Değiniler- 132

Değiniler- 132

GÜNDEM VE BİZ

Gündemde sahnelenen bir olayı değerlendirirken öne çıkan roller ve repliklerden ziyade arka planda yönetmenle senaristin size ne düşündürtmek, ne algılatmak istediğini sorgularsanız; oyuna gelmekten, yanlış önyargılar ve haksız hükümlere düşmekten büyük ölçüde korunmuş olursunuz.

Kamuoyu nezdinde izlenen bir olaya gaddar veya mağdur; zalim veya mazlum cihetinden yaklaşmak; olayda boğulmaktır. Genellikle de toplum böyle yapar. Oysa geri çekilip “Bize, kim, kimi zalim, kimi mazlum algılatmak istiyor?” sorusunu mutlaka sormamız lazımdır. Ki zanna düşmeyelim.

Zalim mazlum, gaddar mağdur, haklı haksız türünden ikilem içeren etiketlerle değerlendirme; kitle, yığın ve sürü psikolojisinin doğal, duygusal ve anlık refleksidir. Düşünen, sorgulayan, basiret ehli gönüllerin değerlendirmeleri mutlaka bunların ötesinde ve üstünde olmalıdır.

Azgın bi köpek masum bi kediye hırlarken ilk planda üzerimize düşen kediyi korumaktır. Koruma içgüdümüz; köpeğin sahibini veya kediyi ortalığa bırakanı araştırma ve sorgulamamızın önüne geçerse- ki çoğunlukla geçer- işte o zaman algı yerini bulmuş, şeytani plan kazanmış demektir.

Sövgü, ifşa, bel altı vurma vb ile gelişen tutum; beşerin hayvani boyutundan açığa çıkar, hayvaniyet ağırlıklı yaşayanları içine çekip gündemlerini işgal eder. İnsan gibi insan olan; bunu bildiğinden bu alana yorumla bile yaklaşmaz. Bilir ki negatif, pek hızlı yayılır ve bulaşır.

İnsan, duygusal eğilimleri veya tarafgirliğinden çekilerek negatif yayın ağına düşer. Bu ise bazen mağdura cephe açmak veya zalime destek çıkmak gibi acınası hallere düşürür kişiyi. Bir tarafı olsa dahi objektifliği elden bırakmayan ve duygularını akılla frenleyen selamettedir.

Gündeminizi neye göre tayin ediyorsunuz? Kimin gündemini benimsiyorsunuz? Gündeminizi siz değil de medya, gruplar, çevre veya ait olduğunuz oluşum belirliyorsa kafa karışıklığınız, güdülen- kullanılan olma durumunuz devam edecektir. Kendi Gündemini Yaşayanlara Selam olsun.

SÜREÇ ODAKLI YAŞAMAK

Başlangıç ve Son kalıpları ile düşündüğümüz sürece değil Hakikati kavramak, eşiğinden içeri dahi giremeyeceğiz.

Beşerin en büyük düşünsel zaafı ve bilişsel kilidir başlangıç ve son kalıplarıyla düşünmesidir. Altında yatan dürtü mü? Bir an evvel hüküm verme, etiketleme, isimlendirme ve netice alarak bohçayı dürme isteği. Ucu açık kalsa kıyamet mi kopar?

Aşk üzerine bir eser okuyorum, dedim. Bir iki cümleden sonra beklediğim soru pat diye geldi: “Kavuştular mı bari?” İşte bu başlangıç- sonla düşünmenin tipik örneğidir. Hikayeden beklenen sonuç mudur yoksa ara süreçlerde akan oluşumları seyrederek farklılıkları deneyimlemek midir?

Sonuç alma, hükme varma arzusu beşeri tarafımıza aittir. Sonuç alma isteğinin altında bir an evvel rahatlayıp tembelleşme; hüküm verme arzusunun altında zihni sancılı sorgulamalara girişmekten alıkoyarak bilinç konforunu koruma vardır. Kısaca “Kafam rahat olsun” iç güdüsü…

Ehl-i Hakikat, insanın ve hayatın bir “Süreç” olduğunu gördüğünden başlangıç ve son kavramlarıyla düşünmekten uzak durmuştur. Onlar sadece akan süreçleri görebildikleri noktada okumuş ama okudukları ile de akışı dondurmamış, hüküm vermemişlerdir. “Bu böyledir” dememişlerdir.

