Değiniler- 113

Değiniler- 113

ANNELİK AVANTAJI

Bir Anneyle konuşma;
- Çocuğuma Din Bilgisi nasıl verebilirim?
- Kendi Din Bilginizi geliştirmeye bakın!
- Kendim için değil ben çocuğum için soruyorum.
- Kendi Din Bilginizi geliştirmeye bakın!
- Çocuğu boş ver kendine bak mı diyorsunuz?
- Kendi Din Bilginizi geliştirmeye bakın!

Göbek Bağı kesilmekle anne- evlat bağı değil sadece beden bağı kopar! Anne- Evlat arasında enerji bağı ömürlük hatta ebedidir. Bilimin dahi kabul ettiği bu kadim bilgiye inanamayıp da hala “Çocuğuma neler verebilirim?” sorusu peşinde koşan annelere şaşıyorum!

- Esansçıda biraz oturup muhabbet ettim. Sonra uğradıklarım çok hoş kokuyorsun dediler.
- Normal. İnsan kaldığı yerin havasını taşır.
- Mangal başında otursaydık?
- Kebap ve is kokardınız.
- Dokuz ay on gün müydü hamilelik?
- Âlemsin. Ne alâka yaaa?!
- İnsan kaldığı yerin havasını taşır dedin de…

Ne annelere evlatlarını dönüştürme hakkındaki güçlerini fark ettirebildim, ne de evlatlara annelerin karakterleri üzerindeki etkilerini. Kaderi Allah yazar dediler de başka bir şey demediler. Bana da susmak düştü.

NİYETLİ MİSİN?

“Niyete aldığım iyilik ve güzellikleri lutfeyle Allah’ım” dedi Genç. “Niyetlerimle, senin bende dilediğin iyilik ve güzelliklere yabancılaşmaktan sana sığınırım” dedi Bilge. Farkları ne ola ki dedim. “Damla için çırpınanla Okyanusa açılanın dua farkı” dedi Meczup. Hay Allah!

FARKINDA MISIN?

Her insanın “Benim Gerçeğim” dediği; “Geçmiş Hatıralar” ile “Yerleşik İnançları”nın gözlüğünden seyrettiği görüntüden ibarettir. Hiçbir insan şu anı, geçmiş hatıraları ve inançlarından bağımsız olarak objektif ve olduğu gibi görmüş değildir.

Şu anı, hatıralar ve inanç birikimleriyle filtrelemeksizin gerçeğine en yakın görebilenler sadece yeni doğmuş Bebeklerdir. Çünkü henüz onların önünü kesecek hatıralar ve ön yargılar oluşmuş değildir. Bütün arınma çalışması yapanların gayesi de işte o Bebek Safiyetine erişmektir.

İnsanlar, sıkıntıları için acil pansuman tedbirler ararlar. Bulurlar da. Hallettiklerini düşünseler de çöpü halının altına süpürmüşlerdir. O oradan yine çıkacaktır. Esas arınma; sıkıntıyı hangi inanç, duygu ve düşüncelerle besleyip yeşerttiğimizi bulmaktır.

Zihin, dış dünyayı radar gibi tararken kendi duygu, düşünce ve inancına destek bilgi, delil oluşumlar arar. Bulduğu anda “Demek doğru yoldayım, yanlış olsam bu karşıma çıkmazdı” der. Zihin, (örtülü ego) haklı çıkmayı ne çok sever! Sen, Zihninin bu oyununa gelmiyorsun değil mi?!

Acı çeken, zor durumda olan için ilk akla gelen koşmak, yardım etmek, acıyı dindirmeye çalışmaktır. Şayet o acı ve zorluk, o insanın arınması, yeni bir anlayışa geçmesi için elzem bir oluşum ise yardım etmek nedir? Arınmasını durdurmak, farkına varmasını önlemek değil midir?!

Sıkıntı, tıkanıklık ve problemlerimizi dış dünyadaki olaylar ve temasta olunan kişilere bağlamak; evinden hiç çıkmayanın pencereden bakarak “Hava puslu” demesi gibidir. Bir an için evden çıksa, havanın puslu olmadığını sadece pencerelerinin kirlendiğini anlayacaktı. Çıkamadı…

Sevdiklerimizin önerilerini dikkate almak; acı ve bela yaşamaksızın hızlı, etkin, kalıcı arınma yaşamak demektir. Bu da zaten dönüşümün ta kendisidir. Öyle bir dönüşüm ki ne zaman, nasıl değiştiniz siz bile anlayamaz da nice sonra “Bu ben miyim?” dersiniz!

