Değiniler- 123

Değiniler- 123

RUH GÜCÜ

Eğer bir insan; sarf ettiği tek bir cümleyle kendi aleyhine oluşan ve oluşacak tepkileri kanalize edip yönlendirebiliyor; karşıt görüş sahiplerinin gündemini de kendisi belirleyebiliyorsa; o gerçekten büyük bir beyne, asil bir gönle ve muazzam bir ruh gücüne sahip demektir.

Bugün ne düşündüğünüze, nelere yoğunlaştığınıza dikkat edin. Onları siz mi belirlediniz yoksa birilerinin gündemine mi katıldınız? Gündeminizi kendiniz belirleyemediğiniz sürece güç, bilgi, etkin olma iddianız kuru davadan ibarettir. Hakikatini fark edenin kendi gündemi vardır…

Ruh Gücü, herkese nasip olan bir kuvve değildir. Ruh Gücünün bilgi, birikim, saygınlık, maddi- manevi güç, çevre veya taraftar kalabalığı ile de hiç mi hiç alakası yoktur. Ruh Gücü; Kalplere ve Gönüllere tesir eden, görünmeyen ama mutlaka hükmünü icra eden bir muazzam kuvvedir.

Ruh Gücü; esas enerjisini şu üç şeyden alır; Samimiyet, İnanç ve Sevgi. Eğer bir insan, savunduğu değerlere samimiyetle bağlanmış, tüm kalbiyle inanmış ve o değerleri ömürlük bir sevda haline getirmişse estirdiği rüzgara karşı durmak; yok saymak, imkansıza yakın ölçüde zordur…

İnancın Gücü ile Ruh Gücü bağlantısı değerlendirilememiştir. Kişi neye inanırsa inansın, bak bi daha söylüyorum; neye inanırsa inansın; ona samimiyet, sevgi ve aşkla sarılmışsa durdurulması imkansızdır! İnandığının hakça, adil veya insanî olup olmamasının önemi yoktur burada!..

Yahudi Zihniyeti neden dünyaya hakim? El Cevap; İnanmışlar ve inançlarıyla muazzam bir ruh gücü oluşturarak dünyayı, insanlığı tesir altına almışlardır. “Ama efendim inançları batıl, ama efendim zulüm yapıyorlar!” Hiç fark etmez. İnanan; inancından güç alan işi götürür!..

Müslümanlar; Yahudiler kadar inançlarında samimi olsalar, kendi değerlerine yahudiler kadar inansalar ve dinlerini samimi bir sevda haline getirselerdi hem İslam Aleminin hem de Dünyanın hali bambaşka olurdu. Mesele; İnanmaktır. İnancın Hak veya Batıl oluşu değil. Sindir bunu!

Ruh Gücü olan; işini Allah’a bırakmaz! Oyunu kuralıyla oynar satranç gibi. Ruh Gücü olan; Bil- Kuvve Allah’ın kendinden açığa çıkışını fark ettiği için işini hiçbir yere havale etmez! Ruh Gücü olmayan; hayalî Tanrıya havale eder durur. Garibim benim, ne de samimi havale eder.

İbadetlere sarılmak; alabildiğine samimi olmak; ayrım gözetmeden insanlığı ve mahlukatı sevmek; kendinden ziyade insanlık- mahlukata hizmet odaklı yaşamak; Ruh Gücünü arttıran fonksiyonlardır. Cahil, Sıfatsız biri Alim, Saygın birinin önüne geçerse şaşırma! Ruh Gücündendir.

Hiçbir dayatma yapmadığı halde saygı duyduğun… Cezalandırma ihtimali olmadığı halde aman incitmeyeyim dediğin… Kalbi kırılırsa işim ters gider diye inandıkların… Hepsi Ruh Gücü olan kişilerdir… Bedenin ruhundan bahsettiğimi sanmazsın umarım. Ruh Gücü; “Kalbin Kudreti”dir!

