Değiniler- 145

Değiniler- 145

DUAMIZ ve BİZ

Hastalık duası doktor, arıza duası tamirci, kuraklık duası ağaç, sevgi duası ilgi, stres duası psikolojik yardım, kazanç duası çalışmak, bulma duası aramak, bilme duası okumak, anlama duası sorgulamaktır. Niye el açıp dil dökmek, ezber cümleler etmek gelmez ki aklıma!?

Her insanın, her toplumun, her ülkenin, yaşamakta olduğu hayat onların kabul olmuş dualarıdır. Hiçbir insan, hiçbir toplum, hiçbir ülke duasını etmediği bir hayatı kesinlikle yaşamaz!

- Daralıyorum içim sıkılıyor, patlayacak gibiyim. Zikir veya bir cümle Dua söylesen de ferahlasam azıcık?
- Kavurucuydu sıcak. Dayanamıyorum dedim. Sus evladım sus! İncirler, Çilekler olgunlaşacak daha kavurucu dediğin sıcakla. Yılda 4 ürün nasıl alırız sonra?
Sus dedi teyze… Şirin bir Ege köyünde.

- Az şey mi yaşadım, ne acılar ne belalar… Toparlanamıyorum, en ufak bir sarsıntıda yine dağılıyorum. Kolay mı? Zor işte hayat!
- Afganistan, Pakistan, İran… Deprem oldu mu tuz buz evler. Can kaybı korkunç. Kerpiç, yığma evler… Sahi Japonya? Her saat sarsıntı… Raylı binalarla etmişler Deprem Duasını.

Duayı el ve dilden ibaret sayanın treni solda. El ele gönül gönüle Neşeli bi seyir (!?) Kafası, aklı, gayretiyle dua edenin treni? Raylara değmeyen bir şimşekmiş. İçine hapismiş ruhsuz, neşesiz, soğuk yolcular (!?) Herkesin her an Duasını yaşadığını hiç unutma e mi!?..

tren

HAKKIM VAR MI?

Hakkımız olandan dahi vazgeçmedikçe bilirim Hak göstermeyecek yüzünü.

Ben Haklıyım
Sen Haksız
O mu?
O sadece Hak.

Helalleşsek!
Hakkına girdim
Hakkını yedim
Haksızlık ettim

Hakkıma girdin “Sen”
Hakkımı yedin “Ben”im
Haksızlık edip rencide ettin

Sen Helallik iste
Ben affedeyim
“O” nerde?

Helallik
Af derken
“Bir”den düştük “İki”miz
“Şirk”et’in kuyusuna
Şeytan bile eremez
Kibrimizin şanına!..

Her hangi bir şeye “Hakkım” diyebilecek kadar eşyanın hakikatini unutmuş olsam hakkımı helal edebilirim. Fiilleri yaratma ve kullar üzerine tasarruf etme iddiasına düşecek kadar Yaratanı unutmuş olsam affedebilirim. Seni bilmem ama “Af” da “Helallik” de “Ben”i aşıyor dostum.

“Kul Hakkı” kavramı “Allah Hakkı”nın önüne geçmiştir bizim ülkemizde. Ve çoğunluk, bilerek ya da bilmeyerek Kul Hakkının Allah hakkından ileri olduğunu düşünür. Kul affetmez, helal etmezse Allah bile affedemezmiş demeye getirirler çokları. Ben de soruyorum; kim kimi yarattı?

“Kul Hakkı” kavramını konuşanlara dikkat ettiniz mi? Sözlerindeki negatifi, gözlerindeki ateşi, yüzlerindeki öfkeyi gördünüz mü? İnsan ne acayip mahluk! Hırsını tatmin için hiç de çekinmez egosunu Allah’a yaslamaktan… Sünnetullahı nefsine paspas etmekten! Korkunç!

- Eden ettiğini yaşamadıkça ölmez. Kim kime ne yaptıysa ödeyecek bedelini er ya da geç.
- Doğru. Doğru da sana yanlış yapan bedel ödediğinde senin eline ne geçecek?
- Bişey geçmese de hakkım alınmış olacak
- Şuna “Hırsım tatmin olacak, kemiklerim gevşeyecek” desen mertçe?
- .!?.