BEKLENTİ, SEVGİ VE DÖNÜŞÜM

İnsanları değiştirmeye imkân yoktur. Tıpkı şehrimizin iklimini değiştirme imkanı olmadığı gibi. Sadece insanlara göre kendimizi ayarlama kabiliyetine sahibiz. Tıpkı güneşte başlık, yağmurda şemsiye kullanmak; kışın kalın, yazın ince giyinmek gibi.

Sevgiyle, ilgiyle, hoş görü ile birilerinin programının değişeceğini düşünmek; şemsiye alırsa yağmur yağacağına, başlık takarsa güneş açacağına inanmak kadar abestir. Abesle meşgul olma! Kimse değişmeyecek. Ve gücün sadece kendine yeter. Başkasına değil.

- Sevgi mi? Âlâsını yaşattım. İlgi mi? Benden çok kimseden ilgi görmemiştir. Santim mesafe almadı, zerre değişmedi iyi mi?
- İçine ego karışan hiçbir şeyden hakikate dönük verim alınmaz. Sevgiyi alış verişe indirgediğinin, İlgiyi rüşvet niyetine verdiğini görebiliyor musun?!

Kimse elma ağacından armut; tavuktan süt, inekten yumurta beklemiyor. Biliyor ki bu doğanın ruhuna aykırıdır. Gel gör ki birbirinden ne çok şey bekliyor insan? Ağaç deyince binlerce çeşit, hayvan deyince binlerce tür akla gelirken İnsan deyince neden kalıp davranışlar bekliyoruz?

Muhatabının sana göre vaziyet alması, sana göre biçimlenmesi veya en azından senin istediğin tutumu sergilemesi isteği; bir çeşit Allah’lığa soyunmak değil midir? Bu da onu Yaratana ortaklık iddiası; şirk değil midir? Biraz derin düşünürsen…
Allah şirki affetmez! (Nisa-116) neler düşündürür? Affolunmayan sürekli “Suçlu” konumda kalır di mi? Suçluluk, nasıl bi azaptır bilir misin? Suçluluk hissi en ağır yük vicdana. Şirkin cezası ebedi azap mıydı? Ne ola ki Şirk? “Öteki”ni “Kendince” dizayn çabası şirk olmasın?!..

Beklemeyene, beklenti ötesi nimet erişir. İstemeyene, hayal edemedikleri kolayından verilir. Seyredene, resmigeçit yapar güzellik ve iyilikler. Biliyorum, ne söylersem söyleyeyim sen sen gibi yaşayacaksın, ben de ben gibi. Dileyen öyle diledi. Cennet ve Cehennem ahirette miydi?!

- Öteki görmekten geçsem, Kendim gibi görsem, yine de düzelmez mi sevdiklerim? Etkim olmaz mı?
- Öteki görmekten geçip Kendin gibi görmeye başlayınca hala düzeltecek şey görebiliyorsan elbette düzeltmeye çalış. Kendimize gücümüz yeter!
- Kendim olarak görmeye başladım veya Onun Kendi oluşunu kabul ettim. Bu durumda ne olur?
- İşte o an mucizeleri açıktan seyre geçersin! Söze, uyarıya, talebe gerek kalmaksızın oluşanlara hayret etmeye başlarsın
- Düzelirler mi yani?
- Mucizeler diyorum, Hayret diyorum, ne diyor?

Kalbin gibi sevebilmişsen kalbin gibi aynı ritimde titreşirsiniz. Olmuyorsa, ne kadar sevebildiğini veya sevgiyi hangi perdelerle gölgelediğini bi düşün şimdi. Düzeltmek mi? Allah korusun! Düz Çizgi; Ölüm demek be güzelim. Bırak her insan Kalp gibi inişli çıkışlı yaşasın Kendini!

MODERN BÜYÜ: ALGI OPERASYONLARI

“Din, tarih, ahlak ve siyasette algı sapması olabilir ama Bilimde asla! Bilim; 2×2=4 gibi objektif ve kesindir. Onda algı olmaz” diye inandırıldık değil mi? Bilimin de bir felsefesi, ideolojisi, temel gayesi yok muydu gerçekten? Bilim insanı; her şeyden arınıp mı üretti bilimi?

Bilim üzerinden oluşturulan algıları ayakta tutmanın sinsi yolu; aykırı görüşleri aşağılamaktır. “Dünya düz mü, küre mi?” “Yer çekimi gerçekten var mı?” sor bakalım. Şunu duyarsın: “Bu çağda hala bu kafada mısın?” İşte bu aşağılama, en büyük algı operasyonudur. Susturur insanı!

