Değiniler- 139

Değiniler- 139

ROLÜNÜ OYNA, KORKMA MÜNAFIK OLMAZSIN

Dışa açık vitrinimle yakın çevrem beni nasıl görmek istiyorsa öyleyim. İç alemimde? Sadece Kendim gibi. Bu dediğim sana bi çeşit Münafıklık göründü değil mi? Erbab-ı Tasavvufun “Marifet Kuşanma” dediğidir bu. Yapamaz mısın? Çok mu zor? Kendini sahtekar mı hissedersin? Bi düşün…

Ne isen o olacaksın herkese! Hem bu doğruluk ve dürüstlük aynı zamanda. Üzerine ahlakı da ekledin mi, tamam inandırdın kendini. Yok, yok sen herkese aynı olacaksın. Marifetle davranmak sana göre değil. Münafıklık zaten o… Tamam, bence mahsuru yok dostum. Yanışın mübarek olsun!

- Herkese farklı rol, dürüstçe gelmiyor? Bırak insanları, kendine sahte olmak rahatsız ediyor.
- Aslında şimdi de rollerin var kişilere göre. Birinin annesi, birinin eşi, birinin ablası, birinin teyzesi vb değil misin aynı zamanda? Eee? Bunu daha bilinçli yaşa demem mi münafıklık?

- Yok yok herkese farklı rol bana göre değil. Kandırır gibi. Canım tiyatro mu bu? Film oynatmıyoruz, hayat ciddiyet ister!
- “Tiyatro mu bu dünya hayatı?” dedin de aklıma geldi: “Dünya hayatı bir OYUN ve EĞLENCEDEN başka bişey değildir.” (En’am-32) Boooom! Tünaaayyydınnn…

- İnsanlara onlar gibi senin deyiminle ayna olursam Kendimi kaybederim. Ben nolucam?
- Ne güzeldir kendini kaybetmek! Ne güzeldir kendinden geçmek! Hani senin sevdiğin bi lakırdı var: “Kendini kaldır aradan, ortaya çıksın Yaratan!” Yaratan ortaya çıkmış, Ben kaybolmuşum bana ne!

Çocukluğumda merhum babam Ankara’nın tek eğlence mekanı Gençlik Parkına götürmüştü. “Sihirli Aynalar”dan çıkanlar katıla katıla gülüyordu. Biz de girdik. Ama ne aynalar! Ağzım burnum, kolum bacağım hepsinde başka tarafa gitti. Biz de güldük. Ne münafık olduk ne kendimizi kaybettik.

- Yakınlarımın, çevrenin istediği gibi olursam saygınlığımı, kişiliğim kaybederim diye düşünüyorum. Yapamam, ben buyum. Kırk tekerlek olamam.
- Bak Münir Özkul’a! Girmediği rol kalmadı. Yaşar Usta, Mamut Hoca, İbiş, Yanaşma, Patron, İşçi vb ne varsa. Saygıyla anmıyor muyuz? Hayat da bi Oyunsa?! Rolü iyi oynayanın karakterinin bozulacağını nereden çıkardın?

mu

Allah boyası! Allah boyası ile boyanmış olmaktan güzel ne olabilir! Biz Ona kulluk edenleriz! {Bakara-138} Tüm insanların karakteri Allah Boyası! Tüm renkler Onun! Gökkuşağını seyre doyulmaz! Benim rengim belli, İlle böyle kalıcam mı dedin? Etme, nolur etme!

g

HAKKI SEYİR HUZURU

“Haklı Çıkma” isteğiniz var olduğu sürece Hakkı Görmeniz mümkün değildir.

Hak; “Haklı- Haksız” ikilemi içinde idrak edilemez. İki uçlu her kavram ikiliği; her ikilik şirk düşüncesini, şirk düşüncesi egoyu besler. Egonun sürekli beslendiği yerde Objektiflik, Hakça bakış zayıflayacaktır. Hakça bakış zayıflamışsa Hakkın gerçeği nasıl görülsün?

