Değiniler- 130

Değiniler- 130

DIŞIMIZDA MI GELİŞİYOR?

Bedeninde sivilce, çıban çıksa veya bir organı hastalansa lanet okumaz insan. Bilir ki beden- ruhuyla bir bütündür yaşam. Hastalanınca kendi payını bilir insan. Ama toplumdan çıkan hırsız, yolsuz, arsız, tecavüzcülere lanet okur. Havadan gelmişler gibi, kendinden ayrıymış gibi…

Kangren olmuş parmak elbet kesilmeli. Urlaşan, tümörleşen organ parçası elbet alınmalı. Bununla beraber oluşan kangren ve tümörün ruhsal, düşünsel, sıhhi nedenleri araştırılmalı ona göre tedbir alınmalı. Toplum beden gibidir. Ne kolay asın, kesin, vurun diyoruz değil mi?

İnsan, kendi sulbünden doğan evladına lanet etmez. Bilir ki kendi genetiğinden doğmuştur, her haliyle kendidir. Yöneticilerine, liderlerine ve onları destekleyen insan kardeşlerine nasıl da lanetle kin kusar insan! Sanki uzaydan gelmiş sanki bizden doğmamış ve yansımamışlar gibi.

Kin, nefret ve tavır almakla yaptığı Negatif Duaları; o duaların kendisine ve topluma getirilerini bilseydi insan; oturur, yana yakıla sevgi, samimiyet, merhamet ve şefkat yayarak Pozitif Dua moduna geçerdi. İnsan ve Toplum ne yaşarlarsa yaşasın, Duasının Karşılığını almadadır…

Ben nefsimi temize çıkarmıyorum {Yusuf-53} Allah’ın Nebisi Yusuf, yaşadıkları karşısında kendini temize çıkarmazken sen ve ben kendimizi ne çabuk aklıyoruz değil mi? Yanlışlıklar, hastalıklar, hatalar hep ötekilerde değil mi? Zerrece payımız yok bizim? Vay bize vaylar bize!..

Hayır; gerçekten insan azar! Kendini müstağni gördüğünden. Oysa dönüş Rabbinedir. (Alak/6-7-8) Kendini MÜSTAĞNİ GÖRMEK nedir? Kendini yeterli, zengin görmek diye çevirmişler. Yeterlilik niye azap nedeni olsun? Rabbimiz, azgınlık nedeni saymış Kendini Müstağni görmeyi! Düşünülesi…

Kendini MÜSTAĞNİ görmek;
Kendini özel konumlandırarak ötekine bakmak
Oluşanlarda sorumluluk almamak
Daima başkalarını suçlamak
Yanlışta, kayıpta sebebi karşıya bağlamak
Daha sayayım mı?
Azap sebebi Müstağnilik!
Bunlar sende yok di mi?
Sen tertemizsin
Bende var
Affet Allah’ım.

MASUMLAR ZULME UĞRAMASIN İSTİYORSAK

3

Ve sorulduğu zaman o diri diri toprağa gömülen kıza; “Hangi suçundan dolayı öldürüldü?” diye. {Tekvir-7,8}

Toplumsal hayatın düzeni, insanların huzuru için Kanunların yaptırım gücü ve caydırıcılığının etkin olması esastır. Hukuk ve Adaletten gaye; birilerini cezalandırmaktan öte suçu önlemek ve böylece suça giden yolları tıkamaktır. Aksi takdirde ne derin acılar biter ne de kayıplar.

Resulullah (sav) uygulamalarının ruhu, Suçu Önleyici ve Suç İşlemeyi Caydırıcı düzenlemeler içerir. “Kısasta Hayat Vardır.” Göze göz, dişe diş, başa baş şeklinde ifade edilebilecek kısas; çağdaşlık sakızı çiğnene çiğnene vahşet diye etiketlenmiştir. Vahşet mi? İşte size sonuç…

Kişiye karşı işlenmiş suçlarda kişi veya mağdur olan yakınların, öngörülen seçenekler içinden ceza belirlemesi, cezalandırmada mağdur talebinin öne alınması da bir başka etkin yöntem. Gideni geri getirmese de öfkeyi alır acıyı hafifletir. Nedense bu da hep riskli görüle gelmiştir.

Acılar yaşandığında suçluya nefret saçma, lanet okumayı; şiddetli ceza istemeyi insânî vazife sayma eğilimindeyiz. Suça götüren Nedenler ve Sebepler tetkik edilip arka planda gelişenler okunmadan, sonuca şiddetli ceza uygulamak, kalıcı çözüm müdür? Bu, nedenleri yok eder mi?

