Değiniler- 116

Değiniler- 116

SAMİMİYET

Dünya Sisteminde üstünlük Güce göredir. Allah Sisteminde Samimiyete göre! İkili ilişkiler ve hayat işleyişinde yönlendiren, dönüştüren, değiştiren etki; Samimi Gönülden doğar ve yayılır. Samimiyetin bilgiyle uzaktan yakından alakası yoktur! Fille; amelle, iyilik- kötülükle de!

Nice günahkârlar, iyi ve takvalı bilinenlerin önüne geçmiştir samimiyetiyle… Değerlendirmelerini fiiller, ideolojiler, toplumsal veya ilmî payeler ile çeşitli fikrî statüler üzerinden yapmaya alışanlar; Samimiyetin Kudret ve Getirisini hiç bir zaman anlayamayacaklardır…

Kur’an, insanlar arasında üstünlüğün sadece Takva ile olduğunu vurgular. Takva; ibadet veya ahlak eksenli düşünüldü hep ve öyle değerlendirildi. Geldiğim noktada diyebilirim ki Kur’an’ın Takva dediği; Samimiyettir!

İnsan ne yaşamış, ne hata etmiş olursa olsun ve hatta kimleri incitmiş, hakkına girmiş olursa olsun; şayet Rabbine Samimiyetle yaşadıklarının farkındalığını kalbinde hissediyorsa Allah Af- Bağışlamanın ötesinde ihsanlarda bulunacaktır Ona. Kul hakkı da mı diyen ukalalar çıksa da!

Tarih, günahına samimiyetle âh edip Rabbine sığınanların bir anda insanların en ilerisine sıçrayışına şahit kıssalarla doludur. Dikkatle bakarsan onları Kur’an’da da görebilirsin. Dünün günahkarı, katili, zinakârı bir anda en erdemli insan olabilir mi? Kalpler kimin elindeydi?!.

Kur’an bazılarının seyyiatının (çirkinlik-kötülükler) hasenata (iyilik-güzelliklere) dönüştürüldüğünü vurgular. [Furkan-70] Garip değil mi? Kötülük yap, iyilik-güzellik getirsin!? Günahına samimiyetle pişman olan için o günah yukarı sıçratan tramplen olmuştur desem kızar mısın?

Kırıcı sözler ettiği, telafisi güç yanlışlar yaptığı halde sevgi ve saygıdan vazgeçemediklerin oldu mu? Hoş sözler, olumlu davranışlarla yaklaştığı halde bi türlü ısınamadıkların? Olmuştur. Sebebi Samimiyettir. Samimi azar; ikircikli taltiften makbuldür. Kalp; samimiyeti bilir!

Şeyh Şamil Rus Çarına götürüldüğünda çar ne demiş biliyor musun? “Eli öpülesi düşman!” Düşman ve eli öpülesi?! Rus çarında bu hürmet ve hayranlığı uyandıran; büyük mücahid İmam Şamil’in Samimiyetidir. Can Düşmanında bile hürmet ve sevgi uyandıran Kudrettir Samimiyet!

Kim isteğinde samimi ise ona ikram edilecektir. Kim sevgisinde samimi ise sevilecektir. Kim anlayışında samimi ise anlaşılacaktır. Nereden mi biliyorum? Delilim ne mi? “Muhakkak ki Allah sizin dış görünüşünüze ve kalıbınıza bakmaz. Kalplerinize ve niyetlerinize bakar.” (Hadis)

- Ya Âdem, senin yasak meyve yiyeceğini takdir eden bendim. Ama sen hiç “Senin Kaderini yaşadım Rabbim” demedin?
- Edebim buna müsaade etmezdi Rabbim.
- Biz de seni o edebinden sebep Affettik!

Allah’ım, bize böylesi bir Edep Yaşamı ve böylesi bir Kulluk Edebi lutfeyle! ÂMÎN

Allah, diler göründüğü bazı hallerde dilememiştir. Dilemez göründüğü bazı hallerde dilemiştir. Ademle Havvaya “Bu ağaca yaklaşmayın” derken dilemez görünüp yemesini dilemiştir. Şeytana “Adem’e secde et” derken diler görünüp secde etmesini dilememiştir! {İmam Caferi Sadık as}

DUA VE SAMİMİYET

Rabbime halimi arz etmeye niyetlenmiştim ki Onu kendimden habersiz sanmakla ne büyük gaflet ve nankörlük içinde olduğumu fark ettim. Öylece kala kaldı açılan ellerim. Bir çocuk gibi utandım, bir günahkâr gibi kızardım, bir suçlu gibi tere battım. Ve sustum, sustum, sustum…

Duanın, “Edilen” bir söz değil, “Yaşanan” bir öz olduğunu fark ettiğimden beri dua edemiyorum! Sadece beynim, kalbim, ruhum ve zihnim ne yaşıyor, Gözlemci olarak izliyorum. Programımın açığa çıkışını seyrederken bazen sözle, duyguyla o akışa katılıp zevk ettiğim de oluyor elbet.