Hoca, iki davalının ikisine de Haklısın der. Perde gerisinden izleyen karısı “Bu nasıl iş” deyince “Hatun sen de haklısın” der. Hakkı; Haklı- Haksız şirki içinde anlamaya çalışana Hak Gören başka ne diyebilir ki? Dese anlarlar mıydı ki? Şirk düşüncesiyle Tevhidi kim anlamış ki?!

Hak Görmeniz; hak edene hak ettiği tarzda davranış ortaya koymanıza engel olmuşsa korkarım ki hem sömürülür, hem üzülürsünüz. Edepli de Edepsiz de var oluş itibarıyla Haktır. Edepli, baş tacımızdır. Edepsiz; kendi benzerleri ile görüşsün. Hak; Hak edene hak ettiğince muameledir.

Hakkı Görenin farkı sorusundan bellidir. İşte bir evlilik sorunu ve iki tip soru:
- Eşim beni anlamıyor. Bencil davranıyor. Oysa benim de hakkım var di mi ama?
- Eşimi bazen anlayamıyorum. Eşim suretinde burada Rabbim bana neyi fark ettirmek istiyor? Neyi göremiyorum ben?!

Dış Dünya ve İnsanlar dediklerinin “Kendi iç alemlerinin yansıması” olduğunu fark edenler hiç kimseye Haksız dememiş, hiçbir şeyi de Haksızlık olarak görmemişlerdir.

Biliyor musun? İnsan beyni Hakkı göremediği sahnelere Bela, Sınav, Aksilik, Haksızlık; Hakkı gördüğü sahnelere Nimet, Lütuf, İhsan ve Huzur adı vermektedir.

Hakkı İdrak eden kişilerden “Hakkımı helal etmiyorum”, “Onu affetmiyorum” veya “Hakkımı helal ediyorum” “Onu affediyorum” cümlelerini duyamazsınız. Onlar bu tip cümlelerin her iki versiyonunun da “Tanrılığa Soyunmak” olduğunun bilincindedirler.

Sorun yaşadığım kişiler? Kendilerinde Hakkı göremediklerim. Sorunsuz ilişkide olduklarım? Kendilerinde Hakkı gördüklerim. Farkında mısın? Ne birilerini suçladım, ne birilerini akladım. Kiminle ne yaşadımsa kendi halim üzerinden yol aldım. Sen bana Huzurun formülünü mü sormuştun?

Her insan, her halükarda karakterinin; yaratılış programının gereğini ortaya koymaktadır. Hiç kimsenin bunu yapmama, yaşamama şansı da gücü de yoktur. Bu bilgiye iman edenden Haklı- Haksız şirki kalkar, azabı söner, hayatına dinginlik gelir. Bunun sırlı başka bir yönü daha var.

“Her insan karakterinin gereğini yapıyor” a imanın sırlı getirisi? Sorun gördüğüm kişilere kızmak, tavır almak yerine böyle baktığımda iki şey oldu:
- Ya hayatımdan çıkıp gittiler.
- Ya da sorun yerine ilgi, sevgi, destek üretmeye başladılar
Nedense bu sırra sen hiç inanamadın!

Torunlarıyla sohbet ederken yüzünde ışıklar yanan dedeye sordum: Dinginliğini neye borçlusun dedem? “Hakkımı hiç aramadım. Hakkımın geleceğinden şüphe etmedim çünki. Hiç isyan etmedim. Hepsi takdir-i ilahi değil mi?” dedi. Hepimize böyle bir Hak Seyri ve böyle bir huzur niyazımla.

DİNGİNLİK ÖRNEKLERİ

Yarım yüzyılı devirmişti evlilikte. İstikrarın sebebini sorulunca: “Eşime, çocuklarıma aile olmanın hakkını vermeye gayret ettim. Bu esnada “Onlar bana vazifelerini yaptı mı, yapmadı mı?” sorusuyla hiç ilgilenmedim. Her kul kendinden sorumlu malum. Ben hep kendime baktım” dedi.

