Değiniler- 117

Değiniler- 117

KULLANAMADIĞIMIZ İKİ HAZİNE

Yaratıcının, potansiyel olarak kendisine yüklediği iki kuvvenin nelere Kâdir olduğundan insanoğlu çoğunlukla gafil olmuştur. Fiilî çaba, beşeri çalışma ve hatta emek bile istemeyen o iki kuvve, “İnanmak” ve “Sevmek”tir.

Pozitivist eğitim ve rasyonel yaşam anlayışının bizi getirdiği nokta; gördüğümüze; beş duyu ile algıladığımıza diğer kuvvelerimizden daha fazla değerli saymaktır. Bununla da yetinmez, beş duyuyla algılananı, tüm duyulara kıyas ölçüsü sayar üstün tutarız. Bu en büyük Yanılsamadır.

Biri, kendi çapından daha üst şey mi istedi? “Sen onu rüyanda görürsün!” dememiz; biri mevcudu aşan düşünceler açıklayınca “Hayalci olma, gerçekçi ol” dememiz hep bu beş duyu üstünlüğü zannımızın eseridir. Rüya ve Hayal, boş ve ölü müdür ki?!

İnanmak ve Sevmek. Açamayacağı yol, aşamayacağı engel, çekemeyeceği oluşum, yenemeyeceği düşman yoktur bu iki kuvvenin. Bunları değerlendirebilenlerin yaşadıkları değerlendiremeyenler nezdinde “Mucize”,”Keramet”,”Şans”,”Talih” olarak etiketlenmiştir. Hakikati; onları yaşamaktır.

Tutkuya dönüştürmeden Sevdiklerimize erişir; Hırs yapmadan İnandıklarımıza kavuşuruz. Niye uzak düştük gerçek sevgiden? Neden eremedik samimi inanca? Tutkular; Sevgi tuzağı, Hırslar; İman hırsızı. Bilmem başka söze gerek kaldı mı?

Üzülmeyiniz, Gevşemeyiniz. İnanıyorsanız; mutlak surette en üstün olan sizsiniz! {A. İmran- 139} Ayet, inanmanın Allah Sistemi içindeki kudretini anlatıyordu. “Müslümanlar daima üstün” diye anladık ya, ona şaşarım. Müslümanla, gavurla alakası yok bu bir Sistem Gerçeği! Görene!

İnanan, inandığı noktada mutlak surette galip ve gerçekten üstün demiş Rabbimiz. Konu burada din filan değil. Dikkat et! İnsan neye inanırsa inansın; inanmış ve samimiyetle yönelmişse galip ve üstün olmaktan zerre şüphe etmesin deniyor!

İnançlarımızın gerçekleşmemesi neden? A. İmran-139 buna cevap vermiş; Üzülmek, Gevşemek! Üzülmek; karamsarlığa düşmek, inancın kudretini öldürüyor. Gevşemek; çeşitli nedenlerle inanca odaklanmayı bırakmak da öldürüyor. Kim yaptı? İstedim de Allah vermedi!
Allah’a iftira etme!

Neden dünyaya her dönemde Yahudi zihniyeti hâkim dediler bilgeye. “Çünkü bir tek onlar şeksiz- şüphesiz kendilerine, gayelerine ve başaracaklarına inanıyorlar” dedi bilge. Ya Müslümanlar diyecek oldular, diyemediler. Yahudi de bir ırktan öte zihniyetti zaten…

“Rüyalarınızı hayra yorunuz. Çünkü rüyalar nasıl yorulursa öyle çıkarlar” {Hz. Muhammed sav} Bu Hadisin “Görüş, inanç ve bakış açılarınızı olumlu hale getiriniz. Çünkü görüşlerinize, inançlarınıza, bakış açılarınıza göre biçimlenir Hayatınız” demek olduğunu neden sezemedik biz!?

Kaderle yabancılaştık Kudretimize. Oysa KaDeR ve KuDRet aynı kelime kökünden idi. Takdirde saklı bir kudret de var idi. Kadercilik kolayımıza geldi de Kudret diyene bir çırpıda Firavun etiketi vurduk. Biliniz ki; iflah olmayışımız; inançlarımız ve etiketlerimiz yüzündendir.

- Seviyor musun?
- Evet
- Ne istiyorsun?
- Benim olmalı!
- Çiçek dalında güzel ve canlı! Koparıp senin vazona koyunca ne kadar yaşar?
- Olsun yine de benim olmalı!
- Sevmiyorsun! Tutku- arzuna Sevgi elbisesi giydirerek kandırmış seni Zihnin! Şeytana uymaya sevgi adı vermek mi?..

