Değiniler- 144

Değiniler- 144

ÇABASIZLIĞIN KUDRETİ

Olduğu gibi kabullenmenin, itirazsız ve hatta çabasız teslimiyetin nasıl bir kudret açacağını, nasıl bir etki oluşturacağını bilmiyorlar. Bilmediklerinden Duaya saldırıyorlar! Razı olmadıkları şeyi Yaratana dönüyor, rızasızlıklarını dua adı altında güçlendiriyorlar. Kim farkında?

“Beni şu durumlardan, şu kişilerden kurtar, şunu şunu bana ver!” Bu dua “Bana şu an uygun gördüğüne razı değilim. Sen düşünememişsin, bana şunu vermeliydin” kibrinin ve kafa tutuşunun da örtülü bir beyanı değil mi aslında? “Duasıyla İsyan etmek” dedikleri büyüklerin, bu mudur?

Gıda dağıtımında çalışana dedim ki “Kapısına makarna götürdüğün aile marka beğenmese, şu marka isteriz dese naparsın?” Dostum “Delirtme beni, bunu derse yardımı rüyasında görür” dedi. Bazı niyazlarımız buna benzemiyor mu? Kula denmeyecek olanı Rabbimize söylemek?
Efenim?

Kitap tavsiye ediyorum, okusun da kendini tanısın diye. Bitirince ilk aklına gelen ne? Yazmış “Bu mekanizmayı bilen her istediğini elde eder hocam. İstediğini yaklaştırır, istediğini uzaklaştırır!..” Ne desin hoca? Razılık açılsın, Kulluk lezzeti tatsın dersin egosu şaha kalkar…

Duruma razıyım ve değerlendiriyorum. Daha iyisine talip olmak, daha güzelini istemek suç mu? Değil. Ama önce rıza. Razıysan, şükrediyorsan (nimeti değerlendiriyorsan) tabii ki değil. Şunu da unutma Şükredene zaten arttırıyor, istemene dahi yer bırakmadan. Önce Rıza ve Şükür.

İş beğendiremediler. Gezmediği firma kalmadı. Girdiği yerlerde tutunamadı. Hep daha iyisini istedi, bulamadı. İşin hakkını verdi canla başla. Talep etmediği halde zam verdiler, üst konuma yükselttiler. “Dünya Mekanizması” ile “Allah Mekanizması” pek farklı değil dostum.

Dua, Rıza, Şükür hakkında bir şeyler göstermeye çalıştım. İster “Dua etmeyelim mi?” diye tersinden bak, ister “Her şeyi Allah’tan isteyin dedi dinimiz” diye beni cahil yerine koy! Anlayan anladı. Yorulmayacağım artık. Okumayanlar, bu esere de göz atabilirler. https://www.kitsan.com/BIR-DUADIR-YASAMAK,PR-6674.html

KENDİN OLMANA KİM İZİN VERİR?

Çocuktuk. Uslu dur, Yaramazlık yapma! Genç olduk. Büyüğe saygı, küçüğe sevgi! Beyefendi/ Hanımefendi edebi takın! Büyüdük. Oturaklı, ciddi, kişilikli davran! Adam gibi adam ol! Haddi aşma! Neden hayatın hiç bir döneminde, hiç kimse “İçinden Geldiği Gibi Yaşa” demez bize?!..

Ana- Babanın çocuğa “Kendi Gibi Olma Hakkı” tanımayışının gerekçesi hazırdır; Yetiştirmek, gelişimine yardım etmek, medeni- verimli insan kazandırmak topluma. “Kendi Gibi Olma Hakkı” elinden alınmış ana-babalar kendilerine yapılanı çocuklarına da uygular aynıyla. Garip değil mi?

İlkokuldan Akademiye eğitim süreçlerini hatırlayın. Hangi aşamada müfredat Kendiniz Gibi Olmayı teşvik etti? Bırakın teşviki, izin verdi mi? Hayatın hemen her safhasında herkes ve her kurumca zorunlu kimlik giyindirilen bizlere bir de “Kendini Tanı” çağrısı yapılıyor? Traji-komik!

