Değiniler- 134

Değiniler- 134

İYİYİM DEDİKÇE İYİ OLURUZ

Kötümserlik çoğunluğu kuşatmışsa sizin iyimser ve ümit var olmanız genellikle gerçeklere gözlerini yummak, siyasilere yalakalık, işine gelmeyeni örtmek, taraftarı olduğu görüşe toz kondurmamak olarak anlaşılacaktır. Kim ne anlarsa anlasın siz yine de İyimser ve Ümit var olunuz.

İnsanlar nefretlerine hakkı savunma, öfkelerine adalet talebi, kötümserliklerine gerçekçilik, ümitsizliklerine durum tespiti adını takmışlar ve buna inanmışlarsa onlara içinde bulundukları girdap ve cehennemi göstermeniz güçtür. Yine de anlatıp uyarınız. Değerlendiren çıkacaktır.

Evde yangın çıktığı halde aile üyeleri hala sen- ben kavgasına devam ediyor ve yangının sebebi olarak birbirlerini suçluyorlarsa; topluca yanmaları, boğulmaları, göçük altında kalmaları mukadderdir. Oysa yangında ilk yapılacak; dayanışma içinde onu söndürmeye çalışmaktır.

KAFA DEĞİŞİNCE DÜNYA DEĞİŞİR

Her fırsatta yakınlarını, insanları, ötekileri gözleyen ve onları yargılarla etiketleyen biri “Huzurun formülü”nü sordu. “Sadece Kendine Dön; kendini derinlemesine tanımaya çalış; bir yandan zaaf- eksiklerini diğer yandan üstünlük- güzelliklerini gözle! İnsanları gözleme!” dedim.

Kendine dönen ve sadece kendisini sorgulayan, bunu titizlikle uygulayana durumlar nasıl dedim. İşte çarpıcı cevap:
- Yıllardır kendime ettiğim eziyeti kimse bana etmemiş! Kızdıklarımı, yanlış bulduklarımı, iyi davranmadığını düşündüklerimi ateşime yakıt niyetine kullanmışım ben!

Bağlantılı olduğum herkesten ilgi, sevgi, yardım, destek beklemişim. Bütün alınganlıklarım, karamsarlaşmam, içe kapanmam beklediğimi beklediğim tarzda görememekten doğmuş. Şu soruyla uyandım “Yakınlarım benim Kullarım mı ki istediğim gibi olsun?” Tanrılık iddiam; azabımmış meğer!

Bir de egomun bana oynadığı oyunlardan birini fark ettim:
- Bana tapmasını istediklerime kulluk yapar, hizmet eder görünmüşüm. Aslında amacım kendi kıymetimi onlara hissettirip onlardaki yerimi tanrı mertebesine çıkarıp tapınılmakmış. “Kendine Münafıklık” nedir, şimdi anladım.

- Gittiğim her yerde sevmediklerim illa çıkardı karşıma. Bu yüzden kaç iş, kaç ev değiştirdim. Cins tiplere kızdım. Neden beni bulurlar diye isyan ettim. Çözdüğümde Rabbimden utandım. Meğer Rabbim beni hiç kendime bırakmamış. Her gittiğim yerde bana beni haykırmış canlı canlı!

- Sevmediklerimin her yerde karşıma çıkması; hoşlanmadığım olayların olması çok büyük bir ikrammış. Rabbim bana “Kulum bak, buralarda çözemediklerin, göremediklerin var, hadi konuya eğil, çalış da sınıf geç” dermiş meğer. Hiç duymamışım iyi mi? Sorularla savaşmışım, aptalca…

- Birkaç gün evdekileri kendi hallerine bıraktım. Güldük, eğlendik, neşe dolduk hep beraber. Önceden çaktırmadan eğlenceye bile komuta ederdim. Şimdi aklımdan bile geçirmedim. Kabullenmem güç oldu ama evde çocukları da eşimi de geren benmişim. Ben gevşeyince herkes iyi oldu ya!..

- Kendime dönük hiçbir gayret boşa gitmiyor. Bunu fark ettim. Farkındalığın meyvesi, ikramı hızla geliyor. Eskiden güç bela, rica minnet yaptırttıklarımı yakınlarım şimdi ben istemeden yapıyor iyi mi? Hem de beklentimin çok üstünde güzelliklerle. Duvarımı yıkınca açıldı ufuklar.

