Değiniler- 136

Değiniler- 136

GERİ DÖNÜŞÜMCÜ GÖNÜLLER

Kaybetmeyiniz! “Seninle konuşunca, sana içimi açınca rahatlıyorum. O an tüm sıkıntılarım alınıyor sanki. Sesin, üç beş kelamın, iki satır mesajın yetiyor kendime gelmeme, yeniden sevgiyle dirilmeme” dediğiniz kişiler var ya, işte onları kaybetmeyiniz!

İçini açtığın zaman sana birkaç cümlesiyle anında ferahlık hissettiren kişi “Geri Dönüşümcü Gönül”dür. Nasıl ki çöpe attıklarımız geri dönüşüm tesisinde yeniden yararlı hale dönüşüyorsa; ona anlattığınız negatif, kötü ve çirkin işler, güzellik ve pozitif enerji olarak size döner.

Geri Dönüşümcü Gönüller Toprak gibidir. Üzerine gübre, pislik, atık su dökseniz dahi size yeşille, çiçekle gülümserler. Geri Dönüşümcü Gönüller Deniz gibidir. Bir kova suya bir damla necaset düşşe su mundar olur. Ya denize düşse? Denizle deniz olur o necaset.

İnsanoğlunun en büyük hatası; Geri Dönüşümcü Gönlü bilgi, görgü, düzey, modernite vb yargı kalıpları ile ölçerek değerlendirmeye kalkmaktır. Kova suyu ölçülebilir. Nehirlerin debisi ölçülebilir. Gölün hacmi hesaplanabilir. Peki ya Okyanusların? İşte bunu yapmayınız…

Geri Dönüşümcü Gönüllerin de üst dereceleri vardır. Kimine içini açınca rahatlarsın. Kiminin ise yanına vardığın, gözlerine baktığın anda hazırladığın cümleler, konuşmak istediğin sorunlar hatırından uçar gider de bana ne oluyor böyle dersin. Öylelerini yitirme ve ihmal etme!

Geri Dönüşümcü Gönüller de Kişiye ve Karaktere Özeldirler. Senin kendini rahat hissettiğinin bana tesir etmemesi; benim huzura gark olduğumun sana boş ve anlamsız görünmesi de doğaldır. Sen, sana hitap edeni bulmuşsan onu sonuna kadar değerlendir dostum.

VAMPİR KARAKTERLER

Uzak durunuz! Her cümlenize kuşkuyla yaklaşıp eksik arayan; normal durumdan bile bir anormallik çıkaran; sürekli size akıl ve bilgi satan; konuşup yazdığında üzerinizde baskı ve ağırlık hissettiren enerji emici, moral bozucu tiplerden mümkün olduğu kadar uzak durunuz!..

Vampir Karakterleri bilir misin? İyilik, güzellik ve gönül adına ne varsa alabildiğine somurur; kan emici sülük misali enerjini emer, tüketene kadar ruhunu sömürürler. Nasihat, İlim ve Muhabbet kesmez onları. Sakın ola ki onlar da Hak, Hoş görmeli diye aldatma kendini. Yanarsın!

- Vampir Karakter yakınımda, sürekli görüşmek durumundaysam?
- Sen bilirsin, Aynen öyle, Tabii, Haklısın vb ile onayla ki şerrinden emin olasın. Böylece
içine sızıp canını acıtamaz. Olmadı? Topla Kudretini ve meydan oku ona! Görsün, kolay lokma olmadığını. Yoksa bitmez sömürüsü.

Ana Gündemleri Üzüntü, Acı, Felaket, Haksızlık, Ekonomik Sorun, Sosyal Sıkıntı, Siyasi Açmaz olan tiplerden kesinlikle uzak durunuz. Hepsi de Vampir Karakterlerdir. Sözlerim ağır mı geldi? Pekala, git o zaman onlardan biriyle yarım saat sohbet et, gör nasıl pestilini çıkarıyor?!

İnsanlara akıl seviyelerince muamele ediniz {Hz. Muhammed sav} İnsan dilinin altında saklıdır. Konuşturun kendini anlatsın {Hz. Ali kv} Bu ölçüleri duygulara feda etmezsen “Geri Dönüşümcü Gönül”ü de “Vampir Karakter”i de tanır, birinden beslenir diğerinden korunursun VesSelam..