Tamamlanmamış Hikaye okumak ister miyiz? The End yazdığında hiçbir neticeye varmadan filmin sonucu havada kalsa memnun olur muyuz? Bize getirisi belli olmayan önerilere kulak verip uygular mıyız? Hakikatte “Başlangıcı ve Sonu olmayan İnsan”ın içine sinmiyor bunlar. Niye ki?

Tefekkürleriyle beni tetikleyen dostuma cevabımı şöyle bağladım: “Bunlar Şimdilik düşündüklerim. Yarın nasıl düşünürüm bilemem” Tavrım önceleri onu rahatsız etti. Zamanla kavradı ve bana “Şimdilik bunlar…” demeye başladı. Açıldığımız engin “süreç”leri bir ben bilirim bir de o.

- Bu Kitap hakkında ne dersin?
- Bu Düşünür hakkında?

Hiçbi şey demem! Bunlar sonuç alarak hükme varma, kilitlenme talebin senin. Cevap verip sana kötülük edemem. Kitap mı, açar okursun. Düşünür mü, yayınını izlersin. Tembelliğin; bilişsel intiharın olmasın, kıyma kendine dostum!

İnsan olarak sürekli huzurlu olmak ister misin? Her şeyi süreç olarak izle dostum. Başlangıç ve son aramadan sadece devam eden süreçler olarak. Hayata da öyle bakarsan, stres ve bunalım denen atık kanalına hiç düşmeksizin harlaya gürleye akar, çağlar durursun ebediyete doğru.

- Anladığım kadarıyla hem kendimizi hem de hayatı akışkan bir süreç olarak değerlendirmemiz gerektiğini söylüyorsun
- Evet tam da bu
- Dînî alandan da delil isterim. Akış, anda kalma, süreç vb moda kavramlardan ürküyorum
- Benim öyle kaydım yok ama sana o delilleri göstereceğim.

“Dünyada sanki bir garip veya bir yolcu gibi ol” {Hadis} Yolcu, yolcu! Duyar mısın? Bir yere konan değil, bir menzilden başka menzile giden değil. Sadece Yolcu. Hep yolcu.
Yolcu gibi ol; Süreç odaklı yaşa mı diyor Allah’ın Resulü (sav)?

“Dünyada sanki bir garip veya bir yolcu gibi ol” {Hadis} Garip gibi. Her şeye yabancı gibi. Hiçbir şeyi yok gibi. Tutunmadan, yapışmadan. Garip gibi yaşa… Sahiplenmeden, bağlanmadan yaşa mı diyor Allah Resulü (sav)?

Akşama ulaştığında sabahı gözetme, sabaha kavuştuğunda da akşamı bekleme. Sağlıklı anlarında hastalık zamanın için, hayatın boyunca da ölümün için tedbir al. {Hadis- Buhârî, Rikak 3} Sonuç bekleme. Süreci izle. Tedbir al. Temkini elden bırakma! İşte Süreç Odaklı olmanın Huzuru.

Seyahat ediniz ki sıhhat bulunuz! {Hadis} Bunu sadece bildiğimiz seyahat sandın? Sadece bir düşünceye, sadece bir fikre, sadece bir bilgiye çakılıp kalmayın ki bunalıma girmeyin. Ruh sağlığınız için! Böyle de anladım ben. Sakıncası var mı Hadisi böyle anlamamın?

Misafirin duası makbuldür, reddedilmez! {Hadis} Misafir? Sizin eve gelen mi sadece? Hayatta geçici bir misafir olduğunu fark eden anlamı da olmasın bu Hadisin? Süreç Odaklı yaşayanın duası, niyazı, dilekleri gerçekleşir desem Hadise dayanarak, çok mu uçmuş olurum.

Dünya ile benim ne alâkam var? Ben dünyada bir ağaç altında gölgelenip de bırakıp giden bir yolcu gibiyim” {Hadis} Dünya; sebep neticeyi, başlangıç sonu doğurur şeklindeki Hakikatten uzak anlayıştır ki ona ilgim yok. Beden- bedensellik ağacı altında bir süre gölgelendim, hepsi bu!

