Değiniler-115

Değiniler-115

İŞİN ÖZÜ

Kendine İnanmayan; Allah’a İnanamaz!

Vicdanına Uyamayan; Allah Resulüne (sav) uyamaz!

Yaşadığı ortamı; zaman- mekan ve şartları Okuyamayan, Kur’anı okumuş değildir!

AYETLERE BİR DE BÖYLE BAKSAK MI?

Kur’an okuyacağınızda kovulmuş şeytandan Allah’a sığının. (Nahl-98)
Bir durumu, Allah Sistemine göre değerlendirmek istediğinizde; zihninizde birikmiş ön yargı, hüküm ve bireysel algılamalarınıza ait yaklaşımlardan uzaklaşarak evrensel- insani- vicdani normlarla anlamaya çalışın!

Allah, muttakileri sever. (A. İmran- 76)
İçinde yaşamakta olduğunuz evrensel sistem; onun genel geçer kurallarına uymakta disiplinli hareket eden, kafasına göre sistem icat etmeyen ve mevcut olana uyumlananları destekler, kollar ve öne çıkarır.

Duanız olmasa Rabbim size ne diye değer versin ki? (Furkan- 77)
İçten gelen talepleriniz ve o talepler doğrultusundaki yönelişleriniz, gayretleriniz çalışmalarınız, çabalarınız olmasa sizde mevcut evrensel potansiyeliniz nasıl açığa çıkabilir ki?!

BEN VARIM KULUM, YAVAŞ GEL!

Allah’ın kuluna acziyetini hatırlatma yollarından biri de Allah Sistemi gerçeklerini anlattığınız kardeşlerinizin sizi dinlememesi, her şey bütün gidişatı ve muhtemel sonuçlarıyla apaçık ortada iken onların zerre kadar buna itibar etmeksizin bildiklerini okumaya devam etmeleridir.

Bize düşen her halükarda yakınlarımıza leh ve aleyhinde olanı göstermektir. Bu hem insanî, hem de imanî bir görevdir. Ama unutulmamalı ki ne kadar hatırlatırsanız hatırlatınız, her insan kaçınılmaz biçimde kaderine koşar ve takdirini yaşar.

Gerçeği açıklamada ana hareket noktamız Şefkat ve Merhamet olmalıdır. Keskin ve ukalaca sistem anlatımları; “Örtülü Kibri” besleyerek anlatanı, “İtici Enerji” yayarak muhatabı yakar. Hakikat anlatımı nazik olmalıdır. Yananı serinleten, Üşüyeni ısıtan bir nezaket ve letafet…

Bazen dostlarınızın gidişatının açıkça Ateşe, Zarara, Azaba olduğunu görür de kurtarmak için canhıraş çabalara girişirsiniz. Bu, gayet insani bir durumdur. Ne var ki, dostunuz takdirini yaşayacaksa çabalarınız boşa çıkar. Bununla Allah size “Ben varım kulum, yavaş gel” demiştir!

Şefkat ve Merhamet esastır. Ancak, kulun şefkat ve merhameti; Allah’la yarışırcasına olmamalıdır! Ne demek Allah’la yarışırcasına merhamet? Yanarak arınması takdir olunanı inadına yangından çekme çabası! Sonuç? Kurtarıcılığa soyunup Allah’la yarışanın da dostuyla beraber yanması!

Hayat anlayışının “Sünnetullaha Ukalalık” olduğunu hatırlattım birine. Bildiğini okumaktan şaşmadı. Yaşadığı ortama uygunsuz davrandığını hatırlattım diğerine. İkazıma hiç itibar etmedi. İkisinin de hazin sonu bana canlı canlı gösterildi. Sadece Sübhanallah diyebildim, o kadar!..

İman etmiyorlar diye neredeyse kendini helâk edeceksin? {Şuara 3} anlatmaya çalıştığım hal hakkında denge çağrısıdır. Hidayet Allah’tandır! Dostlarımızı, sevdiklerimizi, yakınlarımızı uyaralım ama “Merhamette Allah’la Yarış”a çıkmayalım! Haddi aşmayalım! “Denge Yaşamı” niyazımla.

BENİ KALBİ KIRIKLARIN YANINDA ARA

Hz. Mûsâ (as) bir gün: “Yâ Rab! Seni nerede arayayım?” diye niyazda bulunmuştu. 

Allâhu Teâlâ: “Beni kalbi kırıkların yanında ara!” buyurdu.

Kalbi Kırık, kendindeki Kudreti bilse dehşetten kendisi de korkardı. Belki de ben neymişim der Firavunlaşırdı. Kalp Kıran; kendi aleyhine kurulan saatli nombayı bilse kablo kesmek için o kalbe secde ederdi. Bunu bilen kırık kalp beddua etmez; bunu bilen kırıcı, özürde gecikmez!

