayatın değişir demektir. Bunu bilen okumanın önemini de bilir. “Kader değişmez” veya “120. gün” ezberleriyle itiraz edecek olanlar, hiç rahatsız olmayın, siz konumuz dışındasınız.

KENDİNE YAPACAĞIN EN BÜYÜK İYİLİK

Ölmeden evvel kendine yapacağın en büyük iyilik; şu ana kadar tuttuğun yol ve inancın doğru olup olmadığını cesaretle sorgulamaktır. Bu da mevcut inançların paralelinde eserlerle değil onlara zıt görüş ve bilgiler içeren eserleri değerlendirmekle olur.

Okumanın getirdiği en büyük kazanım; sürüye çobanlık etmenin de sürüde koyun olmanın da aynı bayağılık olduğunu görerek kendi dünyasının iplerini eline almaktır. Güdene de güdülene de selamet dileyip Kendiliğini yaşamak üzere âzâde olmaktır.

Allah’la arasına kimseyi sokmamak; algı operasyonlarına kanmamak; manipülasyonlarla kullanılmamak isteyen; bilgiye aracısız, kendisi ulaşmalıdır. Bunun da yolu kitaplardır. Okuma cesareti gösterebilenlere ne mutlu!

HUZURLU BİR BİLGİ ALIŞ VERİŞİ İÇİN

“Şuraya hangi araçla gitmek daha uygun?” diye sormuşsa hesaplısından kalitelisine, hızlısından keyiflisine tüm alternatifleri göster. Seçmesi için sunum yap ona. Otobüs ne zaman kalkar veya tren seferi var mı demişse uçaktan söz etme. Zulmetmiş olursun!

İnsanlar alıştıkları cihetten hitap edilmesini istiyorlar. Bu onların kolayına geliyor. Kendi lehlerine bile olsa onlar istemedikçe farklı cihetten seslenmemek, farklı açıyı göstermemek gerekiyor. Çünkü, farklı seslere kulaklar sağır, farklı açılara gözler kördür genellikle…

Uçak korkusu olan için bedava bilet veya indirimli kampanyaların hiçbir anlamı yoktur. Ona uygun olan otobüs ve trendir. “Ama bedavaaa!” deme lütfen, korkuyor ablası! Korkuyor abisi! Haklıdır o. Korkutmamak sevdirmek esas…

Alıştıkları usuller dışında yeni- pratik öneriler getirebilirsin insanlara. Sakınca yok. Ama bir çırpıda çizmelerine, mücevheri bijuteri takılarıyla aynı kefeye koymalarına moralin bozulmayacaksa! Bozulacaksa hiç girişme! Bildikleri yolu öv, ne mutlu size de! Bu daha sağlıklıdır.

Muhatabının, sorduğu konuda kafasında bir “İdol”ü varsa şunu bil ki seni alt seviye görerek ve anlatacaklarını idolünün anlatımı yanında çerez- garnitür sayarak dinleyecektir. Acıkanlara sofra donatırım, garnitür ve çerez niyetine gelene dükkan kapalıdır bende!

Hakikati ne kadar bilirsek bilelim ilme ve pratik çözümlere ne kadar vâkıf olursak olalım; dostlarımıza verebileceğimiz; onların alma kapasitesinden öteye geçmez! Görmemeye programlı ise göremez! Yanar ama çıkarmana da izin vermez. Zorlamamak lazım. Yansın, ısınsın güzel güzel…

“Yürük at yemini kendi arttırır.” {Türk Atasözü} Gayretli, samimi insan kendisine ulaşacak nasibi, kendisi arttırır. İlim ve hakikat paylaşımında da bu böyledir. İnsan var kaya gibidir, su dökersin üstünden süzülür gider. İnsan var, sünger gibidir ne aktarsan damlasına kadar emer.

“Ne kadar ekmek, o kadar köfte!” {Türk Atasözü} İnsan ilişkilerinde karşılıklı bir terazi durumu ve denge nişanesidir bu söz. Paylaşım kalitesi, Yöneliş samimiyeti ile başabaş gider. Yönelişin samimi ise, ne mekânın ne zamanın önemi yoktur, uydu anteni gibi çekersin hakikati…

“Marifet, İltifata tâbidir” {Kelam-ı Kibar} Hakikatinizi tanıma ve yaşamadaki gelişiminiz; hakikate odaklanmanıza, değer vermenize ve ona yönelişinize bağlıdır. Bebek ağlamadıkça süt pınarları coşmaz.

