Değiniler- 138

Değiniler- 138

ANLAM YÜKLEMEK veya KANDIRMAK KENDİNİ

Kendi kendini kandırabilen ve bu kandırmaya çok çeşitli anlamlar yükleyebilen, yetinmeyip o anlamları çeşitli yerlere bağlayarak değerler haline getirebilen biricik varlık insandır.

Kendi kendini kandırma adına insanlığın geliştirdiği düşünce, inanç ve bilgi sistemlerini açıklayacak olsak, eminim ki çoklarımız bunu hazmetmede zorlanacaktır.

Kendi kendini kandırmaya, anlam yükleme de diyebilirsiniz. Bu da bizi yaşama bağlayan bir çeşit kabiliyettir. Anlam yükleyemesek çekilir miydi acep şu hayat?!..

Dini literatürde kendi kendini kandırmaya veya daha şık ifadesiyle anlam yükleyebilmeye ne ad verildiğini henüz buraya yazamam. Buna toplum da bireyler de hazır değil çünkü.

İntihar edenler? Kendi kendini kandıramadığı için gerçeğin beton duvarına çarpanlar. “Bunda da vardır bir hayır” diyebilseler, intihar ederler miydi? İntihar dinimizde haramdır.

Hayvanlar kendi kendilerini kandırırlar mı bilemiyorum. Hayvanların okul ve mabetlerinin olmaması hayli dikkatimi çekiyor.

Bir açıdan da iyidir kendini kandırmak. Beterin beteri var di mi? Hem sabretmeli, sabahın sahibi var demeli. Kukumav kuşu gibi karamsar olmanın ne alemi var canım.

Gerçek soğuk, kesif ve çıplak. Yaşamak için ısı, letafet ve elbise gerek. Kelimeleri seviyorum. Hele edebiyata bayılıyorum. Yazarlar, şairler, düşünürler gardırop dolusu elbiseler biçip dikiyor soğuk, sert, acı ve çıplak gerçeğe. Ve giydiriyorlar gerçeği, insan ürkmesin diye..

Kelimelere dans ettirenler arenasında Din adına konuşanlar; kimselere kaptırmıyorlar assolistliği. Çünkü millet en çok onların yüklediği anlamları seviyor. Ve bu durum asırlar geçse de hiç değişmiyor. En çok din adına kandırılıyor, en çok din adına kanıyoruz.

Anlam yükleyemedi yaşadıklarına. Cayır cayır yandı acılarla, sancılarla ve yıkımlarla Cehennemlik. Anlam yükledi yaşadığına, hissettiğine. Felaketin, zararın, ölümün bile bir manası vardı onda. Kendi halinde bir huzur zevk etti Cennetlik.

Okudu, tefekkür etti ve beynini zonklatırcasına sorguladı gerçeği. Böylece her şeye yüklenen anlam elbiselerini bir bir soyacak, ambalajları yırtacak ve kendini kandırmayacaktı. Dayanabilecek miydi gerçeği çıplak görmeye? Olsun dayanırım, diyerek devam etti etiket sökmeye…

Acı dedim İmtihan dedi. Bela? Allah sevdiğine verir dedi. İflas dedim Yeni girişimlere fırsat dedi. Nefret? Sevgiye yükselmek için dip yapmak dedi. Ya Ölüm? Rahimden çıkarken sandığım şey dedi. O kadar güzel anlam yüklüyordu ki kendini kandırıyorsun demeye dilim varmadı…

Seneler olmuş babam vefat edeli. Kabrinde dua ederken yeğenim “Kim bilir neler hissediyorsun amca?” dedi. Durdum, düşündüm. Yıkılmıştım 32 sene önce. Ya şimdi? His yoktu içimde. Toparlandım “Çok acı çooook” dedim yeğene. His yok, sıradan bi kabir işte desem olur muydu sizce?