Doktora tezi hazırlıyor yeğen. Neler isteniyor, dedim. “Bolca dipnot, virgülüne kadar imla, literatüre hakimiyet, alanın önderlerinden alıntılar vs vs.” Tez; kendine ait özgün görüş, çıkarsama değil miydi? Öyle ama durum bu, dedi. Sen özgün olsan? Yakma beni amca, son senem dedi…

Ne zaman birisi “Bunu senin iyiliğin için istiyorum” vurgusuyla size konuşuyorsa bilin ki derdi siz değil kendi konumudur. Bu cümleyi anne- babamız, öğretmenimiz, amirimiz ve komşularımızdan ne çok duyarız! Biri de çıkıp mertçe “Seni kontrolümde tutmak istiyorum” demez değil mi?!

Hayat denen sitede maskesiz dolaşılabilen tek bi alan var mı? Doğumdan ölüme maskeli balolara teşvik ediliyoruz. En kötüsü? Her maskenin kutlu, ahlaki, medeni gerekçeleri var ve maske takanlar bunlara yürekten inanmış. “Kendin Ol” çağrısı birine “Soyun” demek gibi suç bu yüzden.

“Öğrenilmiş Çaresizlik” duygusu “İman Edilen Maskelilik” halini almış. Çocukluktan itibaren Kendimiz Olma Hakkı verilmedi dedim ya, biliyorum “Tamam da ne yapalım, her şeyi kırıp dökelim mi yani?” sorusunun geleceğini de biliyorum. Bu soru dahi “Benimsenmiş Eziklik” kokmuyor mu?!

Ruhsal ve Bedensel Rahatsızlıkların, Şifa ve Çare arayışlarının temelinde de Kendi Gibi Olamama sorunu var aslında. Bir türlü kendini yaşayamama ve içinde olduğu koşulları sindirememe. Hem uyumlanamamış hem de kalıbı kıramamışsa ne yapsın? Çıkmaz Sokak, Fasit Daire ne dersen de!

Eğitim; müfredat ve kurallar
İş Hayatı; disiplin ve talimatlar
Aile; ödevler ve sorumluluklar
Doğum tören, Evlilik tören, Ölüm tören
Nerede, kiminle, nasıl kendi gibi olabilecek garibim insan?
Dışarıyı değiştirmek imkansıza yakın zorsa?
Açık kapı var mı dengeli yaşamaya?

Hayatın ve giydirilmiş kimliklerin tüm sahteliğine, sığlığına karşın devrim yaparak kendinizi yaşayabileceğiniz tek yer var; Kafanız! İçine sizden başkasının sızamayacağı, hükümranlık kuramayacağı tek özgür alanınız. Onu kullanan Kendini Yaşama Hakkını eline alır. Şüphe etmesin!

Kafada bitmiyor ama her şey! Yanılıyorsun. Çünkü kafanı tanımıyorsun. Çünkü kullanmadın, kullandırdın hep. Kullandırmayı, iyi insan olma adına benimsettiler sana. İş kafada biter dostum. Kafa dönüştü mü dünya dönüşür. Yoldaş lazımsa Kitaplar ne güne duruyor? Başla, göreceksin.

OKUMAK AMA NASIL?

- Kitap Okuma Listeni neye göre seçiyorsun?
- Önceliği şimdiye dek sırt döndüğüm alanlara veriyorum. Kendimi kapadığım alanları belirliyor, kitaplarla onlara açılıyorum
- Misal?
- Dindar yetişme nedeniyle Sekülerizme, Tasavvuf nedeniyle Felsefeye kapalıydım. Onlara açılıyorum.

- Günde 50 sayfa gözümü korkutuyor. Vakit?
- Niyete aldığımız her şeye beyin – pardon- Allah vakit yaratır. Beynime “Günde 50 s. okuyacaksın” diye emrettim. Az direndi ama baktı olmayacak boyun eğdi. Bazen 100′e bile alan açıyor
- Çoluk çocuk, iş?
- Beynamaz özrü onlar. Başla!

