Değiniler- 133

Değiniler- 133

RÜYA VE GERÇEK

Bencil yapılar, henüz beşeri benliği aşamamış olanlar Mutlu olmak isterler. Benliği aşanlar ise Mutluluğun, mutlu etmekte olduğunu fark etmişlerdir. Kendi adlarına mutlu olma beklentileri yoktur. Onlar insanları mutlu ettikçe mutlu olma sırrına ermişlerdir.

Aşk, filmlerde; Mutluluk, masallardadır. Nice insan gerçek olmayan bu sahneleri hayatlarında aramakla ömrünü heba eder. Bilenler, bunların film ve masallardaki ümit ışıltısı olduğunu sezenler; sevginin ve de hayatın hakkını, gerçekler doğrultusunda vermeyi seçmişlerdir.

Hayatın zorlukları karşısında en büyük teselli ve ferahlama yöntemi; yaşananın sadece bir Rüyadan ibaret olduğunu bilmektir. Hepsi rüya. Rüyada iflas etsen, bunalıma girsen, zarar etsen, acı çeksen ne olur ki?! Er geç uyanılacak bir rüya için değer mi? Tek gerçek, Ölüm ise…

İnsanlardan yana başın rahat olsun istersen hiç kimseye üst anlamlar yükleme! Kimseye ulvi ve yüce sıfatlar verme! Sonra günün birinde beşeri taraflarını ortaya koyarlar da sukut-u hayale uğrar, dağılırsın! İnsan işte. “Çiğ süt emmiş” diye boşuna mı dedi atalar?!

İnsan, Yaslanma, Dayanma, Ait olma hissiyle kendini yakan insan. Güvenmeli, Sevmeli, Dost bilmeli birine yaslanmalı, ait olmalıdır. Rüyasını tek başına görür, sancısını yalnız çeker, düşüncelerini kendi yaşar ama yine de diğerine yaslanmak ister. Yalnızlık Gerçeği çok mu korkunç?

“Hayatta en güvendiğim babamdı, onu da annemle yakaladım” diye bi laf var sokak ağzında. İbretlidir. Hiç kimseye bel bağlamamayı pek güzel anlatır, ayıp görünse de. Ama sen, kimseye güvenme deyişimi, insan sevgisiyle bulamaç eder, duygusallığınla bunu da yanlış anlarsın şimdi…

Beşer, duygu ağırlıklı yaşamayı sevdiği için “Kimseye güvenme” sözünü karamsarlık, “Kimseye yaslanma” sözünü kötümserlik saymaya yatkındır. Beraberce yaşamalıyız, Yalnızlık Gerçeğini hatırdan çıkarmadan. Kalbinedir hitabım, Zihnin durulsun diye… Anlıyorsun da işine gelmiyor…

Sevdiklerimizi, güvendiklerimizi, dost bildiklerimizi “Melekleştirme” eğilimindeyiz farkında mısın? Hayal kırıklığına uğrayınca “Lanet olsun, Şeytan çıktı” diyerek öfkeden beslenen egomuzu doyurmak için! İnsandır desen, beşerdir desen kıyamet mi kopar?!

Kimseyi Melek mertebesine çıkarmazsan ortaya çıkan farklı durumda öfke- kin nöbeti geçirmezsin. Kimseyi Şeytan seviyesine alçaltmazsan ortaya çıkan farklı durumda utanç ve pişmanlık çekmezsin. İlmi, birikimi ne olursan olsun herkes insandır. Ve her insan, beşeriyetiyle insandır.

İnsanların Yaslanma, Aidiyet, Uçurma tutkuları olmasa kim kendini hatadan münezzeh tanrı ilan edebilir? Tanrılaşanlar; kula kulluğa razı aptalların eseri. “Allah Kulu” bilinciyle kendi değerini unutma lütfen. Gerçekte Yalnızsın! Bunu unutma ki yanmayasın!

KENDİ GİBİ

Kişi sadece kendisi gibi olduğunda samimi ve sahici bir insan olur. Her insan bir diğerine kendini kendi gibi ifade eder. Ne var ki, “Bana benim istediğim gibi davran, beni benim istediğim gibi sev” zorlaması samimi sevgileri çürütmüş, baskılanan sahicilik sahteliğe dönüşmüştür.

İlişkide olduğun insanı olduğu gibi kabul etmek yerine “Benim istediğim gibi ol, beni seviyorsan benim değerlerimle yaşa” dayatması; gerçekte “Bana karşı samimiyetsiz, sahte davran” talebidir. İleride ortaya çıkan samimiyetsizlik ve sahtelikten yanan da bunu isteyendir. Garip mi?