- Bi de bana sorulunca herkese “Sen bilirsin” demeye başladım. Eski ben bunu diyecek ha, ölürdüm. Sen bilirsin dedikçe bi de ne göreyim? Nolur sen söyle, sen güzel öneriyorsun demeye başladılar. Önceden niye eziyet ettiniz o zaman köftehorlar, diyecektim ki sustum. Anlamıştım…

- Karı Koca olmayı Sahip olmak veya Tanrı kesilmek diye anlıyoruz. Aile yangınlarının sebebi bu. Eşimin özgün, özgür, bağımsız bir Allah Kulu olduğunu; Nikahın kimseyi kimseye köle veya efendi etmediğini fark ettim de gerilimli yıllara ağladım. Ondan özür, Rabbimden af diledim…

- Nasıl anlatılır bilmem günahkar, hain, nankör dediklerim yanlışlarına kızdıklarım bana çalışmış.
- Senin için günaha girmişler?
- Evet! Onlar, yıllardır lafını edip yaşamadığım Hakikate sırt dönerek Rabbime İhanet ve Nankörlük ettiğimi göstermişler bana!
- Uçtun!
- Sezdiğim bu!

- Huzursuzluk ve Stres; Ego Savaşından. Teslim olunca hepsi bitti
- Yenildin demedi mi egon?
- Duyan kim? Cennete giren, cehennemi duyar mı?

Bu yansıttıklarım kurgu değil, Kendine Dönen birinin birebir yaşadığı, fark ettiği canlı ve taze idraklerdi. Yaşanmaz deme dostum, hele sen de bir dene.

Anlatımda sır, gizem sevmediğim; gerçekçi, yaşamsal, kolayından yaklaştığım malumunuz. İlla sır istiyorsanız sırrın özü şudur: “KAFANIZ DEĞİŞTİĞİNDE ÇEVRENİZ DE DÜNYANIZ DA DEĞİŞİR!” İnanabilene kafasını değiştirmeyi lütfetsin Allah! Niyet edene, hızla ve en güzeliyle kolaylaşsın. Âmîn.

İNÂYETE AÇIK OLMAK

İnsan için sadece çalıştığının; elleriyle kazandığının karşılığı ve sonucu vardır. Bu bilinçle yaşamak edeptir, haddini bilmektir. İnsanın ayağını yere sağlam basmasını sağlayan bu bakış ve bu yaşam huzur getirdiği gibi kişiyi duygusal çalkantıların yanışından da korur.

Sadece gayretin karşılığının oluşacağı gerçeği haddini bilme ve korunma olduğu kadar, Allah Sisteminin sırf bundan ibaret olduğunu düşünmek de perde ve gaflettir. Sistem; sadece gayretinizden ibaret değildir. Allah Planı, kulun aklının ötesinde sonsuz ihtimaller barındırır.

“Çalıştım, çabaladım, yapılması gereken ne lazımsa yaptım. Sonucu niye böyle oldu, anlamış değilim.” diyen hem Allah’tan Gafletini, hem de onun sistemini kendi çalışmasıyla kayıtlayarak Kibrini itiraf etmektedir. Allah çalışana verir doğru. Onun Verme biçimi sadece budur, yanlış.

Herhangi bir konuda çalışıp çabaladıktan sonra işi Allah’a bırakmak demek “Sistemin bana düşen kısmında görevimi yaptım. Ama Allah’ın Sistemi bundan ibaret değil. Onun sonsuz ihtimallerine de iman ettim, gönlümü bu oluşumlara da açık tutuyorum” demektir. Bu deyişin kıymeti ne mi?

Gayret edip işi Allah’a bırakmak nedense tanrıya topu atmak gibi alay konusu edilmektedir. Her beyin inandığı yönde sonuç alır ve sonuç ihtimalleri beyinlerde kısıtlıdır. Allah’a bırakan; kendimi genişletiyor, bilinenler ötesinde sonsuz ihtimalleri istiyorum demiştir. Nesi kötü?!

- Bi şeye şaşıyorum; Çok çalıştığım, emek verdiğim konuda bi türlü netice alamayınca kırılıyor, vazgeçiyorum. Ertesi gün o iş oluyor iyi mi? Nedir hikmeti?
- Allah, sevdiği kulunun Kibre düşmesini istemez. Niye sana “Ben yaptım” dedirtsin? Allah, benlik iflas edince lütfeder…

- Dedem, dolar aldı başını gidiyor. Batıyoruz, Amerika bitirecek bizi.
- Allah bitirir, Allah başlatır; Allah öldürür, Allah diriltir oğul.
- Dedem inan durum felaket. Nasıl çıkarız içinden?
- Kalfiorniyada bi depreme, Teksasta bi iç isyana bakar evlat hepsi. Karışma Allah işine!