Aynada gördüğümüze “Ben” dediğimiz gün davayı kaybettik biz. Doğum Tarihleriyle kilitledik başlangıcı olmayanı. Ömür diye bağladık sürüp giden yaşamı. Ve ölümlerle biçtik Ebedi yaşanacak olanı. Sebep- Sonuç, Başlangıç- Son kaydından uzak, “Süreç Odaklı Yaşam”lar niyazımla. [Âmîn]

ADALET KAVRAMI VE DERİN BİLİNÇALTIMIZ

Yanlış yapan, suç işleyen, zarar verenler hakkında aklımıza ilk gelen; cezalandırmak oluyor. Şahsımıza veya topluma karşı yapılan hatalarda karşımızdakinin insan olduğunu unutarak en ağır muameleye tabi tutulmasını ateşli bir hırsla istiyoruz. Bu isteğin kaynağı nedir acaba?!

Adalet ve Ceza konusunda hırs köpürterek açığa çıkan isteğin İnsani boyutumuzdan doğduğunu söyleyebilir misiniz? Evet, Allah’ın Muntakim ismini çalıştırıyoruz diyebilirsiniz. Ğaffar ismi de var oysa. O durumlarda neden Ğaffar çalışmaz? Veya neden çalıştırmayız onu?!

Adalet- Ceza isteğimiz; Hakkın Rızası, Toplum Yararı ve İnsan Huzuru amacının ötesinde derin bilinçaltımızdan kaynayan tuhaf bir öfke yansıtıyor. Hele konu namusa, mala, paraya uzanıyorsa kana susamışçasına canavarlaşıp asmalı, kesmeli, lime lime etmeli diyebiliyor insan…

Resmi adalet mekanizmasından çok insani ilişkilerimizden bahsediyorum. Bize yanlış yapılmış, hakkımıza girilmiş, kalbimiz incitilmiş ve belki de yıllarımız, gençliğimiz çalınmış dahi olsa hatalı olana ikinci bir şans vermeyişimizin altında ne yatıyor? Neden kapıları kilitliyoruz?

Kurum amirine işçiyi getirdiler yaka paça “Depodan yedek parça yürütüp satmış!” dediler. Disiplin, işten atma, polisiye işlemlere itebilirdi. “Siz çıkın” dedi, dinledi. Risk aldı. “Seni öteki depoya tayin ettim. Orada gözüm kulağımsın. Kaçakları sen önleyeceksin” dedi. Sonuç? Öteki depoda senelerce çalıştı o parça çalan işçi. Mal kaçıranları tespit edip önüne geçti. Emekli olacağı gün amirine geldi ve minnetle “O gün beni adalete verseydiniz bitiktim. Şimdi aileme dönüyorum. Allah razı olsun” Alınan risk; onursuzluktan onurlu bir insan çıkarmıştı.

Aralarındaki sorunda hakem olmamı istemiş, lütfen iletin pişmanım, hatalıyım, yanlışım, söz veriyorum toparlayacağım demişti. Samimiyetine inandım. Ötekine ilettiğimde “O düzelmez, kesinlikle düzelmez” dedi de başka bi şey demedi. O mu düzelmez, yoksa bu başka bir hal ifadesi mi?

“O düzelmez, kesinlikle düzelmez” diyene sordum: “O mu düzelmez yoksa senin betonlaşmış kahrolası egon, onun düzelmesini mi istemiyor? O mu düzelmez yoksa senin benliğe dayalı intikama susamış nefsin susuz kalır diye mi korkuyorsun?!” Sustu. Hadi, cesur ol, kendine! Konuşsanaaa!

İnsanlık tarihinde en büyük riski Allah’ın Resulü (sav) üstelendi biliyor musun? 23 yıllık tebliğinde zerre ümit kesmedi insanlardan. Sonuç? Kan içen, tefecilik yapan, arsız-yolsuz, his-ahlak yoksunu, hayvaniyetin dibini yaşayanlardan SAHABE çıkardı. Kimin ümmetiyiz? Bu ne öfke?!

Her insan, sırf insan oluşuyla ikinci bir şansı hak eder. Cezalandırıcı, terk edici olmak; haklılık perdesi altında ego besler. Gönül genişliği, idrak yükselişi isteyen sevdiklerine, ilişkide olduklarına mutlaka ikinci bir şans versin. Onlar için değil kendisi için yapsın bunu!

