Değiniler- 131

Değiniler- 131

NE ZAMAN?

- Ne zaman gerçek manada Özgür oluruz?
- Özgürlük arayışınızın dahi bir tutku ve her tutkunun bir bağımlılık perçinleme olduğunu fark edip özgürlüğü aramaktan vazgeçtiğiniz zaman.

- Ne zaman ihtiyaç sarmalından kurtuluruz?
- Hiç bir şeye ihtiyaç duymayacak biçimde her şeyin yaratılışınız ve yaşamakta oluşunuzla zaten size hazır edildiğini fark ettiğiniz; ihtiyaç denenin ihtiyacınız değil, size ihtiyaç diye empoze edilen olduğunu fark ettiğiniz zaman.

- Ne zaman tüm insanları sever hale gelirim?
- Kendini her halinle, olduğu gibi kabul edip sevdiğin zaman
- Birini sevmeyişim kendimi sevmeyişimden?
- Şüphen olmasın
- Kendimi her halimle seversem kibre düşmekten, Günahtan korkarım.
- Çevir kazı yanmasın! Ego; Takva giyinmeyi de pek sever.

- Ne zaman doymak bilmeyen arzularım doyar, dinmek bilmeyen hırslarım diner?
- Onlarla savaşı bıraktığın zaman!
- Olur mu, nefs terbiyesi?
- Hayvan terbiye edilmeli tabi. Edilmeli ki hizmet etsin veya sirk gösterisi kazanç getirsin. Ben, karşımda insan var kabul ederek söyledim.

- Acılarım ne zaman diner?
- Hayvan ve Bitkilerin Kış mevsiminden şikayeti var mı? Uyumlanırlar sadece. “Yeni Farkındalıklar Baharı” ve “Dönüştürücü İdrakler Yazı”nın; “Pişmanlıklar Kışı” ve “Kayıplar Sonbaharı”nı izlediğini gören, acıyı acı görmez. Tabiatın kışı kış görmediği gibi.

- Ne zaman öğrenirim?
- Öğretenin sende olmayanı verme iddiasının boş olduğunu, kimsenin kimseye bir şey katamayacağını anladığın zaman.
- Yani?
- Seven; öğretmez, yaşatır. Sen, sevginin sende saklı İlim Hazineni sana açtığını fark edersin. Sadece Seven ve Sevilen; Öğrendim diyebilir. Bilgi papağanlığı eden değil.

- İyi Kötü, Güzel Çirkin, Zulüm Adalet Dengesini ne zaman anlayıp sindirebilirim?
- Ağacın dalları meyveden yere eğiliyordu. “Tevazu ve İnfaka ne güzel örnek” dedim. Kökler dile geldi “Biz yerin karanlık ve pis dehlizlerine aç kurt gibi saldırıp su ve mineral aramasak görürdün sen infakı, tevazuyu” dediler.

- Duanın özüne ne zaman ererim?
- Sözcüklerle duayı bırakınca!
- İste, denmedi mi, söylemeden dua nasıl olur?
- Ağaç göğe nasıl seslenir ki yağmur yağar? Hayvan, Razzaka ne der ki rızkı kesintisiz erişir? Arı, ne dua eder ki petek petek ballanır? Duasını söze kilitleyen zavallı insancık! Mahlukat içinde bir tek sen bilemedin Duanın Özünü.

- Ne zaman mutlu olurum?
- Mutlu olmanın mutlu etmek olduğunu anladığın zaman
- Nasıl?
- Çiçek, arıya bal özü vermekle; Arı, özü alıp insana bal hazırlamakla mutlu oldu. Ne çiçek, ne arı, “Başkaları için yaşayan enayileriz biz” diye isyan etmedi hiç. Bunu sadece sen yapıyorsun…

- Ne zaman bilinmeyeni bilir, çözülmeyeni çözerim?
- Alemde bilinmeyen ve çözülmeyen olmadığını sezdiğin zaman. Gizem ve Sır; öğrencileri heveslendirmek, yüreklendirmek içindir. Merak kamçılayan birer havuçtur onlar. Hakikat, çırılçıplak ortadadır, samimiyet mahremine girebilene.