- Dedem, dostlarımı tecrübeli olduğum konuda ikaz ediyorum. Kimi dinliyor, kimi ise Nuh deyip Peygamber demiyor. Daralıyorum.
- Daralma oğul. Nuh deyip Peygamber demeyen; kaderinde Tufan olandır. Dinleyen; kaderi icabı biner Gemiye. Sen tasnif edemezsin oğul, Allah bilir işini…

Duamızı ellerimizle kısıtlar hatta boğarız. Biz dua ederken sürekli “Allah verir de A planı ile mi verir B ile mi? C olmasın?” diye konuşur zihin. Senin alfabende harf 29 şık sadece 3. Ya Allah planı? Ya Onun harfleri? Ya Onun şıkları? Duanı, zihninle kasmasan neler olurdu neler!

Biz çalışır ama çalıştık da kazandık demeyiz.
Biz sebebi önemser ama sebep sonucu doğurdu demeyiz.
Biz dua eder, tövbe eder, niyaz eder ama duamız, tövbemiz, niyazımız bizi kurtardı demeyiz.
Biz Allah der, Onu bilir, Ona yönelir, Onu severiz.
Huzurumuz bundandır Ya Huuu

İÇERİDEN SÜRGÜLÜ KAPI

Sevilmeyi beklediğin sürece çevrene itici ve negatif görüneceksin. Koşulsuz Sevebildiğinde çevren dönüştürücü ve pozitif enerjine koşarak sevgiyle saracak seni. İster, sevgi bekleyerek tutuştur Cehennemini ister, sevgi vererek oluştur Cennetini. Sen ne istedin de verilmedi ki?!

Denemediği anahtar, getirmediği çilingir kalmadı. Ama nafile açılmadı kapı. Usta “İçeride biri uyayakalmasın; sürgülü olmasın?” deyince düştü jeton. Top atsan duymayacak bir uykucu tabii ki vardı. “Dualarım, isteklerim gerçekleşmiyor nedense?” diyene anlattım. Anladı mı, bilmem.

Duama icabet olunmuyor diyene “İçerde bi uyuyan vardır. Kapı içeriden sürgülü olmasa açılırdı” dedim. Ekonomi konuştuk, geçim konuştuk, buhranlara değindik. İçindeki para ve zenginlik nefretini görmem güç olmadı. Bereket kapısını içeriden sürgüleyip bereket bekliyordu. Hay Allah!

“Çok şey mi istedim? Eşim, çocuklar iyi olsun istedim. Evde huzur yok, muhabbet yok” dedi. “Sahnede hizalanıp konser veren koro üyeleri mi rahattır, seyirciler mi?” dedim. “Elbet seyirciler” dedi. “Ailenin koro şefliğini azıcık bıraksan ölürsün di mi?” dedim. Sustu. Küstü mü ne?

Başımızı ağrıtan şey baş olma, merkez olma tutkumuzdur. Dikkatle baktınız mı kendinize? İnsan ilişkilerinde sizi yakan yerlere şöyle bi bakın. Mutlaka merkez olma isteğiniz vardır ateşinizin altında. Ne diyordu Allah Resulü? “İnsandan en son düşecek olan; baş olma tutkusudur!”

Bunalıyorum, boğuluyorum, nefes alamıyorum şu hayattan dedi. “Kapı pencere kapalıysa klima da yoksa olacağı budur dedim. Dualar terkipler istedi. Evin kapılarını, pencerelerini bir kontrol et dedim. Kim bilir hangi kaygı, korku ve tutkularla rahmet meltemlerine kapadın kendini?!

Her zihin neye odaklı ise onu görür, onu besler, onu çoğaltır, onu hem eş hem iş edinir kendine. İstanbul dedim. Gürültü, Trafik ve Dert dedi. Şimdi sen bana simdi dedim. İstanbul dedi. İlim, Kültür, Sanat ve Hayat dedim. Deliye bakar gibi baktı gözlerime. Zihnini nasıl görsün?

Kötümser, ümitsiz, kırık zihinlerin güçlü bahanesi “Herkes”tir. “Beni ikaz ediyorsun ama herkes öyle düşünüyor” a sığınmadan edemezler. Kur’an ne diyordu? Yeryüzündekilerin çoğuna uyarsan seni Allah Yolundan saptırırlar. Onlar sadece zanna (zihinlerine) uyuyorlar…” {6/116}

Dün aile, çocuklar, arkadaşlardan şikayetlenen bugün diyor ki “Gülümsedim, iyimser oldum herkes neşelendi.” “Kimmiş o halde ortamı bu kadar geren?” diye yapıştırdım soruyu. “Ben miyim yani?” dedi yine çöktü. Nasıl kaldırsam bilemedim. Egoyu göstersen suç, göstermesen azap!