Bu ülkede bir baba gördük beraberce. Kızının katili hapishanede öldürülünce ne demişti? “Allah, onun ailesine de sabırlar versin” Acıyı, kimseye kahretmeden yudum yudum rıza ile içmişti o aile. “Ettiğini buldu o katil” dememişler, hicap etmişlerdi hatırlarsın? “Kul”du onlar “Kul”

Uhud’da tepenin ardından dolanarak Müminleri vuran Halid b. Velid (ra) müslüman olmaya geldiğinde: “Affedebilecek misiniz? Size çok zarar verdim!” demişti de Allah Resulü (sav) “İman geçmişi siler” buyurmuştu. Senle benim imanımız niye silemedi geçmişimizi? İyice bi düşünsek mi?!

Hak, hukuk, adalet, bedel kaygısıyla hırs köpürtüyor, öfke demliyor, nefret içiyorlar Ateş Vadilerinde! Yokuşu tırmanan “Kul Hakkı” peşinde nefes nefese! “Allah Hakkı” yaylasına çıkan imanı, rızayı, huzuru çekti içine temiz hava niyetine. Yukarı, daha yukarı, hadi gelsene!

BİLEREK CAHİL, GÖREREK KÖR, DUYARAK SAĞIR

İnsanlar, önlerine yazılanı değil kafalarına kazınanı okuduklarından önlerine yazılanı anlamaya, fark etmeye çalışmak yerine kafalarına kazınanın içinde onu eritmeyi tercih ederler. Fikir ve Bilgi akışına karşın Değişim ve Dönüşüm yaşayamamanın esas sebebi budur. Bunun kim farkında?

Bilerek Cahil, Görerek Kör, Duyarak Sağır kesilmek diye bir şey var. Sana gelen bilgiyi, zihnini ele geçirmiş ve kemikleşmiş anlayış kalıplarıyla değerlendirdiğinde – ki genellikle çoğumuz öyle yaparız- “Bilinç Fanatizmi” ortaya çıkar. Sende, seninle, seni kendine köle edinerek.

Hak, adalet, bedel konularında nokta atışları yapıyorum. Zihnin “Kul Hakkı” arkasına saklanarak egosal hırsları din-sistem diye yutturduğunu fark ettirmeye çalışıyorum. Derdim, zihnin bilinçaltı oyunlarını göstermek. Dışarının değil, içerinin pasını sökmek. Sen nasıl anlıyorsun?

“Kul Hakkı” adıyla egonun içsel bir hilesini göstermeye çalışırken sen “Kul Hakkına böyle bakarsak toplumda adalet kalmaz” diyebiliyorsun. “Böyle kul hakkı anlayışı mis gibi” diye dalganı geçiyorsun. Zihin diyorum Toplum diyorsun. İçeri çağırıyorum Dışarı çıkıyorsun. Derdin ne senin?!

Önüne yazılanı anlamaya çalışana hitabım, kafasına kazınanla önüne yazılanı bulamaç edene değil. Kendisi değişmeden dünyanın değişmeyeceğine inanana. Bi içeri bi dışarı girip çıkana değil. Kimseyle didişecek halim de vaktim de yok. Rahatsız etme lütfen. Git, toplumu düzelt sen!

Dışarıda; toplumda alınması gereken hakları demokrasiye inanan her vatandaş gibi edebimizi yitirmeden gayret eder alırız. Bu ayrı bi konu, içeride; zihinde dönen dümeni sezmek ayrı konu. “İçeri dön”ü “Dışarıyı inkar” anlıyorsan bu senin kısa metrajlı düşüncen, benim kastım değil.

Toplumu düzeltmek de hizmet. Siyaset kurumu orada, gider katılır hizmet edersin. Fetvacı başı olmak da mümkün. Yetki gerekmiyor yazar, anlatır, yayınlar her konuda fetva verebilirsin. Biz kendimizle meşgulüz dostum. Kafamızın içiyle meşgulüz. O düzelmeden hiçbir şeyin düzelmeyeceğine inandığımız için.

Zihninin kendisine oynadığı oyunu görmeyen ne iç aleminde ne de dış dünyasında hiçbir şeyi düzeltemez. Daha doğrusu düzeltme ve yoluna koyma kudretini kendinde bulamaz. Kısır bir döngü içinde fanatizmine kutsiyet, takıntılarına maneviyat anlamı yükleyerek döner durur bir ömür…

Samimi bilgi- görüş paylaşımının yığınlara ihtiyacı yoktur. Onlarca kitap okur, yüzlerce deneyim izler, 3-5 cümleyle özetin özetini aspirin niyetine ikram ederiz. Alıp almamak tercihindir. Hiçbir misafirin ikramı aşağılama hakkı yoktur. Öylesini de kimse yanında tutmaz zaten.