Odacı girdiği memuriyetten müdür olarak emekli oluyordu. 30 yılın özeti soruldu. Şöyle dedi:
- Memur; emir alan demek. Ne vazife verilirse yaptım. Yetki ve Sorumluluğum dışı konulara; dedikodulara girmedim.
- Torpil? Haksızlıklar?
- Her dönem olmuştur. Ben sadece işime baktım.

Metrobüs bozuldu. Tepki yükseliyordu. Belediyeye söven, basını arayan, sos. medyada rezaleti paylaşan gırla! İnsanlar insanları germek için elinden geleni yapıyordu sanki. Hiç istifini bozmadı, kitabına devam etti. Ateşli bir gencin “Duyarsız moruk” lafını duymazdan geldi. Az sonra hareket ettiler. Bütün bu gerilim sadece 15 dk içindi.

Hikayesini dinleyen genç “Çekmediğin kalmamış. Aile, arkadaş, iş, toplum; gelen vurmuş giden vurmuş. Nasıl ayakta kaldın?” dedi. Felsefi bir cevap verdi:
- Vuranlar; etiketlerime vurdular. Bense kendi gerçeğimi hiç etiketlemedim. Allah Kulu oluşumu unutmadan…
- Anlayamıyorum…

- İnsanı yakan; kendine biçtiği unvan elbisesi ve toplumsal etiketlere sahip çıkmalarıdır. Anne oldum annelikle kayda girmedim, eş oldum eş etiketine yapışmadım, personel oldum kendimi işle tanımlamadım. Bir tek tanımım vardı; Allah Kulu. Ötekiler geçici di mi evladım?
- Anladım.

- İnsani etiketleri benimsemenin ne sakıncası var? Annelik, babalık, eşlik mesela?
- Güzel soru. Onun eşiyim dediğimde eşimden beklentim arttı. Anneyim dediğimde çocuklar delirtmek için ne lazımsa yaptı. Hiç biri be hiçbiri sadece Kulum dedim.
- Sonuç?
- Ortalık süt liman şimdi.

- Üzerinize yapışan etiketleri sökünce onlarla gelen sıkıntı da bitti öyle mi?
- Sıkıntı bitti mi bilmem. Bende olayı sıkıntı görme bitti. Bütün mesele; neyi nasıl gördüğümüz değil mi?
- Bizimkiler düzelmez. Size inanmak isterdim.
- Kimse düzelmeyecek sen kendini bulacaksın evlat!

- Etiketlerden kurtulma veya kendini etiketle tanımlamama bende oturmuyor. İkna olacağım bişey söyle. Dini mesela.
- “Allah kalabalıktır, kalabalıkları sever.”
- Hâşâ! “Allah yalnızdır yalnızları sever” olacak. Dini işaret istedim sadece ben.
- Ben de o işareti verdim! Allah’ın sevdiklerinden olasın.

SADAKAT

Bilgiye sadakat; yeni ve daha anlamlı bilgi geldiğinde eskisinden vazgeçebilme iradesidir.

Yola sadakat; gerektiğinde yol vasıtasını ve yol arkadaşlarını değiştirmek de dahil yolculuğa devam edebilme kudret ve istikrarıdır.

Hakikate sadakat; değişmez tek bir hakikat kabulüyle dar pencereden seyretmek değil; değişmeyen tek şeyin değişimin kendisi olduğu farkındalığıyla ufuk turuna çıkmaktır.

Esas sadık olunması gerekenin Kendi Özbenlikleri olduğu bilinciyle yaşayanlar; insanlara, yola, değerlere ve -sözde- üstün gerçeklere ihanetle suçlana gelmişlerdir. Nehirler de haindirler, geçtikleri topraklara değil sadece karışmak istedikleri denize sadık oldukları için.