- Kitap okumadan sıkılınca naparsın?
- Başka kitapla dinlenirim
- Nasıl?
- Aynı vakitte 3 kitap elime alırım. Biri Düşünce, biri Roman, biri Hatırat olur mesela. Düşünce yorarsa roman, roman yorarsa hatıratla dinlenirim
- Kitabı kapatıp dinlensen?
- O zaman bir daha okuyamazsın!

- Günde 50 sayfa, ayda 7-8 kitap. Mali külfeti?
- Ayda 100- 130 TL arası kitaba ayırdığım
- Her aradığımı bulamıyorum kitapçılarda?
- İnternette onlarca kitap sitesi var. 50 TL üstü siparişe kargo bile almıyorlar. Karta taksit de güzellikleri. Sen hala kitapçı mı geziyorsun?

- Tavsiye ettiğin usullerle bu ay okuyacağım kitapları seçtim. Sonraki ay nasıl seçmeli?
- İlk ay okudukların bu soruya gerek bırakmayacak
- Nasıl?
- İlk ay okuduklarından aldığın notlar, yazarlar, isimler, konular ikinci ayın listesini kendiliğinden oluşturacak zaten.

- Diyelim seçtiklerimden birini okumada zorlandım. Ne yapsam akmıyor. Bitirmeli miyim?
- Hayır. Öyle eserleri kaldırır, sonra tekrar bakarım. Bazı eserlerin vakti vardır, gelmemişse akmaz
- Günde 50 sayfayı kendine farz kılalı ne kadar oldu?
- 4 yıl. Ne o, yarışa mı çıkıyoruz?

- Son bir şey, yılda kaç kitap okunuyor böyle?
- İlk yıl 65, sonra 80′i buldu. 2018 sonu itibarıyla 100′ü geçecek
- Neler kattı sana?
- Yemek tarif edilir de Lezzet tarif edilir mi?
- En basiti mesela?
- Kendi Gündemim var! Kimsenin gündemine kuyruk, kimsenin sürüsüne koyun değilim. Gecikme başla lütfen. Selam ile…

ATASÖZLERİMİZDE ALLAH SİSTEMİ

Uçan kuşun kanadı kırılmaz. Hakikati fark etmek üzere yola çıkanlarda bazı tutarsız, havâî, sisteme aykırı değerlendirmeler görülebilir. Ehli olan, onların hevesini kırmamak için söylemlerini hemen biçmez bi süre eyvallah der. Ta ki kendi kendilerine fark edebilsinler…

Terlikçinin karısı terliksiz gezer. Bir insan bir konuda usta, ehil, uzmandır diye aynı yetkinliği veya o yetkinliğe paralel yaşamı, onun yakın çevresinde de görmeye çalışmak çok sık düşülen bir hatadır. Uğraşmayın, bunu genellikle göremezsiniz.

Terzi, kendi söküğünü dikemez. Genel bir hatadır; kim ne ile meşgulse o konuda hiç bir sorun yaşamaması gerektiği beklentisine düşeriz. Oysa doktor hastalanabilir, öğretmen öğrencilik edebilir. Bir konuda ehliyet o alanda tek başınalık, ihtiyaçsızlık demek değildir.

İt iti ısırmaz. Aynı yolun yolcuları, aynı görüşün taraftarları, aynı davanın müntesipleri birbirlerinin hatası söz konusu olduğunda onu görmez, görmek istemezler. Görmelerini de zaten beklemeyiniz. Bu düşük frekanslı hayvani tutum; sürüleşmenin doğal bir neticesidir…

İti dövmezler, sahibinin hatırı var. Eylem ve söylemlerinizle haddi aştığınız halde ceza görmüyorsanız kerameti kendinizden bilmeyiniz. Sizin tutarsızlığınıza sizden sebep değil gönül verdiğiniz zatlar veya değerlerden ötürü tolerans gösterilmektedir.

Tekkeyi bekleyen çorbayı içer. Beraberce yapılan faaliyette aslan payının hiç de ummadığınız birilerine verilmesine şaşırmayınız. Liderler, önderler; hizmet edenleri değerlendirirken Liyakat- Uzmanlığı değil Sadakat- Vefayı öne alırlar. Tarihte ve günümüzde hep böyledir.