Ego Esaretinden kurtulma, Zihin Oyunlarını bozma anahtarı; yeni bilgiyle gelen farkındalıktır. Formül; önüne konanı, sana ikram edileni kafana kazınanla değil, onu susturarak okumak ve izlemek! Değişim ve Dönüşüm hızına sen de şaşarsın o vakit. Rabbim, Hayretimi arttır (Âmin)

DEĞİŞİM VE DÖNÜŞÜM FARKI

Değişim ile dönüşüm arasındaki fark nedir?

Değişim; Kişinin mevcut anlayış tarzı içinde bilgisinin gelişmesidir.
Dönüşüm; Kişinin mevcut anlayış tarzının dışında bir oluşumla bakışının kökünden değişmesidir. Değişim, bilgi edinmekle Dönüşüm; kayıp ve sarsıntı ile oluşur genellikle…

Dindar birinin din anlayışını Tasavvufi düzlemde geliştirmesi Değişim; Dindar birinin dini tümden reddedip ateist olması Dönüşümdür. Ateistin, bilgi felsefesi ile ilerlemesi, Değişim; Ateist birinin Dindar düzlemde yaşamaya başlaması Dönüşümdür.

Aklını kullanamayan veya kullanmak istemeyen, Duygu arayışı içindeki kişilerde Dönüşüm kolay kolay gerçekleşmez. Çünkü önlerine yazılanı değil kafalarına kazınanı okur onlar. Böylece mevcut anlayışlarını besler, yeni anlayış geliştiremezler. Değişseler de dönüşemezler. Bilinçlerinde Miraç, Devrim oluşmaz!

Aklını kullanamayan veya kullanmak istemeyen duygusal yapıların nasibinde Dönüşüm varsa da bilgiyle değil, burunlarının hayat tarafından iyice bir sürtülmesi, hanyayı Konya’yı öğrenmeleri ile oluşur. Onların Dönüşümü Travma, Bela ve Kayıp ister… Üzgünüm realite bu…

Aklını kullananlar veya Duygu eğilimli olsalar da Gönül Verdiklerinin İlmine teslim olabilenler; kolayından Dönüşürler… Ağır kayıplar vermeden, travmaya ihtiyaç duymadan ve hatta hiçbir şeylerini kaybetmeden. Lütuf Yollu uyanır onlar. Önce bahsettiklerim Mekr Yollu.

Değişim Yaşayanların kurulu düzeni bozulmaz. Çünkü Bilinç Devrimi yaşamamışlardır. Mevcudun içinde merdiven çıkarcasına yükselirler. Aynı evin üst katına çıkar gibi. Dönüşüm Yaşayanların evi sarsılır. Bilinçlerinde devrim olur. Bu mahalleden öte mahalleye taşınırlar.

Dönüşüm Yaşamanın açık bir belirtisi de yakın çevre nazarında “Dengesiz”, toplum nazarında “Dönek, Hain ve Sapkın” diye nitelemeler duymanızdır. Ama şunu da son olarak diyeyim ki Dönüşüm yaşamak lütuftur. Lütufa erdikten sonra kimin ne dediği çok mu önemli?

BİR OLGUNLAŞMA ÖLÇÜSÜ

Yaşı, tecrübesi ne olursa olsun “Zihnen Çocuk” kalmış insanlar vardır. Onların belirgin özelliği “Kendilerine Özel Sevgi- İlgi İhtiyacı” duymalarıdır. Başkasından gelecek sevgi ve ilgiye ne kadar ihtiyaç hissettiğini sorgulamak; olgunlaşıp olgunlaşmadığının cevabını verir insana.

Sevilme, ilgi ihtiyacı hatta bunun kendine özel, ayrıcalıklı olması beklentisi hastalıklı bir ruh durumu tablosudur. Altında şefkat, merhamet, ilgi ve sevgiye doymadan yaşanan çocukluk, ilk gençlik saklıdır. Böylesi yapılar; sevgi adı altında Tanrı kesilecekleri Kullar ararlar.

Doyurulmamış ilgi- sevgi arayışının tersine bir yansıması; ilgi hissettiği insanı Tanrılaştırma, Ulvileştirme, Yüceltme, İnsanüstü Mevkilere Çıkarma tavrı olarak kendini gösterir. Başına Tanrı kesileceği Kul bulamayanlar; Tanrı edindiklerine Kul olarak kendilerini tatmin ederler.

