Değiniler- 120

Değiniler- 120

DİNGİNLİĞE DOĞRU

Zevk de Acı, duyular dünyasına inmek suretiyle yaşanan düşük frekanslı algılamalardır. Duyular dünyası; başlangıç ve son ekseninde çalışır. Kendisini başlangıcı ve sonu olana adayan ise kesinlikle huzurlu olamaz. Akıllı kişi; huzuru başlangıç ve son düşünülemeyene yönelmekte bulmuştur.

Her konuda ilk akla gelen; Rahmanidir; benlik ötesidir, temizdir. İlk akla gelene uyumlanmayı ihmal ettiğinizde düşünce devreye girer ki o da kıyasla çalışır. Kıyas başladığında ilk gelen lütuf örtülür ve kişi vehim- vesvese bataklığına gark olur.

Düşünce; insanın anlamak istediğini tanımlama ihtiyacından doğar. Tanımlama ise sonsuz sınırsız olanı daraltma, sınırlama, çerçeve içine alma demektir. Tanımlanan her şey kısıtlanmış, ölü hale gelmiştir. Ne var ki insan bunu yapmadan duramaz. Çünkü yaşamak için anlaması lazımdır.

Kendini Gerçekleştirmiş İnsan; tanımlar kullansa da, düşünse de tanımların ve düşüncelerin ötesinde hayatını değerlendirir. Bunlarla kayıtlanmadan yaşar. Öyle ki o kişi için acı ile zevk, şeref ile yüz karası, sıcakla soğuk arasında fark kalmamıştır.

Bilincin dünyasına Duygu ve Düşüncelerin üzerinden bakabilen, onları kontrol altına alma kabiliyetini de eline alacaktır. Bu yüzden sebepler aleminden değil olması gerekenin olduğu noktadan değerlendirmek lazımdır. Duygu ve Düşüncen kontrollü yaşam erdemin, kemalin ta kendisidir.

Hep aynı görmek; en büyük yanılsamadır. Beden de ruh da her an değişim halindedir. “Her an yeni şe’nde” oluş insanda da evrende de sürekli işlevdedir. Aynada dün gördüğün yüzünle bugünkü aynı mı? Kendine, sevdiklerine onlardaki anlık yenilenmeleri görecek gözle bakabilecek misin?

Yaptıklarını Allah için (İnsanlık, Gerçek Uğruna, menfaat beklemeksizin) yapanlar; onlardan doğan sonuçlarda da korunurlar. Niyetleri kötü olmadığı halde kötülükle karşılaşanlar; yanmayacak, yıkılmayacaktır. Kısa süre için sarsılsalar da ayağa kalkacaklar, bir süre yangın hissetseler de küllerinden yeniden doğacaklardır.

ACI VE TÖVBEDEN BESLENEN EGO

Dün, dünde kalmıştır. Günahıyla, sevabıyla; acısıyla tatlısıyla. Ve bir daha asla yaşanmayacaktır. Ne ki, insanın “Sütten ağzı yanınca yoğurdu üfleme” tavrı dünü bugüne taşır ve acıları da korkuları da ayağa kaldırır. Bunu yapmasak ölür müyüz?!.. Bu ne acayip bir hastalıktır?!..

Günahına yıllarca ağlayanlara, sürekli tövbe edenlere özendirildiğimizin farkında mısınız? Din, Tasavvuf, Gelenek bunu pompaladı zihinlere. Günah bir kere yaşanır, tövbe bir kere edilir. Nedendir insanın bu kadar acı sevmesi? Nedendir bu kadar arınma adına kendi kendini yakması?!

Hiçbir şeyi kendinden bilme, Hakka dayan diyorum. “Günahımı da kendinden bilmeyeyim mi?” diyor. Cevap versem kıyamet kopar bilinçler bulanır… Neler yazılır neler… İyilikleri Allah sende diler, günahı sen dilersin öyle mi? Kaç dileyen var Allah aşkına? Kaç! Neyse sustuk…

- Allah’ın beni affettiğini anlama imkanı?
– Var
– Ne zaman affeder?
– Kendini affettiğin zaman
– Vicdan durmuyor?
– Durmuyorsa yan, bence mahsuru yok
– Nasıl affeder? İşaret?
– Tövbeni eder, Helalliğini alır, Yüzleşir sonra da “Bunu da Rabbim diledi” idrakine erersen tamamdır.