Horozu çok olan köyde sabah geç olur. Hakikat, ilim ve hayat adına anlatanlar ne kadar çoksa aydınlanma ve arınma bir o kadar gecikir. (Bir başka açıdan) Her söyleyene ve söylenene kulak kesilirsen, ilmi oturtman gecikecek, yaşama geçirmen bir hayli zorlaşacaktır.

Akacak kan, damarda durmaz. Takdirde olanın yaşanması gerekiyorsa, senden açığa çıkacak olana sen dahi engel olamazsın. Takdir önünde akıl, mantık, duygu, basiret, firaset ne varsa bütünüyle kilitlenir. Senin hiç bir şekilde bunun önüne geçme imkanın kalmaz!

Dağ ne kadar yüce olursa olsun Yol üzerinden aşar. Gözümüzde büyüttüğümüz sorun, dert ve problem ne olursa olsun mutlaka bir çözüm yöntemi vardır. Benlik ve Nefsaniyetin gücü sanaldır, vehmîdir. Usulünce sistemli yapılan her arınma ve aydınlanma gayreti benliği bitirir.

Danışan dağlar aşmış danışmayan düz yolda şaşmış. Bilmediklerini bilenle istişare eden, akıl çapını genişletir ve güçlendirir. Akıl çapı genişledikçe tercih ve metotlar çoğalır ki sırf kolaylık demektir. Sadece kendi aklıyla yaşayan mevcut potansiyelini dahi kullanamaz.

Kör Allah’a nasıl bakarsa, Allah da köre öyle bakar. Allah Sisteminin işleyiş mekanizmaları hakkında gerçek bilgiye sahip olmayanın kendi bireyselliği içinde bir sistem algısı vardır. Onun Sonsuz- Sınırsızdan alacağı pay da işte o kısıtlı algısı kadardır. Fazlası değil.

Düşmanı olmayanın arkadaşı da yoktur. Kişi kendi hakikatini kavramış ve öz potansiyelini harekete geçirmişse yaydığı enerjiye hem destek hem de köstek karşılıkları kendine çeker. Hakikatini tanıyamamış olan, çekim alanı oluşturamadığından destek dahi oluşturamaz.

Cömert derler maldan ederler, yiğit derler candan ederler. Hareket ve anlayış tarzını insanların, çevrenin, toplumun sana verdiği -sözde- payeler ve unvanlar belirliyorsa bil ki kaybedeceğin çok şey olacaktır. Böylesi bir yaşam baştan ayağa tükeniş demektir.

Kaynana pamuk ipliği olup raftan düşse gelinin başını yarar! Fıtrat gereği zıt karakterde olanları, beraber yaşatırsan da birleştirmeye çalışma! Onlar, problem çıkaracak bahaneyi ustalıkla bulurlar birbirlerinde. En olmadık sebeplerden bile. Koyuver gitsin, seyret.

Kabul olunmayacak duaya amin denmez. Talep ve istekler yürürlükteki Allah Sisteminin genel geçer kurallarına uygun olmalıdır. Değilse gerçekleşmelerini beklemek saflık ve boşa kürek çekmek olur.
*
Atasözleri; özgün Hakikat Okumalarıdır. Değerlendirilmesi niyazımla…

BİR SEVDADIR YOLCULUK

Geçen yıl bildikleriniz ve düşündükleriniz hakkında bu yıl “Ne kadar da basit ve sığ değerlendirmişim” diyor ve bugün size ulaşan her yeni bilgide, dün ne kadar da yanıldığınızı fark ediyorsanız siz iyi bir yoldasınız. Yenile yenile Zafere; yanıla yanıla Hakikate çıkar yollar.

Bilgi; iman haline getirilmişse sorgulama kapısı kapanmıştır. Sorgulama kapısı kapandığında “Körler ve sağırlar birbirini ağırlar” kısır döngüsü başlar. Dar alanda kısa paslaşmalardan ibaret bu döngüsel oyun, oynayanlar için dünyanın en sistematik ve en bilgece oyunudur artık.

