Değiniler- 118

Değiniler- 118

HUZURUN FORMÜLÜ

Eğer Allah, sana bir sıkıntı verirse onu Kendisinden başka giderebilecek yoktur. Eğer senin için bir hayır dilerse, O’nun fazlını geri çevirebilecek yoktur. {Yunus-107} Ne yaşarsan yaşa, dileyen Allah’tır; kullar ve olaylar görüntüsü altında. Huzurlu Yaşamın formülü bu ayettir.

TEK VE ETKİN ÇARE

Kişi sevdiğiyle beraberdir. {Hadis} Zaman yok, mekan yok, mesafe yok. Söz yok, fiil yok. Oysa beraberlik için aynı anda, aynı mekânda, sözce- fiilce paydaşlık elzem değil miydi? Hiç biri yok Hadiste! Sadece Sevmek var!  Sevdin mi Bir ve Berabersin! Ne muhteşem müjdedir bu!

Senin yıllarca emek verdiğin ilmi bi kaç cümlede özetleyenler görmüşsündür. Senin Vahdet adına bin nazla, ağdalı kavramlarla anlattığını basit tabiat diliyle anlatanlara da rastlamışındır. Sırları? Sadece Sevmişlerdir! Sadırları yarılınca satırlar sevda olup akmıştır kalplerine!

“Bana öğret” diyene satır satır, sayfa sayfa işlediler dersi. Kelime kelime, dizi dizi verdiler zikirleri. “Seviyorum” diyene hiç bi şey demediler. Ödev de vermediler. “Oraya nasıl giderim?” diyene çeşitli yollar tarif edilebilirdi. ” Zaten Oradayım” diyene ne denebilirdi ki?!

Hakikat sohbetindekiler yoklama çekiyordu birbirine;

- Hangi eseri okuyorsun?

- Kimin sohbetindesin?

- Neler zikrediyorsun?

- Tefekküründe ne var bu ara?

Hiç kimse diğerine “Seviyor musun?” demedi. Öylesine makineleşmişlerdi ki Sevgi akıllarına gelmedi. Sevmekle erilir miydi ki?

Dileyenin sadece Allah olduğunu yalnız sevenler anlamıştır. Çünkü sevgi bizde, bize rağmen, bizi aşarak, bizimle açığa çıkar! Kimse Sevgiye hükmedememiştir. Acziyet de Kudret de beraber yaşanır sevgide! Seven; sevilmiş, sevilen; sevmiştir. İki değil ki şüphe edesin! Bir işte!

İMAN VE BOYUTLARI

Kimi, şüphe etmeksizin yönelişine iman demiştir, kimisi de şüphe ettiğinden şüphe etmemesini iman bilmiştir. Derece derece, boyut boyuttur iman…

Kişiye iman eden var, bilgiye iman eden var, arayışa iman eden var, sorgulamaya iman eden var. Bir de iman ettiği her noktada kayıtlanacağının bilinciyle sürekli ebede ve ileriye doğru bilincini açık tutmaya iman etmişler var. Hepsi de iman olsa da aynı mıdırlar? Farkları?!

İman eden, iman ettiği konuda cennettedir. Hedef cennetse tabii. Bir de Cennet- Cehennem ikiliğine hiç düşmeyenler varmış.

Varmak için yola çıkan, görmek için yola çıkan, görüp eve dönmek için yolcu olan var. Bir de ne geri dönmeyi ne de bir menzile varmayı düşünmeksizin tüm hayatı yolculuk olanlar varmış…

İmana ait her dereceyi geçişte insanın “Allah muhafaza dinden mi çıkıyorum, bana da neler oluyor?” demesinden, kaygılanmasından daha doğal bir şey yoktur. Kimi bu kaygı ile döner yapışır bir önceki menzile, kimisi devam eder yürüyüşüne…

İmanın başka aşamasına geçişte sorun sadece içinizde yaşanmaz. Dışınızda da karışır işler. Sizi önceki halinizle kayıtlamaya çalışanlar, korkutanlar, önceki boyuta vedanıza ihanet etiketi vuranlar gırla gider. “Sizi seviyorum hadi by by” diyebilirseniz, hoşafın yağı kesilir!..