- Günahı da Rabbim diledi diyemem. Edepsizlik olur bu Rabbime.
– Günah işler işlemez bunu söyle demedim. Günah işle de demedim. Sana Allah’ın Ffını gösterecek Arınma aşamalarını söyledim.
– Yine de hiçbir zaman diyemem.
– Her şeyi bırakır da ACIyı bırakmaz EGO! Tövbe, istiğfar adı altında hep CANLIDIR EGO! Düşün!

Ne kadar anlatırsam anlatayım herkes yine kendince anlayacak, biliyorum. Dünün acılarını, yanlışlarını, hatalarını Tövbe- İstiğfar veya Kulluk Eedebi etiketiyle bugüne taşıyarak sürekli kendini besleyen Egoyu görmenizi dilerim.

İYİNİNİN VE KÖTÜNÜN ÖTESİ

İç Huzuru elde ederek Hakikate ulaşmak isteyen şu üç yoldan birini seçsin:
1- Bilimle uğraşarak yeni keşif- fikirlere yol açsın
2- Tefekkür ve Sorgulama ile iç alemine yoğunlaşsın
3- Her ne yaparsa yapsın, her ne üretirse üretsin sonuç ve karşılık beklentisinden çıkarak yapsın.

Hal ve hareketleri ile kimseyi zor durumda bırakmamaya özen gösterenler, kimsenin kendi kafasını karıştırmasına izin vermeyenler, mutluluk veya acıda dağılıp saçılmayanlar; Hakikatin Kokusunu almış, Gerçeğin Yoluna girmişlerdir…

Beşerî (egosal) dünyadan çıkamayanlar:
1- Erdemliler
2- Tutkulular
3- Cahiller.
Erdemliler; mutluluk ve sevinçle,
Tutkulular; hırs ve kazançla,
Cahiller (gafiller) ise çılgılıklarla şartlanmışlardır.
Yaşam gayeleri bunlar olduğundan kesinlikle hakikati seyredemezler!..

Erdemli hareket; inançlı mutluluğu,
Tutkulu hareket; acı ve kederi,
Gafilce; cahilce hareket aptallıkları davet eder.

Hangi halin, hangi hareketinle neyi davet ettiğinin farkına vardın mı yoksa yaşadıklarında ötekini suçlayan veya can simidi gibi Kadere yapışanlardan mısın?!

“İyilik Havarisi”, “İyilik Meleği” veya “İyi Niyet Elçisi” olmayı seviyor musun? Canım ne var bunlarda, bunlar olgun insan özellikleri mi dedin? Uyanmanı dilerim. En güçlü egolar “İyilik” olgusundan beslenirler… Hakikat; İyi ve Kötünün Ötesindedir…

Hakikat rehberini ziyaret eder iki arkadaş. Kendilerini tanıtırklen biri sokak hayvanları için adandığını, diğeri işinin gücünün yoksullara koşmak olduğunu söylemiş. Rehber “O işleri bırakacaksınız!” dediğinde kriz geçire yazmışlar. İyiliği mi sahiplendiler, Rehber mi rahatsız?!