Karşıma bi çıksa var ya ağzıma geleni saydırıcam… Bi rastlasam ona neler edeceğimi ben bilirim… Bu türden laflar ettiğin halde karşına geldiğinde dilin tutuluyor, aklındakini de unutuyor hatta ona tuhaf bir sempati ve sevgi duyuyorsan, bil ki onun Ruh Gücü senden fazladır…

“Siyasi görüşlerine sinir oluyorum ama seni okumam gerektiğini söylüyor iç sesim” dedi. “Ne yapıyon, nasıl ediyon bilmem ama cümlelerin onbin volt cereyan gibi çarpıyor insanı” dedi bir diğeri. Kalbi olanlar, kalbe odaklananlar; kalbi fark eder ve kalpten kendilerini alamazlardı.

Ruh Gücünü; Kalbin Kudretini açıklamaya çalıştım enine boyuna. Arttırma yollarını, artarsa yaşanacakları da açtım. Ne yapmalı? İnanmalı, Sevmeli, Samimi Olmalı ve Ruh Gücü olanları değerlendirmeli dostum. Sonra da kahve yudumlarcasına izlemeli hayatı. Hepimize nasip olsun! ÂMÎN

SEVGİ; MESAFESİZLİKTİR

İnsanlar en güçlü arıtıcı, en kuvvetli ve en hızlı dönüşüm aracının Sevgi olduğunu fark etselerdi; kalıp dua ve bitmez tükenmez okumalar yerine sadece Sevmeyi denerlerdi. Sevmediklerini listeleyip hepsinin tek tek üstüne gitmeye başlayan; Hakikatine doğru en büyük adımı atmıştır.

Güncel siyasi çatışmaların yoğun ivme kazandığı şu günlerde; kalbinizi koruyunuz. Muhalefet, itiraz veya ötekini alt etme adına insanların bir kesimine karşı kalbinize nefret tohumu ekmeyiniz. Siyaset bir tercihtir o kadar. Kalbe atılan nefretse çabuk filizlenir, kolay sökülmez!

Mümkünse, hiçbir konuya mesafe koyma, hiçbir olguyu dışlama! Hatta yemek bile seçme! Basit gördüğümüz, tercih diyerek kendimizi kandırdıklarımız bile bilincimize perde çeker. Mesafeli olduğum konu hakikatime perde midir? Aynen öyledir. Git yap demiyorum, zihninde mesafe olmasın!

Yapamam, edemem, bana uymaz, benden uzak olsun vb söylemlerle aslında şöyle diyoruz: “Bu konuda sevgi mağduruyum. Buradan yansıyan hakikati göremiyorum, görmek istemiyorum, buradaki ilme de sevgiye de kapalıyım” Allah’ın kalpleri mühürlemesini anlattım di mi sana? Kim mühürlüyor?

Kendime sevdiğim çorbayı söyledim. Ona nezaketen sordum, tercihin? Yemek tercihim olmaz, sana uyan bana da uyar dedi. Alışık olmadığı çorba çeşidini yüksünmeden yedi. Evrensele açık bi gönüldü. Bi çorbadan bu anlaşılır mı deme! “Tercihlerimiz; Kısıtılılıklarımızdır” aynı zamanda!

Sevgi yoksunluğu ve buna bağlı kısıtlanmışlıkları insanlar nasıl mı örter?
- Dinimin gereklerini yaşıyorum
- Ahlakî ölçüleri muhafaza ediyorum
- Milli manevi değerlere bağlıyım
- Çağdaşım…

Sevsinler sizi sevsinler! Kısıtlılıklarımıza dini, ahlakı, çağı, değeri perde etmek ha?

Sevgide kısıtlanmışlığımı kabul ediyorum. Kapı nasıl açılır? İşe nereden başlayayım?
- En sevmediğin yemeği kaşıkla bugün
- Tek cümlesini duymaya tahammül edemediğin lideri izle tv den
- Hayatta bir arada olamam dediklerinin camiasına bi ziyaret yap bugün.

Korkma, ölmezsin!..

“Allah insana şah damarından yakın demek” bi mesafe ölçüsü değil, mesafesizlik işaretidir. “Allahla aramızda mesafe yoktur.” Hatta “Allah’la aramız yoktur!” Kafanda hala bir şeylere mesafe varsa kimden ve hangi gerçekten perdeleniyorsun az düşünür müsün? Tövbe et mesafelere!..