İmanın hangi aşamasını yaşarsan yaşa; kişilerin kafasını karıştırma, toplum düzenini ve genelin algısını sarsma hakkın yoktur! Sünnetullaha saygı ve Hududullaha riayet esastır. Bunu yaşayan; aşağılamaz, burun kıvırmaz, ima dahi etmez. Genelde tastikleyici ve teşvik edici olur…

Nasreddin Hoca ayrı ayrı gelerek kendisinden hüküm isteyen iki kişiye de Haklısın demişti. Karısı bu ne iş hoca deyince sen de haklısın diye ekledi. İmanın üst boyutlarını yaşayanlar öyledir. Herkes haklıdır onlara göre. Kendi Hakikatlerini ise nadiren birilerine açarlar.

Şüphesine iman eder Filozof, İnancına iman eder Dindar, Hayaline iman eder Sanatçı, Benliğine iman eder Narsist, Herkes illa ki bir şeye iman etmiştir. İmansız hiç kimse yok şu âlemde. Küfür de İman da buradan bakınca derece derece, boyut boyut, katman katmandır.

Alt katta rutubet, üst katta hararet olduğu telkiniyle ortada bi yerde tutulur insanlar. Rutubet yaşayan evsizlere; hararetten yanan bodruma bakarak dingin tutar kendini. Öyle olması da gerektir Katlı Yaşam gereği. Bahçeli villa ve köşkleri akla düşürmemek Huzurdur o yaşamda…

Özentiyle erilecek bir kat yoktur. Aşağılama ile varılacak bir yer de. Olduğun yerin hakkını vermeye, onunla huzur ve sükun bulmaya bak. Oradan taşınman gerektiğinde nasılsa açılır yollar. Nasıl olur, ne ile olur telaşına bile düşme. Nasıl olduğuna hayran olursun günü gelince…

Çukura hayat vermeye iman etti Göl, Aşka kucak açmakla övündü Çöl, Irmak akışa imanla denize çağladı; Deniz, kabarmakla ummanlara karıştı. Senin İmanın? Dinginliği yaşatan iman? Kendine sadakatle, özentisiz yaşandı. Samimiyet sahibi işte bunu kavradı

ALLAH İŞARETLERİ

Veda tavafında kalbi, naz ü niyaz olarak dile geldi: “Umremi beğendin mi Allah’ım? Beğendinse Kâbe’den ayrılmadan bi işaret! Nolur!” Gözü, tavafta karşısına ilk çıkanın çantasına kaydı. “Beğendik” yazıyordu. İşaret isteyen kula Allah, tesadüf sanılandan ne işaretler veriyordu! Beğendik bir mağaza zinciri, ne alaka mı dedin? Haklısın, sen öyle devam et.

Zekeriya ‘Rabbim! Öyleyse bana bir işaret ver’ dedi. Allah: ‘Senin işaretin, sapasağlam olduğun halde üç gün üç gece insanlarla konuşamamandır’ buyurdu. {Meryem-10} Zorlu, gidişatı ağır konularda, eminlik beklediğimizde biz niye işaret istemedik Rabbimizden? Vermez miydi yoksa?

Evde beslediği hayvan, söz misafire gelince tuhaf sesler çıkarıyor, dikkat dağıtacak hareketler yapıyordu. Misafire hürmeten hayvanı balkona kilitleyip muhabbete devam ettiler. Nereden bileceklerdi ki, Rablerinin hayvan dilinden enerjisi bozuk insanı kendilerine işaret ettiğini?

