Değiniler- 127

Değiniler- 127

KALPLER ACIKMIŞTI BEDENLERİ DOYURDUK

Kardeşlik, Yardımlaşma ve Dayanışma etkinliklerinin tavan yaptığı Ramazan-ı Şerifte insanın insana yardımı, desteği, sunabileceği katkı ve gösterebileceği kardeşliğin aslında ne olduğunu, nasıl olması gerektiğini bir kez daha sorgulamak gerektiğini düşünüyorum.

Yardım ve Dayanışma kelimelerini kullandığım anda zihninizi kontrol ediniz. Neler canlanıyor? Elbiseler, eşyalar, gıda kolileri ve zarf içinde paralar. İnsanoğlunun temel ihtiyacı hakikaten bunlar mı? Yoksa bunların ötesinde göremediğimiz olgular da mı var? Düşünmeden edemedim…

Dünyanın en fakir 105 ülkesinden temsilciler dünyadaki yoksulluk ve yoksulların sorunları başlığı altında kongreye çağrılır. Tek tek söz alan konuşmacılar, temel sorunun aslında fakirlik olmadığında birleşirler, biliyor musunuz? Fakir ülke temsilcisine göre temel sorun ne midir?

Fakir ülke temsilcileri temel sorunu şu başlıklarla sıralar:
– Zenginler bizi aşağılamasın
– Semtimiz varoş, öte mahalle görülmesin
– Çocuklarımız, varlıklı çocuklarla zaman zaman oynasın

Maddeler daha da var. Var ama açız yoksuluz, yardım edin ifadesi ve feryadı hiç yok.
Tuhaf değil mi?

İnsanı yaşarken öldüren en güçlü his; Değersizlik Hissidir. Doğası gereği sevilmek, beğenilmek, değer görmek ister insan. Kendini değersiz hisseden, yakınları ve çevre eliyle Değersizlik telkin edilen insan hangi imkanlar içinde olursa olsun ezik, sürünen bir bilincin esiri olur.

Hayata ağırlıkla madde gözüyle baktığımızdan olsa gerek; yardım- dayanışma kavramlarını da bu eksende anlıyor; infak, diğerkamlık, kardeşlik vb değerleri ne acı ki gıda kolilerine sıkıştırıp bantlıyoruz. İnsanlığımızın gereğini yaptık, pek bi rahatız öyle mi? Bi daha düşün derim.

Bir insana verebileceğiniz en büyük katkı, en büyük yardım, en büyük destek, en büyük kardeşlik armağanı; ona kendisini değerli, biricik, vazgeçilmez, önemli hissettirmektir. Hissettirmekten öte gerçekten öyle olduğuna önce sizin inanmanız lazımdır. Çünkü inanmayan inandıramaz…

Herkesin yalnızlığa ittiği kişinin yanında yer alabiliyor musun? Herkesin dışladığını, gönlünde ağırlayabiliyor musun? Bütün kapılar yüzüne kapatılana sen kapı açabildin mi? İnfakın, sadakanın, zekat ve bağışın en kıymetlisini sen veriyor, sen dağıtıyorsun. Hiç şüphen olmasın…

Bir insanı öldüren; bütün insanlığı öldürmüş gibidir. Bir insanı dirilten bütün insanlığı diriltmiş gibidir. {Maide- 32} Öldürme sadece can almak mı? Diriltme zaten Allah’a mahsus,
İnsan diriltemez ise… Ne diyor Ayet o vakit? Biraz düşün bakalım…

BİR İNSANI ÖLDÜREN; çeşitli tavır, söylem ve davranışlarla birine kendisini değersiz, verimsiz, beceriksiz, kötü hissettiren. BÜTÜN İNSANLIĞI ÖLDÜRMÜŞ; bütün insanları (büyük bir kitleyi) değersizlik, verimsizlik, beceriksizlik, kötülük mikrobu yaymış ve zehirlemiş GİBİDİR.

Neden birine Değersizlik hissettiren, bütün herkese Değersizlik yayını yapmış, yıkımı tetiklemiş olur? Uzun söze ne hacet! Psk. hastalıklara bakın temelinde ne var? Suç eğilimleri ve büyük travmalara bakın temelinde ne var? Birinin Değersizlik Hissi ve Değer Arayışı binlercesinin canını yakmıyor mu?

