Değiniler- 140

Değiniler- 140

ESNEKLİK VE HOŞGÖRÜ

Esneklik ve Hoşgörü her ne kadar dışa; insanlara dönük olarak bilinse de aslında öncelikle kendimize dönük yaşanası olgulardır. Diğer konularda olduğu gibi esneklik- hoşgörüde de işin kendimize dönük yönü unutulmuştur. Kendine esnek- hoşgörülü olamayan hakiki manada gelişir mi?!

Her insanın aldığı kültür, yetiştiği çevre itibarıyla belli bir inancı ve değerlendirme tarzı var. Bu çok doğal. İnandığın, benimsediğin hatta yücelttiğin Görüş, Kişi, Din hakkında yazılmış bir kitabı okuyabilir misin? İnancına en ters konferansı sonuna kadar dinleyebilir misin?!

Benimsediklerimize zıt görüş- bilgilere zihnimizin kapılarını kapatıyoruz. İnancı muhafaza, yola sadakat, rehbere şükran, ahlaki olana bağlılık, dine sahip çıkma adına yapıyoruz. Oysa bunun cam fanus içine kendini hapsetmek olduğunu düşünmek bile istemiyoruz. Farkında mısın?!..

Bu esnemeyen ve benimsediğine zıt olanı görmezden gelme tavrının altında Korkular var. Ya kendimi şimdiye dek huzurlu hissettiğim inançlarım yıkılırsa? Ya gönülden bağlandığım kaynağın altı boş çıkarsa? Hele bir de Allah’lık saydığım zatın sahtekarlığı ispatlanırsa? Yandım BEN!

Benimseme Benliktendir. Benlik hiçbir zaman Yandım Ben demek istemez. Yanmamak için korkularımızı diri tutar. Korkularımıza mantıklı, kutlu ve sağlam deliller bulur ki biz hep aynı akvaryumda kalalım, kırılıp dökülmeyelim, dağılmayalım. Akmayan sudan, birikintiden hayır gelir mi?

Haberleri izliyor. Sevmediği liderin konuşması geldiğinde diğer kanala geçiyor. Dinlese, acaba bu taraftan olay nasıl görünüyor dese ne kaybeder? Buna cevap genellikle şöyle oluyor: “Hırsızın yalanını mı dinleyeyim?” Veya “Dinsizle vakit mi öldüreyim?” Esnese azıcık ölür mü?!

Yetişme tarzlarımızla şunları kutsadık: Ölümüne Sevda, Yoluna Can Feda, Ona Mest ü Hayranım, Dönmem Davamdan vb. Hep bir meydan okuma, hep bir feda olma ve hep bir yokluk bilinci. Biri çıkıp “Kimse için ölümüne yaşamam, hayran da olmam, baş da vermem dese, çok mu soğuk gelir?

Kitaplardan konuşuyorduk. “Sen dokundurunca kütüphaneme baktım da sadece Tasavvufi ve Dini eserler. Nasıl kapamışım kendimi, dedi. Farkındalığını tebrik ettim. Duramadım az da fişekledim: “Dinin altını oyan kitaplara, Tasavvufu yere çalan yayınlara bakma cesaretin var mı?”

Kendimize esnek değiliz. İnsan Gerçeği sonsuz- sınırsız potansiyele, ufuklar ötesi kudrete açık olduğu halde kendimize hoş görülü olamıyoruz. Değil inançlar ve benimsediklerimize aykırı olanı incelemek; sevmediğimiz yemeğe dahi tahammülümüz yok! Bize bizden başka zulmeden var mı?

Kendine karşı esnek ve hoşgörülü olmanın ilk adımı “Tahammül Edemediklerin” ve “Benimsediklerin”i gözden geçirmeye başlamaktır. Tahammül edemediklerini yapanlar insan değil mi? Onları başka tanrı mı yarattı? Benimsediklerini benimsemeyenler akılsız veya kör mü? Sen kimsin peki?