Merhum Sabri Tandoğan kelimenin tam anlamıyla “Geri Dönüşümcü Gönül”dü. Başbaşa nasip olan 3 sohbetimde şunu demekten kendimi alamamıştım: “Efendim nasıl oluyor bilmiyorum ama sesiniz, beni duş altındaymış gibi rahatlatıyor.” Kendine has gülümsemesiyle epeyce gülmüştü buna…

Merhum Sabri Tandogan “Nefsin arınmışlığı en çok sese yansır. Birinin gönlü dinginse sesi okşar, yazısı içine işler. Nefsi ıslah olmamış, içi kaynıyorsa sesi içini tırmalar. Gördüğün budur efendim” Bunu “Geri Dönüşümcü Gönül” ile “Vampir Karakter”i tanıma ölçüsü saysan yeridir.

DUA EDEMİYORUM, NEDEN?

- Gerçekleri fark ettikçe Dua edemez oldum.
- Duayı dille niyaz ve hararetle istemekten ibaret sananlar bunlar kesilince dua edemediklerini düşünürler. Oysa insan her haliyle, her an duadadır. Duasız geçen tek saniyemiz yoktur.
- O halde ben ne yaşıyorum?
- Biraz düşün lütfen…

- Rabbimin verdiklerine Şükürde aciz kaldığımı gördükçe yenilerini isteyecek yüzüm yok. Şükre odaklanınca da Dualarım bitti.
- Şükre odaklanmanın da bir çeşit dua olmadığını kim söyledi ki? Sen dua edemiyor değilsin. Sadece duanın bilinen boyutundan bir üst leveline geçmişsin.

- Dille dua edemediğim gibi içimden istemek dahi gelmiyor.
- Hala duanın dillendirme ve isteme olduğu kaydında düşünüyorsun. Dua bunların çok fevkindedir. Dua eşiğinden bunlarla girilir doğru ama içerisi bundan ibaret denemez. Köşke kapıdan girilir ama kapı köşktür denmediği gibi.

- Yine de dua isteksizliğimin nedenini anlamak istiyorum. Depresyon gibi geliyor ama olmadığını da biliyorum. Nedir yaşadığım?
- Gerçekleri fark edip sindirdikçe Dil duası ve İstekler bizden bir bir düşer. Dil duası ve isteklerin düşmesi demek; Hal Duasının başlaması demektir…

- Dil Duasından Hal Duasına geçişi basitçe nasıl anlarım?
- Sürücü Kursuna giden trafik kuralı ezberler, usta nezaretinde direksiyon çalışır. Trafiğe çıkan, uzun yol yapan kural konuşur durur mu?
- Hayır. Sürücülük doğal refleksidir onun
- Hal Duası; Doğal Dua Refleksidir işte…

- Hal Duası başlayınca Dil Duası kesilse de tedirginim duadan mahrum muyum diye.
- 91′de askerdim Bornova’da. Selamlama ve Tüfekli hareketler çalıştık aylarca. Tatbikata çıkıyoruz denince bitti hepsi. Arazideydik. Yat kalk sürün, selamlama bitti diye askerlik bitti mi yoksa biz o tatbikatla tam asker mi olduk? “Fiilî Yaşam” başlayınca “Prosedür Yaşam” düşer dostum. Hal Duası başlayınca Dil Duasının düşmesi de buna benzer.

- Sen dua edebiliyor musun?
- Ne desem, ne anlatsam Duanın dillendirmek, istemek, etmek noktasında takılı hatta çakılısın!
- Merak işte sen dua ediyon mu?
- Her an her halimin dua olduğunu fark edeli, söylediğin anlamda duayı unuttum ben
- Nasıl bi hal o?
- Kitabı incele lütfen. https://www.kitsan.com/BIR-DUADIR-YASAMAK,PR-6674.html

İYİ Kİ HER DUAMIZ GERÇEKLEŞMİYOR

Bir insanın kendi kendisine yaptığı kötülüğü bütün köy toplansa yapamaz. {Atasözü} Ecdat, kimseyi suçlamadan olayı kendinizde arayın, kendinizden okuyun mu diyor? Bütün köy toplansa senin kendine yaptığını sana yapamıyor! Ne anlamlı bi hakikat okuması bu! Bi de sindirebilsek…

İyi ki her istediğimiz olmuyor. İyi ki bazı dualarımız bu alemde gerçekleşmiyor. Gerçekleşse felaketimiz olurdu. Bildim, Gördüm Ve Şahidim ki; Allah bazı kullarını büyük belalardan koruyor; talep ettiklerini onlara vermeyerek…

Yol kazası geçirenler, uçağı kaçıranlar, istemedikleri halde ayrılanlar, terk edilenler, işten kovulanlar kısacası beşeriyetlerine ters etkiler yaşayanlar bilemezler nelerden korunduklarını. Zaman öğretecektir. Öğrendiklerinde Rablerine mahcup şükür secdeleri edeceklerdir.