Gerçek arınma ve aydınlanma; erdem, tutku, gaflet ve cehaletin üstünde yaşamaktır. Onlar; hiçbir şeye bağlanmadan, hayır- şer hiçbir konuda vehim yapmadan, hiç kimseden nefret etmeden, hiç kimseyi hiçbir şeyi arzulamadan hayat sürer ve izlerler. Dileyene lütfola ihsan ola! (Âmîn)

“SEN BİLİRSİN” SIRRI

İnsanlar, ikili ilişkilerde “Sen Bilirsin” demenin sırlı kudretini sezebilselerdi, muhatapları ile değil istek yarışı ve güç gösterisine girişmek, her konuda bu hitabın enerjisine sığınmayı prensip edinirler; daimî huzur ve sükûnet yaşarlardı…

- Neden hep ona “Sen Bilirsin” diyeyim? Köle miyim ben? Benim de bir şahsiyetim var di mi ama?
– Haklısın. Şahsiyetlerine her şeyden çok düşkün olanlar aynen öyle yapmalılar. Kişilikler üstü bir sırrı ve getirisini hissettirmek istedim ben sadece…

Beklentisiz, ön yargısız ve zorlamaksızın “Sen Bilirsin” diyenlerin duyacağı karşılık; “Emret Sultanım, sen ne istersen onu emret!” olacaktı… Ne var ki sen bilirsin demeyi kölelik diye anlayanlar, karşılığında bunu duyacaklarına da hiç bir zaman inanamadılar…

“Sen Bilirsin” öyle büyülü bir hitaptır ki bunu diyen muhatabını avucuna alır. Tarih boyunca hüküm sahipleri “Sen bilirsin” diyenlere göre idarecilik yapmışlardır. Onlar buradan bakınca yalaka, her devrin adamı, güçlünün yağdanlığı görünseler de işin sırrı bu hitaptadır…

“Hürrem, Kanuniyi parmağında oynattı” mı, yoksa Kanuniye hep “Sen Bilirsin” mi dedi? Sevdiklerinin potansiyel kudretini en yüksek coşku ile açmak isteyenler, onlara hep yetkin ve etkin olduklarını hissettirmişlerdir. Coşan, sen bilirsin diye coşturanı ezer mi göklere mi çıkarır?!

Sahabesi ile bir konuyu istişare ederken Resulullah’ın genellikle “Siz Bilirsiniz” dediğini biliyor muydun? Hemen hiç emretmemiştir. Ama her iş onun muradınca gelişmiştir. En yüce örneği verdim sana. İşin sırrını düşün diye…

Bize Teslimiyet çok anlatılmış ama teslim olanın teslim alacağı fısıldanmamıştır. Benliğe düşer, firavunlaşırız diye. Ancak sır budur; kim daha çok teslimse onun hükmü yürür ilişkilerde alttan alta, sessizce. Yarından tezi yok “Sen Bilirsin” de sevdiklerine! Gör neler oluyor?!..

SEVMEK; MESAFESİZLİKTİR

Sevdiği ile arasında günden güne açılan boşluklar, karanlık vadiler ve daha da ilerisi aşılmaz uçurumlar oluşturmak isteyen ona prensipler, ilkeler dayatsın. “Benim sınırlarım, kurallarım var. Ben, bunları böyle isterim” desin. Çok kısa sürede o boşluk ve uçurum oluşacaktır…

Sevdiğinin hızla kendisinden uzaklaşmasını isteyen; ona planlar ve programlar çizsin. Düzenli, disiplinli yaşam etiketi arkasına saklanarak egosal koruma- kollama hislerini bir güzel tatmin etsin. Böylece güzel güzel iki yabancı haline dönüşeceklerdir.

Kaybetmeyeyim, elden kaçırmayayım, bu yönde tedbir alıp sürekli sıkı bir gözlem yapayım diyenler; genellikle sevdiklerini kaybetmişlerdir. Kaybolmaz, elden de çıkmaz, kendince yaşamak onu mutlu ediyorsa beni de mutlu eder diyenler ömürlük beraberliklere imza atmışlardır. Hikmeti?

Prensipler ve ilkeler; mutlak surette mesafe oluştururlar. Sevgi ise ne mesafe kabul eder ne de boşluk. Sevginin olduğu yerde kurala da prensibe de yer yoktur. Şayet varsa yaşanan sevgi değildir. Sadece birileri sevgi yaşama zannı ile kendi kendini kandırmaktadır.