Mazideki hata, yıllarını kilitlemişti. Mahcubiyeti, vicdanı da cabası. “Yoruldum Rabbim, yoruldum. Affettinse bildir, etmedinse de” dedi. Amiriyle konuşurken söz adalete geldi. Adam şöyle dedi “Bence herkes ikinci bir şansı hak eder” Teşekkür ederim Rabbim, diyordu odadan çıkarken!

Toy bir heyecanla haksızlık deyip mesai arkadaşının açığını yönetime bildirdi. Soruşturmalar tüketti adamı. Emekli olunca da öldü. Hellalleşme? Ölü! Yakardı, sadaka çıkardı ama nafile. Niyaz ettiği gece rüyada “Tüketme kendini, geçti” dedi adam. Samimiysen işaret ölüden de gelirdi!

Yağmurlu bi havada dolmuş bekleyen çocuklu aileyi aracına alıp kapılarına kadar bıraktı. İnerken genç anne: “Biz bunaldık sen yetiştin, sen bunalınca da Hızır yetişsin” dedi. Hiç unutamadı o duayı… Yıllarca da gördü ki hiç bir sıkıntısı uzun sürmüyor, hep kapılar açılıyordu…

“Şeâirillah” Kur’an tabiridir. “Allah İşaretleri” anlamına gelir. Şeâir kelime kökü Ş-A-R. Sezmek, hissetmek. Şiir de aynı kök. Hissedenden yansıyan… Vehmi bırak Allah İşaretlerini sezmeye bak! Unutmadan, Kur’an Şeâirillah’ı HAC için kullanır. İkimize de Hac nasip olsun! (Âmîn)

AFFETMEK; AFFEDİLMEKTİR

Arkadan hançerlenmiş, lime lime doğranmış, alabildiğine kanatılmıştı. Yakılmış, külü çarşılara savrulmuştu. İçli içli niyaz etse de ne öfkesi ne acısı dindi. Bi gece nazü niyazla yönelmişken dilinden şunlar döküldü: “Yakanı yakma, yıkanı yıkma! Ben affettim sen de affet Rabbim!”

Zalimin zulmünü af kolaydı. Mağdurun gaddarı affı da zamanla mümkündü. Ya kendi zulümlerimiz?  Gaddarlık ettiğimiz konularda kendimizi affetmek? Muhatabı, ötekini af kolaydı da insanın kendi günahını, zalimliğini, haksızlık edişini affı nasıldı? Niye zordu kendini affetmek?!

Ben bana yapılanı affettim. Bunun huzurunu da yaşıyorum. Ya benim yaptıklarımda ben nasıl affolucam diye derin derin düşünüyor; bi işareti olmalı, mutlaka olmalı diyordu. Cevap Hadisten geldi: “Affedin ki; Allah da sizi affetsin ve şerefinizi yükseltsin!” {Hz. Muhammed as}

Affedin ki Allah da sizi affetsin, şerefinizi yükseltsin Hadisiyle sıçradı sevinçten. Çözülmüştü “Kendini Af” Hadis kısaca affeden affedilir diyordu. Affetmişti. O halde kendisi de affedilmişti! Fark edişinin haftasında geldi affolma işareti. Büyüksün Rabbim diyerek secde etti…

Verdinse verileceğinden

Sevdinse sevileceğinden

Bildinse bilineceğinden

Övdünse övüleceğinden

Gördünse görüleceğinden

İkram ettinse ikram göreceğinden

Affettinse affedileceğinden

ŞÜPHE ETME!

Teselli değil Ümit de değil, Allah Sisteminin ta kendisi bu… Şükürde ne kadar aciziz…

ALLAH KİMİ ÜMİTLE KORKU ARASINDA YAŞATIR?

Yeri varsa, mekân tutmayı, kök atmayı sever insan. Göğü açıksa yükselmeyi, uçmayı da sever. Ama ikisi de arada bir olmalı, kararında kalmalıdır.  Yerle gök arasında askıda bi yaşam düşünebilir misin? Arada yaşamak mesela. İşte zihin onu sevmiyor! Korku ve Ümit yaşamı da o zaten!