- Rabbimiz bize annemizden daha merhametli di mi?
- Kıyas bile edilmez, tabii ki.
- O halde Rabbimiz aleyhimize iş yapmaz! Ne yaşatmışsa lehimizedir, di mi?
- Kayıplar, acılar, düşmanlıklar da mı?
- Evet onlar da.
- Niye göremiyorum?
- Gözlerini yumar Kalbini açarsan göreceksin.

AYRINTI ÖNEMSİZ DİYE DİYE

Küçükler ve tecrübesizler, Büyükler ve tecrübelileri olayı abartmak, haddinden fazla hassas olmak, önemsiz noktalara takılı kalmakla suçlaya gelmiştir. Bu suçlama, kendileri de bir gün
büyük ve tecrübeli olana dek sürer. Bu bir Allah Kanunudur ki diğer kanunları gibi hiç değişmez.

Görülenden ziyade gören, Bakılandan ziyade bakan, Okunandan ziyade okuyan önemlidir. Aynı manzarayı görebilir, aynı resme bakabilir, aynı ilmi okuyabilir ama aynı şeyi görmez, aynı zevki bulmaz, aynı şeyi anlamazsınız. Her olay, seyredenin hassasiyetleri kadarıyla değer bulur.

“Şeytan ayrıntıda gizlidir” bir Sünnetullah Okumasıdır. Buna karşın kendisini yormak istemeyen insan “Bunlar küçük detaylar canım” deme kolaycılığını seçer. Şeytanın insanı avucuna aldığı nokta işte burasıdır. Kişiler ve Toplumlar önemsiz sanılan ayrıntılardan vurulmuşlardır.

Kabul edilemez, benimsenemez olanı kabullendirme için kullanılan en güçlü empoze metodu; daha önemli, daha büyük, daha hassas şeyler var diyerek kişileri yönlendirmek; önemli ve aşılmaz bulduklarını normalleştirmektir. Bir kere zihinde normalleşme başladı mı sapkınlık kolaylaşır.

Kur’an’da bazı günah/ yanlışlar için YAPMAYIN yerine YAKLAŞMAYIN geçmesi oldukça manidar. Yaklaşmayın? Sadece o günaha, o yanlışa değil ona doğru çekenlerde de hassas olun! Ona çekende hassasiyeti yitirirseniz, o gözünüzde basitleşir ve bir gün kendinizi günaha batmış bulursunuz.

İşte size basit bir ayrıntı: Hangi restorana giderseniz gidiniz bıçak sağa, çatal sola konur. Medeni, çağdaş anlamda yiyeceksiniz; sol elle yemelisiniz fısıltısıdır bu. İnançlarımız ise bize “Sağ Elle Yeme”yi emretmiştir. Garsonun çatal bıçak koyma şekli önemsiz bi ayrıntı mıdır?

Subliminal Mesajlar; Bilinçaltı Empozeler zamanla bireysel ve toplumsal duyarlığımızdan çok şey götürmüştür. “Bize ne oldu?” “Neden bu hale geldik?” “Saygı, sevgi, zarafet, nezaket nereye gitti?” soruyorsanız; cevap gayet metodik uygulanan yozlaştırma faaliyetlerinde saklıdır.

İstanbul Beyefendisi, Osmanlı Hanımefendisi, Cumhuriyet Aydını insan numunelerimiz vardı. Hepsi yok olmuş -esasında- planlı biçimde yok edilmiştir. Göz ve Zihnin Şehvete yönlendirilmişse muhatabı sadece hayvani boyutta dişi/ erkek görmek tabiidir. İş, buraya nasıl geldiğimizdir?

Çocukluğumda “Müşteri” denirdi ve Müşteri Velinimetti. Şimdi “Tüketici” deniyor. Gözümde, önüne konan yeme saldıran hayvvânî yapılar geliyor. Sadece o kadar mı? Kelime tüket diyor ve insan aç kurt düzeyine, mahlukat düzeyine indirgeniyor! Müşteri Velinimet! Tüketici Sömürülen!

