Değiniler- 141

Değiniler- 141

ŞEYTAN, AMELİNİ SÜSLÜ GÖSTERDİ

Hayat Anlayışı olarak benimsediği inanç, bakış açısı ve prensiplerinin tartışılmasını istemeyen; onların boş, desteksiz, sığ bulunmasını duymak ve görmekten endişe eden; buna dair ima ve işaretlerden bile kaçınan; yaşadığı kör kuyuyu saray diye etiketleyen acınası bir zavallıdır.

Zihin; doğrulamaya programlıdır. Neye inanmış, neyi benimsemiş, neyi kendinize ilke edinmişseniz zihniniz sizin dünyanıza onları destekleyen olgu, olay, kişi ve sahneleri çeker. Zihin, inançlarımızın yanlış veya doğruluğuna bakmaz. Onun işi kayıtsız- şartsız “BEN”i desteklemektir.

Temizlik Takıntısı olana zihni; Dini alandan “Temizlik İmandandır”, sağlıktan “Hijyen şart”, sosyal alandan “Çevre duyarlığı” bilgisini çekip duracaktır. Zihnin bu oyununu fark edemeyen; hangi bilginin nasıl önüne geldiğini sorgulamayan kişi Temizlik Takıntısını fark edebilir mi?

Bazı ayetlerdeki “Şeytan onlara amellerini süslü gösterdi” ifadesi zihnin BENi kayıtsız şartsız onaylama, doğrulama, yüceltme işlevine işarettir. Hepimizin Zihni düşünce, inanç, eylem ve tarzlarımızı bize sürekli süslü göstermekte. Öyleyse nasıl bozulacak bu oyun? Zor görünüyor!

Takıntısını din ve iman üzerinden savunana, aykırı dostu bir gün şöyle dedi: “Bugün anlatacaklarında hiçbir dini ifade kullanma! Sırf akıl ve mantık üzerinden izah et bana” dedi. Donakalmıştı her gün şakıyan. Aykırı dost; ona zihninin oynadığı oyunu bozuyordu. Zoruna gitse de…

Paylaşılan bilgi, üretilen düşünce, tartışılan eğilimler dağarcığımızı zenginleştirse de insanlara zihinlerinin oynadığı oyunları göstermede yetersiz kalmaktadırlar. Çünkü bu oyun bilgi, düşünce, ispat gibi kuru açıklamalarla bozulacak oyun değildir. Meğer ola Kalbe dokunmadıkça!

İnsanoğlu sıkışmadıkça, zorlanmadıkça, sıkılmadıkça gidişatını ve yaşam anlayışını içeriden sorgulamaya girişmez genellikle. Zorluk, darlık ve bela diye genellenen oluşumlar zihin oyunlarını bozmada çok güçlüdürler. Bu nedenledir ki atalarımız “Zor, oyunu bozar!” demişlerdir.

Zihnimizin bize oynadığı oyunların bozulması illa belalara bağlı değildir. Nice belaya uğrayanların kendilerini sorgulamak yerine acıyı kutsama moduna bürünmeleri bunu göstermekte zaten. Şurası muhakkak ki insanı sadece insan değiştirip dönüştürebilir? Ama ne ile ve nasıl?

Dünya görüşü, hayat anlayışı, kişisel eğilimleri sizinkiyle taban tabana zıt olsa da bi türlü vazgeçemediğiniz; benliğiniz direnç gösterse de kalbinizin içten içe tasdik ettiği insan; sizin zihninizin size oynadığı büyük oyunu bozacak olan insandır. Bu işlevle hayatınızdadır.

İman ve Sevgi ikiz kardeştir. Bunlar hayatımızda at başı giderler. Birindeki değişim diğerini etkiler. Bu nedenle kalbinizin tasdik ettiği insan, kalbinize çakılı inanç ve kabulleri dönüştürecek insandır. Bu nedenle “Çivi çiviyi söker” denmiştir. Sevilen; değerlendirilmelidir…

Zihninin kendisine oynadığı oyunu bozmada nasibi olan; “Doğru diye inandıklarım gerçekten doğru mu?” sorgulamasıyla işe başlar. Zihninin kendisine oynadığı oyunu bozmada nasibi olmayan; “Yanlışlarımı göreyim, yanlışlarımı düzelteyim yeter” düşüncesindedir.

Taklit; insanı robotlaştırır, kalıplaştırır, yaşamı sıradanlaştırır. Taklidin tahkike; gerçeğe götüreni de vardır. Kalbinizin tasdik ettiğinin izlediği yol ve metotla kendi gelişim çalışmalarınızı yapmanız; sizi tahkike götürecek taklittir. Seven sevilene benzediği kadar dönüşür.