İki ameliyat geçirmişti. Kımıldayacak hali yoktu yatakta. “Maşallah iyi gördük seni, yüzüne gözüne can gelmiş” dediler. Söyleyenler de dinleyen de biliyordu gerçeği. İnsan bitik de olsa bitiksin denmezdi. Gönüllü yalana gönüllü kanmak, üstüne de teşekkür etmek miydi yaşamak?!

Kervan gelince “Yusuf kokusu alıyorum” dedi. Her şeye anlam yükleyip işaretler sezmeyi sevmeyen oğulları “Aman baba unut artık, 40 sene oldu” dediler. “Allah’tan ancak Kâfirler ümit keser” dedi Yakup. Anlam yükleyemeyen mi Kâfir? Anlamlarla teselli bulan mı Mü’min?

Anlam yükleyebilmek güzel de bile bile lades dediğini fark etmek var ya işte o çok dokunuyor insana. Kendi kendini kandırmak iyi de kandırdığının da bilincinde olmak, işte bu çok ağır geliyor ruhuma. “Kulunun Zannı üzere” olan Allah’ım! Sen koru bizim “İman”ımızı! [ÂMÎN]

UYANIŞ PIRILTILARI

Size “İşinizi Allah’a bırakın” diyenler kendi işlerini hiç ona bırakmamışlarsa; sizi “Dünya geçicidir, sahiplenmeyin” diyerek ahirete yönlendirenler dünyaya kazık çakarcasına her şeyin en iyisinin konforunu yaşıyorlarsa; uyanma ve sürüden ayrılma vaktiniz gelmiş demektir.

“Hakkına razı ol, takdir bu türünden telkinler fakirleri uyuşturmak içindir. Uyanıp da zenginleri huzursuz etmesinler diye” dedi eski tüfek Komünist arkadaşım. Saçmalıyorsun diyecektim ki yutkundum, ortama baktığımda pek de haksız sayılmazdı.

Her yıl Boğaza nazır villasında geçirirdi yaz aylarını. Kapısında kuyruklar oluşurdu cuma günleri. Cumaya çıkarken gül cemalini görmek için. Son model Porche ve eskortlar eşliğinde çıkarken “Aç gözlülük etmeyin, dünya geçici” diye seslendi camdan sürüye -pardon- sevenlerine…

Size “Her şeyi sorgulayın” diyenlerin samimiyetini test etmek ister misiniz? Onların kişiliklerini ve yaşam tarzlarını bir sorgulayın bakalım. Ne nankörlüğünüz kalır, ne dedikoduculuğunuz, ne alçaklığınız!.. Yanardağ gibi püskürtürler üstünüze, engin hoşgörülerini…

“Allah’la aranıza kimseyi sokmayın” nutukları atana “Sen de çekil aradan o vakit” dediğiniz gün bir başka dünyaya uyanırsınız. Yapabilirseniz, deneyin derim. Ki asıl uyanış ve asıl gerçekle yüzleşme ancak bunu diyebilirseniz başlar.

Çobanlar, sıradan koyunları “Sizi kurttan koruyor; suyunuzu yeminizi temin ediyorum” diyerek sürüde tutarlar. Biraz daha zeki koyunlara daha uyanık çobanların şöyle hitap eder: “Seçildiniz!.. Ne mutlu size!..” Aslında her ikisi de aynıdır. Olay sürü gütmekten ibarettir.

Tarih boyunca insan gütme işlevi hiç bitmemiştir. Güdülenler; çobanlarına yüksek ve ulvî anlamlar yükleyerek kendilerinden bile saklarlar güdülme utancını. Çobanlar; insanlık hizmetkârı ve fedakarlık abidesi diye sunarak beslerler doymak bilmeyen narsistik egolarını…

“Sürüden ayrılanı kurt kapar” balonunu sürüden ayrılmadan patlatamazsın. “Her kuş sürüsüyle uçar” sakızındaki örtülü sürüleşme teşvikini de yalnız kalınca kavrarsın. Çocuk değilsen patlatırsın balonları, çiğnemeden atarsın bayat, günü geçmiş, içeriği hiç değişmeyen sakızları.