KALBÎ İLETİŞİM

Sürekli olarak kendisini çeşitli sorularla sıkıştırıp sorguladığınız halde arkadaşınız sevdiğiniz, dostunuz olan kişi sizi sadece anlamlı gözlerle dinlemekle yetiniyor, bütün üstelemelerinize rağmen ağzını açmıyorsa; size göremediğiniz bir boyutu göstermeye çalışıyor demektir.

Her şeyi sözle anlatan, karşılığı da sözle almak isteyene; manalı gözlerin ve sükut eden gönlün ne anlatmak istediğini fark etmek biraz zor gelecek biraz da zaman alacaktır. Çağımız; beş duyu verilerinin duyular ötesi alemleri hafife aldırma ve inkar ettirme sebebi olduğu çağdır.

Muhatabınızın sözlerinden çok kalbini, tavırlarından çok gönlünü duyabilmiş ve oradaki samimiyeti sezebilmişsseniz; sarsılmaz, derin, güçlü, kalıcı beraberliklerin olmazsa olmazı hoş görü, güven ve riyasız sevgi; sizi bütünüyle kuşatacak, ebediyete taşıyacaktır. Şüpheniz olmasın.

Dostunuzun söylediklerinden işaretle söyleyemediklerini veya söylemek istemediklerini; gösterdiklerinden işaretle gösteremediklerini veya göstermek istemediklerini duyar, görür hale gelmişseniz, “Beş duyu ötesine; Kalp İklimine geçtim” diye yemin edebilirsiniz, hakkınızdır…

Aslında her ilişkide kalpler kalpleri, beyinler beyinleri duymaktadır. Muhatabınızdan bir şeyleri sakladığınızı sansanız da veri alış verişi izninize bağlı olmaksızın karşılıklı akmaktadır. Neden mi sezemiyoruz? Beş Duyuyu baz alıp putlaştırdığımız, gönle sırt çevirdiğimiz için.

- Söylenmesi gerekenin en güzelini söyledim, verilmesi gerekenin en iyisini verdim. Ama onda karşılık bulmadı ve hep terslikler yaşadık. Neden?
- Ayna karşısına geçip tamamen soyundum ama aynadaki hep giyinik kaldı demek mantıklı mıdır? Sen soyununca ayna giyinik kalabilir mi?!..

- Elimden geleni yaptım; ne varsa verdim, değerlendiremedi.
- Beklentisiz verdim, karşılık istemeksizin paylaştım, öteki olarak görmeden kendim diye sevdim ve o ruhla verdim diyebilir misin? Bunu diyebilsen o değerlendiremedi demezdin. Çünkü o verişin değerlenmemesine imkan yok!

“Allah suretlere değil Kalplere bakar” demek “Sistem işleyişinde sözlerin ve fiillerinden çok Niyetlerin, onları besleyen Vehim ve Vesveselerine göre hayat biçimlenir” demektir. Kafanda kırk tilki gezecek, samimiyetim karşılık görmedi diyeceksin öyle mi? Allah kanmıyor güzelim…

Kim ikili ilişkide mutsuz? İlişki benim istediğim tarzda yürüsün diyen. Kim ikili ilişkide mutlu? Allah bilir işini deyip olayı akışa emanet eden… Cennet şelaleleri akar gürül gürül. Cehennem fırınları yanar harıl harıl. Dileyen aktı, Dileyen yandı. Allah, dileyene dilediğince bir hayat yaşattı.

Kelimelerin anlaşılması gerekene kelepçe, gözlerin görülmesi gerekene perde oluşunu hissetmek gerek. Bunu hissettiğinde hiç aklına gelmeyen manalara, hiç önüne serilmeyen ufuklara açılacaksın. Niyete alan niyetini yaşayacak “Ameller niyete göre” gereğince… Selam, temiz niyetli o gönüllere…

İNSAN OLMANIN GEREĞİ

İki kişinin darıldıktan sonra birbirinin ayıplarını ortaya çıkarması; Münafıklık alametidir. {İmam Şafi r.a}