Kul Hakkı adına parasal ve maddi konularda acayip hassas insanımız. Kimse kimsenin kuruşuna girmek istemiyor. Ya Kalp Hakkı? Bi söz, bi bakış, bi burun kıvırma, bi dokundurma veya laf sokmayla kırılan Kalbin Hakkı? Hangi kuruşla, hangi hediyeyle, hangi malla onarılabilir?!

Kırdığın Kalpten yayılan negatif- yıkıcı enerjinin neler yapabildiğini hiç düşündün mü? Hangi Dua, hangi Ayet, hangi Zikir korur seni bundan? İnsanlar, yaşadıkları belaların hikmetini Kalp ekseninde ciddi ciddi sorgulasalardı, en ağır sınavları için dahi “Hak etmişim” derlerdi…

Sınav yaşayan hemen şunu söyler; “Kimseye kötülüğüm olmadı, hep hayra koştum.” Bunu demek kolay. “Kimseyi değil sözle, zihnen bile aşağılamadım, kendimi üstün görmedim kimseden yüksünmedim” diyebilir misin? Aklından geçti sadece? Akıldan geçeni Allah duymaz, o kişi sezmez öyle mi?

“Gizlediğinizi de açığa vurduğunuzu da bilir Allah” ayetinin bi yönü de kalbin yaydığı frekansların sistemde işleme girdiğinin ifşasıdır. Ve unutma ki; biz ne kadar gizlersek gizleyelim, her kalp sevildiğini de bilir itildiğini de! Değer verildiğini de sezer önemsenmediğini de!

“Beni kalbi kırıkların yanında ara!” buyurdu Allah! İlaç, şifa, muhabbet, pozitif enerji; Cemal mi aradın? Onlarda! Yıkım, yanış, çöküntü, kayıp mı yaşadın? Celal mi püskürdü üstüne? Yine onlarda! Define de Çöp de orada! Kötü koku da Misk de! Kalbini de Kalpleri de önemse emi!

NEFES ALIYORSAN VAKİT GEÇMEMİŞTİR

Ey Kendileri Aleyhine Aşırı giden kullarım! Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyiniz! {Zümer-53} Ey kendileri hakkında “Benden geçti olmaz artık” ümitsizliğine düşenler! Hiç bi şey için geç değil. Yeter ki gayret edin, Allah neler lütfetmez! İşte canlı örnek: https://www.youtube.com/watch?v=_TgLVD1Qga8

Ümitsizlik olaylar hakkında sadece mevcut duruma bakarak ve sadece rasyonalist değerlendirmeyle hüküm vermekten doğar. İnsan zihni kalıba dökmeyi, netice almak için hüküm vermeyi pek sever. Sonuç? Açmazda kaldığı düşüncesi ve gelsin stresler, gelsin bunalımlar. Ve gelsin Prozac…

“Allah’ta yok, yoktur!” Senin dünyanda sorunun çözümü, cevap şıkları bellidir. Genelde iki şıklı düşünürüz. 3.yü düşünebilen uyanmıştır. Allah Sisteminde ise şıkların, alternatiflerin, planların sonu yoktur! Olsa mucize, keramet, lütuf vb kavramları biliyor olur muyduk?! Etme!

Ufuk simsiyah, gökyüzü puslu, karanlık mı dedin? Bir gece İstanbul’dan uçağa bindiğimizde şimşekler çakıyor, gök yüzünden yıldırımlar boşalıyordu. Bulutun üstüne çıktık, aydınlık her taraf. Medine’ye indik kavruluyoruz. İst.da palto içinde üşümüştük. Zihnin üstüne çıkmaktır Ümit!

Hep gönlü geniş, her hal ve şartta sakin kalmak ister misin? Ve hep ümit içinde ve hep sınırsız- sonsuz alternatiflerle huzuru yaşamak ister misin? Formülü, günümüzden 27 asır önce yaşamış bir bilge vermiş. Lütfen dikkatle değerlendir. http://www.cinmacerasi.com/cin-dusunuru-lao-tzunun-oykusu/

SORUMLULUK VE BEDEL SİSTEMİ

Sadece Yaptıklarınızdan değil, yapmanız gerekirken yapmadıklarınızdan da sorumlusunuz. Sadece söylediklerinizden değil, söylemeniz gerekirken sustuklarınızdan da sorumlusunuz!.. {İmam-ı Azam Ebu Hanife rh.a}

Yaptıklarımız yanında yapmaktan kaçındıklarımızdan da sorumluysak; kaçındığımızın bize faturası çıkacak demektir. Söylediklerimiz yanında, söylemekten uzak durduğumuzdan da sorumluysak, bazı susmalarımız da bize bedel ödetecek demektir.