Evli erkeğin en büyük yanlışı:
– Annesinin kadınlık anlayışını karısından beklemek
Evli hanımların en büyük yanlışı:
– Annelerini ilah kabul edip öylesi bir kadınlık inşa etmek

Anneleri tanrı edinmek; iki tarafı da mahvetmiştir. Tanrı olacak kadar ruhumuzda etkindir annelerimiz.

Sevdiğinin bazı istek ve beklentilerini sırf şahsî yaşam anlayışına uymadığı gerekçesiyle kabullenemiyor ve yerine getiremiyorsan, ikiniz için de huzursuz bir ilişkiye ve nihayetinde sevdiğinin ellerinden kayıp gitmesine kapı aralamışsın demektir.

- Ben ona ilke, prensip dayatmıyorum. Oldukça serbest de bırakıyorum. Ama onun bana dayattıkları, zorladıkları, bitmez talepleri var. Buna ne dersin?
– Gerçek Sevgide “Ben ve O” ikiliğine yer yoktur. Onu gerçekten sevseydin şu an bana böyle bir şikayetin olmazdı, olamazdı !!!

Ne çekilmez erkekler bilirim eşleri zerre şikayet etmeksizin o çekilmezlikten huzur ve pırıl pırıl evlatlar yetiştirmişlerdir. Ne çekilmez kadınlar bilirim eşleri renk vermeksizin şükretmiş, mutluluk tüten yuvalar inşa etmişlerdir. İş, sendedir. Sende biter. Ah bi anlasaydın!

- Hakikate; Allah Yoluna yöneldim. Eşim buna ayak uyduramıyor. İlmi yaşama adına boşansam diyorum
– Kur’an’da SAĞDAN GELEN ŞEYTAN kavramı var, bilir misin? Şeytan ilim ve hakikatle kandırır bazılarını. “Eşimde Hakkı göremedim” demiyor da “Hak için boşansam” diyor!? Hasbunallaaah!

- Eşler anlaşamadığında boşanma bir hak ve çıkış kapısı. Boşanma konusunda seni katolikler gibi tutucu görüyorum. Neden?
– Elbette hak. Şu hadisi duydun mu? “Helaller içinde Allah’a en sevimsiz gelen; Boşanmadır” Bu Hadisi derinlemesine düşündün mü?! Helal ama Sevimsiz!? Allaha?!

“Helaller içinde Allah’a en sevimsiz gelen; Boşanmadır” Hadisini etraflıca tefekkür et bakalım. Allah tanrı değil demek kolay. Öteye atma demek de. Ötede değilse hadi anla bakalım bunu. Belki çözersin “Sevimsiz Helal”i… Çözer de Katolik tutuculuğu sözünden affını istersin…

Birinin böbreği ağrıdı, haftası geçmedi diğeri kum döktü. Birinin diş tedavisinde sevdiğinin içi gitti. Kısa süre sonra onun da dişinde tedavilik durumlar çıktı. Kaza geçirdi biri. Ay geçmedi diğeri de. Sevgide öyle bir senkronize olmuşlardı ki ne yaşanırsa beraber yaşanıyordu…

Kendini kayıtsız- şartsız sevgiye bırakan; akla hayale gelmedik güzelliklere kavuşacaktır. Sevgisini, kendi dünyasının ilke ve prensipleri ile sürekli kasan ve gerene ise Allah uyanmak nasip etsin! Sevginin en hası, en güzeli, en hayırlısı nasip olsun samimi gönüllere. (Âmin)

SORUN SEVİLENDE Mİ?

Sevilende görülen rahatsız edici tutum ve söylemler hakikatte sevilende değil, sevgi anlayışınızdadır. Yeterince sevememişseniz bunları görür; pireyi deve eder, rahatsız olursunuz. Sevmişseniz, dağ gibi sorunlar bile erir gider gönlünüzde. Rahatsızlık ne kelime. Görmezsiniz bile.

