Değiniler- 126

Değiniler- 126

SEVGİ VE DÖNÜŞÜM

Göremediklerini görmek, Bilemediklerini bilmek, Sezemediklerini sezmek, Çözemediklerini çözmek isteyen; Sevemediklerini sevmeye çalışsın! Sevince şaşıracak, bir hoş olacak, kor ateşler yanan bağrında kırmızı gül demetlerine şahit olacaktır. Sevgi; ateşi gül, narı nur eyler…

Birinin herkesi, her şeyi sevmesi? Mümkün değil. Denese de uzun yol. Birinin birini insanca, bütün kalbi ve hücreleriyle, iliklerine kadar sevmesi? Mümkün! Birini sevdikten sonra herkesi, her şeyi sevmek? Birini seven bunu sormaz ki! Herkes ve her şey “Bir”de erimiştir zaten!

Damarına basanlar, Canını sıkanlar, İçini yakanlar kim mi? Hangi Allah Esmalarına kendini kapattığını sana canlı canlı göstermek üzere senin hayat filminde gönüllü görev alanlar! Razı olamadıklarını gözüne sokanlardır onlar. Bilsen, ne güzel bir görev yapıyorlar hayatımızda.

Terörün beyin takımındandı. Dağ kadrosunun ileri gelenlerinden. İtirafçı oldu ve hapse girdi.
“Nasıl oldu birden bire, ne etkiledi sizi?” dedi gazeteci kız. “Dağda birine aşık oldum. Her şey o an oldu. Yolum yol değil deyip teslim oldum!” dedi. Sevenin dünyası değişir.

İnsanları sevemeyen, Onların hallerini beğenmeyen, Bazıları benden uzak olsun diyen; Kendisini sevemeyendir! İşin gerçeği budur; Kendini sevemeyen birilerini sevemez. Ne ki insan, birini sevmedikçe veya biri tarafından sevilmedikçe; kendini sevmediğini fark edemez!

Birini samimiyetle; sırf Allah için sevmeye başlamış. Dünyasında nelerin değiştiğini sordum. Ne mi dedi?

- İki şeyi çok net gördüm, anladım. Birincisi ben bu yaşıma kadar basit şeyler için kendimi boşa yakmışım! İkincisi mi? Prensip dediğim takıntılarla çevreme çok zulmetmişim.

Aşık Veysel ve ayakkabının içindeki para! Değerler üstü Sevgi örneği, çapını aşanın, kalıbını kıranın sevgisi. https://www.youtube.com/watch?v=Tn8F22yyuZs

Sevgilerine Benlik karıştıranlar; mutlu olmak isterler. Sevgileri Benlikten arınmış olanlar; mutlu etmekten başka gayeleri olmamıştır. Sevdiklerini mutlu ederler? Hayır. Mutlu ettikleri, Kendileridir. Başkasını değil kendileri olarak gördüklerini mutlu ederek mutlu olur onlar.

Hala sevemediklerim, kafayı taktıklarım var
Kestirme bi yolu olsa!
Nereden başlasam?

Hemen evcil hayvan edin! Özellikle Kedi! Kendimde ve önerdiklerimde şahidim; kedi besleyenlerin sertlikleri gidiyor, köşeleri oval hale geliyor. Pamuk gibi yumuşak, sıcacık oldular. Selam olsun.

KİBİR VEYA ALLAHA KAFA TUTMAK

Allah Sistemi; Sonsuz- Sınırsız bir işleyiş olduğundandır ki bu sistemde bir şeyleri sınırlamaya, kayıtlamaya; kendisine, birilerine veya bir şeylere özel konum biçmeye çalışan; uzun vadede hep kaybetmiştir. Sınırlama ve kayıtlama bi manada Sonsuz- Sınırsıza kafa tutmadır çünkü.

Hangi gerekçe, hangi gaye, hangi ulvi (!) nedenle yaparsanız yapın; kendinize seçtiğiniz konfor alanı ve özel konumla, insanların geneline mesafe koyuyor; bilinçli- bilinçsiz onları aşağılıyorsanız; “Aziz” olan Allah’ın “Zelil” etme kudretini kendinize çağırıyorsunuz demektir.

Allah’ın hiç affetmediği ve (gördüğüm kadarıyla) cezasını çok hızlı, çok şiddetli devreye koyduğu büyük günahlardan biri de “Onun Kullarını Aşağılamak”tır. Nerede birileri diğerlerini aşağılamışsa kendi sonunu hazırlamış, adeta gönüllü intihara, gönüllü sefalete koşmuşladır.