İnsanlara karşı “Kurtarıcı” veya “Korumacı” role bürünerek ilim adına yardımcı olmayı abartan hem kendini yakmış, hem muhataplarına hayatı zindan etmiştir. Ticari hayat nasıl ki arz- talep dengesine tabi ise ilim de hakikat de öyledir. Hepimize “Denge Yaşamı” niyaz ederim. (ÂMİN)

ACI GERÇEK

Beyin adlı kod çözücünün çözümlediği kadarıyla biliyoruz gerçeği. Ahirete geçişte beynin verilerini üstlenen Ruh adlı kod çözücü ile seyre devam edeceğiz. İnsanın içine oturan acı gerçek ne mi? Kod çözücü olmaksızın çıplak hakikati hiçbir zaman göremeyecek, bilemeyecek olmamız!

“Rabbimiz a’mada idi. El’an da öyledir.” Salt Gerçek bizim için bilinmez idi. Halen de bilinmezdir ve hep öyle olacaktır…

Ve daha acı bir gerçek; Miraç, Kadir, Arşı Kürsiyi Seyir, Fetih vb üst sıçrama dediklerinin hepsi de Beyin içi farklı boyutsal çözümlemelerdir. Beyninin dışına çıkıp da bana hakikati gösterecek bir babayiğit varsa ben ona secde etmeye hazırım…

“İnsan ne kadar zalim ve ne kadar da cahildir” (Ayet) Varlığı, veritabanımdan beslenen beynimin çözümledikleriyle etiketleyip kayıtlayacak kadar zalimim! Varlığı, gördüklerim, bildiklerimden ve sezdiklerimden ibaret sayacak kadar da cahilim. Eşref-i Mahlukat mı dedi biri?!

“Allah, Allah’lığını kimseye vermez!” [Melamet Kültüründen] Gerçek, asıl gerçekliğini hiç kimseye, hiç bir kula, salt haliyle göstermez! Kulluk edebi, insanlık haddini kuşananlara selam olsun…

SAMİMİYETSİZLİK; KILIFA SIĞMAZ

Çevreniz samimiyetinizi sorgulamaya başlamışsa pahası ne olursa olsun onlara samimi açıklamalar yapınız. Demagoji, manipülasyon ve algı oyunları ile kendinizi ikna edebilirsiniz ama onlar iç alemlerinde hiçbir zaman ikna olmayacaklardır. Sadece size ikna olmuş gözükürler.

Aklı, zekâyı ve hitap araçlarını iyi kullananın her konuya renkli, mantıklı, tutarlı açıklamaları olabilir. Bir süreliğine etrafını ikna da edebilir. Ne var ki insanlar kansa da Allah kanmıyor! Allah’ı kandırmaya çalışmak nasıl bir belayı davettir, düşünmek bile istemiyorum!

Allah Sistemin en hızlı, en sert, en ağır bedeller ödettiği tutum; Samimiyetsizliktir. Açığa çıkan samimiyetsizlik sorgulanmaya başladığında dil ve mantık oyunlarıyla yalan perdesine gerçekmiş gibi sığınmak ise sisteme “Bedelimi ağırlaştır, burnum iyice bi sürtülsün” talebidir.

Konumunuz, misyonunuz, etkinliğiniz ne olursa olsun; ister haklı ister haksız yere hakkınızda bir şüphe oluşmuşsa; çıkınız, samimiyetle evet hatta ettim deyiniz. Emin olun ki sevdiklerinizin gözünde bir başka güzelleşirsiniz. Yıkılmaz, güçlenir; sarsılmaz, kuvvetlenirsiniz…

Gerçeği itirafa konumunuz, misyonunuz, etkinliğiniz izin vermiyor da örtme, başka alana kanalize etme çabalarına giriyorsanız; bilesiniz ki kulları değil, onlar görüntüsünde onların Rabbini kandırmaya çalışıyorsunuz! Kandırmaların bedeli en ağır olanı Allah’ı kandırma çabasıdır.

Sokakta burnunu karıştıran bakkala gitmem! Sadece ben mi? Gören çokları gitmez. “Benim kişisel halim, özelim, ne ilgisi var?” demek bakkalı kurtarır mı? Dese kimi ikna edebilir ki? Aşama aşama müşteri kaybı mukadderdir. Sistem; kendisine yapılan Ukalalığı hiç mi hiç affetmiyor!

“Kandıran Bizden Değildir” Hadisini farklı boyutları ile düşündün mü? Kandıranı toplumun, cemaatin, grubun dışına atmakla mı tehdit etti Resulullah? Olayın bu kadar basit olduğunu hiç sanmam. Daha derin düşün daha derin…

BİZ; Benliği erimiş olanların Tek Bir Bütün hali yaşamasının adı. Sadece onlar BİZ diyebilir, BİZ kapsamına girebilir. Şimdi sen, çeşitli zekâ ve akıl oyunlarıyla gerçeği farklı görüntülerle örttün diyelim. Mesele benim yutmam veya yutmamam değil! Sen kendi kendini bitiriyorsun!

