Değiniler- 143

Değiniler- 143

Benliğimi dizginleyerek feragat ettiklerim; vazgeçtiklerim kısa sürede beklediğimin fevkinde güzelliklerle ihsan edildi. Benliğimi zaptedemeyip ısrarla istediklerim; mücadele ettiklerim hızla uzaklaştı, imkansıza karıştı. Kovaladıkça kaçan bıraktıkça bulan mıdır Nasip dediğin?

Geçim sorunları vardı. “Erkek karısını Kraliçe bilir ve öyle davranır; Kadın kocasını Kral bilir ve öyle davranırsa sorun kalmaz” dedim. İkisi de aynı anda ne dese beğenirsin? “Böyle bilmeye hangimiz önce başlayacak?” Şaştım, ibret aldım… Ne feci imiş Benlik illeti?!

Hep bir şeyleri düzeltme ve dönüştürme derdinde insan. Sorun mu var, bana dua et diyen, bi zikir isteyen yaralı gönüller nasıl da yanıyor içten içe! Oysa uğradığım bi tekke şeyhi bana şöyle demişti; “Düzeltme isteği senden düşmedikçe hamsın evladım!”

DEĞİŞTİRME ÇABASI ve GEREĞİNİ YAPMA FARKI

Bir durumu yerli yerince gördükten sonra gereğini; yapılması gerekeni yapmak ile bir durumu yanlış görerek değiştirmeye kalkmak arasındaki derin fark; neredeyse iman ve şirk kadar birbirinden uzaktır.

“Değiştirme Çabası” ve “Gereğini Yapma” arasındaki ince farkı anlamazsan “Her şey yerli yerince, değiştirecek hiç bir şey yok” söylemini tutar pasiflik, uyuşukluk diye niteler, bununla da yetinmez söylenenin İslam ve Hz. Muhammed (sav) önerilerine aykırı olduğunu iddia edersin.

Evet bir daha söylüyorum: Değiştirebileceğim hiçbir şey yok! Ne kendimde, ne sende ne de şu alemde. Gereğini Yapmaya gelince… Gereğini yapmam gereken o kadar çok şey var ki! Hepsine yetecek gayret ve kudreti vermesi için her an Rabbime niyaz içindeyim.

Her şey yerli yerince ise neden dua etmek önerilmiş sorusu var bi de. Dua, çokları için olmazları oldurmak, durmazları durdurmak sanılmıştır. Öyle anlayana anlayışı mübarek olsun. Ben ise Duayı; oluşa uyumlanmaktan başka bir şey görmüyorum. Ne oldurmaya kalkarım ne de durdurmaya!

“Ameller Niyete göredir.” Olanı Hak görenin olana uygun duruş ortaya koyması; Gereğini Yapmaktır. Olanı yanlış- kötü görenin tavır alması; Tepkidir. Her tepki yakıcı kahır ve yıkıcı isyan barındırır. Tepki Göstermekle Gereğini Yapma farkını sana kavratmak için amuda mı kalkayım?

Yerli yerince gördükten sonra gereğini yapan ile Yanlış görüp tavır koyan arasında hem içte hissedilen hem de dışta açıkça görülen fark; Sinir, Öfke ve Stres halidir. Gereğini yapanda öfke olmaz. Savaşın gereği olan öldürme işine girişse bile! Anladın mı?

Hz. Ali (kv) ye ait meşhur olayı bilirsin. Savaşta adamı yere yatırmış tam kellesini alacak, adam tükürünce kılıcını kınına koydu! “Kalk, Allah için öldürecektim, tükürdün Öfkem kabardı. Benliğim için seni öldüremem” dedi. Gereğini Yapanı gördün mü şimdi? Nasıl yaptığını kavradın?

Sohbet meclisinde hatibi dinliyoruz. İtiraz etti yüksek sesle. Hatip takmadan devam etti. Sohbet bitince bana ve birkaç dosta itirazını açıkladı. Ses gergin, yüz kızarmış, öfke küpüne dönmüş. Gereğini yapıyorum, Hakkı söylüyorum dedi. İyi de niye titriyon, yüzünün hali ne, dedim.