Namazın yanına “Kılmak”, Orucun yanına “Tutmak”, Duanın yanına “Etmek” yardımcı fiillerini eklediğimiz gün biz Müslümanlar kendi ayağımıza sıktık!.. Eklediğimiz bu eylemsi ifadelerle Kulluğun esas manası; İbadetin ruhu bir örtüldü ki bir daha açabilene aşk olsun!..

“Dua edemiyorum” dediğin anlarda Beyninin dalga yayını, Kalbinin kan deveranı, Hücrelerinin entegre çalışması duruyor mu? Sende kesintisiz işleyen sistemin neler ürettiğine, neleri davet edip neleri ittiğine mi odaklanmalısın yoksa isteklerini dile dökmeye mi?

“Dua edemiyorum” diyen insan ya yalancıdır ya da kendi gerçeğinden gafil. İnsanın dua etmediği tek bir an bile yoktur hayatında! Neleri istemesi gerektiğine odaklananlar; beden ve ruhlarıyla nelere davetiye çıkardıklarını unuttuklarından “Duam kabul olmuyor” sitemini saçarlar…

“Dua edin icabet edeyim; karşılık vereyim” diye çeviriyorlar ayeti. Biraz Arapça anlayan oradaki “Vereyim” in kelime yapısında “Vermekteyim” anlamı olduğunu bilir. Vermekteyim! Verecek değil zaten veriyor; yayın sürüyor, sen sadece alıcını ayarlayacaksın biraz o kadar!

Mesajlar, mailler; “Sıkıntım var bana dua eder misiniz?” Hay hay dua ederiz tabii. Acil rahatsızlığa acil pansuman çözüm. “Sıkıntım var, bana sıkıntı hissettiren kök inanç nedir, altında yatan kayıtları görmeme yardım eder misiniz?” diyen cesur yürekler de çıkıyor mu? Binde bir!

Hastanenin ücretsiz check-up kampanyası vardı. Arkadaşıma ne dersin gidelim mi dedim. “Aman boş ver, şimdi her yerimizde bir şeyler çıkar, moralimiz bozulur!” dedi. Dua konusunda da aynıyız! “Bana kendimi gösterme, tanıtma, moralim bozulmasın, egom sarsılmasın! Sadece bana dua et!”

- Bir anne, bebek ağlamasa da süt vaktini bilir, kollar mı?
- Evet
- Temizlik vakti gelir gelmez temizler mi?
- Evet
- Sen nasıl oluyor da Rabbinin sana vermediğini ve günahtan arıtmadığını düşünebiliyorsun? Rabbin, annenden daha mı az merhametli?
- .!?.
- Aklını başına devşir!

- En büyük dua nedir?
- Samimiyet
- Kazanç getiren en büyük sermaye?
- Samimiyet
- Kime samimi olmalı peki?
- Önce kendine! Sonra insanlara ve doğaya!
- Kendime samimiyet?
- Egonun oyunlarına, zihnin kumpaslarına daim uyanık olmak!
- Sonrası?
- Selamet! Zerrece şüphen olmasın!

HER DEM GENÇ, HER AN ZİNDE, HER DAİM HUZURLU

Kendinize ait bir gündeminiz yoksa başkalarının gündemi içinde çerez niyetine kavrulursunuz. Medya gündeminden hiç bahsetmiyorum. Çünkü o zaten yılanlı kör kuyu. Kendi Gündemi olanlar; bilimsel- düşünsel konularda ilmî derinliğini arttırmak üzere planlı- programlı yaşayanlardır.

Bilgi ve Sorgulamaya dayalı bir yaşamın Beden ve Zihni genç, diri, zinde, sağlıklı tuttuğuna inanamıyor insanlar. Tarih bunun örnekleri ile doludur. Bak, bu Halil İnalcık. Müverrihi Azam (Tarihçilerin En Ulusu) diye anılan dünya çapında tarihçimiz. 90 yaşında kitap yayınlamıştı!

İNALCIK

Bilgi ve Sorgulamaya dayalı kendi gündemine odaklı yaşam, bedeni zinde tutmanın da ötesinde bedeni umursamadan üretime devam eder! İyi bak, beyninden başka hiçbir yeri çalışmasa da bilime sıçrama yaptıran adam! Kendi gündemi olmayanlar imanını mı tartışıyor? Yazık bile demiycem.

HAWKİNG

Birini tanıdım. Kitap gibi konuşuyor, konuyu dinleyene adeta nakşediyordu. Tanıştırana kimdir, nasıl yaşar dedim. “Okuma saati var, hem gece hem gündüz. Gündüz bürosundaki, gece evinde o saati kimse bölemez, böldürmez” dedi. Avukatmış. Onun da ailesi işi vardı. Kitap gibi adamdı!