Din kardeşinin özrünü kabul etmeyen Kevser başında yanıma gelemez havuzdan da içemez” {Hadis- Feyzülkadir 3/1181} Kelamların en güzelini söyleyen böyle buyurdu. Burada söz biter. Sen ister cezalandırmayı, terki seç, ister hatasını fark edene ikinci bir şans ver. Haydi Selametle.

BİR ZİHİN ALDATMACASI

İnsanlarla didişen, atışan, kavga eden ve yakın çevresindekileri hep sorun olarak gören biriyseniz bilin ki aslında o didişme, atışma, kavga ve sorunlar bütünüyle sizin iç aleminizde yaşanmaktadır. Her insan, içinde yaşadığını dışarıda görür bir beyin ve zihin aldatmacası olarak.

Dikkat ettiniz mi, insanlara güvenmeyenler hakikatte kendilerine güvenmemektedirler. İnsanları sevemeyenler gerçekte kendilerini sevememişlerdir. İçeride olanı dışarıda göstererek hayatı yaşatmak beynin en büyük hilesidir. O halde dışarıda kabul edilen sorunun çözüm yeri neresi?

- Bugüne kadar kimseden destek almadım. Kendi ayaklarımın üstünde durdum.
- Ayıp mı insanın insandan destek alması?
- Yo ayıp değil de ben o hale düşmek istemedim.
- O hale düşmek? Takıntını, ona dayalı Kibrini ve “Özgüven fistanı giymiş Ego”nu gördün mü? Körsün kör! Göremezsin!

- Sevgi aradım. Sevdiğime tutkuyla bağlandım. Ne hikmetse birer birer uzaklaştılar benden
- Tutkuyla bağlandım? Kilidin bu cümlede! “Tutkularımla sevdiklerimi boğdum, bunalttım” desene şuna! Boğulan elbette kurtulmak isteyecek!
- Tutkulu sevmek kötü mü?
- Hayvanlar öyle sever!

- Nelerle imtihan ediliriz?
- Hangi hallerimiz, duygularımız ve düşüncelerimizle Hayvaniyete düşmüşsek onlarla.
- Neden öyle oluyor?
- Allah, samimi kulunun hayvaniyete inmesine razı olmaz da onun için!
- İmtihan, Allah’ın Kulunu kurtarması?
- Maşallah saksın çalışmaya başladı.

- İstiyorum ki birinin gönlünde biricik olayım. Her şeyi ben olayım.
- Egonun Tanrılığa soyunması ancak böyle açıklanabilir
- Estağfirullah. Öyle değil. Sevilme isteği suç mu?
- Sevilme isteği Tanrılaşma arzusuna dönüşmeye en müsait istek. Seni gerçekten seven bunu asla yapmaz!

- Peki beni gerçekten seven ne yapar?
- Seni mutlaka Gerçek Kulluğa taşır
- Azıcık da şımartsa?
- Kesinlikle yapmaz. Gerekirse canını da acıtır. Cerrah gibi. İçindeki tanrısallık urlarını ustaca çıkarır. Kul olasın diye.
- Anladım
- Anladın da o surat ne? İşine gelmedi tabii…

- Oturduğun evin bir duvarında çatlak görsen?
- Binanın zemininde kayma vardır, ona bakarım.
- Çatlakları sıvasan, örtsen yetmez mi?
- Deli misin, hayatım söz konusu, işin temeline inmek lazım
- İnsanlarda gördüklerinde de öyle yap olur mu? İşin temeline; Kendi Bilinçaltına in!

- Herkesin iyiliğini istiyorum, inadına ters davranıyorlar.
- Geçen gün bahçede b.k böceğinin iyiliğini istedim, bal ikram ettim. İnadına gübreliğe gitti!
- Canım onun yaratılışı o, tabi yapacak!
- “Herkesin iyiliğini isteme” adı altında “Yaratanı inkar” ettiğini fark et olur mu?
- Dışarıda görsem de her konuda içime baktım, yüzleştim diyelim. Sonra?
- Yazıları okumada zorlanıyor, etrafı iyi göremiyordum. Gözlük numaram ilerlemiş. Değiştirdik. Yazılar berrak, manzara enfes şimdi.
- O kadar basit mi?
- İnanabilirsen bu kadar basit.