“Zayıflamalısın” “Pozitif Olmalısın” cümleleri sanıyorum çağın en etkin algı yayını. “Az kilom olsa?” “Şöyle doyasıya üzülüp ağlasam”, “Canım sıkkın, bugün karamsar takılsam”… Hayır, yapamazsın! İyi ve çağdaş İnsan Modeline aykırı bu, yapma!.. Ama neden diye soramayız bile bugün.

Bütün sistem, “İnsanı İnandırma” üzerinden işler adeta. Bir kere inandırmışsan, hele biraz da taraftar bulmuşsan, her söylediğin kabul görecektir. Hazırdır kitleler bir kere inandıklarının yoluna bağlanmaya ve kendilerini adamaya. Ve Devran böyle döner. Dün de bugün de yarın da.

“Ben Kulumun zannı üzereyim” de bir sistem kuralıdır. Çok ciddi bir çoğunluk da buna göre yaşar. Kulumun zannı üzereyimin anlamı mı? “Sistemimi algılar üzerinden işleteceğim” demek olmasın sakın?!

Zanlardan kurtulmak, oyuna gelmemek, görüntü ve söyleme aldanmamak imkânsız mı? Hayır değil. Kitleler içinde Yapayalnız kalma pahasını ödeyebileceksen, gerçekliği yaşamaya âşık bir yüreğin varsa buyur, yollar açık. “Zannedenler Dünyası”nda ne kadar rahat edersen artık…

Zandan arınmak, Algılardan kurtularak hayatı seyretmek de mümkün elbet. Ama deli bir soru gelir aklıma! Ya zandan arındım, algıları yutmuyorum beyanım bile bir zan ve algıya kapılma ise? Delili ne ki algılar ötesine geçmenin, zandan beraat etmenin?! Bilen varsa buyursun lütfen…

HEP ANDA KALMAK, HEP YENİ OLMAK İSTERSEN

Yapabiliyorsan, hiç bir konuda kesin yargılara, hükümlere varmadan mevcut bilgi ve görüşlerinin ucunu açık tutarak yaklaş olaylara, oluşlara ve de hayata. Esnek ve esnemeye müsait olarak. Beşer, kesinleştirmek hüküm vermek ister. İnsan; sonsuz- sınırsıza açık seyreder her şeyi…

Bildiklerim şimdiliktir. Bildiklerime dayalı görüşlerim de. Yarın nelerin değişeceğini bilemem. Yarın, dünkü görüşlerimden 180 derece çark edebilirim. Ha sen, “Dün öylesin, bugün böyle” mi dedin? Hiç ilgilenmiyorum, o senin sorunun. Ben her an yeniye, ileriye, dönüşüme açığım…

Dünya son bir kaç yıldır öyle bir döneme girdi ki Din, Bilim, Tarih ve Siyaset alanında açığa çıkacak saklı gerçekler; çoğumuzun üzerine inanç ve yaşam bina ettiği bilgileri kökünden sarsacak, yıkacak görünüyor. Ben hepsine hazırım. Gönlüm olur, hatırım kaçmaz.

Allah Sisteminde son yıllarda öyle bir yayın dalgası var ki hiçbir yalan örtülü kalamayacak. Hiçbir samimiyetsizlik riyasını sürdüremeyecek. Hem devletler planında hem kurumlar, hem de birey planında akış buna doğru. Öyleyse? Kendimizi samimiyetle gözden geçirme vakti…

Yazdıklarıma bile tutunmam… Arkadaş, Yasin’den bi ayet sordu. Sonra “Dur sizin kitabı açayım, bakalım yorumunuz ne imiş?” dedi. Açtı, okuduk. Yüzüm buruştu. Beğenmedim dedim. Nasıl olur, siz yazdınız dedi. “Hayır, ben değil 10 sene önceki MD yazmış. Şimdi ben o değilim” dedim!

Şunu hatırından çıkarma; Bilgi yazıya döküldüğü an dondurulmuş, betonlaşmıştır. Söz, ağızdan çıktığı gün paketlenmiş, kalıplaşmıştır. Biz, yazının da sözün de ötesine, sürekli çağlayan Hakikat Şelalesine sevdalanmışız be kardeş. Hoş gör. Sana döneklik görünse de böyleyiz işte!