“Bugün Allah için ne yaptın?” sorgulamasının hakikati; bugün inanç ve sevgini benliğinden ne kadar kurtardın; “Biz” için “İnsanlık” için “Doğa” için “Yaratandan ötürü bilinciyle Yaratılanlar için” yaşadın; inandın ve sevdin demektir. Öyle yaptım, yapıyorum diyebilene selam olsun!

OYUNU BOZMAK

Kendi gerçeğiyle yüzleşmenin vereceği acı ve sarsıntıdan kaçmak üzere, zihnin kendisine oynadığı oyunlara sığınan; böylece acı, sancı ve korkuyu zamana yayarak uzun vadede kurtulduğunu sanan, bilinçli olarak kendi kendine zulmetmeyi pekala başarabilen yegane varlık; insandır.

Evrensel normlar ölçeğinde akıl, mantık ve muhakemeyi kullanamıyorsanız; zihninizin size oynadığı oyunları görmeniz mümkün değildir. Genellikle Sevgi ve İnanç üzerinden kurgulanan bu oyunlarda çokları, Şeytanî olanı Rahmanî sanma tuzağına düşmüştür. Tarih boyunca da Şimdi de…

Samimi Dostun, Allah için Sevenin önemi; zihnin kişiye oynadığı oyunun fark edilmesinde açığa çıkar. İnsan, kendi dunyasına dışarıdan bakamayacağı için dost tavsiyesine ihtiyaç vardır. Tabi siz o tavsiyeyi; “Sen beni yanlış anlıyorsun” ukalalığıyla henüz doğmadan öldürmezseniz!

Bilinç bakmak istediğini görme, duymak istediğini işitme, bilmek istediğine çekilme özelliğine sahipse (Algıda Seçicilik), gördüklerimiz, işittiklerimiz, bildiklerimiz objektif ve orijin hakikat midir yoksa öyle kabul etmek işimize mi gelmiştir? Kim, nasıl ayırt edebilir bunu?!

- Hocam kadınların sakız çiğnemesine ne dersiniz?
- Zinhar edebe aykırıdır!
- Sizin hatun da çiğniyor ama?
- Ona da yakışıyor hani!

Nasreddin Hoca, zihnin kendini ve çevresini temize çıkarma oyununa dikkat çekmiş. Bu kadar açık olmasa da her insan az çok gelmiyor mu bu oyuna?!

Soruyor, öneri istiyor, yol yordam öğrenip gerçeğe samimiyetle yürümek istiyor. Cevap veriyor, öneri getiriyor, yol gösteriyorum. Durmaksızın cevabı, öneriyi yönlendirmek; kendi zihnine uydurarak anlamak istiyor. “Gönlüne uyanı yap” diyorum. “Zihnin seninle oynuyor” diyemem ki…

- Zihin oyunlarını bozmanın kolay bi yolu olmalı
- Var da şüphe, kuşku, imani tedirginlik duymaya razı olabilirsen
- Nasıl?
- Bugüne kadar öğrendiklerinin hepsini boşa çıkaracak bilgi kaynaklarına; tarzım dediğine aykırı bakış açılarına da açılabilir misin?
- Az düşünsem?
- Düşün

İman; eminliktir. Kuşku ve kaygıya yer bırakmaz. Yakiyne açılmak istersen sorgulamalarla o eminliğin sarsılmasına razı olmalı, gerçeği farklı boyutlarda kovalamalısın! “Bana ne oluyor, dinden mi çıkıyorum ne” dedirten süreçlerdir bunlar. Zordur, yorar ama zihin oyununu da bozar.

Nasreddin Hoca gibi bir büyük veli neden bindiği dalı keser? Derinlenesine düşündün mü bu metaforu? Halka göre delilik! Ya hakikati? Dal; üzerine yaşam- anlayış bina ettiği; kendini tanımladığı veritabanı! Onu, düşmek pahasına kökünden biçmeyi göze alamayan bozabilir mi oyunu!?

Tasavvufî hakikatle İlahiyat veritabanımı nasıl sorgulamışsam Felsefi hakikatle de tasavvufî süreci öyle sorguluyorum. Ya arıza çıkarsa mı? Denize bi açıldın mı hiç bi limanda uzun süreli demirleyemiyorsun azizim. Kendime gol atmanın zevki hiç bi şeyde yok! Tavsiye ederim.

BİRAZ NAZ, BİRAZ NİYAZ

Yana yakıla ne istedimse vermedi
Kalsın, istemem, dilediğine ver dedim
Küser gibi, nâz edercesine, dudak büken çocuk misali

Vaktiyle yanıp paralandığım ne varsa getirip yığdı önüme
Bu ne şimdi?
Delirtmek mi niyetin, dedim
Muzip muzip güldü
Meğer huyu imiş bu
Ben de kim isem?