Tek bir dünya görüşü, tek bir inanç, tek bir hayat tarzı ve tek bir düşünme anlayışı ile dünyadan göçüp gitmek; bu aleme çay sıra gelip yol sıra dönmektir dostum. Daha açığı karanlık bir tünele girip benzer bir kanaldan öteye geçmek. Güneşi görmeden. Hiç yaşamamak değil mi bu?!..

Gençlik yıllarımın idolü mütefekkiri konuşuyoruz dostumla. Fikir seyrine hayrandım. Dostum şöyle dedi “O mu? Dünün Komünisti, sonra İslamcı, şimdi Milliyetçi. Vantilatör! Güvenilmez ona!” Bense şöyle dedim “Ne çok ufuktan seyretmiş Hakkı! Kendine esnekliği, merhameti ne enginmiş”

Paylaştığım videonun altına yazmış: “Son dönemde tuhaflaştın. Cins şeyler paylaşıyorsun. Sende eksen kayması var, hatırlatırım. Kendin neyse de bizi bozma hakkın yok!” Kendime esneklik göstermem eksen kayması; bunu açığa vurmam milletin aklını karıştırmak (!) Neden bu haldeyiz?!

“Bilgi Çin’de de olsa alınız” “Bilgi; Müminin yitiğidir, bulduğu yerde alır” diyen Peygamberin, kulvarından çıkmayı günah sayan ümmeti!.. İnanç, bilgi ve görüşlerimize sımsıkı bağlıyız. Kimse de çözemiyor bağları. Bağlı zihinler, bağlı gönüller. Sahi özgürlüğe ne oldu?!

Kendine -başkası için değil- kendin için esnek ol. “Benimsediklerini” ve “Kaçındıklarını” sorgulayarak. Dönek, fırıldak, damarsız, uçuk diyebilirler. Yalnız da kalabilirsin. İnan değer dostum! Mağaradan çıkmak az şey midir? Esneklik ve Hoşgörünün hakikatini yaşamamız niyazımla.

İNSAN; KONTROL TAKINTISINA KURBAN

Çeşitli açılardan bazı savlar öne sürülse de İnsanın tüm özelliklerini kapsayan genel geçer bir tanım henüz yapılamamıştır. Bilimsel, düşünsel, dini ve ideolojik olarak söylenenler tatminkar ve yeterli olmaktan uzaktır. İnsan; muamma oluşunu hala bu çağda da muhafaza etmektedir.

Gözlemlerimden elde ettiğim çıkarıma göre İnsana dair bir tanım da ben eklemek istiyorum: Kontrol etmeye, kontrol altına almaya, kontrolünde tutmaya sevdalı yaratık; insan… Kontrol etme tutkumuz bize neler kazandırdı veya kaybettirdi? Biraz düşünüp sorgulasak mı?!

- Çocuklar söz dinlemiyor ne yapsam?
- Eşim aksi davranıyor, nasıl çözerim?
- Patronum taktı. Durumu lehime nasıl çeviririm?
- Arkadaşım hep yanlış anlıyor, ortayı nasıl bulurum?

Hepsi de diğerini “kendine göre” kontrolde tutma çabasının eseri sorular. Hepsi de yangın kıvılcımı.

Nerede bi “Kontrol Altunda Tutma Çabası” varsa orada “Allahlığa Soyunma” vardır. Allah, karşısına dikilene ne yapar? İki Kudret olmayacağına göre? Diyebilirim ki yakın ilişkide bulunduklarından yana dertli olanlar; içi yananlar hep bu kontrol tutkusunun bedelini ödemekteler…

Kafede kitap okuyorum. Yan masaya istemsiz kulak misafiri oldum. Kız delikanlıya soruyor:
- Doğum tarihim?
- İlk buluştuğumuz yer?
- En sevdiğim arkadaş?
- Ben neye kızar, neyi severim?
Soruları tek tek cevapladı oğlan. Sevgi bu mu? Yoksa akıllı kızımızın kontrol tutkusu mu?!