Okumaya sadakat gösterenler; kitaplara karşı hep hain olagelmişlerdir. Hiçbir kitapla ve hiçbir tarzla kayıtlanmaksızın okuma seferine aşk ile şevk ile devam ettikleri için.

Sevgiye sadakat; sevilen kaydına girmeksizin hayatın her aşamasında sevgi potansiyelini açığa çıkarabilme ve mahlukata yansıtabilme kudret ve özgüvenidir. Sevgiye sadakatin sevgiliye ihanet gibi kendini göstermesi de fani hayatın kaçınılmaz bir yanılsamasından ibarettir.

İlme sadakati Âlime sadakat; İrfana sadakati Ârife sadakat; Aşka sadakati Maşuka sadakat anladığımızdan beri ilim, irfan ve gönülde geldiğimiz seviye sahicilikten uzak tuhaf riyalara, uçuk rüyalara dönüştü. O gün bugün uyanmak; ihanete eş sayıla geldiğinden mışıl mışıl uykulardayız.

Dili sadakat okusa da hıyanetler yumağıdır insan. Doğmakla ana rahmine, büyümekle çocukluğa, olgunlaşmakla delikanlılığa, yaşlanmakla orta yaş kemalatına, ölmekle beden ve dünyaya hıyanet eder. Ve Sadakat dediğin dostum, bir Hıyanetler Zinciridir, sindirmesi azıcık zor olsa da.

Geri kalmış ülkeler? Çocuklarına bir dizi vefa, sadakat ve minnet duyulası değerler pompalayan memleketler. Ya ileri ülkeler? Kalkınmış ve aydınlanmış coğrafyalar? Çocuklara sadece ama sadece Gerçeğe sadakatin, Kendine; Özüne vefanın öğretildiği memleketler.

Öğretilmiş Sadakat, Benimsetilmiş Vefa, İdealize edilmiş Fedakarlık peşinde en büyük ihaneti Kendisine yapandır insan. Böylesi bir Gafleti bir de İbadet bellemişse iflahı da ıslahı da imkansızdır artık. Sadakat, Vefa, İhanet Gerçeğini yeniden sorgulayanlara selam olsun.

DEĞİŞİM ÇOK MU ZOR?

- Gelişim ve Değişimi ben de istiyorum da bazı şeyler insanın elinde değil. Hem karakter kolay değişmiyor.
- Böyle inanıyorsan zaten sende değişim ve gelişim olmaz. Çünkü neye inanırsak bedensel- düşünsel dünyamız ona göre biçimlenir. Niyetine bile girmiyorsun ki biçimlensin?!..

- Kader belli. Değişmez ki
- Yaratım Asistanı mısın?
- Anlamadım
- Allah seni yaratırken onun asistanı mıydın? Kaderini beraber yazdınız galiba?
- Hâşâ
- “Kader değişmez”e sığındığına göre ne zaman ne yaşayacağını biliyorsun demek?
- Hâşâ
- İnsan en çok Kaderle aldatır kendini!

- Hava kararmış, bulutlar grileşmişse neyin haberi?
- Yaklaşan yağmurun
- Uzaktan motor gürültüsü duyulmaya başlamışsa?
- Yaklaşan bi arabanın
- Değişim bilgisi sana gelmeye başlamışsa?
- Değişebileceğimin mi? Kader?
- Hay Kader kadar taş düşsün kafana demek var da demiycem…

- Müzisyen babanın oğlu bir enstrümana yoğunlaşmış
- Tabii ki mayasında var
- Mayasında olmasa yoğunlaşabilir miydi?
- Ne yönelmesi ilgisini dahi çekmezdi
- Tasavvuf, Felsefe, Psikoloji ve Gelişim Bilimleri ilgini çekiyor?
- Hem de çoook!
- O halde? Kader? Maya?
- Aaaa!