Her kim bir Müslüman kardeşinin ayıp ve kusurlarını, kimsenin görmediği ve görmesini istemediği şeylerini örterse, Allah’u Teâlâ da kıyamet gününde onun ayıplarını örter. {Hz. Muhammed sav}

Her kim Müslüman kardeşinin meydana çıkmasını istemediği bir şeyini ortaya çıkarır ve dile verirse; Allah da onun ayıplarını, kimsenin bilmesini istemediği hallerini meydana çıkarır. Bu suretle kendi evi içinde de olsa onu rezil eder. {Hz. Muhammed sav}

Kim bir ayıp görür de örterse sanki kabrine diri gömülmüş bir yavruya can vermiş gibi olur. {Hz. Muhammed sav}

Kendi ayıbı, insanların ayıbını görmekten alıkoyan kimseye müjdeler olsun… {Hz. Muhammed sav}

Din kardeşini bir suçundan dolayı ayıplayan kimse, o suçu (günahı) kendisi de işlemedikçe ölmez. {Hz. Muhammed sav}

Kul Allah’ın sevgisini tattığı zaman, Allah onu kendi kusurlarına muttali (farkındalıklı) kılar, böylece başkalarının kusurunu görmez olur. {Rabiatül Adeviyye k.s}

AYAR VE UYUM

Hayatı, duygular üzerinden değerlendirip anlamaya çalışana akıl, mantık ve fikir üzerinden değerlendirmelerde bulunmayınız. Çünkü anlaşılmayacağınız ve anlaşamayacağınız aşikardır. Yapabilirseniz duygu eksenlilere duygu, düşünce eksenlilere düşünsel boyuttan sesleniniz.

Bir görüşe, bir kişiye, bir gruba veya yaygın bir kabule imanla bağlanmış, sarılmış olanlara; evrensel genişlik ufkundan seslenmeyiniz. Çünkü bunu inanca taarruz sayabilirler veya kıymet verdiğiniz gerçekleri ‘horoz ne bilsin inciyi’ misali hafife alarak moralinizi bozabilirler.

Karşılıklı görüşme ve konuşmalarda korunmak; yanmamak, hem kendini hem de muhatabını üzmemek isteyen; önce muhatabının hayatı hangi eksende algıladığına baksın. Mümkünse o eksende yürüsün, değilse selamet dileyip geçsin. Denge mühimdir. Ne bozun, ne de bozmalarına müsaade edin.

Siz, uçakların binlerce feet yüksekte izlediği hava trafiğini anlatırken muhatabınız otobanda makas atanlardan, yaya kaldırımını işgal edenlerden bahsediyorsa size hal diliyle “Yüksekte midem bulanıyor aşağı inelim” demektedir. Tercih sizindir. İnmek de mümkün sükûtu seçmek de…

Sevdiklerinizin frekansına uyumlanabilmeniz gönlünüzün, idrak ve hoş görünüzün genişliğine işarettir. Yapabilirseniz en âlâsı budur. Bunu yaparken kendinizi tükettiğinizi veya vites düşürdüğünüzü hissediyorsanız muhatabı mutlu etme adına kendinize zulmediyorsunuz demektir.

Otomobil, tren ve uçak. Hepsinin manevra kabiliyeti ve izlediği yol farklı farklıdır. İnsanların hayat rotaları da. Muhatap olduğun herkese göre manevra yapabilecek genişlik- kapasitedeysen hepsiyle hemhal olabilirsin. Değilsen kendi yolunda, yoldaşlarınla ilerlemen en makulüdür.

Benliksiz, herkesle hemhal olabilecek genişlik sahipleri sadece masal ve kıssalardadır. Onlardan ilhamla denemeye kalkma, yanarsın. İlmî düzeyi ne olursa olsun kimseyi o dereceye uçurma. Herkesin damarı vardır. Damarına basılmadan içinden volkan mı, kaynak mı fışkırır bilinmez…

İlmî, İslamî, İnsanî konumu ne olursa olsun her insanın bir “Kırmızı Çizgi”si bir de “Yumuşak Karnı” vardır. Dostluk, sevgi ve alış- verişleri devam etsin isteyenler birbirlerinin o alanlarını iyi bilirler ve oralara kesinlikle dokunmazlar. Uzun ömürlü ilişkilerin sırrı budur…

Her nerede bir dostluk, bir arkadaşlık, bir yoldaşlık ilişkisi bozulmuşsa temelinde taraflardan birinin ilişkiyi kendi değerlerine göre biçimlendirmek isteyişi ve muhatabı buna zorlaması vardır. Zorlar, gerer, kasarsanız halatın beklenmedik bi anda kopmasına da hazır olmalısınız.