- Çocuklarım sözümü dinlemiyor.
- Çocukların varsa sözünü dinlemezler.
- Sizin de çocuklarınız var?
- Benim çocuklarım yok! Bizim evde, Rabbimin beni hizmete amade kıldığı 3 Allah Kulu var. “BabaBank” olarak harçlık verir, “BabaTurizm” olarak istedikleri yere götürürüm. Anladın?

- Eşimle sorunlar yaşıyorum
- Eşin olduğunu düşünüyorsan sen kendini tanımamışsın. İnsan orijinaldir, eşi benzeri yoktur. Benim hiç eşim yok.
- Evlisiniz?
- Evliyim. Bir Allah Kulu ile hayatı paylaşıyorum. Onu “Kendime Benzetme Şirki”ne düşmeden ve “Kontrol Tutkum”a yenilmeksizin!

- İşyerimde mesai arkadaşlarımla, patronla sorunlar oluyor
- Her işyerinin kendine has sistemi var. Uyumlanan gül gibi geçinir gider. Uyumlanamayanı oranın çarkları ya ezer ya dışarı fırlatır.
- Çalışan Hakları? Sendika? Adalet?
- Dışarı çıkma, içeride kal. Kafanı düzelt önce!

- İnsanlar tarafından yanlış anlaşılıyorum
- Kimin tarafından nasıl anlaşıldığımla ilgili değilim
- Ya neyle ilgilisin?
- Sadece insanları anlamaya çalışıyorum
- Anlaşılmak da isteriz ama?
- Onu istediğimde yakmayan kalmadı beni! Sadece anlamaya odaklanınca herkes pek bi güzel.

- Bütün bunlardan sonra beni ben mi yakıyorum? Kontrol Tutkum mu sebep?
- Seni senden başkası yakamaz Seni senden başkası üzemez. Seni senden başkası mutlu edemez
- Kontrol kötü mü?
- Alemin bi kontrol edeni olmasa iyi derdim. O varken ben onun yerine göz dikip edepsizlik edemem!

- Bunlar anlaşıldı da nefsimi, egomu nasıl kontrol altına alırım?
- Yine mi kontrol? Benim öyle bi derdim yok.
- Nasıl ya? Saçmalama! Nefsimizi dizginlemeli değil miyiz?
- Nefis hayvansa dizginle! Ben nefsi; zatın ta kendisi diye öğrendim.
- Demagoji yapma! Terbiye diyorum.
- ?!

- Köyde köpeğimiz vardı. Ne zaman tasma takıp zincirlesek hırçınlaşır sabahlara kadar havlar, hem bizi hem etrafı rahatsız ederdi. Salıverince kuyruk sallar, alabildiğine uysallaşırdı.
- Nefsimi salıvereyim? Sıyırmışsın! Nefs Düşmanımız bizim.
- Düşmansa tedbir almalı tabi
- Eee?

- Düşman değil mi yani nefs?
- Öyle bakmadığımı söylemiştim
- Düşman görüp tedbir almamızın ne sakıncası var?
- Sana düşman geliyor desem ne yaparsın?
- Silahlanır, vaziyet alır, beklerim.
- Korku ve Panik olarak?
- Evet!
- İyi bişey mi hep panik olmak?
- Çok yorucu!
- O halde?

- Nefsi düşman belleyerek büyüdük biz. Hala da tavsiyeler o yönde. Şimdi sen her şeyi alt üst ettin. Ben bu yeni durumda nefsimle nasıl ilişkide olacağım?
- Onu severek, onunla hoş geçinerek.
- Anaaaa! Bi yaşıma daha girdim. Hoş geçinmek?
- Evet Hadistir bu! Benim sözüm değil.