Kandıran Bizden Değildir! Yani ister kendine, ister dış dünyada birilerine gerçeği farklı yansıtsın, o kişi TekBirBütün halinden, Vahdet halinden, Kulluk edebinden aşağılara; Esfele iner demektir bu! Kişinin kendi kendine kast etmesi, intihar etmesidir. Akıl kârı mıdır? Değer mi?

Yalanın, algı oyunlarının en büyük zararı kişinin kendinedir. Delilim mi? Sence gerçeği farklı şekillerde örtenlerin beyni, onlara inanıyor mu? Kesinlikle hayır. Vicdan, kendi yalancılığını kişiye sürekli bildirmiyor mu? Bu da azapların en büyüğü değilse nedir Allah Aşkına?!

Şu an itibarıyla kalıcı bi huzur yaşamak ister misin? Öyleyse önce kendine yaptığın sahtelikleri kendine itiraf et. Sonra hakkına girdiklerine, kandırmaya çalıştıklarına itiraf et. Helallik verirler vermezler ne gam, şu yalan yükünü at artık üstünden. Çok yordu bu seni çoooook!

Sosyal medya da dahil hemen her alanda gönüllü kanma adayları; onurlu kandırıcıları bile isteye alkışlıyor. Çağımız bir kan-dır-maca çağı. Sistemde mazerete yer yoksa mevcut durum geçerli bahane midir? Gönüllü kanan da onurlu (!) kandıran da ateşe odun taşımada! Allah, uyandırsın!

ACZİYET VE KUDRET

“Kudret; Acziyet çaydanlığında demlenir” dedi, gözyaşı üzerine konuştuğum dost. Bu ne müthiş bir cümle, ne değişik bir yaklaşım dedim de size de paylaşayım istedim: Evet, “Kudret; Acziyet çaydanlığında demlenir”

Kuvvetle, Şiddetle üstüne gittiğiniz; hiçbir şey yapamama aczi içinde öylece izliyor veya gücü olsa bile karşılık vermeyi tercih etmiyorsa, işte orada olacaklardan korkunuz! Hem de çok korkunuz! Acizin acziyete sığındığı noktada, bilerek ya da bilmeyerek zulmedenin helaki başlar.

“Allah’ın gücüne gider” sözünü halkımız çok kullanır. Aslı “Gayretullaha dokunmak” tabiridir. Bu ikisi ne ifade eder? Zulümde, baskıda birileri çok ileri gitmiş de mağdur acz içinde çaresiz kalmışsa devreye girecek kudret dehşettir. Boyutlarını düşünemeyiz bile…

Allah Sisteminin İşleyişini bilenler; gücü açığa çıkararak tükenmez kavgalara girişmek yerine acziyete sığınmayı akıl edebilselerdi; olacaklar karşısında hayret ederlerdi. Güce yaslanan Kuvvetiyle; Acze sığınan Kudretullah ile yürür! Allah’ın Kudretiyle yürümektir Acz!..

İçlendiğinizde, gözyaşları kirpiklerinizde titrediğinde, benliğiniz her şeye elveda dercesine geri çekildiğinde; gönlünüz “Sadece Allah” acziyetini tadacaktır. Öylesine kıymetlidir ki o an; “Ol der ve olur” sırrı sizinle, sizde, sizdendir artık. Değerlendiriniz.

“Oldurma” isteği senden düşmeden olmaz. “Durdurma” gayreti sende bitmeden durmaz. Sistemin bu sırrını bilip teslim olduğunda olana da durana da eyvallah etmeden seyredersin gelişmeleri. Daha da ne denebilir ki?!

TUTKULARDAN GEÇME TUTKUSU

Arzu ve tutkulardan geçmek özgürlüğe götürür. Ama unutmamalı ki özgürlük isteği de tutkuya dönüşmeye müsaittir. Tutkuya dönüşmüş özgürlük talebi; gerçek bir özgürlük getirir mi? Tutku olan her şey bir pranga ise?!..

Tutkuları peşinde koşar hayvan. Uymak zorunda olduğu kurallar ve ahlak ölçüsü yoktur. İçsel ahlaka vicdan, hayatî ahlaka evrensel normlar diyerek uyma özgürlüğü sadece insana hastır. Evet, kurallara uyma özgürlüğü! Uyduğu, uyumlandığı kadar özgürdür insan!

İstediğin kadar kalıpları parçaladığını, zincirleri kırdığını düşün; hiç bir zaman kıramayacağın zincirler, parçalayamayacağın kalıplar hep olacaktır. Basit bi delil sana; boy aynasına bak ve gördüğün kalıbı parçala bakalım…

Uyumlanamama beceriksizliği yüzünden özgürlük aşığı olmakla, daha üst yaşamları deneyimleme iradesiyle özgürlük aramak aynı şey midir? Biri beceriksizin kaçışı diğeri hünerlinin arayışı! Ne zaman özgür olmak istesem ilk gruptan olup olmadığımı derinlemesine sorgularım.