Hassasiyetlerin kadar korunursun Hayvaniyetten, Önemsediklerin kadar korursun Özümsediklerini, Hafife almaya başlamışsan Değerleri, Hafife alınanlar üstünden sömürürler seni… Hassasiyet, Önem, Değer ölçülerinin erimesine de putlaşmasına da uzak bir anlayış içerisinde “Muhammedî Denge Yaşamı” sürmek niyazımla.

GÜNAHLA DEMLENİR TÖVBE SARHOŞLARI

Günahı, hatası, yanlışı ve utancını sevdi insan. Yudum yudum tattı acıyı. Dilim dilim soydu isyanı. Bi de sormaz mı Allah beni ne zaman affeder? Vicdanla demlenen sarhoşluktan bir ayıksa görecekti Allah’ın kendini çoktan affettiğini. Rabbi affetti de bir insan affedemedi kendini…

“Hayır ve Şer Allah’tan” bilir İman eden. “Hayır Allah’tan, Şer Benden” der günahını fark eden. “Her ikisi de Allah’tan” deme noktasına gelince yanıp dertlenen Tövbesine de tövbe eder de bambaşka bir iklimde ne Cennetler ne cehennemler seyreder.

Geçmiş hata ve günahlar bizi yakıyor. Aklımıza geldikçe içimiz kanıyor” dedi dervişler tekke pirine. Hepsinin gözlerine uzun uzun, derin derin, tek tek baktı ihtiyar pir. Ve zor duyulan bi sesle mırıldandı: “Günahımıza sahip çıkarak sana Şirk koşmaktan sana sığınırız Allah’ım!”

Istırap, endişe, acı adına ne varsa yaşamış; pişmanlık ve mahcubiyette dip yapmıştı. Kalbinden buharlaşanlar gözlerinde sağanaklaşırken bilinçli bilinçsiz bi dua döküldü dilinden: “Dileyen bensem, beni sakın affetme! Yok eğer dileyen sensen bi damla Merhametini çok görme!” ÂMÎN

BEN BİTTİM DEDİĞİNDE İNSAN

Secde anında yapılan dua geri çevrilmez! {Hadis} Sadece namazın secdesi mi? Secde anı; bütün olasılık hesaplarının boşa çıktığı, çepeçevre çaresizlikle kuşatıldığın; köşeye sıkıştığın, tutamakların eline geldiği, ben bittim demekten kendini alamadığın an var ya, işte o andır…

Rahmanın Merhamet Denizini “Ben bittim” diyenden daha fazla dalgalandıran olmamıştır. Ümit kırıntısının kalmadığı; korku, kaygı, endişe adına her şeyin tüketildiği anda yükselir o sessiz çığlık. Buhar da yerden sessizce yükselip gökten gürleye şaklaya sağanak olup dönmüyor mu?!..

Kullardan beklediklerin boşa çıkmadıkça; ticaretin kârı zarar olup sermayeyi yakmadıkça vechini göstermez Allah. İlim der sistem der Kullar, Hesaplarla şirk koşarız O’na. Şirkin bedeli acı acı ödetildiğinde Rahman açar gecenin tülünü. Düğün ben bittim diyenin o muhteşem düğünü.

GÖNÜLLÜ KÖRLÜK

İnsanlar bizzat hal ve tavırlarıyla neyi, ne kadar hak ettiklerini veya etmediklerini muhataplarına açıkça gösterirler. Muhatabının neyi hak edip etmediği hususunda ayar tutturamayan duygusal yapıların, insanlardan yana şikayetlenmeleri aslında kendi körlüklerindendir.

Sabahleyin hakkında bir dizi iyilik düşündüğüm, ikramlara boğmak istediğim insan öğleye doğru ortaya koyduğu bir halle “Ben sandığın kadar değerli değilim, bana değmez” işareti verdi. İşareti gördüm ve ikramdan vazgeçtim. Vazgeçemesem, kararımı uygulasam neler mi olurdu?

Her insan, her an, her muhatabına kendi değer/ çapını ister istemez göstermekte; kalitesini açık etmektedir. Değer ve seviyesini gösterdiği halde üst perdeden lütuflara devam ederseniz; büyük olasılıkla nankörlük, ihanet, densizlik göreceksiniz demektir. Kim yaptı? O mu, siz mi?!