“Nefsiniz Bineğinizdir. Ona Yumuşaklık ve Şefkat ile muamele edin.” {Hz. Muhammed sav}
- Araban var?
- Var.
- Her gün tekmeliyor, sarsıyor, onu yokuşa sürüyorsun?
- Tövbe! Gül gibi, kız gibi bakarım arabama.
- Nefsine de öyle yap olur mu? Ben demiyorum Resulullah buyuruyor.

- Nefsle hoş geçinmenin kolayı?
- Kontrolü bırak. Kimseyi kontrol etme!
- Sonra?
- Sevdiğin şeylerle meşgul ol. Sevdiğin uğraşlara yoğunlaşmak sevmediğin taraflarını kendiliğinden susturur! Sen yorulmadan
- Sonra?
- Çocuğa kulak ver. İçindeki Masum Çocuğa… Hadi Kal sağlıcakla. 

https://www.youtube.com/watch?v=DqbluAX8wgs

MUTLU OLMAK VEYA OLAMAMAK

Mutlu olmak için başkalarına ihtiyaç duyuyorsanız kendinizi yeterince tanıyamamış, potansiyelinizi gereği gibi açığa çıkaramamış; yaslanma, destek alma acizliğinden; eksiklik, yarımlık, değersizlik hislerinin baskısından henüz kurtulamamışsınız demektir.

Mutlu olmak için başkalarından uzaklaşma, kabuğuna çekilme, yalnızlığa kaçma ihtiyacı duyuyorsanız derin bilinçaltınızda eleştirilme, kınanma, aşağılanma korkusu taşıyor; yüzleşmek istemediğiniz karanlık- sığ kuytularınızda biriken tortuları görmek dahi istemiyorsunuz demektir.

Mutlu olmak için başkalarına ihtiyaç duyan da başkalarından kaçan da henüz Evrensel Gerçeği içselleştirmiş değildir. Sadece kendine ve çevresine o havayı vermektedir. Evrensel Gerçeği gerçek manada içselleştirenin birilerine sığınma, birilerinden kaçınma ihtiyacı zaten duymaz.

Sığındıkların kadar Âciz, Kaçındıkların kadar Korkaksın. Gerçek budur. Ne ki hiçbir sığınan ben acizim demediği gibi hiçbir kaçınan da ben korkağım demez. Anlam Yükleme işlevi ne güne duruyor? Yükle bi anlam, inandır kendini, gül gibi geçin şu dünyada. Engelleyen de yoksa…

Yalnızlığı, inzivayı, insanlardan kaçınmayı maharet gibi anlatıyordu. Müsaade isteyip Hadisi okudum: “İnsanlarla bir arada yaşayan ve onların eziyetlerine sabreden mümin, insanlarla bir arada yaşamayan ve onların eziyetlerine sabretmeyen müminden daha büyük ecre nail olur.” {Hz. Muhammed sav}

Ayrılmışlar. Kelimenin tam anlamıyla perişan. Ne perişanı, bitik! Suyu kesik değirmene dönmüş ninemin tabiriyle. İçini döktü; “O’nsuz yapamaaamm.” Düşündürtmeliydim:
- Rahimde beraber miydiniz?
- Hayır
- Kabirde beraber olacaksınız?
- Hayır
- Akıllı ol da nankörlük etme Rabbine!

Evet, birinin varlığı veya yokluğundan sebep Allah Emaneti olan Bedeni, Ruhu, Bilinci, Aklı ve Gönlüne türlü acılarla işkence eeden; Nankörün ta kendisidir. Ve nankörlerin iflahı çok zordur. Duygusal ve arabesk acıların doyumsuz ateşine kendini atmanın hiçbir haklı gerekçesi olamaz.

Uymalanamadığın insanlar kadar bezgin ve kilitli; Uyumlanabildiklerin kadar zengin ve bilinçlisin. Her insan; bir esma sureti ise; insanı dışladıkça Haktan uzaklaşır, insanı kucakladıkça Hakka yaklaşır; Sonsuz- Sınırsız Potansiyeliyle barışır insan.