- Bir olayı Yerli Yerince; Hak görüp görmediğimi nasıl anlarım?
– Olay karşısında için sıkılıyor, ruhun kasılıyor, gerginlik hissediyorsan bil ki Hak göremedin
– Olaya tepki veya gereğini yapma farkı?
– Duruş- tavrın seni hırslandırıyorsa tepkiselsin! Değilse gereğini yapıyorsun!

Tepkiselliği nedeniyle engelledim aylarca. Mesaj, mail, tlf, haber salma ne varsa yaptı. Hayır dedim. Epey sonra yazdım: “Ne hissediyorsun?” Şöyle dedi: “Sen beni çok seviyon.” Adam olup dönmüştü. Gereğini Yaparsan karşıdaki sadece bunu hisseder! Sevdiği için engellemek? Anladın?!

- Kötüye kötü, yanlışa yanlış demeyelim?
– İstediğine istediğini de. Sadece şunu unutma, her ne oluyorsa sadece ama sadece Allah’ın dediği oluyor!
– Memlekette yolsuzluk, dünyada haksızlık diz boyu. Dayanamıyorum.
– Allah kimseye zulmetmez. Sadece Hak edene Hak ettiğini yaşatır.

Yanlış, Kötü, Çirkin, Haksızlık görenler; tepkisellik içinde karşıt tavır geliştirdiler. Kudurtan öfke, delirten streslere batarak. Hak ve Yerli Yerince görerek seyredenler; sadece yapılması gerekeni ortaya koydular. Dingin, Huzurlu, Vakur duruşlar içinde.

ALLAH İÇİN YAPABİLECEĞİN EN BÜYÜK İŞ

İnsanlığa, ülkene, milletine ve sevdiklerine yapabileceğin en büyük iyilik; Kendini Tanıman ve Geliştirmendir. Bir şeyleri kurtarmak, düzeltmek, dönüştürmek mi istiyorsun? Kendini kendinden kurtar, kendini düzelt ve kendini her an yeni bilgi ve fikirlerle dönüştür dostum.

“Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır. Haykırmalıyız!” Doğru dersin. En büyük haksızlığı kendi hakikatimize yapıyoruz! Bu beden değiliz! Bu zihin de değiliz! Hakikatimiz bambaşka! Başkaldırsana Egona! Başkaldırsana sana kendini Kişilik zannettiren Zihnine! Yemiyor di mi?

Kolaydır haksızlıkları konuşmak! Heyecanlıdır sokaklara vurmak! Muhalefeti o kadar çok sever ki ego tadına doyulmaz. Kabul. Hadi muhalefet edelim. Hadi kendi iç alemimizin sokaklarında bi yürüyüşe çıkalım. Yakalım tutkuları. Yıkalım arzu duvarlarını! Barikatlar kuralım nefse!

Kendine dön diyorum, arkadaşlar diyor. Kendini kurtar diyorum, oğlum- kızım diyor. Ahiretin için bişey yap diyorum, ölmüş anne- babama ne okusam azapları hafifler diye soruyor. “Kendini kurtar”ı niye bencilik anlıyor benim dostum? Yoksa kurtardı da yakınlarına mı lütuf saçmaktan başka işi mi kalmadı?

Rabbenağfirli duasını bilirsin. Ayettir (İbrahim, 41) Ayetteki sıralama da mı sana bir şey fark ettirmiyor? Rabbenağfirli; Rabbim BENİ BAĞIŞLA Velivalideyye; Sonra ana babamı Velilimüminine; Sonra inananları… “Beni bağışla”yı öne almış ayet! Bencilce mi bu sıralama?  Aklını başına al!