Cinsellik ve Şiddet içeren yayınların medya ve internette sınırsız erişime açık olduğu bir dünyada; bunlara yasal, önleyici düzenleme getirilsin dediğimizde adım gibi eminim ki şimdi ölen çocuklara ağlayanların çoğu “Özgürlükler” den dem vuracak ve bu talebi “Gerici” bulacaktır.

Güvenlik hususunda yasal güç Polis ve Askerdir. Peki, bu ülkede 20 seneden fazla “Kurtlar Vadisi” izlemedik mi? Yayın saatinde sokaklar boşalmadı mı? Vadi güvenlik hakkında polis ve askeri mi öne çıkardı yoksa yasa dışı Mafya-Derin Güçleri mi? Biri, “Şiddet”ten şikayet mi etti?!

Allah kimseye zulmetmez! İnsanlar kendi kendilerine zulmederler. {Yunus-44} Allah’ı ve Sistemini öğrenmeye bakın. Ata mirası Tanrınıza dönüp de “Masumun ne günahı vardı, niye müdahale etmedin?” demek size isyandan başka bi şey kazandırmaz! Allah haksızlık etmez! Bunu iyi düşünün.

Siz kendi aranızda Kısas uygulamazsanız; Allah Sistemi sizin aranızda kendi kısasını uygular. Allah, imhal eder (mühlet verir) ihmal etmez (geri bırakmaz.) Üretilenlerin neticesi; sadece kişide değil neslinde; tüm genetiğinde ortaya çıkar! Sistem budur. İlerisi söylenesi değil…

İnsanların hayatı ağırlıkla Tanrısal değerlendirdiği; yanlışa verilen tepkinin duygusal ve siyasi ağırlıklı olduğu bi ortamda “Allah Sisteminin Kendi Kısasını Uygulaması” denileni sindirmek imkansıza yakın derecede zordur. Biz buna “Rahmet” deyip geçmişiz. Bırakalım, öyle kalsın.

Ecdadım, Sistemi OKUyarak “Dedesi koruk yer, torunun dişi kamaşır” derken benim dostum “Kimse kimsenin günahını çekmez”e zihnini çivilemişse, ben ona ne anlatabilirim ki? Ölmeden kendinize yapacağınız en büyük iyilik “Klasik Dini Öğreti”den “Allah Sistemi” anlayışına geçmenizdir.

“Allah kimseye zulmetmez”i şöyle anlasak “Zulüm diye nitelediklerinizi Tanrı üstünden anlamaya çalışmayın, kilitlenirsiniz!” “İnsanlar kendi kendilerine zulmederler”i de şöyle anlasak “Zulüm gördüklerinizi Kendiniz, Hayat ve Sistem üstünden okuyun!” Ayetin ruhunu açıklar mı bu?

“Ciğerim yanıyor, içim kanıyor” dedi. Tabi duyguların tavan yaptığı toplumda öyle denirdi. Ona şöyle dedim “Ciğerini yakma; Kökleşmiş Bilgilerini yak! İçin kanamasın; Bilincinin kilitlendiği yerleri bul, üstüne git, onları kanat!” Var mısın? Duygu satma bana, akıllı ol akıllı…

Allah aklını kullanmayanlarda pislik meydana getirir! {Yunus-100} Açık bırakılan yemek kurtlanır. Kurt dışarıdan mı geldi, yemekten mi oluştu? İnsan da öyle, toplum da. Aklı kullanmayanda pislik aklını kullanmamasındandır. Kızmalı mı? Aklı mı kullanmalı? Akledenlere Selam olsun.

BELAYI DAVET ETMEK

İstişareye uymak Sünnettir. Ehil kabul ettiği biriyle, herhangi bir konuda istişare eden ama önerilenlerin tam aksi istikamette davranmayı seçen; gönüllü olarak belasını ve bedeli ağır sınav süreçlerini kendi eliyle tetiklemiştir. Bir sistem işlevidir demeyeceğim, gözlem sadece.

Bilinç seviyesi ve kapasitesi size denk olmayan biri sırf sizi sevdiği için, iyiliğiniz için size bazı öneriler getirmiş ama siz bunu şahsınız, konumunuz ve birikiminize hakaret- ukalalık sayarak onu haşlamışsanız; acele etmeden Belanızı bekleyiniz. Tarih, bu işleve şahittir.

