Değiniler- 121

Değiniler- 121

İYİLİK VE GERİLİM, AMA NİYE?

Gönül almak ve sırf Allah için insanları memnun etmek amacıyla yapacağınız her harekete şeytanî vehim (birimsel benliğin içsel direnci) eşlik edecek; sizi hakikatinize yaklaştıracak o hayırlı eylemi bulandırmak, bozmak, yaptırtmamak için elinden geleni yapacaktır. İyi de neden?

Birimsel Benlik, değişime yönelik her adımda doğal olarak direnir. Evrensel Sistem gerçeğidir ki her sahip, sahip olduğunu bırakmak istemez. Benlik de öyle. Bu yüzden her hayırlı adımınızda sizi öfkelendirecek veya geri adım attıracak oluşumlara şaşırmayınız prim de vermeyiniz!

Hediyenizin hafife alınması, ziyaretinizdeki istenmeyen durumlar, iyiliğiniz karşısında nankörlük görmeniz hep o benliğin sizi hakikatinize yöneltmeme direncidir. Farkında olmaz da o dirence yenilirseniz, kaybedersiniz. Kur’anın “AMELİ BOŞA GİTTİ” tabiri işte bu hali anlatır…

Allah için niyete alarak yaptıklarınız/ yapmakta olduklarınıza karşı gelişen olumsuzluğun benlik oyunu olduğu farkındalığıyla hoşgörü, alttan alma, sükut, duymazlık- görmezliğe verme, konuyu/ortamı değiştirme vb tutumlar geliştirme etkin çaredir. Benlik hızla geri çekilecektir…

Hayırlı, insanî, evrensel çalışmalarınıza çıkan engeller ve gerilimler aslında karşıdan değil sizden, hakikatinizdendir. Siz, böylelikle kudretinizi veya duygusallığınızı görür, test edersiniz! Kudretli, aldırmadan niyetine hedefine yürür. Duygusala bağlayan; benliğe esir olur.

İyilikleriniz karşısında insanlardan gördüğünüz nankörlük, aksilik, çekiştirme, yanlış anlama, kötüye/ tersine yorumlama gibi haller aslında paha biçilmez nimettir. Neden mi? Onlarla Rabbin sana hep şunu hatırlatır; “Kulum sen benim içinsin, dünya ve kişiler için değil.”

“Annem- Babam ben küçükken ayrıldılar. Akraba elinde sevgisiz büyüdüm. Gençliğimde her önüme gelen beni ya sömürdü ya aşağıladı. Yine de sevmekten, Rabbime güvenmekten vazgeçmedim” dedi. “Talihlisin. Sana büyük piyango vurmuş! Rabbin seni hep kendine ayırmış! Ne mutlu” dedim…

Sürekli nankörlük görüyor, değer verdiklerinizin bile sizi değersizleştirme çabalarına şahit oluyorsanız sevininiz. Neden mi? İki sebebi var:
1- Hakikat potansiyeliniz çok yüksek. Enerjiniz, düşük olanlarda parazit yaptırıyor…
2- Rabbiniz, sizi Benliğinize bırakmak istemiyor!

İnsan ilişkilerinde yaşanan anlaşılmama, yanlış anlaşılma, önyargılara dayalı kurgu ve iftira dahi normal beşeri hallerdir.

Başa çıkmada kolay yol? İnsanlara “Anneleri Gözüyle” bakınız. Anne evladı siler mi? Kin güder mi? Onlara çocuk şefkatiyle bakmak size de iyi gelecektir…

Şah-ı Velayet Hz. Ali (kv) nin sözü, gördüğümüz terslik ve aksilikleri üst bakışla değerlendirmede hayli anlamlı: “Dualarımı kabul etmemesinden tanıdım ben Allah’ı!” Allah’ı tanıtacak bi yaşam mı, her işi rast giden bi yaşam mı anlamlı? Kim neyi istiyorsa onu ver Alla’hım! Amin.

BİR YARATIM SIRRI

İnsanoğlu, dünyasına katılan kişilerin; kendi Sevgi ve Nefretlerinin, İlgi ve İhmallerinin, Benimseme ve Dışlamalarının apaçık getirisi ve canlı sureti olduğunu bilseydi; hiç kimseyi suçlama veya aklama çabasına girişmediği gibi övgü, yergi hatta hayret tutumu bile göstermezdi…

- Dualarının kabul olduğunu nasıl anlarsın?!
- Hayatıma giren tipler ve hayatımdan çıkan karakterlerden anlıyorum. Her halimin dua olduğunu bildiğimden zihnime ektiğim negatif tohumlardan çıkan dikenleri de pozitif tohumlardan filizlenen gülleri de apaçık görebiliyorum.