Muhatabına kendini yaşama imkanı vermez, her fırsatta onu içinden gelmeyen davranışlara mecbur edersen; sana bunları severek yapar görünse de içinde kaynayan sancılı boşluk bir gün kendini kusacaktır. Nereye? Tabi ki senin üstüne! “Bana yanlış yaptı” deme sakın! Bunu sen istedin!

“Allah’a giden yollar nefisler adedince” sözünü önüne gelen her yerde hakikat ezberi olarak söylüyorsun. Muhatabından istediğini göremeyince ciyaklıyor, yanıyorsun. Her birim, her bilinç, her kimlik kendince yaşıyor işte. Bu söz bunun da Hak olduğunu söylerken sana ne oluyor ki?

Anne- baba oluşu, evladı hizaya getirme, Karı- koca oluşu, eşe ayar çekme, Arkadaş oluşu, dostu kendince biçimlendirme olarak anlıyorsan; Sen Hakkı hiç tanımamışsın dostum. Yanışın mübarek olsun! Kur’an “Onlara azabı müjdele” mi diyordu? Azap ve müjde?

Ego hiçbir zaman “Ben zorladım” “Ben gerdim” “Ben huzur vermedim” demez biliyor musun? Ya ne der? Gel bak, tanıdık gelecek mi sana?
- Din ve ahlak adına istedim
- Onun iyiliğini istedim
- Benim de hakkım değil mi sevilmek?
- Medeni yaşam bunu gerektirir
- Herkeste olanı istedim.

Sevdiklerin, yakınların, muhatapların senin yanında riyasız, hesapsız davranabiliyor; hasbî, samimi, mutlu oluyorsa onlara kendileri olma imkanı verdiğindendir. Yok eğer sürekli gardını alıyor, hesaplı davranıyorlarsa bil ki geriyorsun. Bu da henüz gönlünün genişlemediğindendir.

İşin sırrı şudur; Sen muhatabına seninle iken Kendi olma imkan ve fırsatı verirsen, o da seni olduğun gibi kabul edecektir. Sadece bu mu? Hayır, dahası var; Sana, beklentilerinin çok ötesinde bir sevgi ve ilgiyle cenneti yaşatacaktır. İnanabilirsen görürsün.

Ne istersin dediklerinde hep şöyle derdi “Siz bilirsiniz. Nasıl uygun görürseniz öyle olsun” O böyle dese de hep ne oldu biliyor musun? Herkes onun ne istediğini bekledi, hep öyle davrandı. “Sen bilirsin” diyene “Nolur sen söyle” derler. Bi denesen! Sen bilirsin desen ölür müsün?

Müslüman; elinden ve dilinden insanların emin olduğu kimsedir. {Hadis} Müslüman; selamette olan, kendiyle barışık, huzura ermiş demek bi başka anlamda. Selamet ve Huzurun ölçüsü? İnsanlar seninle huzurlu, afiyette mi? Evetse kurtuldun. Değilse gözden geçir kendini. 

BAŞINI ALIP GİTMEK Mİ?

- Başımı alıp buradan ve bu insanlardan uzaklara gitmek istiyorum.
- Gideceksen başını bırak da git!
- O ne biçim laf ya? Baş bırakılır mı?
- Baş bırakılmaz ise nereye gidersen git, kimden kaçarsan kaç, değil mi ki o kafa seninle, hiç bir şey değişmeyecektir hayatında!
-..?!..

- Tebdili mekanda ferahlık, seyahatte sıhhat, hicrette rahmet var. Buradan uzaklaşmam iyi gelir.
- Eğer burada, bu insanlarla yaşadığını sanıyorsan dediğin olabilir.
- Ya kimlerle, nerede yaşıyoruz?
- Her insan dışarısı zannıyla sadece ama sadece Kendi Beyninin İçinde yaşıyor!

- Onlar üzecek, gerecek, istediğini yapacak ben alttan alıcam öyle mi?
- Üzen, geren onlarsa alttan da üstten de alma!
- Peki, ne bu yaşadığım? Ne bu çilem?
- Beynimde Kader adıyla kodlu hayat senaryomun gönüllü oyuncuları onlar. Senaryomu çok iyi canlandırıyorlar sağ olsunlar.