Nice sultanların, nice makam sahiplerinin, nice zengin-soylu kişilerin zaman içinde makam, servet ve birikimlerinin toza dumana karışıp sefil durumlara düşmelerinin altında vaktiyle incittikleri, aşağıladıkları, burun kıvırdıkları “Garip”lerin âhı vardır. Görmek istemeseler de.

Haczedilen köşk yeni sahibine devredilmek üzereydi. Evin hanımı veda ederken yeni hanıma “Kediler, köpekler buraya alışıklar. Kalsalar?” dedi. Dil ucuyla olur, dedi ama onlar gidince hayvanları sokağa attı hanım. O günden sonra kavga, stres, kaos eksik olmadı köşkte. Ne hikmetse?

Yazlık için arsa bakıyordu. Emlakçi övgüler düzerken karşı kahveden işaret yapan ihtiyarı fark etti. Müsaade alıp yanına gitti. İhtiyar “Orada bir cinayet işlendiydi. Kan davası senelerce sürdü. Bilgin olsun beyim” dedi. Adam, arsadan vazgeçti. Çünkü adam, sistemi biliyordu…

“Her şeyi de bilemem ki, bilmeden işlediğim veya dahil olduğum hatadan nasıl sorumlu olurum? Sen de Allah Sistemini abarttın yani” dedi. “Haklısın. Ben de bilmeden hız limitini aşmışım geçen. Ceza eve postalandı. Paşa paşa imzalayıp ödedim. Bilmeden oldu dedim ama kimseye dinletemedim” dedim.

İnsanoğlu hangi halleriyle neye davetiye çıkardığını esaslı biçimde sorgulayabilse ve nefsine toz kondurmama kaygısından çıkıp kendine objektif bakabilseydi; yaşadıkları hususunda kimseyi suçlamaz, ateşini kendi elleriyle söndürür, gönlünü gülistan eylerdi. Nasibimiz olsun. Âmin

İMAM-I GAZALİ’DEN

❤️ İşiyle evi birbirine yakın olan, dünyada cennete girmiştir.

❤️ Yapabileceğiniz en az sorunlu, en çok uyumlu Evlilik; aynı semtte; aynı ortam ve benzer şartlarda beraber büyüdüğünüz kişiyle olan evliliktir.

❤️ Sevdiği şeyi elde etmek isteyen öncelikle Nefret ettiği şeye sabretmeyi öğrenmelidir.

❤️ İnsanın Değeri iki küçük et parçasıyla ölçülür: Dili ve Kalbi.

❤️ Okuma 3 türlüdür: 1- Dilin okuması; Kıraat 2- Aklın okuması; Tefekkür 3- Kalbin okuması; Hayattır.

❤️ Bilinç bir süvari, Beden bir at gibidir. Süvarinin mahir, atın da zinde ve sağlıklı olması gerekir ki menzile varabilsin.

❤️ Şüphe etmeyen Hakikate erişemez.

❤️ Düşünen âim ve dikkatli dinleyiciden başkasına hayatta rahatlık yoktur.

❤️ Bil ki, sadece Dille değil Kalple de gıybet edilir. Birinin noksanını, kusurunu başkasına söylemek nasıl günahsa;onun noksan ve kusurunu kalbinden geçirerek kendine söylemen de öylece günahtır, caiz değildir.

❤️ Say ki, öldün! Yalvarıp yakardın, sana bir gün daha ömür verdiler. İşte bugünü o gün olarak yaşa!

❤️ Üç şey İman alametidir: 1- Belaya Sabır 2- Nimete Şükür 3- Kazaya (olana) Rıza

❤️ Atalarının dindarlığı ile kurtulacağını sananlar; babalarının yediği yemekle doyacağını sananlar gibidir.

❤️ Cevizin kabuğunu kırıp özüne inmeyen, cevizin hepsini kabuk zanneder.

❤️  Ölüm, Allah’ın sevgili kullarına bir bardak soğuk su içmek kadar kolay ve lezzetli gelecektir.

KİMLERLE, NASIL, NİÇİN KARŞILAŞIYORUZ?

Bizde karşılığı olmayan hiç kimse bizim hayatımıza girmez, giremez… Sevdiklerimiz? Bilinç alanımızda açığa çıkarabildiğimiz potansiyel özellikleri bize yansıtanlar. Zıt bellediklerimiz? Bilinçaltı alanımızda kalan potansiyel özelliklerimizle bizi yüzleştirmek isteyenler.

