Değiniler- 122

Değiniler- 122

SAMİMİYET REZONANSI

İçinde Samimiyet olan Azarlama ve Sitem ile içinde Riya olan Taltif ve Takdir hemen her gönül tarafından hissedilir. Fark edilmiyor zannetsek de… Gönüller, kelimelerden önce onların ruhunu algılarlar. Kulak sesi, Göz resmi görürse de Gönül, ruh ve manayı duyar ve açıkça sezer!

Ruhu olan sözler farklıdır. Hitap doğrudan Kalbi titretir. Dönüşümü tetikler kendiliğinden. Akar gidersiniz kelimeler ırmağında. Ruhu olmayan kelimeler yağmur gibi yağsa, öbek öbek çiçeklense de tesiri vasattır. İşin sırrı edebiyat ve ikram değil sadece “Samimiyet Rezonansı”dır.

Bir kitap okursunuz plan program dahilinde, düşüne düşüne. Bir kitap okursunuz ne plan bırakır ne de düşünce. Alır gider sizi iklimden iklime. Sayfalarla ağlar, sayfalarla gülersiniz. Bitince de kalakalırsınız öksüz çocuk misali. Yazan, yaşamasa siz bunları nasıl tadardınız?!..

Sana kızgınım diyerek ağzına geleni saydı seven. Cidden kızgın, kırgındı. Bitti mi dedi sevilen. Bitti deyince “Ne güzel kızar, ne güzel kırılırmış” demez mi? Kızgın olan iyice delirmeliydi. Zahiren alaydı bu sözler çünkü. Bastılar kahkahayı. Sevenler Kelimeye değil Kalbe bakardı.

“Her şey güzel olacak; söz, namus sözü” diye haykırdı lider. Sonuç değişmedi. Sandığa tesir edememişti. “Gerekirse zam yapar, vergi de koyarız” dedi diğer lider mitingde. Biri bağırdı: “Yapacaksan sen yap arslanııım!” Sandıklar patladı. Kitleler, Samimiyeti hiç ıskalamazdı!..

“Defol, gözüm görmesin seni” diye çıkıştı müride sohbet ortasında herkesin içinde. Odadan çıkıp avluda bekledi mürit saatlerce. Mürşid, gitmiş mi bakın hele dedi. Kapıda, denince çağırdı “Gitsen biterdin” dedi. Mürid “Kendimden nereye gidebilirim ki” dedi. Sevdi mi insan kendi kendini azarlar, kendi kendine ikram ederdi.

Hikayenin bir yerinde iskender kebap eşliğinde sohbet sahnesi yansıtıyordu yazar. Okurken tuhaf oldu. O da ne? Ortalık buram buram sos ve kızarmış tereyağ kokuyordu. Alenen ve resmen kokuyordu işte! Samimiyet Rezonansı, zaman ve mekan ötesinden gelir; alır götürürdü Kendine!..

Avuç içlerinde yaralar çıktı kardinalin. Bazen kanayan kuru yaralar. Bir süre sonra ayaklarının üstünde de. Tıp, anlam veremedi. İhtiyar Aziz çözdü: İsa’ya çarmıha odaklandı çok. Ondandır” dedi. Samimiyet Rezonansı; düşüncedekini bedene, bedendekini düşünceye yaşatır mıydı?!..

Özlemişti. Gelse konuşsak başbaşa olsak dedi. Diğer odadan sesi geldi. Oydu, konuştular hasret giderdiler. Sonra nasıl oldu, nasıl duydu, nasıl gördü; ne çözebildi, ne izah edebildi. Sadece “Rüya değil, yakaza bile değil, oydu işte!” diyebildi. Samimiyet cilvesine akıl mı ererdi?

Ne zaman bunalsam, o ann onu yazıyor; gönlümü duyuyorsunuz” dedi düşünüre. “Siz başkasınız, keramet gibi bu” diye de ekledi. Düşünür “Samimiyet Rezonansı oluşmuşsa ne keramettir bu ne de sır. Samimiyet, dilediği yerden dilediğini çeker alır. Senin benim haberim olmaksızın” dedi.

Allah Sistemi; güçlünün zayıfa galebe çaldığı mekanizmadır. Bunu duyunca güçten ne anladığını, biraz da sindiremediğini biliyorum. Sistemde en büyük, en etkin, en dönüştürücü güç ne bilir misin? Samimiyet! Samimilerle Rezonansa geçerek arınmak- aydınlanmak nasibimiz olsun. AMİN

DUAYA DAİR GÖREMEDİKLERİMİZ

Hiç istemediğiniz halde bazı olaylar benzer sahne ve oluşumlarla size tekrar tekrar yaşatılıyor ve siz bundan üzüntü duyuyorsanız Rabbiniz size şöyle seslenmektedir: “Kulum, bak burada okuyamadığın bi işlev var, çözemediğin bi kilit, geçemediğin bi takıntı var! Görsene artık!..”