BİR İNSANI DİRİLTEN; çeşitli söylem ve davranışlarla birine sevgisi, ilgi, samimiyet yansıtarak ona kendini iyi, verimli, güzel, faydalı hissettiren. BÜTÜN İNSANLIĞI DİRİLTMİŞ bütün insanlara (büyük bir kitleye) iyilik, beceri, güzellik tohumu ekmiş ve cansuyu vermiş GİBİDİR.

Yardımlaşma, Dayanışma kavramlarını yeniden düşünüp özünü kavramak, uygulamak İnsanlık Ailesini yeniden diriltecek, sanal ayrımlara son verecektir. İnsan kardeşinize ve İnsanlığa yapabileceğiniz en büyük katkı; Sevginizdir. Ramazanın bu anlayışa vesile olmasını niyaz ederim. ÂMÎN

Komşusu açken tok yatan bizden değildir. {Hz. Muhammed sav} Ulaşabileceği kadar yakınındaki insan kardeşi; sevgisizlik, ilgisizlik, moralsizlik içinde çöküntü yaşarken kendisi huzurun, sevginin, afiyetin tadını çıkaran; sevgisini ona aktarmayan hakikatine ermiş değildir.

Aç köpek fırın yıkar! {Atasözü} Gönlü sevgi, ilgi, takdir ve taltiften uzak tutularak büyümüş/ büyütülmüş insan; diğer insanların sevgi ve huzur kaynaklarını sabote ederek onları da sevgi ve huzurdan mahrum eder. Şekil A, teröre alet olanların ülkemize yaşattıkları…

Biri yer biri bakar, kıyamet ondan kopar. {Atasözü} Yakın yaşayanlar, birbirini izleyebilenler (ki artık herkes herkesi görüyor) sevgi, ilgi, muhabbetin tadını çıkarırken bundan mahrumlar varsa, onlar er geç diğerlerinin dünyasını başlarına yıkacak fiiller ortaya koyacaklardır.

Sadaka olarak verecek bir şeyimiz yok Ya Rasülallah” dediler. “İnsanlara tebessüm etmeniz de bir sadakadır” buyurdu. {Hadis} Tebessüm dahi sadaka ise şu soruyu kendimize sormalı değil miyiz? Mal ve erzak paylaşımı bir yana, Tebessüm ve Selamlaşmada bile cimrileşmedik mi biz?

Dertlinin derdini dinleyen; yangın dumanında göz gözü görmeyen bir evin pencerelerini açıp havalandıran gibidir. {Mevlana} İlgi göstermekten öte sadece samimi bi dinlemeyi, bi gönle içini açmayı özleyen nice insan var. Kimseye güvenemeyen sırrı saçılır diye anlatamayan niceleri.

Yaptığınız takdirde birbirinizi seveceğiniz bir şeyi haber vereyim mi? Aranızda Selâmı yayınız. {Hadis} Selamı yaymak selamunaleykum demek mi? Hayır. Selamı yaymak; güvenirliği, samimiyeti, sevgiyi yaymaktır. İnsan Kardeşine selam vermek; ona kendini açabileceği güveni vermektir…

İman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olmazsınız. {Hz. Muhammed sav} İçsel Huzurun ve Dışsal Güvenliğin formülünü içeren bu Hadise klasik dini kavramların biraz ötesine geçerek baksak neler görürüz acaba?

İMAN ETMEDİKÇE; neyi neden yaşadığını, hissettiğini gerçek manada çözümleyerek kendinde ve alemde işleyen sistemi çözme eminliğine, iç barışa, kendisiyle uyuma ermedikçe CENNETE GİREMEZSİNİZ; denge ve huzuru yakalayamaz, vehim, takıntı, saplantı ve vesveselerden kurtulamazsınız.

BİRBİRİNİZİ SEVMEDİKÇE; kafanızda öteki, başkası, gayrısı ve yabancı vb nitelemelerle insanları kategorize etme eğilimi sürdükçe; Yaratılanı Yaratandan ötürü benimseyemedikçe İMAN ETMİŞ OLMAZSINIZ; ne iç aleminizle barışabilir, ne de dış aleminizdekilerle afiyet bulabilirsiniz.