- Onun için yapmadığım kalmadı. Elden gelenin fazlasını verdim. Neden bunu yaşattı anlamadım.
- Basit. Gözlerini yumarak vermişsin. Gözlerini açsan o, iyiliği ve seni ne kadar hak ettiğini zaten gösterip durmaktaydı.
- İyiliğin bedeli bu mu?
- İyiliğin değil, Körlüğün! İyi anla!

“Köpek neyler takkeyi, dingilderken düşürür” Beni çok gülümseten ve düşündüren bu söz anneciğimden öğrendiğim bir halk deyişi. Takkeyi kimin başına geçireceğini okuyamazsan, düşürüp toza, çamura bulamasına da gelip seni ısırmasına da kızma hakkın yoktur anlamına gelir.

Kime telefon açarsam açayım sadeceüç kere çaldırırım. Açarsa ne âlâ. Açmazsa yoğundur, beni önemsiyorsa döner der geçerim. Bi kaç aradım dönmedi? Gam yok. Görüşmek istemiyordur anlaşılan. Benden de göreceği kendi istediğidir. İşte o kadar. Yananlar; Israrlarından Yanmadadırlar…

Duygusal dostlarımın içine sinmeyeceğini biliyorum ama yine de bir Allah Sistemi Gerçeğini hatırlatayım: Hayat ve İlişkiler ticaret gibidir. Arz talebe; Talep arza göre gelişir, gelişmelidir. Daha açığı? Ne kadar ekmek o kadar köfte! Bu gerçeği unutmazsanız kimse sizi yakamaz.

Hak edene hak ettiğini vermek; Adalet
Hak edene hak ettiğini vermemek; Zulümdür.
Hak etmeyene hak etmediğini vermemek; Adalet
Hak etmeyene hak etmediğini vermek; Zulümdür.

Ne buyurdu Allah’ın Resülü (sav)? “NE ZULMEDİNİZ NE DE ZULME UĞRAYINIZ” Adalet ne? Zulüm ne? Ölçüyü iyi anlarsan kimseye zulmetmez, kimsenin de sana zulmetmesine izin vermezsin.

- Ben ona, onun beklediğinden daha fazlasını vermiştim.
- Sen zalimsin! Ona zulmetmişsin!
- Hem iyilik yap hem zalim ol, bu neyin kafası kuzum?
- “Hak etmeyene, hak etmediğini vermek Zulümdür.” Her zulüm, zalimliğe davetiye çıkarmaktır. Gördüğün nankörlük senin zulmünün eseridir.

Duygusallığa Merhamet, Muhatabı Minnet altında bırakmaya İyilik adı verirseniz Allah Sisteminin kendinden kendine işleyişi mekanizmasını kavrayamazsınız. Ve bir ömür bazen talihi, bazen insanları, bazen de gidişatı suçlar; kaderimse çekerim türünden arabesk çıralar tutuşturur, için için kendi kendinizi yakarsınız.

Yardım et, ilgi göster, elinden geleni yap insan kardeşlerine. Fakat hiç kimseyi minnet altıda bırakma! Neden? Minnet; hakikati Halife olan insana yüklenecek en ağır yüktür. Nankörlük dediğin aslında insan hakikatinin minneti kaldıramayışından, onu üzerinden atışından başka bir şey değildir.

Bir çay içimi yeter insan tanımaya. Şahidim, konuşan hiç kimse kendini saklayamamıştır. Yıllarca beraberdin tanıyamamışsın? Sana yanlış yaptı öyle mi? Cesur ol, o yaptı demeyi bırak da ben körmüşüm de! Hep topu öteye attıkça, hayatının sorumluluğunu üstlenmedikçe huzur bekleme.

“Dün seni aradım, telefonuma dönmedin?” Bunu hemen hemen çoğumuz deriz muhatabımıza. Aslında bu, muhatabı yalana teşvikten başka bir şey değildir. Yalana teşvik ettiğimizin bize gerçek kimliği doğal olarak örtülecek; davranışı samimiyetten uzaklaşacaktır. Kim yaptı? O mu? Biz mi?

Aslında kimse giyinik dolaşmıyor. Hepimiz çıplağız birbirimize. Sözler, gözler ve yayılan enerji açık etmede insanı. Görebilen, sezebilen, frekansı alabilen; ayarlar mesafeyi, yakmaz kendini. Gönüllü Körlüğe iyilik demek; azabını kutsamak demektir ki bu da devası güç bir illettir. Allah hepimize Şifa versin. ÂMÎN