İnsan; ihtiyaçsızlık bilinci yaşayandır. İnsan; hiçbir şeye ihtiyaç duymaz. İhtiyaç hissi Samediyet hakikatine zıt bir vehimdir. Yaratılmakla, Dünyaya gelmekle, Şu anda Nefes almakla her şeyin kendisine bol bol verildiğine nankör kesilenler ihtiyaç duyar ancak. Kendine Gel Huu!

Sevgi ve İlgi ihtiyacını yoğun yaşayanlar; yakın çevrelerinin enerjilerini sülük gibi emerler. Bir evde, iş yerinde, toplulukta sevgiye doymamış biri varsa vay ötekilerin haline! Sevgi İhtiyacı yaşayan; tüketene, eritene, hasta edene kadar ötekilerin tüm enerjisini emecektir!..

İnsanlar yanınızda durmak istemiyor, yakınlarınız en ufak bir sözünüzde geriliyor, iş arkadaşlarınız sizinle irtibatı asgari seviyede tutuyorsa; kimseye kızmayın, alınmayın da. “Doyumsuz Sevgi Vampiri” olup olmadığınızı iyice bir sorgulayın! Enerjisi çekilsin kim ister ki?!..

“Çocuğum derste başarısız”, “Gençlik çağında ama hayattan kaçıyor” diyen anne babalar! Korumacı, kayırmacı yaklaşımla; her şeyin en iyisini onlar yaşasın etiketi altında evlatlarınızın enerjisini sömürdüğünüzün farkında mısınız? Enerji bırakmadın ki başarsın, hayattan zevk alsın?

Doyurulmamış Sevgi İhtiyacının bir başka yansıması; çeşitli örtüler altında etrafına insan toplamaktır. Kendisine halka oluşturacak ki eksik hissettiği sevgi- saygıyı çeksin. Ustaca bi sömürüdür bu. Yapanın çocukluğuna, geçmişine gitme imkanı olsa neler çıkar kim bilir neler?!..

Zihni ele geçiren “Muhtaçlık Hissi” sevgi arayışına sevk ettiği kadar bunu yaşayanda “Bereket” de bırakmaz. “Kazanıyorum ama nerden gelip nereye gidiyor ben de anlamıyorum” diyorsanız geçmişinizi; eksiklik hislerinizin nedenlerini ciddiyetle gözden geçirip kendinizle yüzleşiniz.

Geçmişte saklı utanç içsel ezikliğe, içsel eziklik de sevgi ve ilgi sömürücülüğüne yol açar. Geçmişimizle yüzleşmeliyiz. Hatalar, acılar, utançlar olabilir. Yaşanıp bitmiş her şeyde “Ben yaptım” demek dahi isyandır bilir misin? Yaşandı bitti. Emin ol artık Takdirindi ve O diledi!

Sömürü denince Para ve Menfaat hatıra geliyor. Oysa en büyük sömürü; sevgi ve ilgi oluşturma şeklinde yapılmaktadır. Hakikatinin Salt Sevgi olduğunu bilen insan böylesi bir sömürüye girişmez, kendini de kimseye sömürttürmez. Kimseye Zulmetmez, kendisine zulmetmesine de izin vermez.

İlgi eksikliği duyanın ilgisi, sevgi eksikliği duyanın sevgisi sömürülecektir. Kim çağırdı? Sen! Nasıl çağırdın? Negatif olan Eksiklik Hissinle! Dua denince hep pozitif düşünülür. Oysa eksiklik hissedenler; sürekli negatif dualar etmektedirler! Bilseler, kimseyi suçlamazlardı.

İnsani sınırlar önemlidir. İnsan, ne acı çekmişse birbirinin sınırını aşmaktan çekmiştir. İlginizi çekmek için ilgi gösterene, sevginizi emmek için sevgi verene dikkat ediniz. Veriyor görünerek alırlar. Verdiklerinden çok fazlasını. Ölçülü Olmak; Hayattır. Ölçü; Korunmaktır.

Sevgi adına birinin sınırlarını aşmış veya birinin sınırınızı geçmesine izin vermişseniz sonrasında gelişecekler hakkında “Ama ben iyi niyetliydim” demek sizi kurtarmayacaktır. Sevgi Açlığı; İnsanların yumuşak karnıdır. Sende, sana yetecek Sevgi mevcuttur. Şükret, göreceksin!