Kim La ilahe illallah derse cennete girer. {Hadis} Kim iç dünyasında kendinden kendine işleyişi kimseyi suçlamaksızın kabul eder, sindirir ve dış dünyada sonsuz- sınırsız sistem akışına itirazsız teslimiyetle yaşarsa; şimdi, şu an kendi Cennetini yaşar. Nasibimiz olsun. Âmîn

TÖVBE KAÇ KERE EDİLİR?

Hata, yanlış ve günaha tövbeyi genellikle çeşitli cümlelerle yaşadıklarımız hakkında pişmanlık bildirme ve bu bildirimi uzun tekrarlarla arınma sürecine dönüştürme diye anlıyoruz. Yani pişman olmalı, bir süre yanmalı, sonra da ondan arınmaya çalışmalıyız. Tövbe gerçeği bu mu peki?

Tövbe; bir farkındalık halinin objektif, salt ve samimi olarak bizden açığa çıkmasıdır. Yani, yaşadığınıza pişman olmuş ve o pişmanlık yangınını bir kez hissetmişseniz, o konudaki tövbeniz tamamdır. Anlık bir idraktir Tövbe. Yaşandığı anda da işlem tamamdır.

Ne gariptir ki kültür köklerimiz ve din anlayışımız tövbeyi uzun süreçlere yaymayı, bile isteye durmaksızın yanmayı hatta yıllarca uzatarak bir ömür tövbe yaşamayı empoze etmiştir. Günahın mı var? Yanmalısın! Ne zamana kadar? Zaman yok, hep pişman olmalı, hep ezik olmalısın! Bu mudur?!

Günahı sırtımıza alıp indirmeksizin ah ederek inleyerek bir yaşam sürmeyi idealize etmişizdir ne hikmetse? Oysa insan hem bedenen hem zihnen her saniye değişmektedir. Hücreler bile bir an öncesindeki gibi değilken şu an, geçmişin acılarını nasıl da üşenmeksizin sırtlanır insan?!

Tövbeyi abartanlar “Ben yaptım” deyip kulluk edebini kuşandıktan sonra bu ben yaptımın, bir anlamda her şeyi gerçek manada yapan esas faile isyan olduğunu düşünememiştir nedense?! Ben yaptım dedin ya soruyorum, gerçekten sen mi yaptın? Hele bir düşün! Gerçekten sen yaptın öyle mi?!

- Yanıyorum içim çok acıyor. Kimseye açamayacağım ne iğrençlikler yaşadım. Bunları sevdiklerime de yaşattım. Ne zaman affeder beni Allah?
– Sen kendini affettiğin zaman!
– Ben kendimi ne zaman affedebilirim?
– Sende her şeyi Onun dilediğini anladığın zaman
– Günahı da mı?
– …

- “Bende her şeyi Allah diledi” demek şeytanlıktır. Günahı Allah diledi dedirtemezsin bana!
– Deme zaten. Zorlayan yok. Yanıyordun biraz su sıktım
– Günah Allah diler mi ya?
– Amentüde iman esaslarını sayarken “Hayrihi ve Şerrihi minallahi teala” dedin?
– Evet
– Ne dedin, düşün…

- Hayrihi ve Şerrihi minAllahi Teala= İyilik, güzellik, fayda ve Kötülük, çirkinlik, zarar Allahtan?
– Evet
– İyiliklerinde Allah nasip etti diyerek tevazu kuşanıyorsun
– Evet
– Kötülük ve çirkinliklerinde ben diledim diyorsun?
– Edep?
– Dileyen kaç tane? Edep adına Şirke düştüğünün farkında mısın sen?

Çocukluğuna gidelim, dedi psikolog. Bana ait bir çocukluğum olsa giderdik ama yok, dedi danışan. İlk defa böyle cinsinin son türü birini görüyordu uzman. “Nasıl? Anlatın!” dedi. Hayır, dedi danışan. “Bir saniyeye bile sahip değilken ben, çocukluğu nereden bulabilirim ki” dedi.

Mübarek gece cemaate toplu tövbe ettiriyor imam: “Diyelim cümle günahlarımıza estağfirullah….” Devam ediyor “Büluğa erdiğimiz andan bugüne kadar günahlarımıza…” Yüzünü ekşitti meczup. Çıkışta neden dediler. “Bir saniye bile benim değilken yılları nasıl sırtlarım” demez mi?!