Saplantı ve Takıntı haline getirdiğin düşüncelerin değişmediği sürece “seni sana göstermek üzere” hayatında yer alan kişiler de değişmeyecektir. Hele o saplantı ve takıntılarını Din, Çağdaşlık, Ahlak, Bilimsellik vb kutsallara yaslamışsan. Değişim bep bi hayal olarak kalacaktır.

- Saplantı ve Takıntı ettiğim düşüncelerle yüzleşirsem “beni bana göstermek üzere” hayatıma girenler değişir mi?
- Senaryo değişince set aynı kalır mı?
- Hayır. Uzaklaştırma imkanı yoksa?
- Dün dram oynayan bugün komedi oynayabilir mi?
- Evet
- Kişi değişmese de rol yenilenir!..

“Anlamalı, sorgulamalıyım ki kim, hangi nedenle hayatımda, ibret almalıyım” dedi Bilgi yollu ilerleyen. “Anlama derdim yok. Hayatın mevsimlerine bakınca ne ekiliyor ne biçiliyor zaten çok açık” dedi Gönül yollu ilerleyen. Herkese yolunca kolaylaştı hayat. Kimine safa, kimine cefa…

ENERJİMİZ DEĞİŞİRKEN

Bilincin yeni ve farklı düşüncelere açılıp hayat anlayışın değişmeye başladığında üzerine bir rehavet çöktüğünü hissedeceksin. Öyle ki herkes uyurken uyanık olmak, herkes uyanıkken sen sürekli uyumak isteyeceksin. Bu hali sakın ola ki farklı ve kötü etkilere bağlama! Sebebi var!

Yerleşik inançlar, kalıp şartlanmalar, alışılmış kabuller, değer-ilke edinilmiş anlayışlar; yeni bilgi ufuklarıyla tanıştığında; bedeni yorgun düşürerek oldukları yeri terk etmemek için direnirler. Hakikatle tanışanı basan uyku işte odur. Hangi ev sahibi evini kolay bırakır ki?!

Yılların acısını biriktirmiş yüreğinde. Çocukluktan beri yüklendiği duygular, hüzünler, içlenmeler, içerlenmeler, kırgınlıklar sarmış dünyasını. Beyni; bunlar altında ezilmiş. Şimdi yeni bilgiyle yüklerinden kurtulmak üzere olan bedeni/ bilinci, salmış kendini, güzelce uyuyor…

Senin bi şartlanman da eski ezberlerden “Az Uyu” ilkesi değil mi? İster ezbere uy, gece kuşu ol, ister aklını kullan; bilim ne diyor bakar mısın? Günde 7 saatten az uyuyan; beynine kastetmiştir! Uyu dostum uyu! Beynin, bilincin, ruhun gıdasıdır uyku. Eskilere benden selam söyle!

Fırsatını bulduğum an şekerleme yaparım. 20 dk bile olsa. Uyandığımda farkı görürüm. Yeni ve zinde başlarım sonraki an’a. Uyku; bilincin yakıt ikmalidir. Uyku basmasının bakış açısı ve yenilenme alameti olduğunu vurguladım. Cinni Etki, diyene kanıp da sömürücülere para kaptırma!

İncir çekirdeği mevzularla ömrünü kendi kendine zehir eder insan. Hakikat İlmi ile karşılaşınca da ben ne yapmışım pişmanlığını yaşar da utanır, pişman olur, içine çekilir, büzüldükçe büzülür havası inen balon gibi. Bunu yaşayan beden uyumasın da ne yapsın? Anladın olayı di mi?

Eski sohbet meclislerinden şahit olduğum bi gerçek daha var: Biz tefekkür ederken uyku basanlar olurdu. Onlar en talihlilerimiz, alıcıları en açık olanlarımızdı! Delil mi? Sohbet sonuna doğru uyanınca ettikleri laflar vahiyden şube idi sanki. Meğer bilinçleri değişenler onlarmış!