Tuttuğunuz yol, benimsediğiniz parti, bağlandığınız dini ekol, yücelttiğiniz görüş; sizde diğerlerinin görüş, yaşam, fikir, dini inanç ve siyasi anlayışlarını aşağılama hissi oluşturuyorsa (açıktan değil kalbinize bu his gelse de) bittiğinizin resmidir. Umarım istiğfar edersiniz.

“Gerçek sadece benim tuttuğum yoldur” “Hakikat sadece benim mensubu olduğum ekolden yansır” “En doğrusunu benim izlediğim Zat söyler ve yazar” türünden söylem ve imaların ne kadar itici ve banal olduğunu bunu yapanlar görmek istemese de İnsanlar görüyor ve Allah biliyor.

İnsanlar; Helallik ve Özür denince genellikle karşıya verilen maddi zarar hatıra geliyor. Madde alemi gerçekte sandığımız kadar önemli değildir. Esas olan Kalp, esas olan Gönüldür. Kırılan bir kalbin, yıkılan bir gönlün helalliği nasıl alınır? Düşünebiliyor musun?

Kendinize konum biçme, insanları sınıflandırma tavrınıza haklı gerekçeler bulabilir, taraftarlarınızı “Seçilmişlik (?)” “Kurtulanlardan olmak (!)” gibi manevi havuçlarla avutabilirsiniz. Kabul edenlerin sayısı veya kalitesi “Allah Kullarını Aşağılama” Kibrinizi örter mi sizce?

Kendisini ziyaret eden elçinin titrediğini gören Hz. Muhammed (sav) ne demişti hatırlar mısın? Kibrine dokunur, kalbini etkiler mi bilmem ama hatırlatayım. Şöyle demişti: “Benim karşımda rahat ol. Ben Kureyşli, kuru et yiyen bi kadının oğluyum!” Evrenin Kalbiydi bunu diyen.

Kalbinde zerre kadar kibir bulunan Cennete giremez. {Hadis} Kendisini bazılarından üstün farz eden; sürekli bir bölünmüşlük, parçalanmışlık hissinin azabıyla yanar durur içten içe, dışa belli etmese de. Cennete girememek; iç yangınını (vehim-vesvese) söndürememektir, bi manada.

Kibir, bele bağlanmış taş gibidir. Onunla ne yüzülür, ne de uçulur. {Hacı Bayramı Veli} Sonsuz- Sınırsız, Tek- Bir- Bütün olanı kendi zihninde bölen, ayıran; ne yaparsa yapsın gerçek olgunluğa hiçbir zaman eremez. O, kendi elleriyle kendisini olduğu yere kilitlemiş, bağlamıştır.

Müslümanlar, bazı zatlara insanüstü sıfatlar yüklemeye, tuttukları yolu en farklı ve en iyi görmeye başladıkları gün toplum planında ümmet parçalanmış, birey planında akıllar donmuş, medeniyet planında geri kalmışlık mukadder olmuştur. Sonsuz- Sınırsızı bölmenin bedeli olarak.

Arada bir tekrar tekrar okunmasında fayda olan bazı yazılar ve kitaplar vardır. Bilseniz de, hatırlasanız da, ezberleseniz de okunmalıdırlar yeniden. Kalbi titretir, paslanan insanlığın külünü savurur onlar. İşte onlardan biri. Değerlendirene Selam olsun.

https://mehmetselvi.wordpress.com/2011/03/19/hanginiz-muhammed-ihsan-eliacik/

HAKİKATİN RENKLERİ

İnsanların geneli nezdinde gerçek; siyah- beyaz kadar net, belirli, keskin ve apaçık sayıla gelmiştir. Genelin anlayışında her olgu ya siyahtır ya beyaz. Gri alan yoktur. Gri alan; halk için sapıklık, umursamazlık, ahlaksızlık ve raydan çıkmışlık olarak nitelenmeye pek müsaittir.

Kişi sorgulamaya, araştırmaya, derin düşünmeye başladıkça gri alanlar hakkındaki eski kabulleri de hızla değişmeye başlar. Gerçeğin, siyah beyaz kadar keskin ve peşin hüküm verilesi olmadığını bazen içsel sancılarla bazen dışsal sınavlarla kavrar insan.