Duanın Gücü çerçevesinde şahidiz ki samimi yöneliş, içten yakarış, gönülden dua; kişiyi kendini dönüştürecek olana götürdüğü gibi bazen dönüştürücüyü ayağına da getirtir. Samimiyetimiz, şeytanımızı (zihnimizin bize oynadığı oyunları) er geç bozacaktır. Fark edenlere selam olsun…

DERİN GERÇEK

Size en büyük kötülüğü yapan hakikatte size en büyük iyiliği yapmıştır.

Ve Züleyha zindana yollar Yusuf’u
Kendi adının nefretle anılması pahasına
Yusuf adı gönüllerde parlasın diye
Ve Züleyha en büyük iyiliği yapar Yusuf’a, Yusuflara
Belki de tüm İnsanlığa…

Ve Şeytan secde etmez
Ademin dünyasında başlasın hayat diye
Ve Şeytan bilir işlevini
bilir de kucaklar ebedi gurbeti
Secde etmeyerek yapar vazifesini
Bilir şeytan Secde et diyen Sevgilinin
Aslında secde etme demek istediğini
Sevgiliden ebedi uzaklık pahasına yapar sevdiğinin istediğini..

Allah istedi ama Şeytan secde etmedi dedi Canım hocam
Söz aldım, Hocacığım!
Bu nasıl bir Allah ki yarattığı Şeytana sözü geçmiyor?
Hikayenin derin gerçeği farklı olmasın?
Tövbe tövbeee dedi Hocam
Sınıfta bir uğultudur gitti
Yarattığına sözü geçmeyen
Bir Allah mı inandığın?!..

Bir rüya,
Ebu Cehille Ebu Leheb yanyana
Zat-ı Muhterem karşılarında
çay içiyorlar
Olamaz diye uyandım
Gala varmış akşama
izledik çocuklarla
Sahneden bizi selamladı sanatçı kadrosu
katili oynayanla kol kola gördüm mazlumu
filmdeymiş hepsi
Sahi, E. Cehillle Leheble çay içen kim ki?

Derin hakikati kavradığınızda düşman bellediklerinize şükran duymak gelecek içinizden. Kendilerine ebediyen söylemeseniz de kalbinizin şu dillenişine kulak vermeden edemeyeceksiniz: “Katkılarına nasıl da minnettarım. İyi ki canımı yaktın! Canım yanmasa Gönlüm ışımazdı, anladım..”

Sen ve ben canımızı yakandan, içimizi kanatandan şikayetlene duralım bak büyük şair nasıl okumuş mekanizmayı:

Ey düşmanım sen benim ifadem ve hızımsın
Gündüz geceye muhtaç, bana da sen lazımsın (NFK)

Duygusal arkadaşım Kandil Gecesi diyor ki; “Canım Peygamberim, Mekke’de Mürşiklerden, Medine’de Münafıklardan çok çekti. Hiç rahat yüzü görmedi!” Ona şöyle dedim: “Evet, çok ÇEKTİ. ÇEKİMdir şu hayatın en dehşetli ve en sırlı gerçeği. Hepsini de kendi ÇEKTİ benim Biricik Efendim”

Neyi, ne ile, niçin, nasıl çektiğini bilen üzülmeyecek. Keyifle seyredecek kendi filmini. Ve bir adım sonra, istediğini çekip alacak oyuna. İstemediğini atacak saha dışına. İşte ben bunu sana anlatamadım ya, ona yanarım. Gözleri Kader ve Aşkla perdeli arkadaşım. Kal sağlıcakla.

HAYA- TEPKİ VE KUDRET ÜSTÜNE

İnsan sevgisiyle dolu gönüller; her yüzde Hakkın vechini görenler, kimseyi mahcup etmek istemezler. Gözlerinin içine baka baka yalan söyleseniz bile değil yüze vurmak, fark ettiklerini, size fark ettirmekten dahi haya ederler.

İnsanların gözünüzün içine baka size yalan- yanlış beyanda bulunması, gerçeği bile isteye saklaması içinizi rahatsız ediyor; birilerine kızgınlık doluyor, tepki vermek istiyorsanız; henüz olgunlaşmadığınızdan, erdemli insan seviyesine gelmediğinizden emin olabilirsiniz…

Ne yani, aldatana ses etmeyelim, kandırana gönüllü kanalım mı? Anlatılana böyle yüzeysel baktığından verilmek isteneni kavrayamıyor kavramak istemiyorsun! Söz konusu, yalan ve aldatmadan öte Senin İnsanlarda Hakkı Görmen ve Tepkisellikten Arınmandır. Umarım bunu anlarsın.