Kendisine yaşatılanı; aklı ve mantığı öne alarak, duygu ve arzuları geri çekerek tefekkür etmeyip “İmtihan”, “Allah sevdiği kula bela verir”, “Dünya zaten çile” gibi söylemlerle anladığını veya anlamlandırdığını sanmak; azabı bitirmez! Şeytan, en çok bu sözlerle ego cilalar!..

“İyi bi eşim, iyi de bi işim olsun istedim; karşıma çıkanlar bana uymadığı gibi teklif edilen işler de düşüktü. Çok şey mi istedim? Allah niye bunu bana çok gördü?” dedi. Biraz nefes alsan! Biraz bıraksan istemeyi! En güzeli ayağına gelsin, en iyi iş seni bulsun, dedim. İnanamadı.

Dua dediklerimiz egomuz ve arzularımızın istekleri olduğu sürece hiçbirinin gerçekleşmeyeceğini rahatlıkla söyleyebilirim. O yüzden istemeyi bırak diyorum, duayı bırak anlıyorsun. Biraz olanı izle, olanın zaten iyi- güzel olduğunu görme fırsatı ver kendine ki sussun şu hain egon!

Uzun araştırma ve gözlem birikimiyle deneyimimi söyleyeyim, sırrı sen anla. İstediklerim verilmedi! Peşinden koştuklarım uzaklaştırıldı benden! Çocukça naz edip Rabbime; “İstemiyom, koşmuyom da, ne yaparsan yap” dedim. Tek tek hepsi önüme konmaya başlandı iyi mi! Daha ne diyeyim?

Terziydi. Hazır giyim güçlendikçe bozuldu işi. Direniyordu. Takıntısının İstanbul olduğunu sezdim. “Dön memlekete! Megapolde sıradan olmak yerine ilçenin biriciği ol” dedim. Aylar sonra yazdı: “Abi işlere yetişemiyorum, eleman da aldım!” Ana takıntısını gören ve aşan; işi çözer!

Aynı sahne, aynı olay, aynı acı tekrar tekrar yaşatılıyorsa sana; “Vazgeçilmezlerini” gözden geçir! Kilit de anahtar da oradadır. Ondan vazgeçtin mi, baraj kapakları açılıp sular fışkırırcasına bolluk, bereket, afiyet ve selamet akar üstüne. Denenmiştir. Düşün, vazgeçilmezlerini!

Her insanın vazgeçilmezi, bırakmak istemediği var. Vaktiyle şunu yazdım haddi aştığımı düşündü tasavvuf ezbercileri “Resulullah (as) in vazgeçilmezi Kâbe’ydi. 13 yıl Mekkede İslam büyümedi. Vazgeçilmezinden geçip hicret edince İslam’a girenler patladı!” Düşün bu en yüksek örneği!

Yazı hayatımın başlarında “Sıradan kişilerin bile kitabı var senin niye olmasın” dedim, yayınevi gezmeye başladım. İlk görüşmeden sonra mesaj “Tanınmıyorsunuz, basamayız!” Öyle mi, fırlattım taslağı bi kenara! İki ay geçmedi telefon: “Yunus’u size yazdırmak isteriz!” Ne anladın?!

“Sevdiğin gitmeden, sevdiğin gelmez” der anneciğim. Emektar şoför İsmail amca da “Hem şoför mahalli, hem cam kenarı olmaz bizim oğlan!” derdi. Bunların hepsi Duaya dair Sistem Okumalarıdır. Üzerinde derin düşünür de olayın ruhunu anlarsan, çözülür kilitler ve açılır kapılar…

Çocukları çok hastalanan aileler?
Onların üstüne en çok titreyenler!
Her kış bronşit olurdum çocukluğumda
Ben takır takır öksürürken, köyün aşağısında
Göçebe çadır çocukları yalınayak gezerdi!
Sağlıkları da neşeleri de yerindeydi.
Dua Mekanizmasına dair bu da!
Düşün bakalım…

Resulullah (as) vazgeçilmezi Kâbe; Mekke’den vazgeçti de onları kaybetti mi? Hayır! Arslanlar gibi şerefle, şanla döndü ve hepsi ona bağışlandı! Sen niye korkuyorsun vazgeçilmezini bırakmaya! Resulümüz bıraktı ve bunlar oldu bak! Yorma beni, anla sırrı…

DUANIN BOYUTLARI

İnsan, sadece olumlu isteği dillendirmekle değil; ürettiği üzüntü, keder, nefret, hırs, tutku, bağımlılık, şartlanma, alışkanlık vb Negatif Enerjilerle de Dua ettiğini bilse; bedenî- ruhsal rahatsızlıklara sebep aramaz, yaşadıklarında değil ötekini suçlamak, ağzını bile açamazdı.