Tadına doyamayacağım bi İman, hiç sarsılmayan bi Özgüven ve hiç bozulmayan bi Huzur istiyorum. Mümkün mü? Yaşamak için birilerini sevmeye veya birileri tarafından sevilmeye ihtiyaç duymayacak kadar kendi hakikatinle kucaklaşmış ve barışmışsan neden olmasın? Elbette mümkün…

Sadakat, Vefa, İtaat ve Muhabbet vb kavramları dışa doğru anladığın sürece gütme- güdülme girdabından kurtulamayacaksın. Ne zaman ki bunların aslında kendi hakikatine doğru olduğunu kavradın, işte o gün gerçek manada aydınlandığın ve kurtulduğun gündür. Dileyene nasip ola!..

ADAK

Kim kendini neye adamışsa bilerek ya da bilmeyerek onun kurbanı olmayı niyete almıştır. Adanma olan her yerde mutlak surette bir kurban olacaktır. Adaklar, er ya da geç kanlı canlı bir kurbanı davet etmiyor mu?!..

İnsanlığa adanmak? İyiliğe adanmak? Hak hizmetine adanmak? Yardımlaşmaya adanmak? Veya hayvanlara adanmak mesela? Ya da İlme adanmak diyeyim? Gerçekten iyi, ulvi, kutlu bir eylem midir bu adanmalar?!..

Adak deyince ne gelir aklınıza? Kurbanlık bir hayvan! İnsan hayvan değil ki kurban olsun! İnsan kurban değil ki bir şeylere adansın? Ne buyurdu Resulullah? “Adak adamayın ki kendinize vacip (zorunlu) olmayanı kendinize vacip hale getirmeyin.”

Resulullah (sav) adanma konusunu “Zorunlu olmayanı zorunlu hale getirmek” diye tarif etmiş. Yani? “Hiç gereği yokken başına iş almak” da desek olur mu? Siz adanır mısınız bir şeylere? Çocuklarınıza, işinize, doğaya, bilime, dine mesela? Kendini bişeylere adamak erdem midir?..

- Hayatımı çocuklara adadım. Şimdilerde bayramda bile gelmiyorlar…
- Sana senin istediğini yapıyorlar.
- Neee? Bunu hangi anne baba ister?
- Adandın! Adak kurbanı olarak kesiyorlar seni! Bunu sen istedin, onlara adanmakla.

- Çocuklara, hayata, iyiliğe adanmak kötü mü ki neticesi tükeniş oluyor? Hazin durumlar doğuyor?
- Bir sistem kuralıdır dostum “Allah’a nelerle ve kimlerle şirk koşmuşsan Allah seni onlarla sınar!”
- O zaman her adanış bir sınav ve bela davetiyesi mi?
- Şükür şarj etti kafan.

- İyi de evlat yetiştirmek, bu uğurda çabalamak kötü mü?
- Şeytânî zihnin sana oyun oynuyor. Kötü dedik mi? Kötü olan adanma, yetiştirme ve çaba değil.
- Daha öz ve kısa söylesen?
- Bir şeye gayret etmekle ona adanmak; Yaşam Gayesi haline getirmek aynı şey değil.

- Bir şeylere adanmak yanlışsa Yaşam Gayem ne peki?
- Yaşam Gayen; Şahadet. Gözlemci edası ile seyretmek. Tutunmadan, bağlanmadan.
- Etliye sütlüye karışmadan, suya sabuna dokunmadan. Oh ne âlâ!
- Ne desem anlamayacaksın. Adandıkların esir almış zihnini. Bildiğinden şaşma sen!

- Sokak kedilerine üzülüyorum. Sık sık eve getirip beslerim
- Belediye barınakları dolu mu ki eve doldurdun?
- Kıyamam, dayanamıyorum
- Akademisyendin di mi? Son aylarda Bilime katkın? Kaç makale, kaç tez ürettin? Ünv. sana kediler için maaş veriyor di mi? Adan sen kedilere!..