Sorunu muhataptan bilenler; kişi değiştiğinde de yeni sorunlar göreceklerdir. O an ya iç alemlerine doğru hüzünle çökecekler ya da yeni kişilerde çare arayacaklardır. Ne zamana kadar sürer azapları? Dünyalarının kişilerden değil, Kendilerinden projekte olduğunu anlayana kadar!

Çekyatta yan üstü uzanan biri evdekilere “TV nu diklemesine koyun ki görüntü düzelsin” dese gülünç olmaz mı? Ne denir ona? Kalk, doğrul, adam gibi izle! İlişki sorunlarında muhataplarını düzeltmeye çalışanlar o adamın istediğini yapıyorlar. Kalk dostum, silkin de adam gibi izle şu hayatı!..

- Diyelim ki ben sorunu kendimden bildim, kafamı da düzelttim. Peki o/onlar düzelir mi? Ne malum düzeleceği/düzelecekleri?
– TV kumanda butonuna bastığın halde kanalın değişmediği, ekran görüntüsünün sana direndiği hiç oldu mu?
– O kadar kolay mı?
– Evet, inanırsan o kadar kolay!

- Kafam düzeldiğinde muhataplar açısından ne durumlar gelişir?
– Sen düzeldiğinde karşıda muhatap da göremezsin ama yine de söyleyeyim; ya hayatından çıkar giderler, ya 180 derece dönüşürler, ya da sen artık eskiden sorun ettiğini sorun görmemeye hatta güzel görmeye başlarsın!..

Sevdiğinin karşısında güçlü görünmek, ona kendi şahsiyetini ezdirmemek, kişilik onurunu korumak gibi egosal duygular içindeysen, gerçekte hiç sevmediğin konusunda sana, senin adına yemin edebilirim. Seven, sevdiği karşısında bunların hiçbiriyle ilgilenmez hatta düşünemez bile!..

“Kadınlık Gururu” ve “Erkeklik Onuru” diye etiketlenen hayvansal saçmalıklara inananlar varsa hiç sevmesinler boşuna. Çünkü o kafa ile umdukları sevgiyi de huzuru da kesinlikle bulamayacaklardır. Sevgi; hayvanlara değil insanlara lütfedilen bir ikram-ı ilahidir çünkü…

Muhataba karşı duyulan güvensizlik de genellikle muhataptan değil; kişinin kendine olan özgüvensizliğindendir. Temeli mi? Çocukluk veya ilk gençlik yıllarında yaşanan travmalar ile aile ve çevrece zihne empoze edilen algılar. Sevgi ne derece yoğunsa güven de o derece yoğundur…

Sevmek; insanlara güven duymayı,
Sevilmek; kendine özgüven kazanmayı getirir.
Şifa bulmak isteyen sevsin,
Dostlarını şifalandırmak isteyen onlara sevildiklerini hissettirsin!
Hem seven hem sevilen mi?
Uçtu gitti buralardan, tutabilene aşk olsun Ya Huuu!..

Biz sevdik, aşık olduk
Sevildik, maşuk olduk
Her dem yeni doğarız
Bizden kim usanası
{Bizim Yunus}

“ANı Yaşamak” lakırdısını bilirsin. “Yenilenmek” lafını da. Bunlar Bilgi Hamallığı ve saksağan gibi düşünmekle mi olacak sandın?! Uyan da Yunus’a gidelim! Aşk ile Huu! (Âmin)

BUGÜNÜN FİLİZİ, DÜNÜN ÇİLESİ

Şimdiye kadar yaşadıklarını; hataların, gafletin, talihsizliğin veya birileri sana zarar verdiği için yaşamadın! Sen onları sadece yaşaman gerektiği için yaşadın! Bilirsen bu anlayış en büyük istiğfar ve en güçlü arınmadır. Geçmişin yükünü atmak; Yarına temiz niyetle bakmaktır.

Doğumda bebeğini bağrına alınca “Çok çektim çok! Hamilelik çile, doğum sanki ölüm” diyen anne duydun mu? Duyamazsın, ıngaaa sesi anneye cennet müjdesi. Hakikat İlmi; kucağına verilen bebek! Hakikate Sevdalanmak; cennete girmek! Sense hala acı ve çile anlatıyorsun bana öyle mi?!