- Bir pazar yerindesin. En çok hangi ses ilgini çeker?
- Bebek ağlaması, çocuk sesi
- Neden?
- Anneyim. O sese beni Doğam götürür
- Anne olmasan?
- Başka sese ilgim olabilir
- Sosyal Medyada belli sayfalarla ilgilisin. Doğanda o tür patansiyel var desek!
- Kader?
- Döverim bak!

- Dediklerin aklıma yatıyor da ben bir türlü eyleme geçiremiyorum bunları
- Gerek de yok zaten.
- Nasıl gerek yok? Eylem, fiil, uygulama olmadan değişim mi olur?
- Değişimde öncelik uygulama mı inanç mı?
- İkisi de
- Yanlış! Öncelik İnançtır.
- Delilin?
- Var tabii, bekle az…

- Değişimde önceliği inanca verdin. Çabasız, gayretsiz olur mu?
- Resulullah (sav) Hadisine göre Cennete amelle mi girilir İmanla mı?
- İmanla girilir
- Ahiret cennetinden beri geip şimdide anlasak?
- Olur, anlat
- Kişinin yaşamı inancına göre biçimlenir. Cenneti, Huzuru da öyle!

- Değişimde önceliği inanca verdin. Çabasız, gayretsiz olur mu?
- Resulullah (sav) Hadisine göre Cennete amelle mi girilir İmanla mı?
- İmanla girilir
- Ahiret cennetinden beri geip şimdide anlasak?
- Olur, anlat
- Kişinin yaşamı inancına göre biçimlenir. Cenneti, Huzuru da öyle!

- O halde benim değişememem, uygulama eksiliğinden değil
- Bravo! Ya neyden?
- Aklıma yattı, inanıyorum desem de sanırım buna tam inanamıyorum
- Helal olsun! Devam
- Tam manasıyla inansam değişim kendiliğinden başlar diyecem de gene uygulama kafama takıldı
- De, de! Takılmasın!..

- Cennete imanla girilir tamam da inanç eylemden önce gelir tam oturmadı.
- Seni yürüten ayakların mı?
- Hayır. Önce beynimde yürüme isteği oluşur. Sonra ayaklara komut gider, sonra da yürürüm.
- Yürüyebileceğine inancını yitirsen kımıldayabilir misin?
- Hayır
- O halde neymiş?

- Anladım ki değişemeyecek olsam bana değişim bilgisi ulaşmazdı. Bilgiyi değerlendiremeyecek olsam bu konuları sevmezdim. Bunları sevdiğime göre sadece iyi inanmam gerekiyor. Doğru mu?
- Evet hepsi bu!
- O kadar kolay mı?
- Kolay. Ama bugüne kadar zor diye inandırıldık hepimiz…

- Neden değişime inanç bende oturmuyor?
- Atatürk’e başarı formülü soruldu. Dedi ki; “Siz nasıl başarırıma odaklanırsınız. Ben başarımın önünde ne engeller var ona yoğunlaşır, önceliği onları yoldan kaldırmaya veririm”
- İnanmamın önündeki engeller?
- Kafanın içini bilemem ki!

- Bunca anlattın, inanmama engel ne? Lütfen!
- “İMAN etmedikçe CENNETe giremezsiniz. Birbirinizi SEVMEDİKÇE iman etmiş olmazsınız”
- Yani?
- İman ve Sevgi ikiz kardeş. Sevemediklerin? Bana uymaz dediklerin? Hepsini sever ve uyar hale getirmeyi niyete al. Değişimin kutlu olsun…

HAKİKAT VE İLİM ADINA OYALANMAK

Okuduğunuz Kitaplar, çektiğiniz Zikirler, katıldığınız Ders- Sohbet Ortamları senelerdir içtenlikle gönül vermenize rağmen hala sizin içsel gerilim, sıkıntı, problem ve tıkanıklıklarınızı çözmenizi sağlamamışsa derin ve cesur bir sorgulama yapmanızın vakti gelmiş demektir.