- Ben bu hayat senaryosunu değiştirmek, bazı oyuncuları atmak istiyorum.
- Geçen sinemada bi dram vardı. Ağlayan da oldu gülen de. Hop oturup hop kalkan hatta söven de.
- Eee?
- İzledik filmin film olduğunu unutmadan. Ne ağladık ne zıpladık. Enfesti.
- Hayat bu hayat! Film?
- …

- Anlamıyorsun! Seni üzen yok mu?
- Var.
- Eeee?
- Ben beni üzene üzdü diye bakmıyor, hayat senaryomun trajedi karelerinde iyi oynadı. rolünün hakkını verdi diye bakıyorum. Gönüllü oynadı sağ olsun beş kuruş istemeden.
- Olur, üzenleri aylığa bağlayalım bari. Sıyırmışın sen…

- İnan havam bozuluyor. Ne yapsam olmuyor.
- Bizim apartmanı kesif bir koku kapladı geçen. Temizle, havalandır, parfüm sık nafile!
- Naptınız?
- Sığınakta bir fare ölmüş. Meğer o yaparmış kötü kokuyu. Bulup attık.
- Yani?
- Kim bilir zihninin dip köşelerinde ne ölü duygular saklı?!

- Bak bunaldım, işe yarar pratik bir şey söyle. Biraz rahatlamaya ihtiyacım var.
- Seyahat iyi gelir.
- Kafa mı buluyon? Az önce, başın senle gelir dedin?
- Seccadede gece çıkılan seyahatle Kitap denizine yelken açmak bana çok iyi geldi. Tavsiye ederim.

- Kendinde ara, kendinde bul vb laflar moda. Kim çözmüş ki derdini bunlarla?
- Şükürde acizim. Yaşamadığımı yazmadım.
- Nedir o vakit ipucu?
- Sebebi ötelemediğim, kendimde bulduğum her konuda söndü ateşim. Sebebi dışarı attıklarımda ya yandım ya da dertlenip içime kapandım.

- Sebebi kendimde buldum. Fark ettim kimseyi suçlamadan. Sonra ne yapacağım?
- Hiç bir şey.
- Nasıl hiç bir şey? Kendiliğinden olur mu?
- Olur. Çünkü Beyin, farkına vardığı her kilidin açma sürecini otomatik başlatır. Sen sadece izle.
- Bir inanabilsem!
- İnandığın gün iş bitecek…

- Farkına varmazsak ne oluyor?
- Kudreti dışarıda sandıklarımıza veriyor, kendimiz güçsüz ve yorgun düşüyoruz.
- Doğru valla. Aynı benim halim.
- Farkına varırsak?
- Fark ettiğin her konuda Allah’ın Kudreti senden açığa çıkar!
- Yine değişmezse?
- Allah aciz mi? Tövbe de hemen!

- Kudreti idrak eden; teslim olan değiştirir mi insanları, olayları?
- Sen taktın! Değiştirmeyle bozdun!
- Kudret ne yapar hadi misal ver.
- Cumhurbaşkanı bir kente gelecek dense kent pis kalır mı?
- Ne mümkün. Bal dök yala olur.
- Zorladı mı gelen? Temizleyin dedi mi?
- Hayır. Geliyor haberi yeter.
- Çözdün! Tebrikler!

DOSTUNUZ KADERİNE KOŞARKEN

Bütün öneri, ikaz ve tecrübe paylaşımınıza rağmen bir insan kendi bildiğinden şaşmıyor, görüş ve düşünceleri değişmiyor, halk tabiri ile “Nuh diyor, Peygamber demiyor” ise biliniz ki o insan Kaderine; Allah Takdirine koşuyor demektir. Allah Takdirinin önüne ise hiç kimse geçemez.

Tecrübeniz, birikiminiz, arınmışlık ve aydınlanmışlığınız ne olursa olsun şunu unutmayınız ki insanların inanacağı en güçlü bilgi; kendi deneyimleridir. Bu yüzden onları ateşe, belaya, helake doğru koşar görürseniz şaşırmayınız. Nasihatla değil Deneyimle inanmak istemektedirler.

Takdiri, Kaderi kendilerine kolaylaşacak olanlar; üst bilince, tecrübeye, bilgiye, öngörüye değer verenlerdir. Kaderinizin acı sahnelerini kolaylaşarak geçirecekseniz eğer Allah size istişare etme, kendi başına karar almama, araştırma ve sorgulama kapısını açar.

Takdiri, Kaderi kendilerine zorlaşacak olanlar üst bilinç, tecrübe, bilgi ve öngörüye değer vermeksizin dediğim dedik yaşayanlardır. Kaderinizde yazılı bir takım sahnelerle canınızın yanması gerekiyorsa Şeytan size Bilgiçlik ve Kimseyi Takmama takıntısını süslü gösterir.