Tepkisel olmaksızın, tepki vermeksizin yaşamak dediğimizde “Uysal Koyun”, “Uyuşuk”, “Enayi”, “Vur ağzına al ekmeğini” vb sözler aklına geliyor insanların. “Tepki vermek” ile “Yapılması gerekeni yerinde ve kararınca yapmak” arasında dağlar kadar fark vardır.

Duymuşsundur, Çanakkale’de savaşa ara verilince İngiliz askerleri bizim siperlere Peksimet, Konserve; bizimkiler onlara Lokum ve Elma atarmış. Savaşıyorlar ama Tepkisel değiller. Savaşıyorlar ama kahırla,isyanla vahşileşmiyorlar. Savaşıyorlar ama insan olduklarını unutmuyorlar…

Bir ara “Küs olduğum hiç kimse yok. Görüşmemeyi tercih ettiğim pek çok” dedim. O da yeni moda mı? Olmaz öyle şey dedi çıktı. Küsmeden ayrı olmayı; beraberken mesafe korumayı başarmak çok mu zor? Tavır almadan Duruş göstermek? Anlayamıyor musun yoksa egonun işine mi gelmiyor?!

Kim kandırır, kim yalan söyler, tetikte olmalıyım dediğimde azabım tavandı. Sadece halimi ortaya koyarak kimseyi mahcup etmeden, kimseyi yüceltmeden yaşamaya başladığımda huzurun tarifi yok. Dahası? Gelip, sana yanlış yaptım, yalan söyledim diyen de çıktı. Sanki çok umurumdaydı!

Nasıl ki dişçi acı çektirmek için değil şifa için diş çekiyor; cerrah yaralamak için değil tedavi için neşter atıyor; komutan eziyet için değil savunma için eri süründürüyorsa sen de muhatabına vereceğin karşılığı aynı tarzda verebilir; ego katmadan, sırf Hak için yapabilirsin.

“Bana yanlış yapanı affetmem! Adamın aklını alırım alimallah! Herkes adam olacak adam! Yok öyle yağma!” diye meydan okudu bitirim ağızlı delikanlı. Derviş şöyle dedi: “Bana diyebileceğim bi varlığım olsa, yanlış görür, yapana meydan okurdum. Hiç olmadı ki öyle bi varlığım.”

Bir yerden çıkarken arkadakiler hakkımda ne konuşur merakı taşıdığım süreçte duymak istemediklerim geldi kulağıma. Yandım. Kalanların ne diyeceği merakından geçince bi şekil ulaştılar, seni konuştuk, nolur hakkını helal et, demeye başladılar. Şaştım. Fark? Sır? Mekanizma?!

İster etkiye etkiyle fiilen karşılık ver, ister sabret, ister seyret. Ama ne yaparsan yap Huzurla yap. Mümkün mü? Evet mümkün! Tepkisel olduğun her şart ve durumda kendini tüketiyorsun. “Keskin sirke küpüne zarar” misali inan senden başka kimseye bir şey olmuyor. Değer mi peki?

İnsanlar gelişmeleri sabır ve sükûnla izlemeyi bilselerdi kendilerinden açığa çıkan enerjiye mucize demekten kendilerini alamazlardı. “Hakiki İnsan Potansiyeli”miz eksiklikten münezzehtir. Her tepkimizle onu biz tüketiriz. Yazıyı okur musun rica etsem? http://mehmetdogramaci.com/2014/08/sakli-kudret/

Tepki verme dersin, dışa tepki vermez içeriden yer. Al sana ruh hastası! Kendini kasma dersin; dağıtır, yakar, yıkar etrafı. Niye bizimkinin hiç işine gelmez ortası? Neden? Teslimiyetin Kudretini bilmiyor abisi. Bilse alır kahvesini izler filmi akıllanır bi tanesi… http://mehmetdogramaci.com/2014/08/ince-tel/

HAYAT; İNANDIKLARIMIZ

Hayat; her insanın bilinçli veya bilinçsiz yönelişlerle inandıklarını yaşamasından ibarettir. Hiç kimse, hiçbir zaman inanmadığını yaşamaz.

Hayat; hak ettiklerimizdir. Hak ettiklerimiz; inandıklarımızın getirisidir.

Hiç kimse hak etmediğini yaşamaz. Hiç kimseye de hak etmediği yaşatılmaz. Ben bunu hak etmemiştim diyenler; inanç- hak ediş ve hayat mekanizmasının işleyişini bilmeyenlerdir. Allah, hiç bir kişi ve topluma hak etmediğini yaşatmaz.