İnsanlar arası seviye ayrımı hoş değildir. Seviyeye göre gruplaşma birilerinin faydasına ise de bireysel idrakin ilerlemesi ve toplumsal dayanışmaya zararlıdır. Herkes herkesle iletişimde olabilir, olabilmelidir. Frekans ayarına uyma, düzeyi koruma; yanmama ve yakmama kaydıyla…

İnsanî ilişkilerin bir diğer sırrı da kim daha relaks, kim daha hoşgörülü, kim daha ganî gönüllü ise ilişkinin anahtarını onun ele alması, akışa onun yön verir olmasıdır. Ne yazık ki “Hep ben mi alttan alıcam? O sütten çıkmış ak kaşık mı yani?” diyen egolar sırra erememişlerdir.

Müşteride hata gören esnafın kazanç, Seçmeni akılsız sayan partinin iktidar, Sevdiğinden beklentisi olanın huzur şansı yoktur. Bu; sünnetullahtır. Sistemi okuyamayanlar isyanlarının alevli ateşinde yanar dururlar. Kur’an, “Yandıkça derileri tazelenenler” den mi bahsediyordu?!

“Her kuş sürüsüyle uçar” gereğince çevre seçebilirsin. “Kartallar yanlız ve yüksek uçar” deyip yalnızlığı da benimseyebilirsin. “Bülbül gülistana yakışır” da diyebilirsin. Esas olan tabiata uyumdur. Direnç, inat, tutkudan uzak, her insanla uyumlanabilecek gönül genişliği niyazımla. ÂMÎN

NE KADAR İNSANSIN? ÖLÇÜ?

İnsanın, insanlıktan nasibi; kimleri, neleri, ne kadar etkilediği değil, kimlere, nelere, nasıl ve ne şekilde tepki verdiğinde saklıdır.

Hayranlık ve Bağlılıkla kendi kendini uyuşturanların insan değerlendirme ölçüsü; etki sahası ve yaygınlıktan ibarettir. Düşünen ve sorgulayanlar ise Tepkisinden tanır insanı. Ki bu en iyi tanıma yoludur.

İnsanın Çapı da Kapasitesi de İlmi de üzerine gidildiğinde belli olur. Üzerine gidildiğinde bütün insânî ve vicdânî değerleri rafa kaldırarak tepki verenler çevrelerine hal diliyle şöyle demektedirler: “Sandığınız olgunlukta değilim ben, hamım ham… Çiğim çiğ… Pişmedim henüz!”

İnsanın gerçeği bilinçaltından ibarettir. Bilinçli hareket, bilinçli konuşma anlarında kimseyi tanıyamazsın. Bilinçaltı; riyasız, perdesiz ve sınırsız kendini ne zaman aşikar eder? Onura, Gurura, Makama, Konuma, Çıkara dokunulduğu zaman. O an sükuneti korudun mu? Müjde, İNSANsın!

Arınma ve Aydınlanma ölçüsü, bilinçli söylem ve eylemlerdeki değişimden öte bilincin devre dışı kaldığı anlarda ağızdan ve elden çıkanlarda saklıdır. Hakikatine ne kadar yaklaştığını merak eden; benliğine dokunan ve acı diye etiketlediği olaylarda takındığı tavra dikkatle baksın.

“Tezkirini tesbih; Tesbihini tezkir” haline getirmedikçe olgunlaşamazsın. Ne demek? “Bilinçli yaşadıklarını bilinçsiz de yaşar; Bilinçsiz yaşadıklarını da bilinçli de yaşar hale gelmedikçe eksiksin” demektir. İlmin, doğal davranışın; doğal davranışın ilmin olmuşsa iş tamamdır.