Hakikatin size açılması demek bi anlamda yerleşik kabul- hükümlerinizin kökünden sarsılması demektir. Böyle bi deprem iç alemde fikir sancıları doğurur. O sancılara dayanamayanlar isyan semtinin mahcubiyet gecekondularına; sabredebilenler iman mahallesinin Yakiyn Konaklarına koşarlar.

Gerçeğin Gri alanlarını hazmetmiş biri hayatına girmiş, seninle dostluk etmeye başlamışsa bu neyin işareti biliyor musun? Er ya da geç, eninde sonunda senin de o gri alanları kabul edip hazmedeceğinin canlı müjdesi bu. Şimdi içine sinmiyor olabilir, izlemeye devam et, göreceksin.

Elinden tutacak dostu olmayan veya olsa da kendi kabullerinde ısrar ederek gerçeği siyah- beyaz keskinliğine hapsedenin hali nice olur? Biraz yanar, biraz sarsılır, biraz acı çeker ama er geç o da gerçekle yüzleşir. Direneni yerlerde süründürür; Teslim olanı başlar üstünde taşırlar gerçeğe.

Zorla hiç kimse bir diğerini evrensel gerçeğe taşıyamaz. Hakikat rehberleri direnç gördükleri yerde “Haklısın”, “Sen bilirsin” hatta “Gayet güzel düşünüyorsun” diyerek onları kendi hallerine bırakırlar. Onlar kimseye zulmetmezler. Kişi kendi gayreti kadarı ile himmete mazhar olur.

İnsanların değerlendirmelerini şaşmaz ölçü kabul edenin, elâlem ne der kaygısını hayatının merkezine oturtanın, benimsediği kabullerle yaşaması en uygunudur. Çünkü bunlardan kurtulamayana erişen hakikat bilgisi şüphe ve azabı arttırır. En iyisi bildikleri gibi yaşamalarıdır.

Gerçeğin gri alanlarını hazmedemeyen, siyah- beyaz keskinliğinde düşünenlerin hakikati hazmetmişler hakkında nitelemeleri neler midir?

- Damarsız
- Onursuz
- Yüzüne tükürsen yağmur yağdı sanır
- İki ileri bir geri, tutarsızın teki
- Mezhebi geniş
- Ahlak fukarası
- Fırıldak.. vb

Hakikat yolculuğunda hazmedemediklerimizi nasıl hallederiz, dedim vaktiyle ziyaret ettiğim zata. Kolayı ne, dedim. Şöyle dedi: “Gönül veren, gönül alır” Ve ekledi “Hazmedene gönül veren, seven hızla dönüşmeye başlar. Nasıl dönüştüğünü anlamayacak ölçüde sancısız dönüşür hem de!”

- Dönüşme şansım ne? Kim yapacak? Nerede duruyorum? Biraz işaret etsen!
- Bütün aykırı noktalara rağmen hakikat ilmini sevmekten vazgeçmiyorsan. Ters gelen hallerine rağmen kopamadığın zatlar varsa…
- Evet evet var. İlmi de izliyorum, ehil zatları da.
- Müjde, dönüşeceksin!

Grisi, pasteli, alacası, flûsu da dahil tüm renkler Allah’ın. Tüm yollar Allah’a çıkar. Tüm nefslerde tasarruf eden, tüm gönüllerde türlü türlü seven Odur. Bunu böyle kabule ve hoş görmeye talipsin değil mi? “İnsan; istediği ne ise odur.” Gönül Enginliğine açılanlara selam olsun.

AİT- SAHİP- ŞAHİT

Kadın AİT olmak,
Erkek SAHİP olmak ister.
İnsan ise ŞAHİT olmaktan başka bir şey düşünmemiştir.

Davacı; hakkını alma hırsında
Davalı; kendini savunma derdinde
ŞAHİT?
Sadece olanı olduğu gibi seyirde
Yanma, hırs ve kaygı duymaksızın.

Kadın; cinsiyeti kadın olan değil, bilinci duygu ve arzularının baskısı altında kalmış olan ve hayatı buna göre anlayandır. Erkek; cinsiyeti erkek olan değil, bilinci güç ve aklının baskısı altında kalmış olan ve hayatı buna göre anlayandır. Peki ya İnsan?