Ne yapsan olmadı. Göremedin niye azap çektiğini? Gören bi dostun varsa ona bırak kendini. O görür, gösterir ve yeniden inşa eder. Dinle bak ne diyor? “Bak içime göre beni/ Otur baştan yaz beni” Diyebilirsen, görür de yazar da. Diyen bitirir işi vesSelam. https://www.youtube.com/watch?v=Q-RSq3n5iLc

GAFLETTEN GERÇEĞE VE UYANIŞA

GAFLET: Çocuklarım hiç sözümü dinlemiyor.
GERÇEK: Çocukların başına Tanrı kesilmek istedim Egomla ama izin vermediler
UYANIŞ: Çocuklarım beni dinlememekle beni Allah’a isyan, küfür ve şirkten korumuşlar. Kulluğuma iade etmişler beni. Onlara ne kadar teşekkür etsem azdır.

GAFLET: Eşimin iyiliği için ne istedimse tersini yaptı, evde huzur yok.
GERÇEK: İyilik kılıfı altında eşimi yönetmek isteyen Egom durum ters tepince öfkeden kuduruyor.
UYANIŞ: Eşim, Kulum değil, Allah Kulu. İyilik adı altında Şeytanlaşmama izin vermedi. Ona minnettarım…

GAFLET: Eşime, çocuklara tavsiyelerim Allah için; Dinin istekleri. Ama dinlemediler
GERÇEK: Din, Allah üzerinden yakınlarıma hükümranlık kurmak isteyen Egomu görmem zaman aldı. Durum bu aslında
UYANIŞ: Eş, çocuk, akraba olmak Din adına emretme hakkı vermez. Gördüm şükür.

GAFLET: Hangi işe girsem bana kafayı takan, çekemeyen biri çıktı. Huzurum kaçtı, dikiş tutturamadım.
GERÇEK: Kafamda beslediğim bazı Nefretleri, bazı insanlar olarak gördüm
UYANIŞ: Kafamdaki nefreti sevgiye dönüştürünce işler düzeldi. Nefretime ayna olanlara teşekkür ederim.

ACIMAK VE MERHAMET AYNI ŞEY Mİ?

Her ACIMAnın altında “İyi ki onun yerinde değilim” gaflet ve şirkinden doğan Kibir vardır.
Her MERHAMETin özünde “Orada başkası gibi görünen; Var Olanın ta Kendisi” farkındalığından doğan Vahdet Şuuru vardır.

Acıyan; acınacak hale düşer. {Atasözü} Kim kibir gösterirse, bedelini çok hızlı öder. Çünkü Kibriya sadece Allah’a mahsustur. “Altında kibir yatan Acıma hissi” ile hareket eden bilsin ki kibri bi gün dönüp onu vuracaktır. O gün bi de iyiliğimin karşılığı bu mu olmalıydı demez mi?

Acıyan zarar görebilir kibir ve şirkinin bedeli olarak… Ya Merhamet eden? Toplumumuzda merhametle acıma bir sanıldığından fazla merhamet de zarar derler. Hayır, merhamet eden hiç zarar etmeyecektir. Delil? “İnsanlara merhamet edene Allah da merhamet eder.” {Hz. Muhammed sav}

Ağzı yanmış yapılanlardan. Seyret dedim. İzledi. “Sistem intikamını kendi alıyor, kısasını kendi uyguluyor, üzülmeme gerek kalmadı” dedi. Öteki perişan olmuşmuş. Seyrin bu mu dedim. Farkındalık dedi. “Merhametsizlik-Kibrine, Sistem adı vermişsin, uyan!” demekten kendimi alamadım.

Acıyan, bir şeyler verir ötekine,
Acıyan, büyüklük gösterir vermekle.

Merhamet eden verirken bilir asıl veren kimdir.
Merhamet eden verirken bilir asıl alan kimdir.

Acınan ezilir minnet-mahcubiyetle
Merhamet edilen teşekkür eder Kula,
Şükür niyetine Rabbine.
Ezilmeden, üzülmeden, bükülmeden öylece.

“Onun için yapmadığım fedakârlık kalmadı, azıcık durumu düzelince nankörleşti. Kalıbının adamı değilmiş” dedi Acıyan!
“Ona minnettarım. Allah için vermek durumunda olduğum, kulluk görevim sadaka, zekatı ve bağışı kabul eder, beni hiç kırmaz” dedi Merhamet eden!
Fark var fark!..