Birilerinden Değer görme beklentisi; birilerinden değer göremedikçe huzursuz olma durumu; bilinçaltında kendini değersiz hissetmekten kaynaklanır. Birilerinin Desteği olmadıkça girişim ve atılım yapamama; cesaret edememe de bilinçaltımızda saklı Yetersizlik hissinin eseridir…

Kendine yapacağın iyilik; Zihninin oyunlarını fark etmendir. Bilinçaltın, bilince ne giyinerek çıkıyor bilincine? Yalnızlığa Kaçışının, İnsansız Yapamayışının altında ne tür hisler var? Değersizlik Hissin, Yetersizlik İnancınla Yüzleşme cesaretin var mı? Oku o vakit! Okuyanlara Selam olsun…

AYNADAKİ?

Yaşadıklarını, karşısındaki üzerinden okumaya ve anlamaya çalışan; muhatabından yana dertli ise kendisini ömürlük çözümsüzlükler, mutlu ise ömürlük bağımlılıklar içinde bulur. Her iki durum da sahibine sıkıntılı bir cehennem veya kısıtlı -sahte- bir cennet oluşturmaya devam eder.

Yakın ilişkide olduğumuz her insan; özümüzdeki evrensel potansiyeli açığa çıkarabilmemiz için gönüllü görev üstlenmiş, canlı esma sureti olarak lehimize bir biçimde hayatımıza girmiştir. Burnumdan getiren kaynanam da mı? Beni hiç anlamayan ortağımda mı? Evet onlar da…

Sevdiğimiz, hoşumuza giden insanlar zaten açığa çıkarabildiğimiz, kullanabildiğimiz potansiyelin suretidir. Bu nedenle sevdiklerimiz bizi Yatay Düzlemde geliştirir. Ya Sevmediklerimiz neyin nesi? Henüz açığa çıkaramadığımız belki de gönüllü sırt çevirdiğimiz potansiyelin sureti..

Dikey Düzlemde Gelişmek ve Yükselmek ancak; sevmediklerimiz, sırt döndüklerimiz, görmek dahi istemediklerimiz, aman benden uzak olsun dediklerimizle mümkündür. Aman tahammül edemem kalsın mı dedin? Bence mahsuru yok. Yatayda ilerler; çay sıra gelir yol sıra göçersin dünyadan.

- Kaynanamın senelerdir bana yapmadığı eziyet kalmadı.
– Olaya kaynanandan bakarsan doğrudur. Zalim, Cadı der bir güzel kendi ateşini kendin körüklersin.
– Nereden, nasıl bakacağım ki başka?
– Kendinden! Diyeceksin ki, bende hangi özellik tıkalı ki kaynanam sureti orayı açmaya çalışıyor?!

- Öyle bakarsam kaynanam düzelir mi?
– Bak hala uyuyorsun. O düzelmeyecek. Çünkü zaten düzgün. Zaten yaratılışının gereğini yapıyor.
– Eeee?
– Sen onun sende neyin sureti olduğunu çözeceksin. Unutma, o gönüllü ve senin lehine olarak senin hayatında.
– Yere batsın moruk! Saçma!

- Diyelim öyle baktım, tıkalı noktayı; sevgi ve hoşgörü eksikliğimi gördüm. O düzelecek mi?
– Takmışsın! Kimse düzelmeyecek.
– Niye, hep benden fedakarlık?
– Niye mi? Çünkü o dediğin biri gerçekte yok! Sen, sadece senin negatif veya pozitif yönünü “Kendi Ekranında” izliyorsun…

- “Kendi Ekranım” mı yani çevre ve yakınlarımın bana seyrettirdiği hayat?
– Aynen!
– Onlara kızdıkça ekrana sövüyor, kendimi paralıyorum? Oysa bilgisayara reset atmam gerekiyor?
– PC ye değil kendine reset!
– Ok. Azıcık da onlar düzelse?
– İyi çıkıyordun gene düştün. Kalk hadi!