Allah Takdirinin açığa çıkışına saygı göstermekte en çok zorlandığımız yer; insanların bile isteye ateşe, uçuruma, felakete koştuğunu gördüğümüz yerdir. Merhametimiz durdurmak, kurtarmak ister. Merhametimizin Allah Takdiri ile yarışa kalkışması da bizim felaketimiz olur. Sakın!

Dergahın yaşlı pirini ziyarette epeydir aklıma takılanı sordum:
- Efendim, sırları görmesine rağmen Allah Resulü (sav) niçin çok ağlıyordu? Neden “Ben Hüzün Nebisiyim” dedi?
- Bu kadar insanın düğüne gidercesine belaya, ateşe, helake koştuğunu görüp de ağlamamak mümkün mü evlat?

Tüm samimiyetinizle belaya, ateşe koştuğunu ikaz ettiğiniz kardeşiniz; imtihanını yaşayıp belasını bulduğu zaman içinizden “Söylemiştim” diye geçen sese prim veriyor, basiretinizle övünüyorsanız; henüz egodan arınmadığınızın resmidir. Arınan ve olgunlaşan o sese prim vermez…

- Onun iyiliği için söylenecekleri söyledim. Yapılacakları yaptım. Dinlemedi. Bedel ödedi, yandı. Tekrar geldi. Ne sinir bişey! Hem dinleme hem de dinlemediğine sığın!
- Allah’lığa soyunduğunun farkında mısın? Haddini bil. O takdirini yaşadı. Seni de dost bildi. Kibre bak kibre!

- Felakete gidiyordu. Ne yapıp edip durdurdum. Şükür ki zincirleme kazalardan korundu. Bana küstü biliyor musun? Felaketten alıkoydum diye.
- Çocuklar öyledir. Oyunları bozana, yoldan alıkoyana kızarlar. Bakma büyük göründüğümüze, “Hepimiz, deneyimlemediğimiz her konuda çocuğuz.”

- Birinin belaya koştuğunu görsen, ömür boyu seni düşman ve zıt bellemesi pahasına gerekenleri yapar mısın?
- Evet
- Neden ama? Küsecek, kırılacak?
- “Kim bir insanı öldürürse tüm insanlığı öldürmüş gibidir. Kim de birini kurtarırsa tüm insanlığı kurtarmış gibidir.” {Maide- 32}

Hayatında bi “Oyuncak Düşmanı” var mı? Eğlenmek, romantik takılmak, boş vermek istediğinde karşına çıkıp oyunlarını bozuyor, oyuncaklarını kırıyor mu? Onun varlığına çok şükret! Zahmet olmazsa makaleyi okursun.  http://mehmetdogramaci.com/2011/07/oyuncak-dusmani/

SEVGİ; DUYGU VE TUTKULARIN ÖTESİNDEKİ HUZUR

Sevgi, genellikle sevileni bütünüyle kendine benzetme veya kendini bütünüyle sevilene benzetme olarak anlaşılmakta ve maalesef bu durum sevgi adına konuşan ve yazanlarca da teşvik edilmektedir. Oysa gerçek sevgi bunların ikisi de değildir.

Sevdiğini kendine benzetme ve sevgi yaşamını kendi algıladığı gibi düzenleme, inşa etme çabası; seven açısından Egonun Tanrılaşmasını, sevilen açısından da Köle Ruhlu bire bilincin ortaya çıkmasını getirir. Gerçek Kulluk; ne Tanrılıktır ne de Kölelik…

Gerçek Sevgi; sevilenin apayrı bir insan ve orijinal bir yapı olduğunu kabul ettiğiniz anda başlar. Ona Benzeme veya Onu Kendine Benzetme yaklaşımlarının olmadığı bu tür sevgide Duygular değil Akıl, Tutkular değil İradeli, mantıklı, gerçekçi yaklaşım ön plandadır.

Romantizme dayalı çalkantılar sevgi zannedildiğinden beri sevgiye temel yaklaşım “Tencere yuvarlanır, kapağını bulur” diye anlaşıla gelmiştir. Ne münasebet? Ne seven tencere, ne de sevilen kapak! İlla birbirini tamamlama veya parçası haline gelmek mi gerek? Sığ bir yaklaşım bu sığ.