Fark ettirmeye çalıştıklarımı anlamış, kendinden kendine işleyişi, kimseyi suçlamaması gerektiğini sezince de paniklemişti. Karar almaya yeltendi. Hemen bir şeyleri değiştirmeli, vakit kaybetmemeliyim, dedi. Hayır. Karar alma. Tövbenin sana açacaklarını izle. İzle sadece dedim.

Tövbe ederler, o farkındalığı yaşarlar bir de üstüne üstlük tövbenin gereği diye bazı şeyler yapmaya, olanı değiştirmeye kalkarlar. Bu nedir biliyor musun? Şifadan sonra tekrar mikrop almak! Tövben zaten o süreci açacak, çek artık şu kahrolası egonu geriye, diye bağırasım geldi…

Tövbe bir kere edilir, getirisi farkındalık bir kere yaşanır ve yolculuğa devam edilir. Yaşanmış bitmiş dünü, karanlığa gömülmüş maziyi sırtımda taşıyacak kadar aptal değilim. Tövbemi ettim, fark ettim ve yürüyorum. Yüksüz, bağsız, bağlantısız bir koşu benimkisi. Sen de gelir misin?

Tövbeni ettiğin halde seni mazinle yargılayanlar, geçmişinle köşeye sıkıştırmak isteyenler, sürekli eskileri önüne koyanlar var öyle mi? Neden sen de onlara Üstad NFK duruşuyla haykırmıyorsun? Anlatmak istediğim Tövbe Farkındalığı işte tam da bu duruştur.

Adsız

Son bi misalle Tövbeyi bağlayalım. İğreneceksin ama hatırında kalacak:
– Miden bozulsa, çıkarsan, kusmuğa bakar durur musun?
– İiiğğğ
– Kusmak Şifa?
– Elbette, zehirlenebilirdim
– Geçmiş günahların kusmuğundur. Çıkardığını elleme artık. Şifayı zevk et güzelim. Haydi Selam olsun.

KİM, NEYİ OKUYOR?

Beşer, önüne ne yazılırsa yazılsın kafasına kazınanı; İnsan, kafasına ne kazınırsa kazınsın önüne yazılanı okur. Bu ciddi bir farktır. Çoğunluk önüne yazılı olanı görmek yerine kafasındaki ile okuyor yazılanı. Sen, kafandaki kaydı geri çekip önündekini okuyorsun di mi dostum?

Anlatılana objektif yaklaşımla odaklananlar; kafasındaki kayıtları işe katmadan hitabı değerlendirenler hızla mesafe aldılar. Önlerine ne gelirse gelsin, illa kafasındakini esas alıp bilgiyi ona uydurmaya çalışanlar mı? Görüyorum, patinaj çekiyorlar. Yapacak bir şey yok maalesef…

Her hitap, kendi mantığı ve ekseni içinde değerlendirilmeli değil mi? Hiç bahsetmediğim noktaları öteden beriden toplayıp sonra da soru masumiyeti içinde buraya sokman kime zarar biliyor musun? Sadece sana dostum. Kafanı toparlasan, daralman bitecek hızla genişleyecektin. Nasip.

Sadece 3 ay takip etmekle tefekkür ve çözümleme tarzımı kavrayan ve kendisi de güzelim tefekkürler üretenler var. Senelerdir kesintisiz izlediği halde hala enteresan noktalara saplanıp kalanlar da var. Fark ne mi? İlki, hep önüne yazılanı, ikincisi hep kafasına kazınanı okuyor.

Yazılı metin okumayı geç, dinlemede dahi o kayıtlılık sürüyor. Dikkat ediyorum da söyleneni işitmek yerine işitmek istediğini duymak eğiliminde genellikle insanlar. Birbirimizi ve dolayısıyla da gerçeği yeterince kavrayamayışımızın en büyük nedenlerinden biri bu olsa gerek.

Süslü ve klişe sözleri sevenler olsa da benim pek benimsemediğimi biliyorsun. Ezber lakırdılar, melankolik çalkalanış sevenlere iyi gelebilir. Aklını kullanmak isteyene değil. “Allahça Bakış”, “Allahça Değerlendirme” diye çok büyük ve meşhur birlaf var. Ne diye düşünsek mi biraz?