Her şeye kafa tutan, her şeyi alt üst etmeyi pompalayan öğretiler beşeri ideolojiler gibi bir dönem kasıp kavurabilir ortalığı. Coşku oluşturabilir, talep de görebilirler. Ne ki kalıcı değildirler, saman alevi gibi sönerler. Köklere ihanet edip de ayakta kalmış ağaç var mı ki?

Kendini zincirli, yaşamı kalıplı görüyorsan kırmaya çalış elbet. Bunların dahi göreceli olduğunu unutmamanı önerim. Kırlarda şaha kalkan küheylan özgür değil yere bağımlıymış. Kime göre? Daldaki Serçeye göre! Küheylanın çok da umuru! Unutma; herkes kendi konumunu cilalar! Kanma!

Boşananlar; evliliği yürütemedim, işten ayrılanlar; ortama uyamadım, şirket ortaklığını bozanlar; ticari işbirliğini yürütemedim demezler genellikle. En kolay açıklama; özgürlük ve kendini yaşayamamaktır. Bu da prim yapar çevrede. Gerçeği söyleyip niye kendini suçlasın ki Ego?!

Ayakları yere basmayan duygular; nelere baş kaldırdığınla ölçer seni! Ayakları yere sağlam basan akıl ve mantıksa, nelere uyumlandığınla! İstikrarlı hayat; isyankârlar cihetinden rutin bağımlılıklar diye etiketlenecektir. Ne dedikleri çok mu önemli?!

Anne Babamın rutin görünen aile hayatının eseriyim. Sabah gidip akşam döndüğüm bir iş rutinine borçluyum maişetimi. Rutin derslerle gelişti bilgi ve görgü dünyam. Varlığımı rutin çalışması hiç durmayan kalbime borçluyum. Ve işte bu yüzden rutini boz, kalıbı kır gazına gelmiyorum!

Kaldırırsın demişler omuzlamış halteri, karın kası yırtılmış. Oynarsın gazıyla dalmış maça, tendon kopuk ilk çalımda. Aşarsın telkiniyle çıkmış dağa, yolda kırmış kaburgaları! Ne önerilirse önerilsin önce kendini tart. Her sıkleti çekmez her terazi. Bil ki bu da Allah Takdiri.

UYUMLANMAK YA DA UYUMLANAMAMAK

Hakikatine uyumlanmaya başladıkça insanlara ve çevreye uyumlanma sorununun arttığını göreceksin. Şaşırma, kendine uyumlananlar; kimseye uyumlanamazlar.

Gerçeği aramak ve ona erişmek birinci önceliğin olmaya başladığında insanların önceliklerine, değer verdiklerine şaşıracaksın. Oyalanıyorlar diyeceksin içten içe. Sanki onlar gerçeğin dışındaymış gibi…

Bazen koca bir toplumun gündemine bile gülesin gelecek. Bu mudur yani diyeceksin. Koca koca insanların biricik gayesi, meşguliyeti bu olmalı diye isyan da edeceksin. Evet, odur dostum. Öyle olmalıdırlar. Sen sindiremesen de takdir gereği.

Doğum Günü sürprizi yapacaklar. Pastalar, börekler ve bir dizi eğlence. Ne sevinçten göklere zıplayacaksın ne de duygulanıp iki damla göz yaşı akıtacaksın. Sanki hiç doğmamışın gibi. Sankisi fazla mı ne? İyi de dostlara teşekkür ve neşelerine katılmak? Deneyeceksin, zor gelse de.

Başımı alıp dağlara çıkasım var, dedi. Hiç olmazsa birilerine uyumlanma derdim olmaz, diye ekledi. Başını almadan git, dedim. Uyum da uyumlanamama da Kafada bitiyorsa, nereye gidersen git başın da beraber gelecekse, hiçbir şey değişmez dedim. Sustu öylece…

İnsan, gerçeğin kokusunu alınca hiçbir yere uyumlanamıyor, dedim. Kokusunu alanlar öyle olurlar. Tıpkı ot çekenler gibi. Kafaları duman duman dalgalanır. Kokusundan öte gerçeği yaşayanınsa uyumlanamayacağı hiçbir yer ve hiç kimse yoktur, dedi. Kalbimin üstüne yumruk yedim sanki!

Bazen öyle oluyor ki kabıma sığamıyorum. Hiç bir yere sığamıyorum. Cümle âlem dar geliyor bana, dedim. Varlığını önemseyenler, egosuna tapanlar öyle olurlar. Toz zerresinin, saman çöpünün, su damlasını bir yere sığamama sorunu var mı? Ne benlikmiş seninki de arkadaş, demez mi?!