“Seviyorsan onda Kendini veya onda Hakkı görmelisin!” İkisi de yanlış! Seviyorsam onda Onu görürüm. Kendimden ayrı, benden başka, çok özel, orijinal insan olarak. Seven sevilende yok olmalı? Daha neler? İkisi de iki ayrı kul olarak kalsa ne zararı var? Geçin bu ezberleri geçin!

Seni seviyorum:
Senin benimle iken Kendin olmana izin veriyor, buna saygı duyuyor, bana benzemeksizin kendini yaşamanı, insânî tekâmülünü ilerletmeni, gerçek kendiliğini yaşamanı çok derin bir hürmet ve içtenlikle selamlıyorum. Senin bunu yaşaman için ne lazımsa yapmaya hazırım.

Ben de Seni Seviyorum:
Seninle iken kendim olmama izin vermen, saygı duyman takdire şayan. Ben de senin kendin olmanı hürmetle izleyecek, ihtiyaç duyduğunda seni incitmeden destek olacak ve evrensel olgunluğa erişmene yardım edeceğim. Birlikte ama ikimiz de kendimiz olarak…

Bir Boğaziçi akşamında çay içiyorlar. “İki kişi birbirini seviyorsa birleşmeli, tek bir bütün olmalı” dedi. Diğeri, kararan kızıllığa ışıltılar serpen köprüye bakarak “İki yaka, iki ayrı direk. Direkleri birleştirsek öyle mi?” dedi. Sevdik ama köprü kuramadık! Neden anladın mı?!

“Sevginin zirvesi Aşktır.” Yolun başında ben de öyle sandım. Değil dostum. Aşk, Sevgi Okyanusuna demir alınan ilk liman. Daha ne limanlar ne sahiller var. Gerçek Sevgi aşktan geçince yaşanır. Ezberlerin bozuldu, ters köşe oldun ama seni sevdiğim için gerçeği söylemeliydim dostum.

(Ve entüm sükârâ) Sarhoşken salâta yaklaşmayınız {Nisa 43} “Aşıkken sistemi okumaya kalkışmayınız! Zaten okuyamazsınız!” diye anlasam ayeti bozulur musun Aşkı kutsayan, Aşka tapan dostum? Merak edersen ayetten ne anladığımı uzun uzadıya açıkladım bu eserde.
Bi bak istersen. http://www.kitsan.com/SULARI-YIKAMAK,PR-6154.html

Duygularının kölesi olanlar sevdiklerini kendilerine köle etmeyi, onların başına tanrı kesilmeyi Sevgi zannetti. Duygularını Aklın emrine verenler sevdiklerini ayrı-özel varlık kabul ederek Gerçek Sevginin Huzuruna erişti. İnsânî ilişkilerde niye huzursuzun, sezdin mi şimdi?

Sevgi, Disiplin, İnanç, Din ve Olgunlaşma. Geleneksel anlayışları ters köşe eden, insanı evrensel gerçeklerle yüzleştiren kitap. Yeniden, ikinciye okuyorum sindire sindire biliyor musun? Zanlarının yıkılmasına hazırsan, tavsiye ederim.  https://www.kitapyurdu.com/kitap/az-secilen-yol/93179.html

DİNİNİZ; YAŞAM ANLAYIŞINIZDIR

Yeryüzünde Dinsiz tek bir insan bile yoktur. Çünkü herkesin bireysel bir Yaşam Anlayışı vardır. Bireyin kendine has yaşam anlayışı; o kişinin gerçek dinidir. Yaşam Anlayışı olmadan yaşanmaz. Dinsiz de yaşanmaz. Dinsizlik görecedir. Dinsiz, hiç kimse yoktur gerçekte…

Herkesin yaşam anlayışını (dinini) içinde yaşadığı kültür belirler. İçinde yaşadığımız kültüre bizi adapte etmek üzere kültür kodlarını zihnimize programlayan da ailedir. İstediğimiz kadar inkar edelim; bizi yetiştiren ailenin yaşam anlayışı (dini) üzere hayat sürmekteyiz.

İddia ederek söylüyorum ki ilk Tanrımız; Annemizdir. “Annemden etkilenmedim, onun tersi çizgide yetiştim” diyene şöyle derim: “Seni, annenin zıddına davranmaya sevk eden de annenden gelen etkiydi!” Anneler çoğumuzun ömürlük Tanrısıdır. Onlar zaten bunu ister. Biz kullar günün birinde isyan edene kadar.