İnsan, sadece dilek- temenniyle değil; taşıdığı ümit, sevgi, şefkat, merhamet, iyimserlik, dürüstlük, hoşgörü, samimiyet vb Pozitif Enerjilerle de Dua ettiğini bilse; bedenen- ruhen tattığı güzelliklere, eriştiği lütuflara hiç hayret etmez; Rabbiyle bütünleşmenin zevkine varırdı.

Kalbin, durduğu bi saniyesi var mı? Yok. Beynin, enerji üretmediği bi saniyesi? Yok. O halde düşünsel ve bedensel dünyanda Duasız geçen tek bir saniyen yok dostum. Yapman gereken; sadece hangi halinle neyin duasını ettiğini fark edip gözlemek. Dışarıdan birini seyredercesine…

“Dünya Dua ile döner” diyen babaannen aslında ne büyük bi gerçeği fark etmiş değil mi?Sen tüm bu gerçeklerden sonra “Dualarım kabul olmuyor” demenin ne büyük bi gaflet olduğunu sezdin mi peki? Dua üretilmeyen tek bi an; duanın gerçekleşmediği tek bi an yok ise! Ne demeli şimdi?

İstemek diye mi anladın duayı? Oldurmak veya Durdurmak istediğine asıl, aşk ile iste!.. Keşfetmek, çözmek diye mi anladın? Tura çıkarcasına zevk et gerçeği. Gezebildiğin kadar gez çözebildiğin kadar çöz! Muhteşem Akışı mı sezdin? Yaslan arkana, yudumla kahveni; Dua niyetine!..

Gamsız, uyuşuk, umursamaz, vurdumduymaz denilenlerin bütün işleri rast gider, fark ettin mi? Birilerinin didindiği, adandığı hedefler onların ayağına gelir en kolayından. Telaş eden; dertlendiğiyle, çırpınan; yorulduğuyla kalır. Sezdinse, seni o bakışa davet ediyorum. Çok mu zor?

Açık tribün hop oturup hop kalkıyordu pozisyon kaçtıkça. Kapalı kombinelerden ritmik tezahüratlar yükseliyordu. Flashlar patlıyor, kablolar uzanıyor, mikrofonlar, kameralar dolaşıyordu Basın locasında. Şeref Tribünü? Hep Sessiz ve gözde! Herkes Duasında Kendince! Selametle.

ALLAH NEYE GÖRE DUALARA CEVAP VERİR?

“Âyînesi iştir kişinin lâfa bakılmaz” Hayat; baktığın aynadaki yansımadır ki görüntüye çıkanlar senden başkası değildir. Kişinin aynası işidir lafı değil, aynı zamanda bir Allah Sistemi kuralıdır. Öyleyse söyle, Allah Dilimizdeki Dualarca mı, Halimizce mi karşılık veriyor?!..

Çevre, kendini hep kötü, ezik hissettirmiş. Kabullenmiş bunu daha da fena olmuş. Bir gün işi, evi, hayatı alabildiğine düzelmiş. Alıştığı eziklikle bu defa nimete de direnmiş, “Layık değilim, nasıl olur” diye! Allah, seni kalbince değerlendirip vermiş, sen hala çevrece kendine azap ediyorsun, etme dedim.

İşin bi başka boyutu: Herkes kendine layık gördüğü hayatı yaşar! Allah’ın sana yaşattığı; senin kendini layık gördüklerinden başkası değildir inan! “Ben böyle istemedim” diye itiraz etme! Dilinle, düşüncenle değil halinle istedin bu hayatı! Bil ki; Allah kimseye zulmetmez!

Abarttıklarımızla Yanar; İhmallerimizle Tökezleriz. Denge esastır. Kedi sevgisini abartmış, hayvanları doldurmuş eve. Komşulardan şikayetle azapta, mama yetiştiremiyor azapta! Barınağa ver dedim Merhametten dem vurdu! Merhamette Allah’la yarışa çıkan; yanar! İstersen kız bana!

Topluma veya bir ideolojiye veya ilime adanmış kendini. Gecesi gündüzüne karışmış senelerce. Ev, çocuklar, akrabalar hak getire. Günün birinde çocuklar alıp başını gitmiş, akrabalar irtibatı kesmiş. Sonuç? Soğuk huzur evi odası. “İnsanlık için yaşadım” diyerek üste çıkıyor ihmalini görmek istemiyor. Haklı mı?!