ŞİRK SAHNESİNDE HALDEN HALE GİREN EGO

İnsanlar işlerini tamamen Allah’a bırakabilseydi Allah onların hayal ettiklerinden ve planladıklarından daha iyisini, daha güzelini, daha hayırlısını onlara lütfederdi. Ne yazık ki insanlar işlerini Allah’a bırakamadılar.

“Çok Bilen Ego”yu tanımak kolay. Ya “Çok Seven Ego”yu? Çok sevdiği için sevdiğini kendine Kul etmek istediğinin farkına varır mı Çok Seven Ego? Sevgiyle, sevenin başına Tanrı kesilmek istediğini görebilir mi bir gün? “Şirkin âlâsı Sevgi adı altında yaşanır” desem sindirebilir misin?

Bir de “Hizmet Ehli Ego” var. Fedakardır; her şeyini verir, saçını süpürge eder, adanır. Niçin? Günün birinde “Her şeyimi verdim de kıymetim bilinmedi. Nankör çıktı, yamuk yaptı” demek için. Hizmet Ehli Egoyu tanımak hepsinden zor. Fedakarlık kötü mü ki deme! Bir düşün hele…

“Dindar Ego”, “Ahlaklı Ego” hatta “Dürüst Ego” vb pek çok ego çeşidi sayabilirim. Ama saymayacağım. Anladım ki “Kişi kendini görmek istemiyorsa kimse ona kendini gösteremiyor!” Hele o kişi hala başkaları üzerinden konuşarak giyinik egosunu soymaya razı olamıyorsa konuşmaya bile gerek yok.

Egonun, kendisini hangi yoldan teslim aldığını göremeyen kesinlikle Şeytanını Müslüman Edemez. Görülmeyen teslim alınabilir mi? Egonu görmeye yanaşmadın ki teslim alasın? Gösterince nasırına basılmış gibi ciyaklıyor, avukat gibi savunma yapıyorsun! Nasıl olacak o vakit görmek?

Patronum Hac için izin vermiyor. Ne yapsam dedi. Aşık Ahmed abi; “Patrona takılma! Bu alemin patronuna niyaz et bu gece. Ağla! Ertesi gün patronunu izin verir bulacaksın” dedi. Biz iki arkadaş inandık ama Hac kurası çıkan bu çözüme inanamadı! “Akıllı Ego” nasıl inansın ki?

Tasavvufi Sırlar konuşmak istiyordu. Bir de sır kitabı getirdi. İşin var mı? Yok. Ailen? Nişanlım düğün bekler. Kitabı kapa! Sana tasavvufu yasaklıyorum. Önce iş bul, ev kur deyip yolladım “Tasavvufla Avunan Ego”yu. Ayıp mı oldu? Yoksa bir çeşit şefaat miydi ona yansıyan?

- Yaşadıkların hakkında kendini sorguladın?
- Evet
- Ne buldun?
- Ortam kötü, insanlar hırslı, hayat ağır.
- Ellerimizle ürettikletimizi yaşarız. Senin payın?
- Allah beni imtihan ediyor, dedi
Allah sevdiklerine bela verir, imtihan ederdi. “Kendine Toz Kondurmayan Ego” öyle söyledi.

Kadınlar eziliyor; Erkekler sömürüyor diyordu. Ne anlatılsa çıkamadı o bakıştan. Neye inanırsa onu kişiye yaşatan beyni tam da bu dediklerini yaşattı ona. Ne oluyor dedim. “Nolacak eziliyoruz” dedi. Ve ben hakikati hiç gösteremedim “Dişil Ego”ya. Sağ kulaktan girdi soldan çıktı.

Baba olmak zor, ev geçindirmek, hele evlat yetiştirmek zorların zoru. Tahsili, evliliği zor işte dedi aile hayatını yükünü sırtlanan. “Çocuğu veren rızkını da verir, istikbalini de” dedim ama anlayacak gibi değildi. Ailesi üstünden tanrılığa soyunan “Eril Ego”ya söz geçmedi…

Yaratılanların hallerinde Yaratanı, insanların fiillerinde Allah Takdirini göremedikçe bil ki dinmeyecek azabın. Ego çeşitlerini tanımak; hangi yönden yandığını anlamaktır. Anlayan; söndürür iç yangınlarını, gül bahçesi eyler hayat denen rüyayı. Fark edenlere Selam olsun.