51 yaşındayım. Okudum, yazdım, çizdim, düşündüm, düşündürdüm. Annemin kodladıklarını ne kadar değiştirebildim? Tesirinden çıkabildim mi? Sadece çıktığımı sanmışım! Ömrü uzayasıca Kudretine kurban olduğum annemin tesiri meğer hep etkinmiş. Pardon, Kudret Allah’a mahsustu di mi? Anneler de pek aşağı kalmaz ondan hani!

İnsanların Dinlerini benimsedikleri mabet, giydikleri kıyafet, uyguladıkları ibadete göre değerlendiriyor; sonra da kızıyoruz, “Müslümanım diyor, Dindar geçiniyor, yaptığına bak!” Kızmayınız… Din; bunlar değil, Bi daha söylüyorum; “Her insanın Dini; onun Yaşam Anlayışıdır.”

Huzursuz musun? Gerçek tatmine eremedin mi? Sorun din anlayışındadır. Yani yaşama nasıl baktığın, nasıl anladığında. Bir yerden başlamak istersen ailenin, özelde de annenin, bilinçaltına hangi anlayış tohumlarını ektiğini tefekkürle başla. En isabetli dönüşüm startı böyle verilir.

İnsan kendi din (hayat) anlayışının mikro aleminde yaşar. Dış dünyayı; makro alemi, sistem işleyişini kendi aleminden hareketle anlamak, değerlendirmek ister. Çoğunluk dünyadan öyle göçer. “İnsanlığın çoğu cehennemlik” denen işte budur. Cehennem; kendi anlayışıyla yaşamı tamamlayanların halidir.

Doğduğum günün, aldığım tesirlerin, yetiştiğim çevrenin, gördüğüm eğitimin oluşturduğu mikro kimlikle yaşamaktan ve öylesi bir anlayışla makro alemi algılayarak ömür sürmekten ve o kafa ile ölmekten Allah’a sığınırım.

“İnsanların namazı, orucu sizi aldatmasın. Siz onların muamelelerine bakınız.” {Hadis} Muamele? Yaşama dair tüm işler; insani ve toplumsal ilişkiler. Herkesin muamelesinin altında kendi din (yaşam) anlayışı varsa Resulullah (sav) din ve insan olmak denince bize ne demiş oluyor?!

Kişinin namazına orucuna bakmayın; konuştuğunda doğru konuşup konuşmadığına, emniyet edildiğinde güvenilir olup olmadığına; dünya kendisine güldüğünde (menfaat elde edince) takvayı bırakıp bırakmadığına bakıp öyle değerlendirin {Hadis} Din ve insanlık ne imiş o vakit?

- Yaşam Anlayışımı, dediğin anlamda Dinimi yeniden inşa etmek istiyorum. Ta aile köklerimden yola çıkacağımı düşünürsek zorlu bir süreç olsa gerek?
- Her şeyin kolayı illa ki vardır. Güvendiğin veya Sevdiğin biri varsa, aklına yatmasa da önerilerini uygula! En kestirme yol budur…

- Cemaatlerin, Tarikatların, sömürenlerin bol olduğu ortamda birine uymak sakat olmaz mı?
- Din; Yaşam Anlayışıdır diyorum. Kafan nerde senin? Hala klasik anlıyorsun dini, farkında mısın?
- Özür dilerim.
- Dileme! Odaklan! Güven ve Sevgi birebir yaşanır, cemaatle toplulukla değil…

Sana git birinin önüne diz çök, bir gruba, bir ekole katıl veya ilmi olan filanı hatadan münezzeh kabul ederek yönel demiyorum ben. Dediğim şudur; Kalbine bak, iç sesini dinle, güven ve sevgi hissettiğinin dostluğuyla ilerle! Korkma, düşmezsin. Duygu yanılır, Kalp yanılmaz…

Yaşam Anlayışını (Dinlerini) gözden geçirip inşa etmede insanlar iki sınıftır:

1- “Elimden tut, beni bırakma” diyenler 2- “Işığım ol, bana rota öner” diyenler. 1.ler sürü oluşturdu, azapları da dinmedi. 2.ler hızla yol aldı gerçeğe doğru, huzurları da eksilmedi.

- Yaşam Anlayışımı; Dinimi gözden geçirmeyi, değişimi niyete aldım. Kolaylaşır mı?
- “Bana bi adım gelene ben on adım gelirim, bana yürüyerek gelene ben koşarım.” {Hadis-i Kudsi}
- Başka?
- “Ameller niyete göredir.” {Hadis} Niyete aldınsa kolaylaşacağından şüphe etme! Hayırlı olsun. (Amin)