Günlük hayatınızı dinginleştirmeyen, gece huzurlu bir uykuya yardım etmeyen, seneler geçmesine rağmen gerçeğe dair en basit sorularda bile aklı ve gönlü ikna edici cevaplar içermeyen ilim; kimden, nereden, hangi boyuttan gelirse gelsin “Oyalanma Aracı” olmaktan öteye geçmez.

Oğlum “KİMSE AYRANIM EKŞİ DEMEZ” Anneciğimin sık söylediği atasözü aslında şunu demek ister: “Satıcı malım kötü demez. Seçici olacaksın!” İlim alemi de bir pazar dostum Kimse ilmimde- yolumda boşluk var demez! Hep şu pompalanır sana: “Sen anlayamıyorsun! Eksik sende!” Acaba?!..

Kimse ayranım ekşi, yoğurdum kara demeyecekse sana düşen nedir? Pazarda domates seçmeye gösterdiğin özeni takip edeceğin hakikate erişim yolunu seçerken de göstermek! Ama burada zihnimizin bize oynadığı bir oyun var. Onu göremezsen aynı balçıkta debelenir durursun. Nedir o oyun?

Zihin; önündeki işi bitirmeyi değil uzağı halletmeyi sever. Basit, sade olanı değil Karmaşık, Girift olanı yüceltir. Günü değil geleceği kurtarmak ister. O nedenle ulaşılmaz alemler; beş duyu ötesi izahlar, doğaüstü oluşumlar (?) caziptir. “Neyime yarıyor?” sorusu bu oyunu bozar!

Elinde kalın bi kitapla geldi: “Sayıların Esrarı” Bu büyük bi zatın sırlı eseri, müzakere etsek, dedi Ona: “İşin var mı? Nişanlısın, düğün hazırlığı? Neler yaptın? dedim. Ters köşe! Görmiycem bi daha! Git iş bul, düğüne hazırlan!” dedim. Doğradım… Zihninin Oyunu bozulsun diye…

Kimse kusura bakmasın, adına manevi denen alemlerde filan konseyde ne karar alındığı beni ilgilendirmiyor. Günümüzün, şimdinin problemini çözmek yerine yarınları kurtarma odaklı anlatımlar da açmıyor. Fazla Pragmatist mi göründü? Oyundan çıkınca görüntü bu oluyor dostum, bağışla.

Bilgi ve Ahlak Disiplinlerinin tarihi metodu hala sürmektedir; Sizi eksik, kusurlu, bilinçsiz ve hatalı olduğunuza ikna etmek. Buna bi ikna oldunuz mu empoze -pardon- eğitim başlar. “Ben İyiyim” demeniz Kibir, “Hata başkasında olmasın?” sorunuz Ötelemedir artık. Geçmiş olsun.

Farkında mısın? Din, Ahlak, Değerler adına; Bilinçlenmek, Egoyu yenmek için NASIL DA “DÜŞMAN” KESİLDİK KENDİMİZE?! Kendini sevmeyen nasıl sever insanları? Kendisiyle barışmayan nasıl barışır mahlukatla? Bırak mahlukatı barışır mı Rabbiyle? Haksız mıyım? Bu hale getirilmedik mi?

Bilir misin Aksaray’da eski bi Defineciler Kahvesi vardır. Orada gün boyu;
- Sur dibinde 10 ton altın
- Çemberlitaşın dibi hazine
- Ayasofya altı tünellerde ne antikalar var, diye konuşulurken Ocakçı seslenir; Beyler Çay parası! Hepsi züğürttür. Okuduğun ilim ve sen buna benzemeyesiniz?

Ne buyurdu Allah Resulü? FAYDASIZ İLİMDEN SANA SIĞINIRIM. Hangi ilim ki o? Şimdiye dek okuduklarını sorgulama cesaretin var mı? Kitapları Suya Atma? Dosya Yakma cesaretin? O hangi ilim, sana bırakıyorum. Rüyanı bozdumsa özür dilerim. Bağışla uykum kaçtı da… Selam Uyananlara…