Cinsiyeti kadın olduğu halde erkek edasında yaşayanlar gördüm. Cinsiyeti erkek olduğu halde kadın edasında hayat sürenler de… Gözlerim yana yakıla İnsanı aradı kadın ve erkek suretlerinde… Bildim, çok azdılar… Gördüm, bambaşkaydılar…

İnsandı; duygu ve arzunun yakıcı fırtınalarına da güç ve aklın soğuk kasırgalarına da prim vermeksizin her daim mutedil iklimde yaşıyordu. Dünyada; insanlar arasında değil, ne yaşarsa kendi dünyasında ve öz bilincinde. Ateşini serin selamet eylemiş, rüzgarını melteme çevirmişti.

İslam; Kelime-i Şahadeti yaşamak
Şahadeti; Şahitliği yaşamak yani.
Kuantum mekanikçileri “Gözlemci” diyor buna
Ne yaşarsa yaşasın, ne hissederse hissetsin
İçine girmeden, kendini kaptırmadan
Sadece Gözlemci olmak;
Şahit olmak..
Kelime-i Şahadet okuyan bizler, Şahit olabildik mi?

Öfkelendin. Öfkene Şahit olabilir misin?
Dene lütfen
Öfkeden delirdiğimde
Kendime baktım
Hasta mısın, yakıyorsun kendini dedim
Sonra aldı mı bi gülmek?
Öfkeden kızaran yüzüme baktım da güldüm
İyi ki görmediler
Sahiplik ve Aitlikte yaşayanlara
Şahitler, hep deli görünür çünkü…

Günahına tövbeye durdu Yanlışını Sahiplenen. Günlerce ağladı; yalvardı ki affedilsin. Bilemedi günahı sahiplendiği sürece yangının sönmeyeceğini. Sevabıyla havaya uçtu Doğrusunu sahiplenen. Her şeyi unuttu. İyilikte boğuldu. Bilemedi, iyiliği sahiplendikçe Kibre düşeceğini…

“Güneşi bir elime Ayı da diğerine verseler, yine de yolumdan dönmem” demişti değil mi Resulümüz; Evrenin Kalbi Hz. Muhammed (sav)? Ne anladık? Müşriklere nasıl da meydan okudu, öyle mi? Yazık. Hala böyle anlıyorsan ben sana ne verebilirim ki? Düşün bakalım. Konumuz Şahitlik!..

Güneşi bir elime verseler; Güç, Kudret, Kuvvet, Mantık ve Zeka gücü gibi somuta; Sahipliğe dayalı değerlerle yaşamayı teklif etseler… Ayı diğer elime verseler; Duygu, romantizm, nostalji, arzu, tutku ve süs gibi soyuta; Aitliğe dayalı değerlerle yaşamayı teklif etseler…

Yine de yolumdan dönmem; Şahit; Gözlemci olma duruşumdan vazgeçmem! Aslında Güneşi, Ayı teklif eden yok. O bizi uyandırmak için misal veriyor. Ne diyor o vakit kısaca Resulullah? “AİTLİK”LERİN KRALINI DA “SAHİPLİK”LERİN ŞAHINI DA TERCİH ETMİYOR, SADECE “ŞAHİT” KALIYORUM!

Vaktiyle dilimden dökülüşüne şahit olduğum sözle bitireyim Şahitlik konusunu. Dikkat et, söylediğim demiyor, dilimden dökülüşüne şahit olduğum diyorum. Sen, amin de ki ikimize de bunu yaşamak nasip olsun: “Sahip olduğun kadar Cehennem, Şahit olduğun kadar Cennettir hayat” ÂMÎN

Kelime-i Şahadet Yaşamı nedir? Kadınlık ve Erkekliğin ötesinde İnsanca nasıl bakılır hayata?
Sahiplik ve Aitliği aşan Şahitlik nasıl bir bilinç durumu? Dikkatle okursan hepsinin açık yaşamı, günümüzden 27 asır önce yazılmış bu hikayede…

http://www.cinmacerasi.com/cin-dusunuru-lao-tzunun-oykusu/

SAMİMİ VİCDAN- KAYPAK EGO ve HELALLİK ANAHTARI

İnsan; isterse her haline, sözüne, davranışına haklı, geçerli, mantıklı gerekçeler bulabilir. Tasavvufi, dini, bilimsel, sosyal ve psikolojik donelerle kendini savunabilir ve haklılığına kendini de etrafını da inandırabilir. Peki tüm bunlar Hakça yaşadığı anlamına gelir mi?!..