Hanımsın; güzelleşmek, dinçleşmek, zayıflamak, canlı yaşamak istiyorsun? Beysin; üstündeki yorgun, boş vermiş halden çıkmak, ümitle yaşama sarılmak istiyorsun? Hemen kendine ilmi bir gündem belirle ve o yönde çalışmalara giriş. Kısa sürede farkı göreceksin! Spor yap niye demedim?

“Biraz sonra giyotinle başımı koparacaklar. Kellem düşünce gözlerime bak, iki defa kırparsa, beyin faaliyeti kafa kesilince de sürüyor demektir. Bunu kaydedersin bilim adına” demiş ünlü kimyacı Lavoisier. Kendi İlmî Gündemine odaklanmanın insani korkuları yenişine misaldir…

LOVASİER

“Yatağıma yat, sabah emanetleri sahiplerine teslim et” dedi şehri terk ederken. Emanetler can düşmanlarına aitti. Vatandan ayrılmanın ötesindeydi onun için Emanet! Kendi Gündemiyle Yaşayanların Sultanı (sav) na selam olsun. Selam olsun Emanetin Sahibi Şaha (kv)

SEÇİLMİŞLİK- SİLİNMİŞLİK

Seçilmişlik; egonun kendini özel görme arzusundan beslenen bir olgu. Altında bütünden kopma, genele fark atma, ayrışma ve ayrıştırma duyguları vardır. Hakikate ermenin esası; “Tek-Bir-Bütün Oluş”u hissetmek ve yaşamak ise Seçilmişlik kavramını derinlemesine sorgulamak gerektir.

Seçilmişlik empozesi; insan gütme, kitle yönlendirme ve görüş aşılamada en etkin yoldur. Beşerin en büyük zaaflarından biri bu olduğu içindir ki insan, kendini Seçilmiş hissettiğinde ona yaptıramayacağınız iş, benimsetemeyeceğiniz fikir yoktur. Sağlam Oltadır Seçilmişlik!

Tasavvufun; manevi anlamda Kendini Bulmanın özü; Seçilmişlik değil Silinmişliktir. Evet evet, doğru okudunuz; Silinmişlik! Ne adına olursa olsun öne çıkmak, bütünden süzülüp ayrışmak değil bütünde Erimişlik ve Silinmişlik. Ego sever mi dersiniz Silinmişliği? Ya zihin?

Bir şey olma veya bir şeylerden kurtulma odaklı düşündüğünüz ve bu yönde çalışmalar yaptığınız sürece zihniniz egonun seçilmişlik takıntısını beslemeye, körüklemeye devam edecektir. Hakikatte ne olunacak bir şey vardır ne de kurtulunacak bir şeyler…

“Allah’ın Kendine Seçtikleri” dillerdedir. Nebi- Resullerden başlar Velilere uzanır. Hiçbir kitapta geçmese de bir de “Allah’ın Kendisi İçin Sildikleri” vardır. Duymadın değil mi? Duyulmaları, görülmeleri zordur zaten. Seçilmişlikten beslenen örtülü egolar nereden bilecek onları?

Örtülü, genele dönük, bilgiye dayalı hakikati Seçilmişlerden alabilirsin. En güzeliyle anlatır, ikna ederler seni. Gönlün hoş olur hem. Hakikatin çıplak, öze(le) dönük, bilgiden içre yaşanmışlığa dayalı boyutu ise sadece Silinmişlerden edinilir. Rastlayabilir, tanıyabilirsen!

Seçilmişler; bilinçli çalışmalarla kendilerini arıtmış, aydınlatmışlardır. Silinmişler; iradeleri dışında hayatın kendilerini arıttığı ve bu arınmanın getirisi olarak nurlanmış insanlardır. Hani deden bazıları için “Feleğin Çemberinden Geçmiş” der ya onlar örnektir Silinmişliğe!

Seçilmişleri Güneş gibi Ay gibi her zaman görmek mümkün. Silinmişler, Yıldıza benzer. Güneş de Ay da ortalıktan çekildikten, hava iyice karardıktan sonra çıkarlar. Aklın, Duyguların beş para etmediği “Dünya başıma yıkıldı” dediğin anlarda girerler hayatına.

Seçilmişler; izlenecek yolu gösterir. Geçitleri, boğazları, virajları ve duraklarıyla inceden inceye. Gündüz Güneşimiz, gece Ayımız olarak el verirler. Silinmişler ise yolun sadece kendimiz olduğunu fark ettirir. El vermez, yoldaş olmaz, peşine takmaz ama mutlaka Yürütürler!

Hakikate uzanan yolun inceliklerini Seçilmişlerden öğrendim, öğreniyorum. Hakikatin uzanılmayacak kadar yakın; benden içre ben olduğunu Silinmişlerle kavradım. Zâhirimi Seçilmişler inşa ederken Bâtınıma Silinmişler Ruh Üfledi! Onları Bi Hakkın değerlendirmek nasibimiz olsun. ÂMİN