“Bana büyü yapıldı” veya “Kısmetim bağlandı, evlenemiyorum” diyenler üzerine gözlem yaptım. Hepsinin ortak özellikleri mi? Uyuşukluk derecesinde Tembel, Ukalalık derecesinde Gururlu, İşleyen Hayata Uyumlanmak yerine işleyişi kendine uydurmaya kalkacak cahil ve gafil tipler.

- Kendimi ne kadar tanıdığımı, Hayatı ne kadar kavradığımı bilebilir miyim?Somut bir ölçüt?
-Yaşadıklarında başkalarını suçlaman, dış sebebe bağlaman ne kadar azalmışsa kendini o kadar tanımışsındır. Oluşa isyanın ne kadar azalmışsa da hayatı o kadar kavramışsındır. Hepsi bu.

İnsanlar, inandıklarını yaşayacaklarına inanıyorlar. Ama şunu unutuyorlar: Saplantı derecesinde bağlandıklarınız da inançlarınızdır. Onları da yaşarsınız. Bir farkla ki onlara bela, sınav, imtihan, kaza dersiniz siz. Tutku, değer, arzu ve prensipleriniz dahi inançlarınızdır.

Hayat Prensibi edindikleriniz; ret ve dışlama da içerir aslında. Ret ve dışlama Şirktir ki bedel ödetir. Açalım:
- Temizlik ilkemdir (Pisleri sevmiyorum, uzak olsunlar)
- Dürüstlük şiarımdır (Sahtekarlar kimin kulu?)
- Zarafet, Kibarlık, Nezaket önemli (Olmayanları ne yapalım?)

Bilgi İnancı, İnanç Bakışı, Bakış Anlamı değiştirir. Hayata yüklediğimiz anlam değişince yanlış dediklerimizi doğal, acı bildiklerimizi norma görme; reddettiklerimizi kabul etme, benimsemediklerimizi hoş görme genişliğine ereriz. Dikkat ettin mi, tüm bu süreç Bilgiyle başladı…

- İnsanlar inançlarını değiştirmek istemedikleri için mi acı çekiyorlar?
- İnsanlar, inançlarının dışında, onların aksine bilgilere kapalı oldukları için acı çekiyorlar. Şiddetli bir ret ve kendilerini sımsıkı kapama eğilimindeler. Reddetme negatifliği kime huzur vermiş ki?

Ben her şeye açığım, kapalı değilim
- Kendini nasıl tanımlarsın?
- Çağdaş ve Atatürkçü
- Çağ dışı görüşler içeren veya Atatürk aleyhine yazılmış bir kitap önersem okur musun?
- Vaktimi harcamam ona! Saçmalık! İşim olmaz!
- Anladım, hiç kapalı ve tutucu değilsin maşallah!

- Her tür bilgi ve görüşe açık bir Müslümanım elhamdülillah
- Evrim ve Tanrı İnancının tarihi gelişimi hakkında bir kitap var. İncelemek ister misin?
- Ne evrimi? Yaratılışa imanım tam. Ademden bu yana süreçleri biliyorum
- Bi baksan?
- Vaktim yok
- Anladım, sağlam Müslümansın!

- Anlayışımda tutuculuk ve saplantıdan nasıl kurtulurum?
- Sana ters gelen kişiyi tepkisiz dinleyebilir misin? Anlayışına zıt görüşler içeren kitabı okuyabilir misin?
- Gerek var mı bunlara? Ben böyle de iyiyim
- “Cehennem ehli bir süre sonra ateşe alışır” denmişti. Demek buymuş!

- İnançlarım değişirse hayatım değişir veya hayat değişmese de bakış açım değişir, böylece azabım biter?
- Evet doğru
- Kızmazsan dini delil isterim
- “Kulumun zannı üzereyim”
- Yani?
- Kulum hayata ne anlam yüklerse ona onu yaşatırım. İyilik güzellik anlamı yüklemek çok mu zor?

- Allah bir toplumun yaşam biçimini onlar kendi nefslerini (anlayışlarını) değiştirmedikçe değiştirmez! (Ra’d 11) e ne dersin?
- Hayatını ne zaman değiştiriyormuş Allah?
- Kendimi değiştirmeye başlayınca
- Sen değişime niyet etmeden değiştiriyor mu?
- Ayete göre Hayır
- Hepsi bu!..

- Hedef hayatımızı değiştirmek?
- Hayır, Kendimizi Gerçekleştirmek
- Yani?
- Kendimizi Tanımak ve Hayata Uyumlanmak. Yanmadan, incinmeden yolculuğu sürdürmek
- Bismillah desem?
- Bismillah; Allah Adına demek. Onun adına yola çıkan kim mahcup olmuş ki? Haydi iyi yolculuklar sana…