“Allah seni korktuğundan emin, umduğuna nail eylesin” dedi mollaya. Amin derken çi gitti. Ne güzel dua dedi. “Allah seni korktuğundan emin, umduğuna nail eylesin” dedi Meczuba. Fena halde bozuldu. “Aşkım bitsin öyle mi? Ne yaptım ki sana, beddua edersin?” dedi. Meczup işte…

Kimi hep aşağıya eğrilen çizgide kırıla kırıla tamamlar ömür denen rüyayı. Kimi de hep göğe yükselen ivmede kanatlana kanatlana seyreder erişilmez hülyayı. Ya bi inip bi çıkanlar?  Bi yükselip bi batanlar?  Kalp mi dedi biri?  Hayat; ritim mi? Bi korku bi ümit mi sırrın gerçeği?

DZzkP-EW4AAxqGY

HAYRET

Her kafes; kendi kuşunu arar.

Bulur bulmaz da kilitler kapısını.

Kuşun özgürlüğü mü?

Bi parmak bal çaldılar ağzına,

Etiketinde Aşk yazan kavanozdan…

Bilgiden yaşama geçme işareti mi?

Ölümü arzulamaya başlaman.

Sığamazsın hiçbir yere,

Dünya da ne ki?

Ve o saat, anne özleyen bebekler misali özlersin Ölümü…

Düşmanınız alabildiğine gerçek

Ve öldüresiye zalimse eğer

İçinizdeki sınırsız Cesareti

Açmak istemiştir Rabbiniz

Ve bu yüzden düşmanınızı çok seviniz…

 

“Nefse hâkim olmak” diye öğrettiler edebi

Nefsin hakikatine yabancıyken ben

Okyanus gibi derin ve enginmiş oysa

Fark edince ne güldüm ama

Dönüp nefsime şöyle dedim o dem;

Sana hâkimiyet mi?

İzin ver, Hayranın olayım

Sahilinde sessizce Hayretlere dalayım!

Dünyadan el etek çekenler,

İnziva adı altında insanlardan uzaklaşanlar,

Kutsala bulanmış bir Kibri örttüler üzerlerine…

Örtü belki açılır da Kutsala bulanmış gerçek, kolay arınır mı bilmem!

“Kutsallık= Putsallık” demiştim di mi?

Zorlama kendini boşver

Anlarsın vakti gelince…

 

Sorulara cevap ararken

Gezmedik şehir gitmedik bilge bırakmadım

Başka bişey var, başka bişey

Cevaplar kesmiyor nedense!

Bi anne, aydınlattı o şeyi;

“Bebek sahibi olmak güzel de, karnımda tekmeleri özlüyorum!”

Ve ben sorularla yaşıyorum

Doğma cevap doğma, sürsün zihnimde tekmeler!

 

İnsan, insanda tanınır,

Esma, esma ile seyredilir misali

Sen kuytu köşene çekildin öyle mi?

Alkışlayana açık, taşlayana kapalı hisarlara

Esma? Sıfat? Zat?

Hepsi üçbeş hayranında mı?

Binlerce olsa ne değişir ki?

Akvaryumu Deniz zannetme perdesi

Allah’ım!

İşte bundan sen koru bizi!