Hakikate sadakat; bilgiye takılı kalmamayı gerektirir. Bazı bilgiler sizin için tartışılmaz olmuş, aksini düşünmeyi iman- küfür meselesi saymaya başlamışsanız, geçmiş olsun! Bilgiye sadakat; Hakikate ihanettir. Sadık olunası tek şey yoldur; ne araba, ne yolcular, ne de güzergah.

“Kendimi son derece istikrarsız buluyorum. Hiçbir ekol beni açmadı. Beraber yürüyemedim. Biraz da tutarsızım sanırım. Dün hararetle savunduğumu bugün inkar edebiliyorum” dedi. Mahzundu. Gel dedim. Kucaklayarak “Adamın Kralısın ne mutlu!” dediğimde yüzündeki hayreti görmeliydiniz.

Toplum ve çevre sizden istikrar, bağlılık, tutarlılık ister. Uymadığınızda dönek, istikrarsız, güvenilmez damgası yemeniz an meselesidir. İnsanların çoğunun kutsadığı bu değerler; hakikat şelalesinden birkaç damlanın buz kabına alınmasından ibarettir. Deniz, akanların yâridir…

Miraç aslında ne mi? Belli bir yaşa kadar adandığı, benimsediği her şeyin boşa çıkışını hüzünle seyredenin çöken, yıkılan, tükenen değerlere by by edip bütünüyle yeni, orijinal bi düşünce- yaşam yolu tutması. Miraç öncesi Muhammedle miraç ertesindekini aynı kişi sanana şaşarım.

Doğu Ekspresi karları püskürte püskürte kendine yol açarak gecenin sessizliğinde bir yılan gibi kayarken kompartımandakiler birbirini tanımaya çalışıyordu:
- Gurbetten sılaya dönüyorum
- İş seyahati benimki
- Tatile gidiyorum
- Fuara katılacağım

Dönüp en sessizine de sordular:
- Ya Siz?
- Yolculuk Sevdası. Gider gelirim. Tren, uçak, otobüs; ne zaman, nereye, ne bulursam!

Tuhaf? Sessizlik…

Birini tanıyorum. Yıllar içinde onu o kadar farklı gruplarda gördüm ki pes dedirtir insana. Girip çıkmadığı ekol kalmadı desem yeri. Geçen kitap okuduğum cafedeydi. Yanındaki gence söylediklerini kulak misafiri oldum: “İnsanlar birilerine, bir şeylere aşık oluyor. Bense AŞKA AŞIKIM evladım.”

Kendini İnkar etmeyi göze alamadıkları için kendilerini bulamadılar. İnsanlığa ebedi hidayet yolunu açan nasıl başlıyordu Tevhide? LAAA! HAAYIRRR!.. Şah inkarlar yaşamadan Şah diyemezsin dostum. Şah diyemedikçe de bu zeka tahtasında daha nice hilelerle sürer bu Benlik Satrancı.

Farklı bilgilere açıklık, sarsıntı; Ufuklara yöneliş, tutarsızlık; Dünü ileriye feda, ihanet diye algılanıyosa dünyanda şimdiki halin en hayırlısıdır dostum. Bakma sen bize bizimki Garip Bir Sevda sadece. Şeb-i Arus şevkiyle uçsuz bucaksız ovalara doğru. https://www.youtube.com/watch?v=ywJNd94Pn2s

ZİHİN OYUNLARI (Şeytanın Hileleri)

Hayat anlayışını akıl ve mantık üzerine inşa edene duygular üzerinden; duygu ve hayal üzerine inşa edene akıl üzerinden seslenişe devam ediyorsanız, günün birinde boşa kürek çekmişim, nafile çabaymış benimkisi isyanına ve çöküntüsüne uğrayacağınızı şimdiden size haber vermeliyim.