Sorunum var diyor; tefekkür, dua, zikir öneriyorsun. Çok geçmeden yaptım ama bir şey değişmedi diyor. Bilinç Değişimini ne sandın sen? Ev Sahibi bile Kiracısını hemen çıkaramazken senelerce ruhunu, bilincini, benliğini kiraladığın eski anlayışlar bir hamlede çıkar mı sandın?!

“Sebepli sebepsiz ağlamalarım arttı bu ara. Göz yaşlarımın pınar gibi boşanmasına mani olamıyorum” dedi. “Dağların karı baharla birlikte erir, sel olur da vadileri doldurur” dedim. Anlayamadı. “Göz yaşları; buz dağlarına benzeyen benliğin erimesidir” dedim de düştü köşeli jetonu.

Hakikatine yönelişinle birlikte uyuklama, gözyaşı hatta kâbuslar görmeye başlarsan şaşırma! Hepsi de benliğin dönüşüme direnç veya kendini salıvermesi ile ilgilidir. “Acele; Şeytandandır” güzelim. Teenni (usulünce ve yavaş seyir) Rahmanidir. Rahmani Yolda selamet dilerim. (Âmîn)

BİR BAŞKA BOYUTTAN DUA

İstekten geçene, istemeyi unuttukları yanında hayal dahi edemedikleri verildi, hem de kendiliğinden. İstek peşinde ömür tüketenin çilesi eriştiğini bile zevk ettirmedi, henüz ecel gelmeden. Hala isteklerin var? Seni senden içre bilenden istemek mi şık, yoksa ona bırakmak mı?!.

- Dua edemiyorum bu ara.
- Yalancısın!
- Emin ol dua edemiyorum. Bu iyi mi kötü mü?
- Yalancısın! Çünkü beynin, kalbin, bedenin ve bilincin; nefes aldığın sürece, sen bil ya da bilme her an, her halinle senin duanı ediyor. Duayı el açıp istemeye hapsetmişsen ben ne diyebilirim?

Bilerek veya bilmeyerek hallerim, duygularım, düşüncelerim, etki ve tepkilerimle nelere nasıl dua edip nelerin karşıma çıktığını tefekkür ettikçe kalıp dualar edemez oldum. Şimdi ne mi yapıyorum? “Bende Dua edip duran”ın seyircisiyim, tribünden maç izler gibi. Acayip de zevkli!

Kendime kimlik verip maça daldığımda yemediğim küfür kalmadı. Taş, şişe, bozuk para gırla. Ben de az kavga çıkarmadım hani. Bi boğuşma ki ateş! Kimlikten istifa edip tribüne çekilince onca eziyete güldüm iyi mi! Boş muydu? Değil dedi emektar krampon: “Hepsi bugüne getirdi seni!”

Peşine düşmediğimi önüme koyar, ümitlenmek bile istemediğimi gözüme sokarcasına ikram edersin. Peşine düştüklerim? Koş babam koş! İstediklerim? Erişemeyeceğim kadar uzağa atarsın. “Dua sistemini çözdüm Rabbim” desem, hadsiz bi ukala mı sayarsın?! Tamam tamam. Demedim sustum…

Dilenciliği Resulullah (sav) yasakladı mıydı? “Alın terini ye, helali, tatlısı odur” dedi bi de… Dilenciye “İsteyici” de diyor muyduk? Senin duadan anladığın da istemekti! Resulullah isteyiciliği yasakladı! Dur ya kusura bakma, çok karıştım. Bakma bana sen! Dua etmeli Dua!

Açsam doyurur, açıksam giydirir, boştaysam mutlaka bir görev verir diye iman etmiş Rabbine. Ve bu imanından hiç rücû etmemiş. Ekonomi, bunalım, kaos hiç bir şey sarsmamış bu imanı. Eeee? Sonuç ne, dedim. Aç, açık kalmadım, hiç de bunalmadım dedi. “Duası; İmanı, İmanı; Duası olmuş” vesselam.

Duaya dair farklı boyutları açmaya çalışıyorum, insanlar dönüp dönüp aynı şeyleri soruyorlar. Ne acayip bir kayıt ve şartlanmadır hayret ediyorum. Bak bi daha ve açık söylüyorum: Ben dua etmiyorum. “Bende her an, her halimle dua etmekte olan”ın ne dilediğini gözlüyorum sadece!”