Halka ihsan vaktiydi padişahın. Kimseyi çevirmeyin dedi uşaklara.
Hediyesini alan sevinçle döndü evine.
İki gözü iki çeşme ağlayan, şairce gönül coşturan, içli türkü yakanlar mı?
Vermeyin, beklesinler dedi çekildi odasına.
Perde ardından seyre doyamazdı.
Verse, hiç orada kalırlar mıydı?!

Padişahın yakın hizmetindekilerin yükü ağırdı.
Ne iş saati belliydi ne dinlenme.
Ev, çoluk çocuk hak getire.

Arada bir onları yeni payelerle hatırlı makamlara getirirdi.
Yorulan moral bulsun diye.

Senelerini veren odacı, “Efendim ben de…” diyecek oldu.
Kalbini gösterdi Sultan,
“Sök sökebilirsen, git gidebilirsen!”

ARAYIŞIN RUHU

- Arayan neyi aradığını bilir mi?
- Elbette
- Kendisini arayışa sevk eden kök inancı, altında yatan temel etkiyi ve sevk edici duyguyu bilebilir mi?
- Her arayanın bunu bildiğini sanmam
- İşte esas mesele de budur. Aramaktan çok neyi hangi ihtiyaçtan dolayı aradığını bilmek…

- Aramaksa esas; altındaki etkiyi bilmek ya da bilmemek önemli mi ki?
- Sandığından çok daha önemli
- Biraz Psikolojik Arka Plan ve Bilinçaltı sorgular gibisin
- Aynen! Sorgulamanın hakikati bu zaten. Aramanın esas kalitesi de burada açığa çıkar! İleride sapmamak, yanmamak için.

- Arayışa neden olan esas etki bilinince ne değişecek?
- Arayış kaynağı Şuursal/İnsani mi, Beden/Bedensellik mi? Bu öğrenilecek.
- Açar mısın?
- İlim arıyorsun. Gerçekten öğrenmek, arınmak, aydınlanmak için mi? Yoksa saygın İlim çevrelerinde aidiyet/ mensubiyet tatmini mi?
- .!?.

- İlim arıyoruz. Kısmen beşeri his tatmini; aidiyet-mensubiyet onur hissederek; kısmen de Allah rızası için. Ne sakınca var?
- Kısım kısım parçaladın arayışı be mübarek

- Yok samimi soruyorum. Kısmen beşeri yanım da tatmin olsa ne sakınca var?
- Şirk, parçalanmışlık mıydı?!

- Bir işi sırf Hak rızası için yapmakla beşeri tatmin için yapmak aynı mı?
- Elbet değil
- Allah rızasına kısmen beşeri his karışsa nolur diyorsun?
- Elimizde mi?
- Bal veya Sirke içme tercihi elimizde. Bala sirke katsam ama bal içmiş sayılsam der gibisin. Mümkün mü?
- Anladım.

Kendimi “Sırf Allah Rızası İçin” yaşıyorum diye kandırdığım süreçte neler kaybettiğimi, nasıl yandığımı bi ben bilirim. Geldiğim noktada bakıyorum da “Zihin ve Ego” el ele verip “Beşeri Açlıklar”ıma “Manevi Yöneliş” etiketi vurarak bi güzel kandırmış beni. Seni tenzih ederim.

Kandırmaların en yıkıcı ve yakıcı olanı insanın kendi kendini kandırmasıdır. Bunu da -bilinçli ya da bilinçiz- yapar, psk boşluk hissettiğimiz noktaya “İnsanlığa Hizmet” “Allah Rızası” ve “Maneviyat Gayreti” etiketi vurarak yaparız. Çünkü bu hem işimize gelir hem çok sevimlidir.

“Hocam müthişsiniz, her gün twitlerle bizi aydınlatmak için çırpınıyorsunuz” dedi. Laf dedim laf. “Doğru söylüyorum” dedi. O kendine göre doğru söylüyordu. Ya bana göre? Bilinçaltımı dinledim, sarsıcı bi ses; “Sosyal medya Bağımlısısın” dedi! Kabul ettim ama az da acıdı doğrusu.

Aramaktan önce neye niçin ihtiyaç duyduğunu; yola çıkmadan önce yola çıkmaya iten asıl saklı nedeni bulmaya bak! Kendiyle yüzleşmek zorsa da getirisi büyüktür. Yanmamak, Aldanmamak az kazanç mıdır?

YÖNELEBİLİR MİSİN?

“Sen bana iyi geliyorsun” dediğiniz kişilerle irtibatı koparmayınız. Çünkü bu söz sizden ziyade beyninizin, gönlünüzün bir farkındalığıdır ve o farkındalık size bunu doğaçlama söyletmiştir. Gönlünüz o kişilerin temiz ve temizleyici enerjisini benliğinizden önce fark etmiştir…

“Derdimi, sıkıntımı açtım; bi gülümsemesi, bi cümlesi üzerimden tonlarca yükü aldı” dediğiniz kişiler var ya, onlar “Çevrim Santrali”dirler. İyiyi- Güzeli paylaşırsınız; onu size çoğaltırlar. Kötüyü, çirkini, sıkıntıyı paylaşırsınız; iyi, güzel, neşeye çevirip size geri verirler.