İnsanların sözleri ve yazıları onların sadece talep ve beyanlarını değil hayat anlayışlarına ait enerjiyi de içinde taşır ve bunu muhatabına açık eder. Sezebilen ve görebilen, kendisine ulaşan talepten sahibini okur ve o doğrultuda karşılıklar; cevaplar, açıklamalar oluşturur.

Şayet muhatabınızın frekansını yakalayamamış, onun ihtiyacı olanı onun damarından girerek verememişseniz söylemleriniz ya bütünüyle boşa gidecek ya muhatap tarafından tuzu kuru birinin lüks uçarılıkları olarak görülecek ya da gün be gün karşılıklı eziyete dönüşecektir. Değer mi?

İstişare ettiğim Gönül Ehli ve Hayatı Okumuş kişiler bana “Haklısın aynen öyle” demişlerse içimi bir korku ve tedirginlik kaplar. Bilirim ki onlar açıklamanın fayda vermeyeceğine, kolay kolay değişmeyeceğine kanaat getirdikleri kişilere haklısın diyerek yol verirler. Aman dikkat!

İnsan, beynin yapısı gereğince duygu veya akıl eksenli bir programla hayata adım atar. Alınan eğitim, verilen bilgi, edinilen tecrübe hep o programa göre değerlendirilir veya yok sayılır. Nimetin kadr ü kıymeti buna göre değer bulur bilinçte veya nankörlüğü tetikler gafletle.

Zihninin değerlendirme tarzını fark etmeyen; tek düze yaşam sürmeye adaydır. En iyi, en güzel, en kıymetli bulduğu hep farkında olmadığı tarza göre olacaktır. Halkımız böylesi bir yaşama “Çay sıra gidip yol sıra gelmek” demiştir. Böylesi bir hayat hiç yaşanmamış dense yeridir.

Ömürlerinin herhangi bir safhasında zihninin tek kanatlı, tek kollu, tek bacaklı bir algı üzerinden değerlendirmeler yaptığını fark edenler; çift kanatlı, çift kollu, çift bacaklı bir yaşam yürüyüşünün kudretini de kendilerinde bulurlar. Kendiliğinden. Fark edebilmek; her şeydir.

Zihninin kendisine oynadığı algı oyununu fark edebilmek; ağır travma, büyük kayıp, dayanılmaz ıstırap ve derin çöküntüler eşliğinde acı ve bela yollu olabileceği gibi yoğun sevgiyle akan ilim, ilme teslimiyetin farkındalığı, istişareye razılığın hoşnutluğuyla gelişen ikram ve nimet yollu da olabilir.

“Aklıma yatmıyor” cümlesiyle itiraz ettiğimiz bilgi ve öneriler aslında aklımızın yatmadığı değil, alışmış olduğumuz zihinsel algılama tarzımızın benimsemediği değerlendirmelerdir. Böylesi bir ret ve inkar; kişinin “Ben uyumlanarak öğrenmeye müsait değilim, bela gönder Allah’ım” çağrısıdır. Ve Allah hiçbir çağrıyı reddetmeden kuluna ihsan edendir.

Zihnin algı oyunlarının farkında olanlar; kendilerini geliştirme, dönüştürme mekanizmalarının butonlarına tek tek basarlar. İlk anda duyacakları sıkıntı, zorluk ve acıya aldırmadan. Dar alandan, saray sanılan mahpustan çıkacaklarının eminliği onlar için ümit ve huzur kaynağıdır.

Kendi zihninin kendisine oynadığı büyük oyunu sezen “Canım çekti” “Böyle seviyorum” “Tarzım bu” gibi ego oltalarını da fark etmiştir. O, bu bilinçle başkalarıyla değil egosuna meydan okuma kabiliyeti kazanmıştır. Dini literatürdeki “Şeytanını Müslüman etmek” de budur kanaatimce.

İnsanlardan gelen taleplerin rengini görebilen, enerjisini sezebilen dış dünyasıyla; kendi nefsinden çıkan isteklerin cins ve kaynağını hisseden iç alemiyle huzurdadır. Dışarıyla kavga, içeriyle didişme düşmüştür ondan. Dileyelim ki bunu yaşamak nasibimiz olsun. (Âmin)