Paris yanıyor; Hayallerin, Aşkın, Romantizmin şehri yanıyor! Aklını kullan, aklı öne al demiştim di mi? Avrupa’nın ortasında aşkın şehri yanıyor. Aşk, romantizm, hayal karın doyursa Parisli her şeyi kabullenir oh ne güzel der zevk ederdi. Etmediler. Aşk da hayal de iflas şimdi…

- Nelerle meşgulsün?
– Kitap okuyorum. Günde 50 sayfa ve ayda 8 kitaptan hiç ödün vermeden
– Bir şeye mi hazırlanıyorsun? Yeni bi çıkış olacak gibi!
-Hayır…
Garip garip baktı yüzüme. Kendisi için bir şey yapmak neden garip gelir insanlara? İlla dışa dönük bir amaçla mı yapmalı, yaşamalı?

Farkında mısın din , ahlak, vatan, millet adına bizler; bizim gibi doğu toplumları hep “Başkaları için yaşama fedakarlığı” bilinciyle yetiştirildik. “Kendisi için yaşamak, kendi özüne yoğunlaşmak” hep bencilce, hep günah ve hep gayri ahlaki gösterildi bize. Bunu bi sorgulasak mı?

İnsanlık ve başkaları için yaşamanın özendirildiği toplumlar mı insanlığa daha çok hizmet etti, yoksa bireysel bilincin desteklendiği toplumlar mı? Kullandığın teknolojiyi kimlerin geliştirdiğine bakarsan cevap açıktır. Toplumsallık için Bireyselliği öldürmenin bedeli mi halimiz?

İster aşk, hayal, duygu denizinde uçarak; ister gerçeğe, akla, bilime, sistem ölçülerine uyarak, ayakları yere basarak yaşa! Tercih de sonuçları da sana ait. Kimse kimseyi zorlayamaz. Kendine ve İnsanlığa yapacağın en büyük hizmet; Hakikatini Fark Etmendir. Kolaylıklar dilerim.

ŞİRK Mİ? KENDİNİ İNKAR!

Başkaları üzerinden bahanelere sığınmak yerine kendi hayatının sorumluluğunu tümüyle kendi üstüne alana Allah yardım eder. Bu yardımın ilk işareti kişinin daha önce imkansız gördüklerini gerçekleşebilir görmeye başlamasıdır. İmkansız; düşünceden düşmüşse hayattan da çıkacaktır…

Sevgi potansiyelimizi açmak için sevilmeyi; Güç ortaya koymak için destek verilmesini; Atılım yapmak için kişilerin, şartların iteklemesini bekleriz genellikle. Bizde olanı yaşamayı ötekine bağlarız nedense?! Oysa bizdedir bunlar ve sadece bizim bir hareketimizi beklemektedirler.

Huzur bulmayı ilgi görmeye, dingin kalmayı işlerin yolunda gitmesine, kudreti herşeye etkin ve herkese güçlü görünmeye bağladığımızdan beri kapandı bize Hakilat Perdesi. Şirkin yaldızlı tariflerini geç. İşte şirk bu dediklerimdi. Kendinde olanı başka yerde arayarak Hakkı inkar!

Yusuf (as) zindandan çıkana kralın yanında beni an demişti de Allah unutturmuştu bunu o kişiye. Ve uzamıştı zindan süreci. İnsanlara, sebeplere bağladığım her sorunda o biçim yandım. Allah’a bırakıp yürüdüğümde peşimden koşup çözümü kucağıma bıraktılar. Varsa bi sır işte budur.

Kimseye gerilmiyor, tavır almıyorsunuz. Yanlış yapanlara nasıl dayanıyorsunuz dedi genç çalışan. Emektar şef: “Burası ekmek teknemiz. Tavır alıp gerilmek, germek hoş değil. Kafada bitiririm ben işi. Kafamda biten, çok geçmeden yanımdan da gider zaten. Niye gerileyim ki?” dedi.

Sebeplere bağlanma ve kişilerden bekleme tavrı sıfırlanmadıkça Kudret açılmaz. Bunlar sıfırlanınca oluşana; kendiliğinden gelen yardım ve çareye hayret eder; gelene Seni Allah yolladı; olana Mucize- Keramet demekten kendimizi alamayız! Oysa bunlar gayet doğal sistem işlevleridir.