Sana el açıp dua etme diyen oldu mu? İsteklerini dillendirme ayıp, diyen oldu mu? Hâşâ! BİR DUADIR YAŞAMAK diye kitabı olan bunu der mi? Anlamaya çalış, sana daha sırlı, daha kolay, daha derinlikli bir noktayı işaret etmeye çalışıyorum. Gör, istiyorum…

Hadi bırak beni, sana Büyüklerin dilinden sesleneyim: “İstemenin hası; istememek/ Söylemenin hası; söylememek” {Bizim Yunus} Bu ne peki? İşte bunu anlatmaya çalışıyorum hayatın içinden twitler yaşanmışlıklar ile. “Dilenciliği Resulullah yasakladı” dedim az çaktın mı, uyandın mı?

Duanın, ilkokul değil anaokulu seviyesidir el açmak ve dillendirmek!… Kusura bakma, Dua gerçeği yanında inan ki budur. Ben ise seni duanın akademik boyutlarıyla tanıştırmak istiyorum. Patinaj çekip durma artık eski yokuşlarda. Yaklaş da anlaşalım, bilişelim, halleşelim…

Bugüne kadar gönlüme düşen hiçbir duadan vazgeçmedim. Ama sadece dua edip o istekleri iş edinme yoluna da gitmedim. Ya ne yaptım? Vazifelerimin, Kulluğumun hakkını vermeye çalıştım. Dualarım aklımda ama. Bi de ne göreyim? Kulluğuma devam; aklımdakileri bir bir gerçek ediyor!..

Siz Allah’a kurtlar kuşlar gibi tevekkül etseydiniz, O sizi kurtları kuşları rızıklandırdığı gibi rızıklandırırdı. [Hadis] Kurdun kuşun tevekkülü, duası ne? Hiç! Sadece kurt, kuş oluşun gereğini yaşamak. Bunu yapması her tür rızkı çekiyor. Sen Kulluğunu yaşadın da vermedi mi?!..

Dağda açlıktan ölen kurt gördün mü?
Göremezsin!
Bir ağaç altına serilmiş ölü kuşlar?
Göremezsin!
Geçim- yaşam telaşı beşere mahsus.
Biraz da iman zafiyeti! Haksız mıyım?
Yarattı mı? Doyuracak kardeşim, şüphen mi var? Hâşâ!
Kafanı düzelt, istiğfar et ki DUAN; YAŞAMIN, YAŞAMIN; DUAN OLSUN!
(Âmin)

YAŞAMIN DUAN; DUAN YAŞAMINDIR

Her insan duasının getirisi bi hayat yaşar! Hiç kimse duasının dışında bir şey yaşamaz ve de yaşamayacaktır! Ezber bilgi yaklaşımlarının birazcık ötesine geçip de bunun ne demek olduğunu tefekkür edersen gönlünün genişlediğini, farklı boyutlara açıldığını görürsün.

Her insan; her haliyle, her an, düşünsel veya fiili dua etmektedir, fıtratının gereğince. Her insan için; sonra değil anında dualar karşılık bulmaktadır; oluş, olgu, olay ve kişiler olarak Allah Sistemi gereğince.

İnsan Öfkesi, Kederi, Üzüntüsü, Stresi ve Korkularıyla da dua eder mi? Eder!.. Allah o duaları nasıl kabul eder peki? Cevabı Tıbbın babası vermiş, oku bakalım!..

Mevlana; Aşkı ve Gönlüyle
Yunus; Sadelik ve Sevgisiyle
Aristo; Felsefe ve Bilimle
Sultan; Fatih; siyasi ve askeri dehasıyla
Hitler; Öfke ve Hırsıyla,
Tesla; Elektrik Sevdasının Yeni İcatlarıyla  DUA ETTİ RABBİNE! Ben mi? Yazarak dua ediyorum, fark ettiğimden beri. Peki ya sen!?

Dua konusunda insanların çoğu önemli bir gerçeği görememiştir.. En etkin dua nedir desem şu an, bana büyük zatların dualarından başlayarak bir dizi cümle sıralarsınız. Gerçekte insan için en etkin dua; İŞİNİ İYİ YAPMAKTIR!.. Ne yapıyorsan yap, hakkını ver, gör bak neler oluyor?