Bir şeylere adanıp kendinizi kurban etmeyin derim, her şeye boş ver diye anlarlar. Gözlemci edası ile seyredin derim, etliye sütlüye karışmayan ot gibi mi olalım derler. Adanmayın ki canınız yanmasın derim, fedakarlık etmeyelim mi derler. Neyi nasıl anlatsam bilemedim ki ben!?.

Kurban sadece dört ayaklı ehlî hayvanlardan olur. İnsandan kurban olmaz!.. Sen ne devesin, ne sığır, ne koyun, ne de keçi! İnsansın sen insan!.. Adanma ki kurban niyetine bıçak çalmasın boğazına hayat. Bunun için yaratılmadın sen vesSelam.

Her şeyin hakkını vermek üzere elimden gelen her şeyimle gayret eder, çaba sarf ederim. Gördüğüm ve işittiğimden sorumlu olduğumu bilir; bana düşen kadarıyla tavır ve duruş ortaya koyarım. Ama hiçbir zaman, hiçbir şeye, hiç kimseye, hiçbir değere adanmam. Kurbanlık değilim…

İşim, eşim, evim, sevdiklerim için ne lazımsa yapar, olanı paylaşırım. Ammaaaaa bunların hiçbiriyle kendimi tanımlamam. Hiç kimsenin ve hiç bir sorunun günde 50 sayfa kitap okuma disiplinimi bozacak kadar beni benden almasına izin vermem! Adanmamayı biraz anladın mı şimdi?!..

Film izlemeyi seversin? Bilirsen filmler en zevkli hakikat okumalarıdır. Kitap okumadığını biliyorum. Bari film izle. Bak, ADANAN neler yaşamış? Nasıl KURBAN olup YAKMIŞ KENDİNİ, SEVDİKLERİNİ? Başrol oyuncularına seçilen isimlere dikkat https://www.youtube.com/watch?time_continue=44&v=e-_yOXN_8kA

VEREBİLMEK

Hiç bir insan muhtaç duruma düşmeden kimin kendisine ne kadar yakın , ne kadar uzak, ne kadar samimi, ne kadar dost olduğunu bilemez.

Yakın sandıklarınızın tahmin edemeyeceğiniz kadar uzak; uzak sandıklarınızın ihtimal veremeyeceğiniz kadar yakın olduğunu hayat sizi sıkıştırdığı anda biraz hüzün biraz da hayretle öğrenirsiniz.

Gerçeği ne kadar hazmettiğinizin, kendinizi ne kadar tanıyabildiğinizin, benlik girdabından ne kadar kurtulabildiğinizin biricik ölçüsü vardır: Verebilmek.

İhtiyacınıza, ihtiyaç duyduğunuz cinsten karşılık vermek yerine “Akıl Verme”yi seçenler size hal lisanıyla “Bana fazla anlam yükleme, benden sana yar olmaz, benden iş çıkmaz” mesajı vermişlerdir. Mesajı almak ve değerlendirmek; arınma ve aydınlanma sebebidir.

Empati kurabildiğin ölçüde verebilir, egonu aşabildiğin ölçüde empati kurabilirsin.

Muhatabınıza ne kadar çok Nasihat veriyorsanız, ona ne kadar ondan uzak olduğunuzu açık ediyorsunuz demektir. Verilen her nasihatin altındaki örtülü gerçek; Kibirdir. Muhatabı bilerek ya da bilmeyerek aşağılamak demek olan Kibir.

Aldığı kadar kazançlı çıkacağına inanan ve öyle yaşayan Hayvaniyete doğru düşerken; Verdiği kadar kazançlı çıkacağına inanan ve öyle yaşayan İnsaniyete doğru yükselir. Yükselme ve Alçalma arasındaki ince çizgidir Verebilmek. Verenlere selam olsun…

ÖZGÜRLÜK

Özgürlük; Hayvani yönü ağır basan kişilerde beden ve mekan itibarıyla birilerini terk veya bi şeylerden uzaklaşmak diye anlaşılmıştır ki bu tarz özgürlük çoklarına cazip gelir. Heyecan, macera, gizem arayışı hormonları, hormonlar duyguları, duygular hayvaniyeti beslediği için..