“Mutlaka Olsun” demek de “Aman Beni Bulmasın” demek de sonsuz sınırsızı sınırlama ve bölme çabasıdır. Tek Bir Bütün olanı bölmeye çalışmak ikilik; ikilik şirk; şirk azaptır. Sana rahat mı batıyor dostum? “Olsun” veya “Olmasın”larla ne işin var? “Olan” neyine yetmiyor güzelim?!..

Abarttıklarımızla Yangınları; İhmallerimizle Belaları tetikleriz. Özendiğimiz veya Reddettiğimiz yaşamlardan nasiplenir hayatımız. Olanı değerlendirmek yerine Olmazlar veya Olacaklara dalmak çamura saplanmaktır. İnsan her haliyle her an duada, Allah her an hep vermede! Selam ile.

İKİ HASTALIK VE ŞİFASI

Benimsediklerini hatadan münezzeh, biricik doğru, yanılmaz ölçü ve sapmaz değer olarak kabul etmek; insana değil beşer düzeyinden yukarı çıkamamış yığınlara mahsus bir özelliktir. Kendini aydınlanmış ve arınmış sayanlarda bile bu hastalık, çeşitli kılıklarda zuhur eder.

Hakikati değerlendirme ölçünüz bir kişi, bir grup veya bir ekolün görüş ve bakış açısı ise ister istemez benimseme hastalığına yakalanırsınız. Çünkü insan, benimsediğinde hata ve yanlış görmeyi hiç mi hiç sevmeyen ve bunu kolay kolay hazmedemeyen acayip bir yaratıktır…

Size “Her şeyi sorgula” diyenler sıra kendilerinin ve çevrelerinin sorgulanmasına gelince kırk takla atarak Hakikat İlmini kendilerine yontuyor; sıkışınca da sizin üstünüzü çiziyor, dışlıyor ve hatta sizi cehalet- basiretsizlikle suçluyorlarsa; orada hastalıklı bir durum vardır.

Soruyor:
- Filan zat hakkında ne dersin?
- Falanca ilim grubu tutarlı mı?

Bunları soruyorsan işi anlamamışsın. Kişilerin doğruluğu, grupların tutarlılığı mı gayemiz? Ölçü zat veya ekol mü? Hakikati değerlendirecek aklın nerede senin? “Tâbi olma Hastalığı”ndan ne zaman kurtulacak zihnin?

“Rabbin balarısına vahyetti” diyor di mi ayet? Arının kendini tek çiçeğe mahkum edip yalnız oradan öz aldığını başka çiçeğe gitmediğini gördün mü? Göremezsin! Bal, çok çiçek ürünü. Arı vahiy alır. Yani? Tek kanala saplanan değil, her yerden her ilmi değerlendiren esas gerçeğe ulaşır.

Yaslanma, Bağlanma, Destek alma ihtiyacı duyduğun sürece kendi gerçeğinle yüzleşmen de hakikatine erişmen de hayli zor olacak. Kur’an, Salâtı hangi kavramla kullanıyor? “İkame” etmek. Ne demek? Dimdik ayakta durmak, kendi başına ve yalnız yürüme cesareti göstermek demek!..

“Koyunlara, sürülere vahyettik” diye ayet var mı Kur’anda? Ben hatırlamıyorum. “Arılara vahyettik.” Özgürce dolaşan, yanlış yapana iğne batırarak kendini savunma cesareti gösterebilen ve kesinlikle güdülemeyen! Kovanı vardır ama zorlarsan ona da minnet etmez arı! Anladın?!

İlminden, gönlünden istifade ettiklerime şükran ve hürmetim ebedidir. Fakat bu, onları insanüstü şaşmaz ölçü görmem anlamına hiçbir zaman gelmemiştir ve de gelmeyecektir. Yaşadığım sürece çiçeklerden balözü toplayacağım. Ne tek çiçekle ne de tek bahçe ile kayda girerim!..

“Benimseme”-”Tâbî Olma” hastalıkları devlet ve millet planında Müslümanları mahvetmiş; geri bırakmış, kullanılır, yönlendirilir hale getirmiştir. Bireysel planda ne yaptı? Çay sıra gelip yol sıra gidenler gürûhu ve aydınlanma zannıyla muma pervane olarak kendini helak eden melankolik tipler…

Hata görmeme ve sorgulamamakla Sevgi kilitler bizi.
Doğrusunu dahi itibara almama ve mesafe koymakla Nefret kilitler bizi.
Dikkat edersen “Allah’ın Kalpleri Mühürlemesi”ni açtım. “Benimseme”- “Sırt Dönme” girdabına düşmeksizin “Balarısı” edasında bi yaşam dilerim hepimize. ÂMÎN