Etkiye Tepkiniz kadar Cehennem,
Tepkisizlikteki Kudreti sezdiğiniz kadar Cennettir Hayat.
İnsan, Tepkiselliğiyle uzaklaşır İnsanlıktan.
Her halükarda İnsan oluşunu unutmayan,
Evrensel İnsanlık Ölçülerinden ayrılmayanlara selam olsun. 

http://mehmetdogramaci.com/2014/08/sakli-kudret/

TEPKİSELLİK VEYA ESFELİ SAFİLİYN

Tepki; insanın kendisine yönelen etkiye, beden ve bedensellik alanına düşerek verdiği karşılıktır. Beynin, amigdala bölgesinden doğan bu tavır kişiyi, etki edenin negatif yayın alanı içine düşürür ki bu da alacağı sonucun negatif olması, kayıplara maruz kalması demektir.

“Öfkeyle kalkan zararla oturur.” atasözümüz negatif etkiye verilen Tepkinin getireceği sonuca işaret eder. Bedenselliği besleyen Amigdala kökenli her tavır; kaynağı itibarıyla egosal ve düşük frekanslı olduğu için sonucunun da düşük frekanslı yani negatif olması kaçınılmazdır.

Maruz kalınan etki karşısında beynin egoya, bedene, bedenselliğe dönük bölgesi Amigdala saniyeler içinde devreye girerken, Beynin Hakikatimize dönük bölgesi Epifiz, ortalama 1.5 dakika içinde devreye girmektedir. Bu ara zaman nasıl değerlendirilsin ki insan zarar etmesin? Çare?!.

“Öfkelendiğinizde oturuyorsanız dikilin, ayaktaysanız oturun, içerideyseniz dışarı çıkın, konuşuyorsanız susun ve abdest alın…” mealindeki Hadise dikkat ettiniz mi? Saniyesinde aktifleşen Amigdalayı (Ego) durdurup 1.5 dk.da aktifleşen Epifize (Hakikate) alan açmak olmasın gaye?

Bir hanıma söylenebilecek ne varsa ona söylenmişti. Biri veya birileri değil, koca bir şehir çalkalanıyordu. Meryem (as) ne yaptı? Sustu… O nasıl bir susmaydı ki insanlığa İsa (as) isimli bir rehber armağan ediliyor, mevcut anlayışları sarsacak bir hakikat doğuyordu…

- Etkiye tepki yerine susmayı, sabrı, yorumsuz seyri seçen; üstüne cehennem kusulsa da kalbinde korku titreştirmez, teslimiyeti seçerse neyi tetikler?
- Çevre ve İnsanlık onun için titreşip harekete geçer. Korku ve Öfke titreştirmeyen Alemleri Titretir! Merhameti, Desteklenmeyi harekete geçirir. Ne ki çokları sabredememiştir.

- Gün içinde birine, bişeye canım sıkılırsa dediğin mekanizma için ben ne yapsam?
- Derin bir nefes al ve tut. Tutarken zihninden 3 kere “Allahümme salli ala Muhammed” de! Nefesini bırak. Huuuuu diye çıksın gitsin içinden. Bunu 3 kere yap. O anda kızgınlığın dönüşür, için serin ve selamet olur. Denenmiştir.

Tasavvuf ezberi olarak sıkça tekrarlanan “Kendini kaldır aradan ortaya çıksın Yaratan” sözü de bir manada, amigdala; ego, benlik ve bedenselliğe dayalı kızgınlık, öfke ve tepkisel tutuma kendimizi kaptırmazsak, duruşumuzun nasıl bir Kudret ve Enerjiyi tetikleyeceğine işarettir.

Etkiyi suskun karşılamakla nelerin tetiklenebileceğini bilen büyükler şöyle derlerdi: “Biri sizi kızdırır, hakaret eder, aşağılarsa iki kelime de olsa cevap verin! Ki Helak olmasın gariban!” Üstüne gidilen hiç cevap vermez hatta savunma bile yapmazsa ne olurmuş? Aman Allah’ım!..