Sevmek emek ister mi? Hayır. Çaba? Hayır. Plan program? Hayır. Seviyorum dediğin anda kırıyorsun şeytanın bacağını. Resulümüz (sav) Sevgiyi İmanla beraber zikretti değil mi? Sevgi eksikse, hala sevemediklerimiz varsa bizde ne eksik o vakit? Hadi, bu cuma bunu itiraf et kendine!

“İman etmedikçe Cennete giremezsiniz. Birbirinizi Sevmedikçe de İman etmiş olmazsınız!” {Hz. Muhammed sav} Cennet İmana, İman Sevgiye bağlanmışsa, Cehennemî yanışlarımızın sebebi çok açık değil mi? İçini yakan ne varsa oraya dikkatle bak, mutlaka sevgi eksin var orada mutlaka!

Allah Sisteminin farklı bir mekanizması da şu: “Severek, isteyerek beraber olamadıklarınla gün gelir zorlanarak, isteksizce hatta acı çekerek beraber olursun!” Argoda bu seve seve olmazsa… diye ifade edilir de buraya yazılmaz! O argo bile Sistem Okumasıdır. Dikkat et o kurala!

Zikir ve okunacak eser soruyor. Hepsinin yeri var elbet. Öyle ilerlemek diliyorsan ilerle. Zikir verme ehliyetim yok. Fikir sorarsan fikrim var: Sev, çok sev, sınırsız-kayıtsız sev. Sevemediklerini sever hale gelene dek sev! Sevdin mi? “Gir Cennetime” hitabını duyarsın Özünden!..

- Sevmemenin haklı gerekçesi olabilir mi?
- Hayır!
- Yani, onun bi dizi kötülüğü, yanlışı var; günahı, usulsüzlükleri var. Sevmeye mecbur muyum?
- Ben hiç karşıdakini anlatmadım sana. Onun için soruyorsan susarım. Kendin içinse sorduğun, evet sevmeye mecbursun ve mecburuz!..

- Sevginin getirisini daha somut açsan!
- Müzikten vereyim misali. Gönle girenler; kalpleri sınırsız seven eğitimsizler mi, konservatuar mezunları mı?
- Bilmem bir düşüneyim
- Düşün sen düşün. Neşet Ertaşı, Aşık Veyseli, Kazancı Bedihi, Mahzuni Şerifi de düşün. Düşün sen düşün!

“Hayatta ne çektimse Mükemmeliyetçiliğimden çektim” dedi. Mükemmeli arayanlar kör ve gafildirler biliyor musun? Allah’ın yarattığı hangi şey mükemmel değil ki sen mükemmellik arıyor ve istiyorsun?! Mükemmeliyetçilik; Şeytanlıktır!.. Ve Şeytanlar kesinlikle Sevemezler! Duydun mu?!

Kalplerimiz; nefretle, sevgisizlikle pas tutmasın diye İslam, harika bir ölçü koymuştur: “Faile değil fiile buğzetmek!” Kötülüğe, yanlışa, hataya, kuralsızlığa karşı ol, doğrudur bu. Ama bunu yapana kafanda uzaklık hissetme! Unutma, faile değil fiile mesafe koyabiliriz sadece!..

Biz sevdik aşık olduk
Sevildik maşuk olduk
Her dem yeni doğarız
Bizden kim usanası
{Bizim Yunus}

Yenilenmenin; her an hayata yepyeni gözle, önyargısız bakmanın; ebediyeti hissetmek ve yaşamanın formulünü vermiş Koca Derviş. Bugün Sevgi Miladı olsun…

SU GİBİ AZİZ OL

Su; girdiği kabın şeklini almasına, olduğu zeminle bütünleşmesine, soğukta buz kesmesine, sıcakta buharlaşmasına, analizasyonda atık, isale hattında can suyu olmasına rağmen kendini kaybetme korkusu hiç taşımamış, kendini de hiç bir zaman yitirmemiş, bunun telaşına düşmemiştir.

Su; hiçbir şeye direnç göstermemiş; yüksekten düşmek lazımsa düşmüş, vadide birikmek gerektiyse beklemiş ve birikmiş, alçaklarda süründüm, yükseklerden düştüm serzenişinde hiç bulunmamıştır. Bulunsa denize karışabilir miydi dersin?