Ağaca soruldu “Yeşilini, maviliğe dal budak yaymanı, rengarenk çiçeklerini neye borçlusun?” Köklerim aşağıların aşağısına inmese; bulanık sular içmesem, hayvan pisliği yemesem; yazın yanmasam, kışın donmasam bitiktim. Yeşilliğim çiçeğim hep ondan. Hala Şikayetlenecek misin?!

İnanç ve kültür köklerimizde acı, ıstırap, çilenin büyük bir bilinçaltı koşullanma olduğunun farkında mısın? O kadar güçlü ki; fazlaca neşelensek ne deriz? “Çok güldük, başımıza bir şey gelecek!” Neden neşelenince başımıza kötü bir şey gelsin?! Çıkalım artık bu kafadan olur mu?!.

Bitmiş ve geçmiş günün acısına yapışarak; doğmamış ve gelmemiş yarının kaygısına tutunarak şu anı kendine zehir edebilen biricik canlı insandır! Hayvanlar bunu hiç yapmaz desem biraz silkinir misin? An’ın Cenneti farkındalığına kapı açması niyazımla…

SEVGİ SIRRI

- Onunla hayatını birleştirdiğinden beri sürekli ona uyuyor, itiraz bi yana öneri bile getirmiyorsun. Hep onun dediği olurken eziklik hisset miyor musun?
– Hiç öyle hissetmedim
– Neden?
– Öneri getirmesem de o zaten aklımdan geçeni yapıyor!
– Olamaz!
– Sevgi Sırrı. İnanabilirsen!

Görümceyle gelin bi konuda karar alacaklardı ki gelin: “Abine sor, olur derse yapalım. Yüzü değişirse ısrar etme” dedi. Şaşıran görümce “Neden yenge? Israr ederiz, kırmaz” deyince gelin: “Onun razı olmadığını yapınca işin ters gittiğini gözledim” dedi. Seven eşler öyle olurlardı.

Kocaman bir aileydiler. Bayram günü sohbet ediyorlardı. Büyük evlat özel şeyler açarken annesine dönüp “Babama söyleme, şimdilik bilmesin” dedi. Anne, kaşla göz arasında felçli babanın odasına kaçtı. Kızı “Duramaz yetiştirir hemen” dedi. 50 yıllık eş ona söylemese nefes alamazdı ki!

Ev almak için emlakçıdalar. Satıcı emlakçılara has cilalı sözlerle sıradan daireyi saray gibi sunuyor. Adamın gözleri karısında. Hanımın yüzünde ışık yanmadı. Vazgeçtiler. Arkalarından “Kılıbık” mı denmedi, “Kadın Hürrem olmuş” mu denmedi? Ne yaşadıklarını ise sadece onlar bildi!

Çayı önüne geldi. “Şeker attın, limon sıktın?” dedi eşine. “Karıştırdım bile” dedi eşi. Yeni nesil gelinleri beğenmeyen kayınvalde isyan etti “Bu kadar da olmaz! Kadınlığın da bi şerifi var. Köle mi bu? Bi zahmet şeker at karıştır be oğlum!” dedi. Güldüler. Onlar öyle sevmişti…

Kadın kollarında koşturdukları parti iktidar olmuş, arkadaşlarından birinin eşine bakanlık verilmişti. Ankara’ya davet edildiler. Zile bastıkları an şok! Kapıyı açan genç bakan mutfak önlüğüyle “Buyurun, biz her şeyi beraber yaparız. Siz salona buyurun, biz mutfaktayız” demez mi?

Sevgi Sırrına ermek; hayret verici güzelliklerini yaşamak, doyumsuz nimetlerini tatmak; toplumsal alt bilincin “Kılıbık, Kazak, Kadınlık Onuru, Erkeklik Gururu vb” etiketlerine prim vermemekle mümkün. Sevgi Sırrı açıldığında Cumanın; Cem olmanın gerçeği yaşanır.