Her insan, yaratılışı gereği -kaçınılmaz olarak- insanlara, olaylara, dünyaya kendince, kendi penceresinden bakar; kendi çapı ve kendi ufku kadarıyla gerçeği görür. Doğladır bu. Kınanamaz. Ama bir üst levele geçmek isteyen, bunun en büyük perde olduğunu fark etmek zorundadır.

Önyargılar ve yerleşik değerlendirme tarzları insanın hayatı kavraması için elzem. Duvar örercesine yükselir bilgi ve bilincimiz. Elzem olan ön yargı değişmez kabule, elzem olan değerlendirme tarzı şaşmaz teraziye dönüşürse zihninde işte o duruma Kur’an KALBİN MÜHÜRLENMESİ diyor.

Kalbin Mühürlenmesi; insanın ön yargı ve zihin kayıtları ile değerlendirmeye başlaması demektir ki işin ruhu orada donmuş bir betona döner. O bilince ne anlatırsanız anlatınız, ne yazarsanız yazınız bildiğinden şaşmayacaktır. Tanrı mı kalbi mühürledi, insan kendi kendine mi etti?

Allahça Bakış; veritabanı kayıtlarından, ön yargılardan olabildiğince sıyrılarak muhataplarımızı, gördüklerimizi izlemektir. Allahça Değerlendirme; alışılmış tarz- bakışların ötesinde; evrensel- insani normlarla değerlendirmeye geçmektir. Niyete alırsan, kolaylaşacaktır. Âmîn

BIÇAK SIRTI BİR DÖNÜŞÜM EŞİĞİ

Bilincin olgunluk eşiğine gelip içeri adım atmak üzere olduğunda “Şimdiye dek yaptığım çalışmalar, okumalar ve yönelişlerin hepsi boşmuş. Bir gram bal için bir kilo keçi boynuzu çiğnemiş, boş işlerle vakit kaybetmişim” hissine kapılacaksın. Hissettiğin neyin nesi? Doğru mu peki?

Olgunluk eşiğine gelip içerinin kokusunu alınca dilinden dökülenler, geçmişi bi çırpıda silme, her şeyi lüzumsuz görmen; senin hakikate sıçrayacağın noktada şeytanın (ego) gayet mantıklı ve akıllıca kurduğu tuzağın ta kendisidir. Tavanı İdrak etmek, Tabanı dinamitlemek değildir.

Geçilen aşamaları lüzumsuz ve boş görmek; binasını tuğlalarla yükseltenin, çatıya yaklaşınca duvarlardan tuğlalar sökmesi gibidir. Sonunu düşünemiyorum bile. Yükselmiş binadan kolon ve kiriş kesenler, kendi ayaklarına sıkmışlar, bilinçsizce dosya yakmış, intihara kalkmışlardır.

Üniversiteden mezun olan, geriye bakarak lise ve ilkokul tahsilini boş ve kayıp zaman görmeye başlamışsa esasında hiçbir şey okumamış ve anlamamış demektir. Tahsilin hakikatini bilense ilkokul ve lise okunmadan üniversiteye gelinemeyeceğini zaten bilir.

Hakikatine doğru uzanan yolda evet, bütün bilgilerin, bütün rutin uygulamaların boş ve ruhsuz olduğunu fark edeceğin bir eşik de vardır. O nokta, bıçak sırtıdır. Fark ettiklerin sende kalsın. Genele yayma! Çünkü henüz menzile ermemiş yolcuların rutinlerini bozmak; yola ihanettir.

Evet, benim de öğrendiklerimin hepsi boş, bir gram bal için bir kilo keçi boynuzu çiğnemişim zannına düştüğüm olmuştur. Ve fark etmişimdir ki o bir gram balın hazmı, bir kilo keçiboynuzunun çiğnenmesine bağlı imiş. Çiğnemesem, balın tadına da eremeyecekmişim. Anlatabildim mi?

Salatın ruhunu kavramış namazı bırakmış.
Kur’an’ın ruhunu anlamış mushafı kapatmış.
İlmin ruhunu fark etmiş Zikri terk etmiş.
Sistemin özünü kavramış yeni sistem icat etmiş.
Olmuş mu, kavramış mı gerçekten?
Yoksa olgunluk zannındaki çiğin halüsünasyonları mı bunlar?