Bazen tevazu, bazen kibre düşmeme adına kendi yaptığımızı inkar eder, hakikatten perdeleniriz. Bana yazıyor; bunaldığımda twitlerin yetişiyor, sen başkasın. “Olayı kavradım. Bunalınca yorumsuz bekliyorum. Beynim sizden çekip alıyor bilgiyi” desin isterdim. İşin sistemi bu çünkü.

Otobüs bekleyen, şoförün insafı ve yol güzergâhına tâbî bir yolculuğa razı olmak durumundadır. Kendi aracının direksiyonuna geçenler için sefer de yol da zengin renkli tercihler sunar. Kullanalım diye bize verildi beden ve zihin araçları. Direksiyona geçenlere selam olsun.

YOLCU; HEP YALNIZ

- Yola çıkalım
– Nereye?
– Önemli mi? Çıkalım
– Ne ile çıkacağız? Araç?
– Önemli mi? Bulunur nasılsa
– Ne zaman? Kiminle?
– Önemli mi? Vakti gelince nasibi olanla
– Amaç ne? Niye çıkıyoruz?
– Önemli mi? Yolculuk amaç yolculuk sadece
– Saçma!

Hiç bi zaman yola çıkamadık onunla…

- Biletler hazır. Otel rezervesi de tamam. Gidelim?
– Bana sormadan bilet mi aldın? Otelin kalitesi? Araştırdın mı?
– Merak etme, uygun ve güzel hepsi
– Haber versen ev, iş, randevular ona göre ayarlardım. İnsan bi haber verir!

Yol ve otel ikramım bile getiremedi onu…
– Gidiyoruz, toparlan in
(Baktım olmuyor, kapısına dayandım)
– Hemen mi? Hazırlık?
– Kumanya aldım, her şey hazır, bi dolaşır geliriz
(Geldi. Çıktık. Yüzü gergin. Karlı zirvede açtık bohçayı)
– Burası mı? Üşütüp hasta olmayalım.

Yarım günlük turu zehir etmek için ne lazımsa yaptı!

Niçin kalabalıklar ve gruplardan kaçtığımı sordun? Gidelim dediğinde gidecek, çıkalım dediğinde çıkacak bi tek Allah Kulu çıkmayacağını deneyimlediğim için. Karamsar olma, gelen olur mu dedin? Oluyor da yol, araç, kumanya, hava ne varsa suyunu çıkarıyorlar. Yol yalnız yürünürmüş.

ÖĞRENCİ; ÖĞRENİR Mİ?

- Yolladığım videoyu izledin?
– İzledim, yine çorba oldu kafam
– Niye?
– Eski yolladıklarınla bi sürü çelişki. Oturtamıyorum
– Yolladığıma odaklanmak yerine eski zincire halka eklemeye kalktın?
– Başka türlü nasıl anlaşılır ki?

Bağlantısız İdraklere çağırırsın, bağlayamamaktan dertlenir.

- Önerdiğim kitabı okudun?
– Okudum. Sorular hücum etti zihnime. Cevap bulamıyorum.
– Bulma, ne olur ki? Sorularla yaşamak güzeldir.
– Sıkılırım ben, uykum kaçar.
– Kaçsın, uyanıklık gibisi var mı?
– İçim toz duman, bozguna uğradım.

İnşaat yapalım ama toz kalkmasın! Mümkün mü?!

- Filmi izledin?
– Evet
– Neler ilham etti?
– Güzeldi de yine aynı şeyler. Her yerde ezilen yine Kadınlar yine Fakirler
– Başka?
– Hiç. Güzel filmdi, sağ ol

Ne gösterirsem göstereyim o sadece bilinçaltı takıntılarını gördü. Ne okutursam okutayım o sadece benliğini okudu.

Bildim; herkesin dünyasında yaşadığı, dünyasına göre değerlendirdiği bir dünyada, dünyanızdan çıkın çağrısı soğuk ve ürkütücü gelirmiş. Okuduğunda yazıyı, izlediğinde akışı değil zihin etiketlerini okuma, görme eğilimindeymiş kişi. Ne diyelim, Takdir Onun takdiri. Hay Allah Hay!