Egonun kendini aklamada kullanabileceği yol, yordam ve yöntemler -tabiri caizse- şeytanın dahi aklına gelmez. Kurnaz, zeki bir ego dilerse ayet- hadislerden, ilkesel tasavvufi kabullerden de kendine pay çıkarabilir. O zaman, şaşmaz ölçü ne olmalıdır ki doğrultumuz tutarlı olsun?

Musa ile Firavunun Nil’i tersine akıtma kıssası anlatılır. Gece Firavunun secdeye kapanıp (veya sakalından kendini asıp) Rabbül Alemine yalvardığı; “Biliyorum Kudret- Kuvvet senin, beni mahcup etme” dediği rivayet edilir. Oysa “En Üstün Rabbiniz benim” diyen Firavun değil miydi?

Kendi âvânesini (şakşakçı-kör takipçiler) kendisinin doğru, hak, tutarlı olduğuna ikna eden Firavun, şayet gece secdede “Biliyorum Kudret- Kuvvet senin” diye niyaz ediyorsa bunun açık mesajı “Kendini Hak gören her kurnaz- zeki egonun, aslında vicdanını susturamadığı” gerçeğidir.

Her ne kadar bazılarımızda üzeri bilgi cambazlığı, akıl uyanıklığı, zeka kurnazlığı ve laf kalabalığı ile örtülse de içsel planda her insanda Hakkın Şaşmaz Terazisi; O İnsanın Vicdanıdır. O, herkese en doğru olanı kişinin içinden haykırır. İstediğin kadar bastır, susturamazsın…

Vicdanın sesi sonuna kadar bastırılabilseydi Ebu Süfyan Mekke Fethi günü muhteşem İslam Ordularına bakıp şöyle demezdi: “Biliyordum, ilk günden biliyordum Muhammedin davasının eninde sonunda galip geleceğini; hepimizi silip süpüreceğini. Ama Onu onaylamayı gururuma yediremedim.”

Vicdanın, her an içinden haykırdığı; yanlışsın, haksızsın, egoistsin dediği halde bastırır, kabullenip gereğini yapmayı kendine yediremezsen ne olur biliyor musun? Allah öyle bir yedirir, öyle bir sınav sahnelerine seni muhatap eder ki, işte o gün keşke için çok geçtir artık…

Hutbede Kadınlar hakkındaki bir konuda şahsi içtihadını dayatan Hz. Ömer’e karşı bir kadın ayağa kalkar ve “Kur’ana ve Resulullaha uymuyor sözlerin” demişti. Bu sahnede devlet başkanı Ömer ne dedi? “Ömer yanıldı, Kadın doğru söyledi. Şüphesiz herkes Ömer’den daha ince düşünür!”

Erkeklik Gururu, Kadınlık Onuru, Çevresel İtibar, Toplumsal Tanınmışlık vb Sonsuz- Sınırsız Gerçek karşısında beş para etmeyen sanal kabul- değerler şayet birinden özür dileme, helallik alma veya hakkını teslim etmene mani olmuşsa korkarım ki çok azap çekecek, yanacaksın dostum.

“Filanın insanlara yapmadığı kalmadı ama ne azap çekiyor ne acı. Hayatını yaşıyor umurunda olmaksızın” mı dedin? Yanılıyorsun dostum. Azap da Huzur da kafadadır. Cennet de Cehennem de bilinçte yaşanır. Üzerinde hak, kalp kırıklığı veya sitem enerjisi olan kesinlikle rahat olamaz.

Ramazan-ı Şerif ikliminde, bayram öncesi kendine bi iyilik yapmak istersen -Anadolu tabiriyle- şapkanı önüne koy ve derin derin düşün dostum. Kimlerin hakkında girdin? Hangi kalpler kırık sana karşı? Kendileri bilmese de senin bildiğin, kişilere verdiğin zararlar neler?

“Sen bilmiyorsun ama ben vaktiyle senin hakkında ileri geri çok konuştum. Hak etmediğin şeyler söyledim. Beni affedebilecek misin abi?” dedi ziyaretime gelen. Ne dedim, ne oldu biliyor musun? O samimiyet karşısında birbirimize sarılıp ağladık. Ne güzeldir samimiyet, ah ne güzel.