Ufak bi değişim, dönüşüm önerisinde senin bu kendini kaybetme telaşın niye? Küçük bi acıda kendini helak edişin? Azıcık muhatabına uyumlan dense bir dizi ilkelerle karşı çıkışının mantığı? Devam et! Etrafında kimse kalmayana kadar devam. Nasılsa kader diye kutlu bi mazeret var…

İnsan bedeninin % 70 i Su imiş di mi? Kan adıyla bedeninde yükseklerden dökülür, vadilere iner; cerahat olur, irin olur, tükrük olur, idrar olur, dışkıya karışır ve böyle bir sistemle hayat verirmiş sana!.. % 70 i su alan insan, Suyun ahvalinden hiç mi hiç ibret almazmış iyi mi?!

“Su gibi aziz ol” derdi büyükler çocukluğumda. Bir bardak ikram için ne büyük dua imiş nice sonra anladım. Su gibi aziz ol; hiçbi şey seni yıldırmasın, kahretmesin, şımartmasın, şaşırtmasın, gayeni unutturmasın ki “Sakin Güç” olarak sürekli akarak yaşa ki eriş menzile, demişler.

“Su gibi aziz ol” varlık iddiası göstermeden varlığın kendisi ol. Bana muhtaçsınız kibri göstermediğin halde ihtiyaç gideren ol, var olmaya çalışmadığın aksine yok sayıldığın halde gönüllere hayat veren ol. Varlıksızlık; varlığın kendisi imiş, Kudret; yok olanın haliymiş, gördüm.

Ne benlikmiş seninki? Su gibi atık kanalına dökül, pisliğe karış demediler. Kan olup damarlara hapsol da demediler. Yapacağın sadece sürahiden dökülen su misali bardakla biçimlenmekti. Eşten şikayet, çocuktan şikayet, hayattan şikayet! Suya kanmak vardı, Yanmalara doyamadın sen!

Urfa Balıklı Göle tur var gelir misin? Gelir. Balıklarda, gölde, mancınıklarda hikmet arar. Keramet ve Mucize sever dindar egolar. Biraz da göz yaşı, değme keyfine! İbrahim; ateşini kendi söndüren bilincin adı anlıyor musun? Allah ateşe emretti di mi? Pardon, tabi öyleydi.

Su canlıymış. Seviyorum dersen, molekülleri çiçeklenir; Lanet olsun dersen eciş büçüş olurmuş, Japonlar buldu. Senin de % 70in su! Kendini sevsen, gönlün çiçeklenir miydi? Sevme, nefsine düşman kesil diye öğrettiler dini. % 70i su olan insanın içinde ne cehennemler tutuşur di mi?

“Beni yok sayıyorlar” diye zihinsel direnç gösterdiğin sürece seni yok sayarlar. Zaten yok olup çekildiğinde sensiz yapamazlar! Tıpkı susuz yapamadıkları gibi. Kendini Sev! Benlik olur diye gaz verenlere prim verme! Suya değil aynada Kendine bak ve Seviyorum de! Selam olsun.

BİZİM ASIL SORUNUMUZ

- Kim insanı kendine inandırabilir?
- Kendine inanan!
- Kim daha çok sevilir?
- Kendini çok seven!
- Kendine inananın inancı- fikirleri sakatsa?
- Fark etmez. Sistem kendine inananı destekler daima.
- Kendini sevene bencil diyoruz.
- Sistem hiç bi zaman dedikoduya göre işlemez!..

- Bizim sorunumuz ne sence?
- Allah’a inandığımız kadar kendimize inanamamak! Mahlukatı sevdiğimiz kadar kendimizi sevememek!
- Bu dönüşse yaşamımız dönüşür mü?
- Pencere aralasam hava girmesinden şüphe eder misin?
- Etmem!
- O da öyle! Kendine inan, kendini sev ötesine karışma!

- Kendini seven insanlarca sevilir, kendine inanan insanları da inandırır, diyorsun. Delil?
- Peygamberler ve Filozoflardan daha fazla kendine inanan, kendini seven olmamıştır. Kaç asırdır ayaktalar? Kitleleri nasıl etkilediler, çok açık değil mi?!..