“Kenâr-ı Dicle’de bir kurt aşırsa bir koyunu/ Gelir de adl-i İlâhî sorar Ömer’den onu!”
Hz. Ömer’in sorumluluk duygusunu Milli Şairimiz Akif böyle özetlemiş. Resulullah (sav) ın en yakınındaki halifesi böyle hissetmişse biz, hangi bilgi ve idrakimizle üstümüzden yükü atabiliriz?!

Göz gördüğünden, Kulak işittiğinden, Dil söylediğinden sorumludur. Yani, bu duyularla şahit olduğun her şeyin sana dönük bir getirisi veya götürüsü olacaktır. Kalp hissettiğinden sorumlu mu? Peki ya Akıl düşündüğünden? Ya Muhayyile Hayal ettiğinden?!

Tuhaf bi algı kolaycılığı var insanların çoğunda; Fiil dendi mi gözle görülür, elle tutulur şeyler anlıyoruz. Bundan hareketle de görünmeyen, beş duyuyla algılanmayandan sorumluluk yok, diyoruz. “İnsan sadece Fiillerinden sorumlu. Fiile dökülmemişse sorumlu değil” mi acaba? Fiil ne gerçekte?

Fiil; üretim, açığa çıkış demektir. Gözün üretimi görmek, kulağın işitmek, burnun koklamak, ayağın yürümek, elin tutmak vb… Aklın fiili; bilmek ve düşünmek; Duyguların fiili hislenmek üzülmek, sevinmek değil mi? Bilme, Düşünme, Hislenme gözle görülmüyorsa üretilmiyor mu demek?!

Çocuğunu kaybeden anne Üzüntüden yatağa düştü
Sevdalanan genç elden ayaktan kesilip verem oldu
Haberi alınca öyle sevinmiş ki kalbi durmuş
Hep hayallere dalardı, geçen tırlatmış dediler.

Renkli kelimelerin hepsi görünmeyen his ve düşünce ürünü. Görünmeyenden, düşünceden sorumluluk ve bedel yok ise onlar bu sonuçları niye yaşadı! Var dostum var. Düşüncelerin, duyguların da bir bedeli var. Hem dünyada hem ahrette.

Ezber bilgiyle düşünüp kendini temize çıkarma kolaycılığından kurtul artık! Çünkü zihnin sana böyle oyun oynar. Modern Bilim de, Klasik Tasavvuf da, Kadim Bilgelikler de, Enerji Disiplinleri de algılanan, şahit olunan, yaşanan, hissedilen her şeyden sorumlu olduğumuzu söylüyor!..

- Bana havayı gösterebilir misin?
- Hayır
- Görünmüyor diye hava kirliliği bizi etkilemez diyebilir miyiz?
- Hayır
- Kokuyu göster bana!
- Biliyorsun görünmez.
- Birilerinin sürekli gaz çıkardığı yerde oturur musun?
- ….
- Görünmeyenden sorumluluk yok deme bir daha olur mu?

Tıp, hastalıkları tedavide sadece Beden eksenli hareket ediyor, organa yoğunlaşıyor. İnt. ortamında “Hastalıkların Ruhsal Sebepleri” başlıklı yazılar var. Boş vaktinde bi bak. Hangi duygu, hangi düşünce insana ne yaparmış? “Doğru, ben yaşıyorum” demekten kendini alamayacaksın…

Her memleketin yağmuru da güneşi de üstündeki hava ve yerdeki üretime göre değil mi? Yeşillik ve Su, Yağmuru çekiyor. Kuraklık, Hararet ve çölleşme getiriyor. Kişi ve Toplumların; “Kendi zihinlerinden buharlaşan düşünce bulutları” altında bir hayat sürdüğünü söylersem ne dersin?

Bazı ülkelerde terör ve suç eğilimi neden fazla, dedim bilgeye… İnsanların kalbi nefret, kibir, haset, çekememezlik, aşağılama hisleri ile doluysa ne bekliyordun ki demez mi? Ayet miydi, “Bir topluluk kendini dönüştürmedikçe Allah onları dönüştürmez!..

Evet aklından birini öldürme düşüncesi geçti diye seni mahkemeye çıkarmazlar. Ama unutma, bu aklından geçen; önce sana sonra da diğerine mutlaka, bi şekilde zarar verir. Görünür veya görünmez bir zarar… Şimdi anlatabildim mi sana “Sorumluluk ve Bedel Mekanizması”nı dostum?