FİLOZOFLARDAN SEÇMELER

Yazılı Sözler insan zihnini tembelleştirirler. Fikrimi dondurdukları için ben onlara değer vermiyorum. {Sokrates}

Önceleri lirik ve dramatik şiirler yazardım. Hatta ozan olmak da istedim. Sokrates’le tanıştığım gün hepsini ateşe verdim! {Platon}

Demokrasi; eşitlik ve adalet adı altında devleti yönetme hakkının cahillere verilmesinden başka bir şey değildir! {Platon}

Her hangi bir varlığı -insan da dâhil- “İyi” yapan şey; ondaki düzen ve onun kendini oluşturan bileşenleri arasındaki uygun ölçü ve orandır. {Platon}

Kadınlar, erkeklerle eşit olmak istiyorlarsa onların yaptığı tüm işleri yapmak zorundadırlar! Askerlik de dahil. {Sokrates}[Antik Çağda kadın köle sınıfı içinde değerlendirildiğinden Sokrates ve Aristo'da kadına dair aşağılama söylemleri görülür. O çağın algısına göre bu söylemleri değerlendirmek gerek. Filozofları bazı sözleri nedeniyle çizmemek gerek]

Doğadaki oluşlar ne kadar değişirse değişsin; “Doğa Yasaları” hiç bir zaman değişmeyecektir! {Aristoteles} [M.Ö 300 lerde bir Sünnetullah Okuması]

İyi bir hayat; ancak iyi organize olmuş bir toplulukta yaşanır. {Aristoteles}

Hakikatin ne olduğunu anlamak istiyorsanız; her zamanki alışık olduklarınızı bir kenara koymanız gerekir. {Aristoteles}

ADI KONMAYAN

Bazı sevgileri hisseder, duyar, yaşar ama adını koyamaz insan. Gönlünde bir kalıba, bir yere de oturtamaz. Sadece sevdiğini bilir. Aslında kalıba almaya, etiket vurmaya da gerek yoktur. İlla bizi isim ve tanıma zorlayan zihindir. Sevgi ise zihnin (benliğin) çok üstünden gelir.

Adı konamayan ve benliğin üzerinden geçerek size etkin olan sevgilerde Rahmani Potansiyel yüksektir. Muhtemelen o sevgi size bazı geçitleri aşırtacak, bazı perdeleri aralayacak ve bazı kilitleri çözecektir. Tabii zihin kalıbına döküp, etiketleyerek öldürmezseniz!..

Sevgi dingindir. Yakmaz, üşütmez, sarmaz, yıkmaz. Aşktan sonra gelir. Çokları zirveyi Aşk sana dursun; hakikatte aşk; Sevgiye ermek için savrulmak, serinlik için yanmak, inşa etmek için yıkılmaktır. Aşk; arsa hafriyatını alır; Sevgi bina inşa eder. Üstün olan Aşk değil Sevgidir!

Benliğin bütün hırslarını, tutkularını, arzularını ve bağımlılıklarını kusmasıdır aşk. Kusmadan da ne mide temizlenir ne kan. İçerideki benlik zehri aşkla kusulduktan sonra Sevgi şerbeti sunarlar. Hadi geçmiş olsun, yaslan arkana diyerek…

Düz arazide hiç beklenmeyen anda patlamış Volkan! Bitkiler, evler, dereler, göller her şey lav seli altında yanıp kül olmuş! Volkanik hareket durduktan sonra yeni bi tabiatmış artık oradaki. Yeşillikler, dereler, kuşlar yeniden ama bir başka canlanmış. Volkan Aşk; Sonrası Sevgi!

Aşk; Bilinçsizce Atlanılan Cehennem! Mıknatısa çekilen demir tozu misali, aklı kaybetmek duygu çağlayanında. Ve savrulmak sağanak tufanlara… Sevgi; Bilinçli, Akıllı Seçimin Cenneti! İstikrar, dinginlik ve sükunet içinde. Gece, çarşaf gibi durgun, mehtapta uyuyan denizcesine…

Dileyeceksen Rabbinden sen Sevgiyi dile

Serin, dingin, huzur anahtarı sevgiyi

Neden mi?

Sevgi, benliğinin pay alamayacağı hazine

Aşk; benliğine kutlu, yaldızlı isim vererek

Zihnin oyununa gelmek!

Kanmamanı dilerim.

Ben Ötesi Sevgiyi kim diliyorsa ona nasip olsun, en hasından!