- Dışlandığımı düşünüyorum
- Kafanda kimler, neleri dışladığını sorgula!
- Sevilmediğimi düşünüyorum. Ne yapsam sevilmiyorum.
- Kafanda neleri, kimleri sevemediğini sorgula!
- Herkes, her şey iyi güzel olsun istedim suç mu?
- Suç!
- Niye?
- Allah öyle mi istedi sistemini kurarken?

- Huzur?
- Kendine inanmak ve kendini sevmekte!
- Bu bana bencillik gibi gelir.
- Kafanı din, ahlak, değerler adına çöplüğe çevirdiler, normal.
- Çare?
- Arama! Bunlara inanmışsan değişim- dönüşümün şimdi başlar hemen!
- Sahi mi?
- Teslim olana anında Selamet açılır!İnan! (ÂMÎN)

İnsanları gütmek, onları emir ve sultaları altında tutmak, onlara sadece taraftar ve bağlılar konumunda görmek isteyenler; din, tasavvuf, ahlak ve başka disiplinler üstünden; kendimize inanmak yerine onlara inanmayı, kendimizi sevmek yerine onları sevmeyi bize empoze etmişlerdir.

Birilerinin kurulu düzenleri işlesin diye kendine inanmak; Firavunluk, kendini sevmek; Bencillik diye zihinlerimize işlenmiştir. Farkında mısınız, hep büyük zatlara, büyük oluşumlara, büyük davalara yönlendirilmişizdir. “Kendine Dön, iş sende biter” denmemiştir.

Kendini Seven ve Kendine İnanan İnsanın; kendini helak edercesine bağplanacağı, kendini aşağılarcasına hayran olacağı, kendini kınayarak acı çektireceği hiçbir rol model yoktur!.. Hayat denen oyunda Yalnız ve Başrolde olduğunu sezen, kime yaslanabilir, kimi uçurabilir ki?!..

Sen, zihninle birinin güdümüne girme eğiliminde değilsen kimse seni güdemez! Sen, kendini kınama, aşağılama eğiliminde olmasan kimse seni kınayarak, aşağılayarak kendini bulunmaz hint kumaşı gibi sunamaz! Ne diyordu Ulu Bilge Kaan: “EY TÜRK! TİTRE VE KENDİNE DÖN!” Ne çağrı ama!..

Firavun sözü geçen ayet: BEN SİZİN EN ÂLÂ RABBİNİZİM DEDİ (Naziat-24) “Bunu okuyunca Sadakallahul azim denir mi?” dedi merhum Osman Ceyhan “Firavun sözü, nasıl derim? Ayet, nasıl demem?” dedim. Güldü “Derin düşün!” dedi. Şimdi sen de düşün! Firavun sözü ama Allah doğru söyledi !?

Ayetlerin sonunda “Sadakallahulazim” der “Allah Doğru söyledi” der okuyan. Firavun sözü ayetle okuması bitse yine Sadakallahulazim (Allah Doğru söyledi) demelidir. Hikmeti? Firavunluk; Benlik, Benlik; Nefsaniyetti hani? Derin düşünen pâk gönüller bulacaktır. Onlara Selam olsun!

Kibir ile Vakar
Özgüven ile Egoizm
Tevazu ile Eziklik
Kendini Sevmek ile Narsizm
Otoriterlik ile Zalimlik
Korkaklık ile Kabullenme
Aynı şeyler mi?

Kim yapacak sana, farkı fark ettirecek Bilinç Ayarını? Özünde Şahdamarından yakın olan! Ne ile yapacak? Senin Niyet ve Gayretinle!..

Ben demeyen Allah diyemez!
Allah diyen Ben diyemez!
Bir kere Ben demeden bin kere Allah dese, neye yarar ki?!
Bir kere Allah dediyse bin kere Ben dese, neye zarar ki?!

SÜKÛT

Sükût; Sükûnettir.
Sözler anlatmak istediklerine yetmemişse sükût vaktidir.

Sükût; Kudrettir.
Kelimelerin kavratamadığını sükût fazlasıyla kavratır.