Sadece sevdikleriyle ve kendisini hoş tutanlarla hayat sürenler; çay sıra gelip yol sıra dönenlerdir dünyadan. Ot gelip saman gidenler yani. Sadece sevdikleriyle değil Zıt belledikleriyle ve onların hitabını değerlendirerek yaşayanlar? Onlardır malı götüren, hazineyi kaldıran!

- Bana yapmadığını bırakmadı. Herkesi över, tefekkürlerini tebrik eder, benimkileri yere çalardı. Ona itiraf ettiğim günahımı bile herkesin içinde söyledi. Utançtan tere batmıştım.
– Allah ondan razı olsun. Ben de sendeki Özgüven ve Gönül Zenginliğinin sebebini merak ediyordum.

Zıt belledikleri hakkında Tahammül, Sabır ve Hoşgörü aşamalarını geçebilenler hele bir de onları Allah için sever olmuşlarsa diyebilirim ki bilinçlerinde hiç de hafife alınamayacak bir devrim yapmışlar; bi çeşit Mi’râc yaşamışlardır.

Cennetinde Mutlu Olmak? Ters ve Zıt bellediklerini uzak tutup Hoşlandıkları ve Sevdiklerinden bir dünya kurmak. Cennetin Cehennemin Ötesinde Huzuru Tatmak? Zıt ve Uyumlu Şirkine düşmeden insanlara açılmak. Bak bu maymun, Cennetinde mutlu. Sen maymun değilsin! Huzura talip ol.

1

Sorunsuz, aksilik görmeksizin yaşamak? Seni, bilgini, birikimini ve tavırlarını sorgulayacak herkesi uzaklaştırmak kendinden. Yatay düzlemin rutin yaşamına razı olarak. Dikey Sıçramalarla sürekli Sonsuz Sınırsıza açık olmak? Sorgulayanı, Hesaba Çekeni dost bilip yanında tutmak!

Mekke’de Müşrikler, Medine’de Münafıklar Allah Resulü (sav) nün yanı başından hiç eksik olmamıştı. O kendine sadece Müminlerden bi dünya kurmamıştı. Biz, Onun ümmeti olarak sadece bizi onaylayanlarla yaşamak istiyoruz öyle mi? Allah bize iz’an ve basiret ihsan eylesin. ÂMÎN

BİR SABAHATTİN ALİ VARDI, RUHUMUN DEHLİZLERİNİ IŞITAN

* Ben dünyadan ziyade kafamın içinde yaşayan bir insanım. Hakiki Hayat benim için can sıkıcı bir rüyadan başka bir şey değil.

* İstidadım yok demeyiniz. Cesaret bulamadım deyiniz. Cesaret bulursanız istidat kendiliğinden açığa çıkar.

* Hayatta esas olan Yalnız kalmaktır. Bütün yakınlaşmalar, bütün birleşmeler yalancıdır.

* Başkasına Merhamet etmenin altında kendimizi ondan güçlü zannetmemiz vardır. Ne kendimizi bu kadar büyük, ne de başkalarını bu kadar zavallı sayma hakkımız yoktur. Acıyan, önce kendine acımalıdır.

* Ruhlarımız için en kıymetli, en lüzumlu şeyleri birebirimizde bulduktan sonra diğer teferruatı görmezden gelmek; büyük bir hakikat için küçük hakikatleri feda etmek, insanca ve insaflı bir davranıştır.

* İnsanlar, hayallerindekine hakikat adı verdikleri için acı çekiyorlar. Oysa olanı hakikat kabul etseler; doğal olanla yetinseler ortada ne hayal kırıklığı kalır ne de gönül yarası.

* İki insan birbirine karşı ne kadar açık olmak isterse istesin; her ikisini de onların iradesine tâbî olmayan bazı gizli, kapalı düşünceler ve arzular idare eder.

* Muhatabını kaybetme korkusu taşıyan her insan, gerçek kimliğini ve bilinçaltı sırlarını ona hiçbir zaman açmaz. Kaybetme Korkusu, bu noktada Samimiyetin önüne geçer.

* İnsanlar birbirlerine ancak belli bir sınıra kadar yaklaşabilirler. Ondan sonrasında daha fazla birbirlerine sokulmak için attıkları her adım onları daha çok uzaklaştırır.

İnsan ruhunun dehlizlerinde saklananları açığa çıkararak bizi fıtratla yüzleştiren Sabahattin Ali kendi zaviyesinden Allah Sistemini okumuştur. Üç romanı da bana çok şey kattı. Mezarsız mütefekkirimizin itibarı iade edilmeli, ölümündeki sır aralanmalıdır. Ruhu şâd olsun…

Adsız