- Neden mağdur susunca yanlış yapan helak olur ki? Ve neden mağdur üç beş laf edince o helak olmasın ki? Anlayamadım bunu ben.
- Diyelim sen bana hakaret ettin. Tek kelime karşılık vermedim sana. Susmamla benden çıkan enerji, seni er geç çarpıyor. Bunu bilen büyükler tepki adına değil, senin zararın azalsın diye bana bir kaç kelime et diyorlar. Çünkü sözle o an çıkan negatif, daha sonra çıkacak olan Kalbimin yıkım enerjisini hafifletiyor. Anlatabildim?!..

Ahseni Takvim (üst donanımla) yarattık. Sonra esfeli safiline (alt donanıma) attık.” {Tin Suresi}

Şöyle de anla; Kızdığın, bozulduğun, sindiremediğin, bedensel, egosal tepki verdiğin her an, sen kendi kendini aşağıların aşağısına atıyorsun! Yapmasan olmaz mı? Haydi Selametle…

ZİHİN OYUNLARINI BOZMAK

- Kendimi insanlarca anlaşılmamış, yalnızlığa itilmiş hissediyorum
- Vakti gelmiş
- Neyin vakti, anlamadım
- Rabbin, Vicdanın ve Senden özge Sen Olanla konuşma vaktin gelmiş
- Yalnızlık diyorum, yalnızlık
- Vakti girmişse Salât edâ etmeli
- ?
- Yalnızlık; Öze Dönüş Salâtı vakti.

- Daraldım, ödemeler; piyasa. Bunalıyorum, içim sıkılıyor.
- Sen mi?
- Alay mı ediyorsun? Ben tabii
- Daralan, bunalan zihni; gölge kimliği ne zamandır “Ben” diye sahipleniyorsun?
- Ne diyorsun ya?
- Sen daralamazsın! Geri çekil, o daralan zihnine “Senden Ganiyim” de!
- Sıyırmışın sen!

- Haftaya şehir turu yapar mıyız?
- Çay güzel demlenmiş, enfes!
- Gelecek yaz Güneye uzansak şöyle bi hafta
- Parka bak, çocuklar cıvıl cıvıl…
- Yarın yollara düşecem.
- Deniz öpüyor sahili, şiircesine.
- Bana bak sen beni dinliyor musun?
- “Şimdi” dinliyorum aşkım, “Şimdi”!

- İş, ev, çocuklar, akraba, eş, dost derken yetişemiyorum bazen şu hayata.
- “Âlemlerin Rabbidir” Allah. Âlemlerinden hiç şikâyet etmez ki O!
- Bazen de sıyırıyorum kılıcı, kendini unutma, az da kendini düşün diyorum.
- “Âlemlerden Ganîdir” Allah. Hiç bir şeyle kayda girmez ki O!

- Tuhaf insanlarla bi dizi aksilik çıkıyor karşıma
- Monitörü açınca pc min masaüstü haricinde bi şey görmüyorum
- Bak ciddiyim, cinsinin son türü tipler beni bulur. Kasılıyorum.
- PC kastı geçen, antivirüs güncelledim. Düzeldi.
- Bilg. işine girince burnun büyüdü senin!

- Geçmiş kirleri arıtmak için uzman desteği alıyorum
- GEÇMİŞ? Kirler?
- Evet
- Başka ne yapıyorsun?
- Yarını inşa için gelişim seminerine gidiyorum
- YARINı?
- Evet
- ŞİMDİ için ne yapıyorsun?
- Anlattım ya!
- Ölüyü diriltme, Doğmamışa elbise dikme çabası! Yaşayan nereye gitti?

Bir şey olmaya çalışan ile bir şeyleri oldurmak, bir şeyleri durdurmak için çabalayan; zihninin kölesi olarak kalmaya mahkumdur. Çabayı bırakıp Süreç olarak yaşayan Zekidir. Zekâyı “Özgür Akletme” olarak ele alan Osho, duvarları yıkıyor. Dayanabileceksen okumanı öneririm. 

https://www.idefix.com/Kitap/Osho-Zeka/Osho/Egitim-Basvuru/Kisisel-Gelisim/urunno=0000000178558