Merhum Ebuzziyafe Şevket Baba (ks), merhum Osman Ceyhan’a “FIRILDAK” derdi. O da bundan pek bi keyiflenirdi. Çünkü gerçekten öyleydi. Ne zaman “Yeni bilgi, flash gerçek bu” desek “Bu da değişecek” der bizi alt üst ederdi. “Alem dönüyor ben niye dönmeyeyim” mi demiş Aşkın Sultanı?

“Güvendiği dağlara kar yağmak” “Dikildiği halının altından çekilmesi” “Yaslandığı duvarın yıkılması” vb halk sözleri bi hakikati ifade eder. Ne midir o? Bunlar yaşanmadan hiç kimse ben Hakikatime erdim diyemez. Kar berekettir, keşke yağsa! Keşke yıkılsa duvarlar, çekilse halılar!

Benim de dualarım var. Benim de hayallerim var. Benim de ideallerim oldu, olacak da. Ama ne zaman, nasıl gerçekleşir derdim yok artık. Yaşatmayacağını hayal ettirir mi? Vermeyeceğini istetir mi? Eee? O zaman niye bu telaş ve endişe? Rabbimize ayıp ediyoruz, inan haddi aşıyoruz!

HÜZÜN ve TATMİN… İKİSİ DE BİLDİĞİN GİBİ DEĞİL

Asil İnsanlar; en neşeli zamanlarında bile hüzünlü
Düşük Ruhlar; en sefil zamanlarında bile neşelidirler. {Bir Arap Şiirinden}

İnsan ömrü; insanın fark ettiği hakikati yaşamasına yetmeyecek kadar kısa ve kısır bir süreçtir. Hakikati; sonsuz- sınırsız olan insanın bu sonsuz- sınırsız gerçeği burada, bu âlemde yaşayamayacağını hissetmesi ile tadılan haldir Hüzün. Duygu değil; Hal…

Üzüntü ve çöküntü henüz benlik arınmasından geçmemiş bilinçlere hastır. Hüzün; kesinlikle üzüntü ve çöküntü olmayıp benlik arınmasını büyük ölçüde başarmış kişilere özgüdür. Benlik varsa Üzüntü; Arınma varsa Hüzün vardır.

Geçmişin ardından bakınca “Acılar da Sevinçler de yerli yerince imiş. Nasıl da benim hayat programımı bütünlemiş, tamamlamış ve olgunlaştırmışlar. Hayret etmekten kendimi alamıyorum” diyebilenin halidir hüzün. Geçmişe nostaljik şiirler, arabesk ağıtlar yakanın hali değil.

Mutmain olmak; tatmine ermek için yola çıkıp bir dizi çaba ve gayretle menzile odaklananın; ulaşılacak bi menzil ve erilecek bi tatmin olmadığını sezmesidir hüzün. Mutmainne diye bir mertebe var ama mı dedin? Var elbet. Mertebesi var da Daimi Tatmin var mı, işte o çok su götürür.

Genç dostum “Ne zaman kamil manada işte şimdi oldum, huzura erdim diyebilirim, işareti? Süreç nasıl?” diye sordu. “Onu diyen; dediği anda bitmiş, kilitlenmiştir! Dua et ki hiçbir zaman onu diyemeyelim” dedim. Şaşırdı, allak bullak oldu çocuk. Ah şu ters köşe yapma huyum olmasa!..

“Ben oldum” iddiası beşere mahsustur. İnsan kesinlikle böyle bir şey diyemez. Çünkü ben oldum demekle ben durdum, demek aynı şeydir. Ezelden ebede akan bir şuur; akışı fark etmişse nerede durabilir ki?

- Irmak denize karışınca menzile eriliyor.
- Menzilin o kadar kısa metrajlı ise ermişliğin mübarek olsun. Biz denize karışan ırmağın buharlaşarak bulut, yağmur, tekrar ırmak olarak döngüsüne devam ettiğini gördük de ondan Tatmin yok dedik. Denizle tatmin olacaksan önden buyur…

İstanbul Fethi idealine kilitlenen Sultan Mehmet, fetih sonrası günlerde durgunlaşmış, içe kapanmıştı. Hocasına “Fetih gerçekleşirse mutlu olacaktım. Bu hal ne?” dediğinde Akşemseddin “Fettah’ın fetihleri bitesi mi ki sultanım?” diye karşılık vermiş. İşte bunu anlamaktır Hüzün…

“Ben Hüzün Nebisiyim” {Hz.Muhammed sav}
- Ben, evrensel gerçekliği idrak etmeye ve bütünüyle yaşamaya insan ömrünün, bedenin ve dünyanın yetmeyeceğini fark edenim.
- Ben size, sizin ömrünüzün, sizin hayal ve ideallerinize yetmeyeceğini haber verenim.