- Tamam da alemde bir sürü insan varken herşeyi niye kendimde düzelteyim? Şamar oğlanı mıyım? Yoksa Kurban mı?
– İkisi de değil. Sorguladığın için Hakikatle Yüzleşmek gibi paha biçilmez bi Nimete adaysın
– Bıraksam sorgulamayı.
– Başladı mı bırakabileni hiç görmedim.
– O da doğru.

- “Her şey kendimizde”, “Dışarısı yok”, “Öteki yok” söylemleri biraz Budizm koktu. Şeriat, adalet nereye gitti?
– Bak kardeşim, bana içsel bi sorununu, seni geren bi sıkıntını açtın ben de içsel ve kolayından bi çözüm metodu önerdim. Önerilerim hakkında hüküm vereceksen susarım.

- Hemen de kızdın. Hani hoş görü?
– Kızmadım, hangi düzlemden konuşacağız karar ver. Şeriat, Hükümler dünyasından konuşacaksak koş kayınvalideni mahkemeye, polise ver. Geçinemediğin patrona kafa tut sıkıysa!
– Çözüm olmaz ki!
– Çözüm olmazsa edebinle dinle! Nereden konuşalım, söyle!

- Senin baktığın yerden devam.
– Ayna metaforu hem tasavvuf hem de spirtuel sistemlerde çok geçer
– Evet
– Aynaya bakıyorsun. Çirkin, kötü görünenle atışır mısın yoksa aynadakinin kendin olduğu bilinciyle kendine çeki düzen mi verirsin?
– İkincisi
– İşte onu vermeye çalışıyorum.

- Ben hayatı ve insanları ayna bildim, öyle baktım diyelim, ne değişecek hayatımda?
– Aynadakini kendi bilen, aynayı yumruklar, görüntüyle kavga eder mi?
– Kimse kendisine savaş açmaz, hakaret etmez!
– Öyleyse?
– Önce sükunet ve dinginlik gelecek diyorsun
– Hiç şüphen olmasın…

- Bir de şu aklıma geldi; Sorun yaşadıklarımı Kendim saymak zor geliyor. İşte sorun varsa iş değiştirir; akrabadan varsa mh. değiştiririm
– Allah Sisteminde bir kural var “Kaçan Kovalanır”
– Yani?
– Sorunun aslı sende ise her gittiğin yere Kafanı da götüreceksen Kaçış çözüm mü?!

- İtiraf edeyim ki defalarca iş değiştirdim, her gittiğim yerde bana takan biri çıktı.
– Sana takan değil, takıntılı kafan her yerde benzerini bulmuş
– Evet. Kayınvalideden kaçmak için eşimi ikna ettim şehir değiştirdim
– Eee?
– Kayınpederi ikna edip aynı şehre taşındı iyi mi?

- Bana bi eser önersen. Şöyle akıp gitsin, sürüklesin ki dediklerine ikna olayım
– Tabii. Önce eserden bazı sözler:
* Değişim sadece içeriden açılan bir kapıdır
* İnsanın hayatındaki en acil iş kendini gerçekleştirmektir
* Hayatımdan ve kendi mutluluğumdan sadece ben sorumluyum!

32377350_1120843801398522_1242907357290168320_n

- Ağdalı eserler okuyamam. Uçuk şeyler de bana göre değil. Şöyle konuları roman gibi veren olsa?
– Olmaz mı? Bi yazar tanıdım ki yok böyle bi şey. 5 kitapta insana dair ne varsa işlemiş sanki. Akıp giderken değişiyor dünyan
– Deme Ya Hu!
– Pişman olmayacaksın.

DsH3HTFXgAILm4I