“İsmi Âzam” diye bi dua varmış Kur’anda saklıymış. Onunla dua eden hedefi 12 den vururmuş. Bazı Esmalar hakkında İsmi Azamdır görüşleri de var. Maalesef insanlar İsmi Âzam tabirinin anlamını bile düşünmeden arayışa girmişlerdir. Kelimeyi düşünseler yeterdi, sır açıktı. Ne peki?!.

İsm-i Âzam= En Yüksek, En Baskın Esma!
Kimde? İnsanda! Sende!
Baskın Esma; esmai hüsnadan bi kelime?
Hayır! Sende!
Nasıl?
Şöyle;
Sende en baskın özellik, sana en kolaylaşan; severek, isteyerek ve Hak için yapabildiğin ne ise senin İsmi Azamın o!
Onunla dua et; yani Onu Yaşa!..

Şofördü babası. Freni patlayan araçta öldü. Çocukluk travması hiç çıkmadı aklından. Arabaya her biniş; fren bakımı sorardı. Seneler sonra yolda freni boşaldı araçlarının. Fark ettiği an, eşinin dur demesine kalmadan kendini yola attı ve öldü! “Acılarımızla kendi aleyhimize dua” ediyoruz” diyebilir miyiz?

Titizdi annesi. Kızının yaptığı hiçbir şeyi beğenmezdi. Her gün “Beceriksiz ne olacak!?” lafını onlarca kez duyardı ondan. Evden kurtulsam, dedi. Evlendi. Bu defa eşi başladı: “Beceriksiz ne olacak!?” Yok yere kabul edip içine aldığı söylemlerle de dua eder mi insan? Kim suçlu?!

Hayatı, bir siyasi görüşün ateşli taraftarı olmakla ve diğerlerine şiddetli muhalefetle geçti. Karşıdakilerle değil evde, sokakta bile yanyana gelmek istemezdi. Kızı, zıt bellediği kesimden bir gence aşık oldu… “Benden uzak olsun!” dediklerimizle de dua ediyor muyuz biz?!

Hayat benden açığa çıkanların karşılık bularak; suretlenerek, canlanarak olaylar, olgular, oluşlar ve kişiler olarak bana dönüşünden ibaret. Duanın esas ruhu da işte bu mekanizmayı kavramak. Elimden geldiğince bişeyler açmaya çalıştım. Değerlendirmek size ait.

Allah gizlediklerinizi de açığa çıkardıklarınızı da bilir {Nahl-19} “Allah Sistemi; içinizde tuttuğunuz düşünce, duygu, takıntı, niyet, ümit, karamsarlık, iyimserlik vb ile fiil olarak yaptıklarınızı size yaşatır. Hayat dediğiniz işte budur.” Ayeti böyle de anla ki uyanasın! ÂMİN

BİR BAŞKA AÇIDAN AŞK VE SEVGİ

Sevmek; sevilenin değerini hakkıyla bilmeyi getirirken kendi benliğimizin değersizliğini fark ettirir. Sevilmek; sevilenin gözlerinden benliksiz “Kendi oluşu”nu seyrederek esas değerini fark etmek demektir. Sevenle sevilen sevgide harman olduğunda sadece Sevgiyi Yaratan kalır!

Kendini sevemeyen; kimseyi sevemez! Kendini sevemeyen; biri tarafından sevildiğinde, ona Hakikatin Şefaati ulaşmış demektir. Kendini sevemeyenler sevildikleri an şunu anlarlar; sandığım gibi kötü, beceriksiz değilmişim. Ben kendime haksızlık etmişim! Sevilmek; Şefaate ermektir.

Arınma evresinde Aşk, Aydınlanma evresinde Sevgi ile tanışır Hakikat Yolcusu. Aşk; sanıldığı gibi zirve değil Sevgi Ülkesinin pasaport geçişidir. Zirve Sevgidir. Aşk ile kendinden geçenler Sevgi ile “Kendi”ne gelirler. Aşk; Nar, Sevgi; Nurdur. Nar; acıtır, Nur; ışıtır!

Ey Ateş! İbrahime serin ve selamet ol {Enbiya-69} EY ÇİLELİ HAYAT, EY YAKICI AŞK, Kendini Tanıyana; Allah Sistemini Kavrayana; Dostunu Kendisine Tercih Edene; Fedakarlık ve Şefkati Önceleyene; Varlığa Merhametle bakana DİNGİNLİK VE ESENLİK OL! İbrahimce bi yaşam niyazımla! Âmin