Vaktiyle şehirlerde Mürşid, Şeyh ve Bilgelerin; köy ve kasabalarda HacıAnne ve HacıBabaların sırf Allah rızası için karşılıksız olarak sohbet ve dinleme usulüyle yaptığı “Gönle Ayna Olma” işlevi için bugün insanlar terapist, şifacı, enerji uzmanlarına ciddi paralar ödüyorlar.

“Fokuslanmak” veya “Odaklanmak” desem kimsenin garibine gitmez. Ama “Rabıta kurmak” desem çokları sanki gizli ve sakıncalı bir işmiş gibi tedirgin olur. Oysa aynı işlevdir. Temiz ve Temizleyici olduğuna iman ettiğin Gönle; kalben, ruhen ve içten yönelmendir…

Rabıta kurmak; irtibatı koparmamak deyince sadece yazılı, sözlü iletişim veya sohbet anlıyorsan; işin ruhunu hiç anlamamışsın demektir. Beynin, Kalbin, Gönlün fonksiyonları sınırsız- kayıtsızdır. “Beş duyguya da isyan etmişim” mi diyordu Mevlana?! Sen hala beş duyu kölesi misin?

Merhum Sabri Tandoğan ile sohbetimizden:
- Mürşidiniz Münir Beyin vefatından sonra kimle istişare ediyorsunuz?
- Yine onunla!
- Nasıl olur? Vefat etti.
- Bunu siz mi söylüyorsunuz Mehmet Bey? Sağken sorularıma nasıl cevap alıyorsam şimdi de alıyorum!

İnsanların şu iki beyin işlevini kullanamamasına çok üzülüyorum:
* “Ben filan bilgi kaynağıyla aydınlanıcam” diye iman eden o kaynaktan aydınlanır!
* “Ben filan gönülden kendime huzuru çekeceğim” diyen o gönülle huzura erer.

İnsanlar, kendilerindeki “Yöneliş Potansiyeli”ni kullanırken iki noktada kilitleniyorlar:
* Yönelişte esas olanın; yöneliş mahalli olduğunu sanıp kendilerini inkâr ediyorlar.
* Yönelişin illa ki meşhur, kabul görmüş, tescilli zat ve ekollere olması gerektiğini sanıyorlar.

Ben onlara kendilerindeki “Yöneliş (Salât) Potansiyeli”ni göstermek istiyorum; onun kudreti ile tanışsınlar istiyorum, onlar bana isimler, işaretler vererek şuna mı yönelsek, buna mı diyorlar! “Kendini İnkâr” da “Yönelinileni Kutsallaştırma” da Yöneliş değildir, bilesiniz…

Sizi irşad eden kimdi diyene “Mürşidim bir Kediydi, ondan aldığımı kimseden almadım” diyen veliyi duydun. Yaşayan bir zatın; “Asıl olan irşad edici sanılır ama tersidir. Esas olan irşad talep edenin kendisidir. Tohum çürükse çiftçi ustalığı neye yarar” dediğini de duydun. O halde?

Evet, sana iyi gelen insanı değerlendir. Evet, sana huzur veren ilme de yönel. Ama şunu unutma ki merkezde sadece Sen varsın! Sen olmasan; ne ilim değerlenir ne de birileri sevilir ve öncelenir. Benlikten geçmeyi kendini inkâr sanmışsan korkarım ki Hakikatine Nankör gideceksin.

Salât (Yöneliş Kuvvesi) Dinin Direğidir! {Hadis} Senin dünyanın huzuru- azabının temelinde yönelişin vardır! İlgileriyle yanar, ilgileriyle kanar, ilgileriyle azar, ilgileriyle batar veya sıçrar yücelir insan! Yönelişe ayar çekmek dünyamı düzeltir mi? Hadis zaten onu söyledi.

Duymaya odaklanana her yerden ve herkesten seslenir Allah. Görmeye çalışana her yerden ve herkesten görünür. Sevmek, Bilmek ve Bulmak isteyene sevilecek, bilinecek, bulunacak hediyeler sunar. Bu açıklama bir sistem gerçeği ve işlevi. Söyle bana merkezde Allah mı var, Yönelen mi?

Yöneliş (Salât) Kuvvesinin özü? Samimiyet! Her yerden, herkesten sana gerekeni çekecek; seni korunman gerekenden koruyacak Samimiyet! “Allah suretlerinize değil Kalplerinize bakar” buyruldu Hadisi Kudside. Sistem; fiilinden çok niyet- samimiyetini esas alır! Unutma emi!