Kendi zihninin sana oynadığı oyunu sezemedikçe hiçbir zaman gerçeği göremeyecek ve gerçeğin taklitlerini gerçek sanarak oyalanacaksın. Zihin, oyunlarını öylesi bir kutsiyet ve ulviyete bürüyerek sahneler ki fark edebilene aşk olsun.

Kişi kendisinden özgürleşemediği sürece birilerini terk etmesi veya bir şeylerden uzaklaşmasının kendisine hiçbir getirisi olmayacaktır. Avunmak isteyen için bu terkler, çok güzel kafa bulduran uyuşturuculardır.

Beynin hem avantaj hem dezavantaj olan özelliği “Yönelişi Beslemesi”dir. Ne mi demek istiyorum? Sen neye yönelirsen, sen neyi gaye haline getirirsen onu besler beynin. Yöneldiğinin doğru, gerçek veya akla, mantığa, sisteme uygunluğuna hiç bakmaksızın.

Hayata duygusal mı bakıyorsun? Beynin duyguları körükleyen, parlatan bilgileri, olguları çeker hayatına. Akılcı mısın? Aklı perçinleyen olay, kişi ve olguları büyütür, çoğaltır beynin. Böylesi bir zihin oyununda, üstelik sana oyun oynayan senin beyninse gerçeği nasıl bileceksin?!

Düşünme Özgürlüğünü her zaman, her yerde birilerine, bir şeylere kafa tutmak diye anlamak hayvani boyutun aldatmacasıdır. Esas düşünme özgürlüğü; kendine kafa tutabilmendir. Hadi, var mısın? Tanıyor musun ki kendini kafa tutasın? Dışarıya, ötekine isyan ve muhalefet ne kolay!

Duygusal yapıların tepkisini çekme pahasına şu soruyu da sormak isterim: Aklı yele vererek sözde aşk ateşi peşinden çöllere vuran Mecnun mu gerçek manada özgürleşmiştir yoksa kendini laboratuara kapatarak insanlığın işlerini kolaylaştıran icatlara imza atan bilim insanı mı?!..

Aklımızı başımıza almak, Aşk uyuşturucusu çekerek saçma sapan hayatları, gerçekliği olmayan efsaneleri kutsamamak gerek. Çöle vuran Mecnunun, dağ delen Ferhat’ın ne hayrı dokunmuş insanlığa? Bırak insanlığı, kendilerine ve yakınlarına? Devir; efsane, masal, keramet devri değil…

Ülkeyi terk edişi sorulunca yanlışlara katlanamadım, irademi ve özgürlüğümü elime aldım başımı alıp çıktım dedi. Uyumsuz bir tipim, uyumlanamadım topluma desene! Niçin uyumsuzluğunu kutsal özgürlük kılıfına sararak sunuyorsun, dedim. Dut yemiş bülbüle döndü.

Çoklarının cesaret edemediğini yaptım, boşandım dedi. Eşim de olsa irademe kimse ipotek koyamaz diye de ekledi. Dinleyenler heyecanlanmıştı. Meydan okuyordu. Söz istedim “Evliliği yürütecek beceriniz yokmuş anlaşılan” dedim. Ortalık buz kesti. Ters köşe! Sevsinler özgürlüğünü!..

Kanmayınız! Nefsin, egonun ve zihnin akıl almaz oyunlarına karşı uyanık olunuz. Meydan okuma, Terk, Kafa tutma, Boş verme bilin ki Hayvani tarafınızı besler. Biz, İnsan olmak için geldik bu aleme. Özgürleşilecekse önce Kendimizden Özgürleşerek işe başlamak lazımdır. Bizi İnsaniyete taşıyacak olan da budur.