“Ben Hüzün Nebisiyim” {Hz.Muhammed sav}
Ben size; gerçek manada bir tatminin, doygunluğun, %100 kendini gerçekleştirmenin bu alemde hiçbir zaman mümkün olamayacağını haber verenim ki haddinizi bilip acziyetinizi idrak edesiniz. Kulluk gerçeğini unutmayasınız!

“Allah, Allah’lığını kimseye vermez!” dedi Melami Dede. Nasıl anlamalı dediğimde devam etti; “Ben Hüzün Nebisiyim, Hadisi bu sözün hakikatidir.” dedi. Anladım, Allah’ın Allah’lığını kimseye vermeyeceği idrakine erişenin hali imiş Hüzün…

- Hüzünlüyüm, hüznümden benliğimin haberi yok!
- Nasıl olur, hüzünlenince benlik hissetmez mi?
- Hüzün, benlikten doğsa hissederdi. O doğrudan Hakikatimizden çıkar. Hakikatimizin; beden- dünya kalıplarına sığamadığını deneyimlemesidir. Benim deneyimim değil, O’nun deneyimi Hüzün!

Senetü’l Hüzün (Hüzün Yılı) diye bi dönem var İslam Tarihinde. Hatice-i Kübra ve E.Talip’in vefat ettiği, Taif’te taşlandığı yıla bu ismi vermiş Allah Resulü (sav). “Hüzün” yılı akabinde “Miraç” etmiş. “Hüznümüz; Miracımız olsun” diye dua edebilirim hüzün kıymeti bilenlere…

HAKLI ÇIKINCA SEVİNEN, HAKSIZLIĞA UĞRAYINCA ÜZÜLENİ BİLDİN Mİ?

Görüşlerimin hep isabetli, tespitlerimin hep doğru, öngörülerimin hep haklı çıkmasından Allah’a sığınırım. Çünkü bunlar egonun en gizli zevklerini besler, şeytanın en görünmez perdelerini çeker.
İkazlarıma rağmen takdirindeki sınavı yaşayan kardeşime değil “Sana söylemiştim” demek; bunu aklımdan geçirmekten bile Allah’a sığınırım… Bilirim ki ikaz da önlem de takdiri değiştirmez! Takdir önünde haklı çıkmak? Bu nasıl bi Şirk, nasıl bi ukalalıktır Allah’a, düşünür müsün?

Haklı çıktığın her konu sende ister istemez “En doğrusunu bildim; en uygun olanı yaptım” yargısını pekiştirir. Pekişen her yargı; evrensel akışın dondurulması; algının betonlaşması demektir. Betonda yeşillik, buzda balık yetişir mi?!..

Büyük İdrak Sıçraması yaşayanların hayatlarının arka planında büyük hatalar; büyük yanılgılar vardır. Her büyük yanılgı bir büyük yangını tutuşturmuş; her büyük yangın bir büyük nur ocağını parlatmıştır! Ezberleri aşabilir, Ehlullah hayatını basiretle tetkik edebilirsen görürsün!

“Haksızlığa uğradım” diye üzülene de “Haklı çıktım” diye sevinene de Hakkın Hakikati kapalıdır!.. Hakkı tanıyan; ister acı ister tatlı olsun, ondan kendisine kesinlikle pay çıkaramaz!..

Çoğunluğun Zulüm olarak nitelediği uygulamadaki Adaleti; çoğunluğun Adalet diye bildiği uygulamadaki Zulmü görebilecek kadar basiretli miyiz? Çoğunluk gibi düşünerek mi erişeceğiz Hakka? Yoksa dünya karşımıza çıksa da basiretli- vicdani değerlendirmelerimizin ardında durarak mı?!

Hakkı bilmek; Hakkı görmek karşıt cepheler arasında tarafsız ve hatta etkisiz kalmak zannedilmişse -ki bazı tasavvuf anlayışları böyledir- Muhammedî Yaşam anlayışından uzak düşülmüştür. Hakkı gören; yerine göre ateşe atılmaktan, yerine göre de barışa çağırmaktan geri durmayandır!

Doğruya doğru, yanlışa yanlış diyemeyecek kadar her şeyi hak gördüğünü düşünen; gözlerine hak perdesi çekmiştir. Yorumsuz ve Tarafsız kalmak süslü görünse de her karşıtlıkta sadece bir tane Hak vardır… Hakkı gören, Hakkı bilen, Hakça seven, Hakça yaşayanlardan olmak niyazıyla.