BİR KENDİNDEN KAÇIŞ BİÇİMİ

İnsan gerçek manada olgunlaşmış ise fikrinden, bilgisinden, düşüncesinden eminlik duyar. Hakiki olgunluğa eremeyenler kendilerinde bu eminliği bulamazlar. Kendisinden emin olamamaktan doğan eksiklik hissi; kişiyi “Onaylanma ve Onaylatma İhtiyacı”na düşürür.

Düşük benliklerini aşamayanlar “Onaylatma İhtiyacı” içinde onay makamı ararlar. Yüce, üstün, muteber saydıkları biri fikirlerini onaylamadıkça doğru çizgide yürüyüp yürümediklerinden hiçbir zaman emin olamazlar. Birilerine tâbî olma ve sürüleşme bayağılığını bu arayış besler.

Yüksek Benlikler de “Onaylanma İhtiyacı” içindedirler. Her ne kadar dışa açık vitrinleriyle hiçbir şeye ihtiyaç duymadıkları görüntüsü verseler de…. Onlar da fikirlerini izleyenlerin sayısı, kalitesi, unvanları ve görevleri üzerinden bu eksikliklerini tatmine çalışırlar.

İnsan, bir dereceye kadar kendini sevmek ve beğenmek durumundadır. Yaşamak için elzemdir bu. Bu beğeni ve sevginin dışarıdan, birilerinden onay almasına duyulan aşırı ihtiyaç; kişinin iç aleminde devinen eksiklik, eziklik, utanç veya yüzleşilmek istenmeyen mazi ile alakalıdır.

Şimdilerde söyleyeni az olan bir şükran ifadesi hatırlıyorum: “Eksik Olmayınız” Ne kadar anlamlıdır ve ne kadar derindir biliyor musunuz? Bakar mısınız temenniye? Eksik olma; kendinde eksiklik hissetme, sen kâmilsin, sen Allah Kulusun, insan olmakla zaten Tamsın! Muhteşem di mi?

Kibir; gerçeği saklama ihtiyacından doğar. Kendi dünyalarında yüzleşmek istemedikleri veya dışarıdan bilinmesini istemedikleri gerçekleri olanlar; hükmedebildiklerine kibir göstererek onu örterler. Kibir; iç aleminde eziklik ve eksiklik hissedenlerin savunma mekanizmasıdır.

Duydukları eziklik ve eksikliği güçlü onay arayışıyla telafiye çalışanlar; sözlerinde büyük zat, önder ve ileri gelenlere yaslanma ihtiyacı duyarlar. “Ben demiyorum, bak o diyor” zavallılığı başlıca tutamaklarıdır. Ben diyorum derse reddedilme ihtimalinden ödleri kopar çünkü.

İnsan için en zor, en ağır şey kendi hayatının, yaşadıklarının sorumluluğunu üstüne almaktır. Öteye beriye atmadan, birilerini suçlamadan. Sorumluluk almaktan kaçış düşük benliklerde birilerine tâbî olma; yüksek benliklerde birilerini kendine tâbî kılma şeklinde açığa çıkar.

Kendi hayatının sorumluluğunu üstlenmekten kaçmak; büyümek istememektir. Büyümek istemeyene zihni kurban rolüyle teselli ikramiyeleri sunar. En çok başvurulan teselliler “Toplumsal Adaletsizlik”, “Güvenilmez İnsanlar”, “Ağırlaşan Hayat Koşulları”dır. Büyümeyenlerin avuntuları…

Toplumsal hayatta kim kimi nasıl kandırıyor; kitleler nasıl uyuşturuluyor türünden konular caziptir. Bir dizi sav, tez üretebilir, tahliller yapabilirsiniz. Bizim asıl meselemiz bu değildir. Esas mesele; bizim kendi kendimizi nasıl kandırdığımızı fark etmemizdir. Buna var mıyız?

- Kendimi nasıl kandırdığımı, kibrimi, onay arayışlarımı fark etmeye basit bir başlangıç yapmak istesem nereden başlamalıyım?
- Kanıma dokunuyor, gücüme gidiyor, yediremiyorum dediklerinin üstüne git. Niye dokunuyor sana onlar? O konularda oku, araştır ve sorgula. Ne var altında?

Kişi samimiyetle hakikati arayışa girişmişse kilit noktalarını basiretle fark edecek, azimle üzerine gidecek, hayatının sorumluluğunu cesaretle üstlenecektir. İşte kendimiz için yapabileceğimiz en büyük dua: “Ya Rab, bana kendi kendimi nasıl kandırmakta olduğumu göster!” (Amin)