KUTSAL TAKLİT, İLİM BÜYÜSÜ, KAVRAM HİPNOZU

Okuduğunuz cümleler kendi özgün cümlelerinizi gönlünüzden doğurmuyorsa ne okursanız okuyunuz gelişecek olan sadece taklit yeteneğiniz olacaktır. Kopya idrakler sizi hiçbir zaman idrak etmeniz gerekenlere taşımaz, yaklaştırmaz.

Asırlar önce yaşamış zatların gönüllerinden taşanı bugüne aynıyla taşımak da taklidin bir başka türü. Ben ona “Kutsal Taklit” diyorum. Söyleyen büyük zat olunca kimse geçmişi bugüne taşıma saçmalığına ve taklit girdabına düştüğünü görmek dahi istemiyor. Büyülenmişler gibi…

Diyelim otomobil aldın. Kullanım kılavuzuna bakmadan iki asır önceye gider, arşivde “At arabası talimatı” arar mısın? Aramazsın. Bulsan da at arabası mekanizmasıyla otomobil arasında ilinti yoktur. Peki bugünü anlamak için neden düne gidip zorlama bâtinî yorumlarla çıkarıma uğraşıyorsun?

Mecazi bir konuda bilinenleri geçip kendi cümlelerimle görüşümü paylaştım. Bi de ne göreyim? En az 50 kişi, kocaman kocaman kişiler “Katılmıyoruz, filan zatın dediği doğru” diye döşenmişler yorumları. Birinin katılmama nedeni kendi görüşü olsa ya! Filanın görüşünü doğru bulmayı tahkik sanmış zavallılar.

Kendilerini Tahkik ehli oldukları zannıyla kandırırlarken birinin kendi görüşünü cesurca ortaya sürmesi Kutsal Taklitte olduklarının yüzlerine vurulması olacak ki acıyla ciyak ciyak harekete geçtiler. Konu zaten mecaz kardeşim. Mecazi olan bir yorum daha eklenmiş, ister kabul et ister etme! Tamam da bu hırs, bu tepki niye?!

Bütün büyük zatlar “Kendinizi Tanıyın” çağrısında birleşirken ciddi bir kitle zatları reklama ve şimdiye taşımaya yoğunlaşıyor. Kendini Tanı deniyor sana. Zatları reklam derdine düşüp de o büyük gönüllerin ummanında kendini kaybet denmiyor ki! Bu nasıl bi kafa, bu ne tür bir hipnozdur Allah aşkına?

İlimle de büyülenir mi insan? Kavramlarla hipnotize olur mu? Hem de nasıl. “Arşı Taşıyanlar” ve “Müheymin Melekler”i sordu. Hanımla, çocuklarla aran nasıl dedim. Bi başladı dertlenmeye ki bitesi değil. Daha evden şikayetlenmeyi bitirememiş Arşın üstünde geziniyor. Hey yavrum hey!

İlim adına yoğun çalışıyormuş. Ne yapıyor dedim. Beş asır önce yaşamış zatın eserlerinden günümüze çıkarımlar yapıyor dediler. Harry Potteri anlamak için Keloğlana, Elon Musk’u kavramak için Hezarfene, Yapay Zeka öngörüleri için Binbir Gece Masallarına gitmek? Ne kadar akıllıca sizce?!

Okudukların yangınını söndürmemiş, dinlediklerin stresini dindirmemişse “İlimle Büyülenme” ve “Kavramlarla Hipnotize” olup olmadığını ciddi ciddi gözden geçir. İş işten geçmeden. Unutma ki atalarımız bu tutarsızlığı “Ayranı yok içmeye tahtırevanla gider….” diye tasvir etmiştir.

Araf Suresi 166. ayet nasıldı? “Biz onlara aşağılık Maymunlar olun, dedik” Birileri maymuna mı dönmüş? Yoksa birileri Taklitte mi kalmış? “Kutsal Taklit”, “İlimle Büyülenme”, “Kavramlarla Hipnotize” uyuşturucularını sana gösterdim mi? Şahitsin. Ötesi sana kalmış. Haydi Selametle…