Hakkına girdiğin, hayatta mı? Bir kutu çikolata, bir buket çiçekle Bayramda ziyaret et, vereceği her tepkiyi göze alarak ve itiraf et yanlışını… Hakkına girdiğin ölmüş mü? Birinci derece yakınlarının gönlünü al. Umulur ki bağışlanasın. Benim önerim mi? Mezarına ağaç dik…

Helallik almak, Özür dilemek, İtiraf etmek, Pişmanlık bildirmek vb kendisiyle yüzleşme çalışmaları; kişinin cehennemini söndürmesi, azabını dindirmesi, ateş vadisini gül bahçesine çevirmesi demektir. Niyazım o ki bu yüzleşme Ramazan Bereketiyle hepimize kolaylaşmış olsun. ÂMÎN

Helallik, Özür, İtiraf ve Bağışlanma talebi; mağdurdan ziyade kendin içindir. Yaparsan ne olur? Bahtını, yolunu, niyetlerini kasan negatif enerji bağını keser; özgürleşirsin. Patlaması muhtemel bela bombasının kablosunu kesersin. Yapmazsan? Düşünme bile. Kullan bu altın anahtarı.

Bir Kur’an tabiri olan “Allah’ın Kalpleri Mühürlemesi” nin bir anlamı da “Kişinin kendi egosunun oyununa geldiğini göremeyecek derecede Vicdan ve İnsafa karşı kör kesilmesidir.” Sığınılacak büyük ve esaslı bir bela varsa işte budur. Bundan hep birlikte Allah’a sığınalım. ÂMÎN

MİNİ TAVSİYE

Bir kişiye, görüşe, anlayışa düşmanlıkla kafayı bozmuş, basireti kilitlenmiş ama kendini doğru- tutarlı görecek kadar hakça davrandığına inananlarla tartışmayınız. Hiçbir şey veremeyeceğiniz gibi enerjinizi emerek sizi de tüketeceklerdir. Hele ki konu siyaset ise.

YAKIŞIYOR MU?

Olgunluğa yakışmıyor “Laf Sokma”lar. Samimiyet; muhataba, çevreye ne söyleyecekse anlaşılır ve yalın söylemeyi gerektirir. Kelimelere takla attırarak birilerine hırsını Felsefi veya Tasavvufi ambalajlara bürümek şık değil. Fark ediliyor ve iğrendiriyor, bilesiniz…

KİMİNLE TARTIŞILMAZ?

Lideri, hocası, üstadı, partisi, grubu, cemaatine aşkla bağlanmış; bu bağ sebebiyle objektif yaklaşım ve sorgulama yeteneğini bile isteye yitirmiş bilinçlerle tartışılmaz. Ana ekseniniz bilgi ve hakikat ise ana ekseni kişi ve grup olanlarla sakın tartışmayınız.

HAKİKATİN KOKUSUNU ALINCA

Etraf dar geliyor. Herkesi, herşeyi bırakıp gidesim var. Yakınlarıma bile hislerim, bağlarım ölü gibi. Yalnız kalmak istiyorum bağları koparıp kaçasım var” dedi. Âb-ı Hayattan bir damla almıştı sadece. Biz küplerle devirir dururuz da hiçbir yere gidemeyiz.

HİÇ Mİ YOK?

Birini bütünüyle yere geçirene/ bütünüyle göğe çıkarana şunu sorun: “Kötülediğinin hiç mi iyi tarafı yok? Yücelttiğinin hiç mi kötü tarafı yok?” Bu soru turnusol gibidir. Fanatizmi açık eder. Unutmayın en kötü bilinenin artısı, en iyi bilinenin eksisi mutlaka vardır.

BİLSEYDİ

İnsan sürekli düşmanlık ve nefretle tavır aldığı kişiye kendi pozitif- olumlu enerjisini otomatik olarak aktardığını; görmeye bile tahammül edemediğini böylece bir güzel besleyip donattığını bilseydi, kendi enerjisini bu kadar aptalca, cahilce saçmaz ve aktarmazdı.

EN ÇOK ARINDIRILAN VE EN ÇOK BESLENEN

İnsanlar içinde en çok kudreti artan, diğerleri tarafından sürekli beslenen, durmaksızın negatiflerinden arınan ve kolayından hem kendi hakikatine hem de ideallerine ulaşan kimdir, örneklesen dedi. Söz, seçimden sonra söyleyeceğim, dedim.

KÂR- ZARAR HESABI

Birinin pozitif enerjisi; güzelliği sana aksın; negatifin; çirkinliklerin kolayca temizlensin ister misin? Sev, sadece onu çok sev! Birinin negatifi sana yüklensin; senin pozitifin; güzelliklerin ona gitsin ister misin? Düşman ol, delicesine ondan nefret et!