Sukût; Dinginliktir.
Sen susunca diner sancılar. Sen susunca biter kavgalar.
Enginliğe demir alınan Dinginlik limanıdır Sükût!

BİR BAŞKA RAMAZAN

Kimi, iyi- güzeli oldurmak; kimi, çirkin- kötüyü durdurmak için Dua etti. Olanı olduğu gibi izleyenin ne dili oynadı, ne de kalbi. Duaların Zirvesi işte o teslimiyet, işte o sessizlikti. Çırpındım, çıkarmak için seni yukarı. Gelmedin, ezber bilgi vadileri seni hiç bırakmadı!..

Ramazanda ne okusak, ne zikretsek, gece- gündüzü nasıl değerlendirsek soruluyor peşpeşe. Senelerdir sorduklarını yaptın da ne değişti sende söyler misin? Bu Ramazan “Ya ben napıyorum?” diye sormayacak mısın? Yol aldığını sanan dolap beygiri gibi aynı yerde dönmekten bıkmadın mı?!

- Her gün Kur’andan cüz okusam, meal- tefsire baksam faydalı olur di mi?
- Olur tabi. Her sene olduğu gibi gene oku!
- Senin farklı önerin var mı?
- Hayatının Cüzlerini okudun mu hiç? Çocukluğun, ergenliğin, olgunluğun ve şimdiye kadar geçtiğin cüzleri?
- ….
- Her gün cüz oku!

İftar; Fıtrattan gelir. Fıtrata; Doğaya, Doğala, Riyasız esas kimliğe dönmek demektir. Halan giller, yengenler, akrabaları çağırıp tıkınmak neyin nesi? Fıtratını önüne koyup kendine, kendi ziyafetini çektin mi? Davet ettiklerinin Fırtatını, Fâtır (Allah) nazarıyla görebildin mi?!

Sahur; Seher; Derin Uykudan İlk Uyanış… Ötekiler, başkaları, seni anlamayanlar vs girdabında debelendiğin kabuslarını daha ne kadar seveceksin? Ne zaman uynacaksın bu kahrolası Benlik Uykusundan? Gece yarısı uyanıyor ama hiç kendine toz kondurmuyor? Uyanmış mı? Sahur mu bu?!..

Yazıyor, Hilal ne zaman görünür? Ramazan salı mı, çarşamba mı? Kısır, sonu gelmez tartışmalar! Hilal ne zaman mı görünür? Sana, seni her halinle yansıtan “Gönül Sureti”n oldu mu? Gördün mü? Değerlendirdin mi sevgiyi kaprislere mi boğdun? Semaya bak sen, görürsün! Gören; İnsanda Gördü!..

Hüküm neydi? “Ayı gören oruç tutar, Ayı gören Bayram eder”
Ay Yüzlü Kâmil İnsan Aynasına bakan; oruç olur; kesilir beşeriyetten; ona feda eder benliği!
Ay Yüzlü Kamil İnsan Aynasına tutulan; benlik eriyişi sürecinden sonra alacaktır; Halifesin, İnsansın artık müjdesini!..

Fitre kaç para bu yıl dedi Meczuba. “Ona kendimi verdim. Fatıra, sadaka mı verilir hâşâ! Fâtır; Fıtratımı istedi ben de verdim gitti” demez mi? Herkesin fitresi kendince. Kimi mal, kimi bilgi, kimi sevgi, kimi can verdi. Kendini Vereni kimseler bilmedi. Meczup deyip geçtiler…

Helal kıldı maşuka aşık kendi kanını,
Maşuk nakşından okur aşk eri Kuran’ını.
{Bizim Yunus}

“Kur’anı Yüzüne Okuma” nın hakikati neymiş anladın mı? Ben demedim Yunus dedi! İkisi de lazım, diyerek bana akıl satma da Yunus’a akıl sat olur mu?!..

Zâhirden yazarız sığlarda yüzme der Hakikati sahiplenen! Bâtından yazarız, sahili ihmal etme der Şeriati sahiplenen! Sahiplikler Ötesi sesleniriz de kendince anlar kendince yaşarlar işte. Dua, Oruç, Sahur, İftar, Ay, Fitre ve Kur’anı hakkıyla anlamak-yaşamak nasibimiz olsun! ÂMîN