“Diş Kirası” diye bi şey duydun? Ecdadımızın; Veren- Alanın kim olduğunu bilenlerin bir uygulamasıydı. Eve yemeğe davet ettikleri kişilere evden çıkarken küçük hediyeler verirlerdi. Geldin, Yemeğimi yeme lütfunda bulundun, zahmet ettin, bu da diş kiran diye. Hay Allah’ım Hay!..

Taziyeye gelenlerden bi kısmını kimse tanımıyordu. Evin hanımı usulünce sordu, sizi tanıyabilir miyiz? Sırayla söz aldılar:
- Eşinizin burs verdiği öğrenciyim ben.
- Kışa yakın bizim konduya kömür yollardı.
- Banka borcumu kapamıştı.
Kadın, kocası ölmese bilemeyecekti hiçbirini…

Onbinlerle döndü çıkmak zorunda kaldığı yere. Ona, dostlarına akla hayale gelmedik zulümler edenler toplanmıştı. Sordu: “Benden ne beklersiniz?” Hep bi ağızdan “Sen iyi bi kardeşsin. Biz ise zulmettik” dediler. “Serbestsiniz” dedi. O, Merhamet Abidesiydi. O, Hz. Muhammed (as) idi.

Kızdın, küstün; zarar ettin, zarar verdin… Yokla kalbini bakalım, Merhamet her şeyden ağır basıyor mu? Öyleyse korkma! Kârdan da zarardan da berî olanın Merhameti seninledir her daim Kalbine, Merhamet misafir olanlara ne mutlu! Onlara Selam olsun…

11381857_377597162436393_2036477781_n

Acımak rencide edici olmasaydı Özel Kardeşlerimiz “Bize engelli muamelesi yapmayın” demezdi. Acımanın altında Dışlama/ Öteleme olmasaydı Fakirler “Zenginler semtimize uğrasın, çocukları çocuklarımızla oynasın” diye sitem etmezdi. Acıma ile Merhametin açık farkı işte budur…

Kapısına gelene şöyle dedi; “Belediyeye, Kaymakamlığa başvur. Sosyal imkanlar arttı, değerlendir” öğüdü verdi, Acıyan. Kapısına geleni güler yüzle, ikramla karşıladı, ekmeğini bölüştü Merhamet eden. Minnettarım diyecekti ki gariban, “Sus; Rabbimize güven” deyip sırtını okşadı…

Koyu bir Vahdet muhabbeti demleniyordu dükkânda. “Tanrı yok, Allah Tasarrufu kuldan kula işler” diyordu ki kapıda görünen, el açtı. “Hadi kardeşim hadi Allah versin!” dedi sertçe! “Yetti bunlar artık” diye de söylendi. Tanrı yok ama Allah versin? Kuldan kula tasarruf ama yetti bunlar? Sevsinler samimiyetini.

Derdi, sorunu, problemi olana ilk etapta Akıl- Öğüt vermek bir Acıma gösterisidir. Gösterinin altını çiziyorum. Derdi, sorunu, problemi olana akıl vermenin bir çeşit kibir olduğunu sezmiştir Merhamet eden. O yüzden öğüt çıkmaz ondan, varlığını koyar ortaya; hiçbir şey esirgemeden.

- Merhamet mi Acıma mı bendeki, anlamak mümkün mu?
- Verdiğinde, verdiğinin sana ait olduğu zannıyla minnet bekliyor; aksi halde nankörlüğe kızıyorsan sendeki Acımadır.
- Ya Merhamet?
- Ne şükran beklentin olur ne de nankörlük görürsün.
- Yapsa da mı görmem?
- Evet, görmezsin…

Merhamet nasıl açığa çıkar? Merhametli, nasıl davranır? Misafir yesin diye kandili kısıp tasa boş kaşık sallayan, misafire çorba yetsin diye çocuklarını aç uyutan Sahabe Aileyi duymadın mı? Yermük’te suyu ona ver, ona ver diye diye üçü de susuz Şehit olanları da mı duymadın?!..

Acıyan ve acıdığı için acınası hallere düşenlerden değil; Merhamet eden ve merhamet ettiği için senin merhamet ve ikramına nail olanlardan eyle bizi Allah’ım! Verirken; senin olduğunu unutarak sahiplenmekten, Alırken; senden geleni unutarak ezilmekten sana sığınırız. [Âmîn]