Allah’ım! Görünen ve Görünmeyen Üretimlerimizden oluşan/ oluşacak netice/ hesap farkındalığı içinde; Sünnetullaha (Evrensel Allah Sistemi) uygun; şeytanî vehimlerden (egosal zihin oyunlarından) korunarak bize takdir ettiğin ömrü Hakça Yaşamayı en kolayından Lütfu İhsan eyle! ÂMİN

BİLMEK VE YAŞAMAK

Her insan yaşamadığı gerçeğin yabancısıdır. Yaşı, bilgisi, tecrübesi ne olursa olsun. Deneyimlemenin bilgisi hiç bir zaman deneyimlemeyende olmayacaktır. Ne gariptir ki deneyimleyene kadar hepimiz, gerçek bilgiyle bilinir sanmaktan kendimizi alamayız. Yaşanmayan hakkındaki bilgi Zandır!

Deneyimlemediği gerçek önünde insan çocuk gibidir. Özgürce koşmak isterken uçurumu görmeyen, serbestçe uzanmak isterken ateşi bilmeyen çocuk… Deneyimleyen, deneyimlemeyene merhametli olmalı, ukalalık etse de o alttan almalıdır. Yaşamayan ne bilsin tehlikeyi! Öğrenecek abisi…

- Tehlikeyi göremeyene mani olmalı, önünü kesmeli miyim?
- Evet
- Kalbini kırma pahasına?
- Evet
- Beni düşman bellemesi pahasına?
- Evet
- Zorlama yoktu dinde?
- Çocuğun ateşe koşsa durdurmaz mısın?
- Durdururum!
- Resulullah, öyle bi merhamet istiyor bizden, onun için!
- Amenna

Gönlünüzü açacağınız insanın, sizin sıkıntınızı veya benzerini önceden yaşamış olması çok önemlidir. Yoksa sizi anlamamasına üzülürsünüz veya deneyime dayanmayan önerisine uyar, bir daha kaybeder, yanar, yine üzülürsünüz. “Bana damdan düşeni getirin” mi demişti Nasreddin Hoca?

Kim ne tavsiye ederse etsin, kendi yaşam alanınızı; koşullarınızı dikkate almaya öncelik veriniz. Çapınızı ve Haddinizi bilmek en güzel korunma metodudur. Yoksa Tavuklara Kartalsınız, Kedilere Kaplansınız gazı veren hem de bunu sözde hakikat adına yapan niceleri var ortalıkta!

Benim ayakkabılarımı giymemiş, benim yolumdan yürümemiş olanın yorgunluğumu da çilemi de anlamasını beklemediğim gibi anlıyorum demesinin de havada kaldığını biliyorum. Bunu bilmeden yapacağı öneriler; beni ne kadar tatmin eder ve huzura erdirebilir ki?

Yaşamda karşılık bulmayan her bilgi; zihnin uçuk kaçık yanlarını besler; kaygan zeminlere sürükler insanı. Bu öyle bi yanılgıdır ki hakikati yaşıyorum zannettirir. Denge; yaşanabilir olandan kopmadan haddini bilenin yürüyüşüdür. Marifet sevdalılarına hayırlı yolculuklar dilerim.

YAŞAMIN “ESAS DEĞER”İ NE ZAMAN FARK EDİLİR?

İnsan; gerçek değeri, hayat kendisine “Hiç bir şeye değmezmiş” dedirttiğinde anlayacaktır! Bunu dediğinde, bunu fark ettiğinde demiyorum dikkat et; hayat insana dedirttiğinde diyorum. İşte o an anlar insan; yaşamanın asıl gayesini…

Hayat kendisine hiç bir şeye değmediğini canlı canlı gösterdiğinde; boşluğa düştüm, bunalımdayım, depresyona girdim kaygısıyla paniklemese, zihnin izlettiği çöküntü filminin ötesine geçebilse, ne hakikatler seyreder, ne hazineler keşfederdi insan…

Adandıklarına, tutunduklarına, yaslandıklarına değmediğini bizzat yaşadıklarınla iliklerine kadar hissettiğinde Ölümü özleyeceksin! Meryem de öylesi bir sahnede şöyle dememiş miydi? “Keşke bundan önce ölseydim de unutulup gitseydim!..”

Meryem; kendi dünyasında bi utanç, bi ayıp, bi günah, bi suç olarak değerlendirdiği; topluma izah edemeyeceği, başını insanlar önünde yere eğdirecek bi olay için mi demişti “Keşke bunu yaşayacağıma ölseydim”?! O sahnenin başı Cebrail, sonu İsa mıydı? Sübhanallah! Hasbunallah!

“Bunu yaşamaktansa öleydim, unutulup gideydim” dedirten; içini de dışını da yakan bi sahne yaşadın mı hiç? Sarsıldın, kahroldun öyle mi? “Başı Cebrail, sonu İsa, sonsuza uzanan tarafı Muhammed olan bi süreç bu!” diyemedin mi? Etme! Sır istiyordun verdim…