MEŞHUR DUALARIN RUHU

“YA RABBİ BİZİ CENNETTE RESULULLAHA KOMŞU EYLE!” Ey bireysel dünyamı yöneten İrade! Değiştirebileceklerim için gayret, değiştiremeyeceklerim için teslimiyet gösterecek biçimde kendimi inşa edeceğim Huzur Yaşamında; bilincimi daima vicdanımın emrine vermeyi bana nasip eyle!

DUALARINIZ ARZ VE SEMA ARASINDA ASKIDADIR. TA Kİ SİZ BANA SALAVAT EDİNCEYE KADAR {Hadis} Talep ve Niyetleriniz; Bireysel Benliğinizin tutkuları ile Evrensele Açık Şuurunuz arasında sıkışık kalır. Ta ki siz dualarınızı vicdani, insani, evrensel normlara uygun hale getirene kadar.

BİZİ CEHENNEM AZABINDAN MUHAFAZA EYLE! Hayatı, olayları, insanları, kendi yaşadıklarımızı evrende işleyen genel geçer sisteme göre değil, kafamıza göre değerlendirmek ve buna göre etiketlemekle oluşan pişmanlık, mahcubiyet yangınından ve öfke patlamalarından bizi muhafaza eyle!

BİZİ SALİHLERLE BERABER EYLE! Vicdan, insaf, merhamet ölçüleriyle aklı ve duygusunu hizaya getirmiş, kendisiyle barışık; iç yangınlarını söndürmüş, dış dünya ile kavga ve didişmeyi de bırakmış, Dengeli Kişilere bizi yoldaş eyle! İnsan, yoldaşının haliyle hallenir sistem gereği.

GECENİN ŞERRİNDEN SABAHIN RABBİNE SIĞINIRIM: Hem iç alemimi hem de dış dünyamı kafama göre yorumlama perdesiyle gelişen bilinç kapanması ile bunun sonucu olarak yaşanacak karamsarlık ve kötümserlik yerine; İlmin, Hakikatin, İnsani ve Vicdani Ölçülerin aydınlığını tercih ederim…

BENİ GÖZ AÇIP KAPAYINCAYA KADAR BİLE OLSA NEFSİME BIRAKMA! Bir anlık tepki, nice iyilikleri siler süpürür. Bir anlık öfke, nice güzel dostlukları yakar, kül eder. Bir anlık yanlış anlama, nice kalpleri yaralar, perişan eder. İşte bu yüzden, BİLİNCİMİ HİÇ BİR AN EGOMA BIRAKMA!

ZULÜM YAPMAKTAN VE ZULME UĞRAMAKTAN SANA SIĞINIRIM: Egomun, bireysel benliğimin tutarsız değerlendirmeleriyle insanlara rahatsızlık veren biri olmayı tercih etmediğim gibi egosunun kölesi olanların beni rahatsız etmesine de kesinlikle kapı aralamam! Halife oluşumun gereği olarak.

YÜKSEKTEN DÜŞMEKTEN, SUDA BOĞULMAKTAN, YANGINDAN SANA SIĞINIRIM: Bilincim yükseldi zannıyla Sisteme kafa tutmayı ve bedelini ödemeyi; Bilgimi Yaşama geçiremeyip Bilginin edebiyatında kalmayı; Egosal İsyanlarımla içsel pişmanlıklar yaşamayı Tercih etmiyor; Akışa Uyumu seçiyorum.

KABİR AZABINDAN SANA SIĞINIRIZ. BİZE KABİR GENİŞLİĞİ LÜTFEYLE: Kendimizi herkesten ayrı-özel biri kabul etmek ve bunun sonucunda kendi kendimizi bunalıma sokmak yerine özel-ayrı biri değil Allah Kullarından bir aciz olduğumuz idrakiyle yaşanacak gönül genişliğini tercih ederiz.

BİZİ CEMALİNİ GÖRENLERDEN EYLE: Sünnetulaha uyumlanarak yaşamayı seçtiği; vicdan ve insafı elden bırakmadığı; iç alemi ve dış dünya ile barışık olduğu için samimiyetin güzelliği yüzüne ve haline yansımış kişileri tanımayı ve onları hakkıyla değerlendirmeyi bize nasip eyle! Âmîn