Değiniler- 149

Değiniler- 149

İYİ NİYET ALDATMACASI

Sizi insanlardan gelecek kötülükler ve hayatın tehlikelerinden koruyacak olan “İyi Niyet”iniz değil, hayatın gerçekleri ve insanların karakterlerine göre geliştireceğiniz korunma ve sakınma tedbirleridir.

Sahip olduğu nimetleri, Allah Lütfu güzellikleri insan ve ortam farkı gözetmeksizin ulu orta paylaşan, açan, anlatan ve gösteren; dedikodu başta olmak haset, iftira ve bühtana uzanan ağır enerji kasırgasına tutulursa hiç kimseyi suçlamasın. Kendinden başka…

- Herkesi kendim gibi bildim. Allah Kullarını sevdim. Hepsine hizmete koştum. Yüreğimi açtım, özverili oldum. Suç mu?
- Hiç bir ahlak- inanç disiplini herkesi kendin gibi bil demez. Akıl- mantık da rastgele fedakarlık önermez. Duygusallığınla uydurduğun şeyler bunlar. Evet, Suç!

Bu coğrafyada hep başkalarını kendimize tercihe, fedakarlığa özendirilerek yetiştirildik. Kültür köklerimizde az kendime döneyim, biraz kendime çalışayım, kendi kıymetimi de bileyim demek şeytanlığa eş tutulur. Sonuç? Bireysel stres, toplumsal kaos. Doğru olsa sonuç bu mu olurdu?

Sadece Kötülüğün değil ölçüyü aşan iyiliğin de bedeli, cezası vardır. “İyilik, iyilik getirir” diye düşünme eğilimindeyiz.. Hak etmeyene, karakterine vakıf olmadığınıza; hali, sözü ve duruşunu iyi tanıyamadığınıza yapacağınız iyiliğin bedeli vardır. Nankörlük ve Kandırılmak gibi.

Fazla Empati, aşırı fedakarlık duygusunu tetikler. Fazla Empatiyi ölçülü bir değerlendirme düzlemine çekemeyen, bu defa fedakarlığına manevi anlam yükleyerek kendinden geçer. Varını yoğunu verme, bağışlama eğilimindedir. Fazla Empati haddi aşmaktır. Allah haddi aşanları sevmez!

Hak edene hak ettiğini vermemek ne kadar Zulümse hak etmeyene hak etmediğini vermek de bir o kadar zulümdür. Sen bu bağışlamaya empati, merhamet, sevgi, fedakarlık anlamı yüklesen de yaptığın zulümdür. Ve her zulmün bedeli mutlaka zalimden çıkar. İyilikle Zulmetmek. Düşün bunu…

Duygusal yaklaşımdan sıyrılarak gerçekçi bakabilirseniz her insanın içi, apaçık dışarıdadır. İnsanlar, söz ve halleriyle bir şekilde karakterlerini ele verirler. Dikkat eden sezer. Duygularına yenilen gönüllü kör kesilir bu işaretlere. Sonra da iyi niyetim suiistimal edildi der…

Aslında kimse kimsenin iyi niyetini sömürmüyor. Birileri birilerine gönüllü olarak kalbini açıyor ve boşluklar ilgililerce dolduruluyor, desem sindirebilir misin? Penceresi açık eve sinek dolması doğal mı? Buzdolabına konmayan yemek bozulsa suç bakterilerin mi? Bi de böyle düşün.

“Karşılıksız Fedakarlık” ve “Koşulsuz Sevgi” davetlerine çok ama çok dikkat ediniz! Allah Sisteminde karşılıksız hiçbir iş yoktur. Bu daveti yapanlar, sizi sömürmek üzere duygulara oynarlar. Sistemde geçerliliği olmayan laflara aldanır da oyunu aklınızla bozamazsanız yanarsınız!

Her insanın Özü Haktır. Kimse kimseye üstün değil. Hiç bir insana, bir başkasının benliğinde kendi benliğini eritmek önerilmemiştir. Rabbimiz; bizden kendi hakikatimize sadakat ister. Benlikten geçmeyi Kendini İnkar anlarsan iyi niyet, sevgi ve emek sömürüsüne kapı açarsın. Etme!

İnsanlara, gruplara, akımlara, fikirlere sadakat Kendimize Sadakatin önüne geçmiş. İnsanlık ne çekiyorsa bundan çekiyor. Yanan, kendine ihanet ettiği için yanıyor! Sıkıntılarda başkasını suçlama kaçışı yerine Kendimize nasıl İhanet ettiğimizi fark etmek nasibimiz olsun (Âmîn)

UYANMAK; PAHA BİÇİLMEZ NİMET

Uyandığınız gün yapacağınız şey sadece Uyandığınıza Şükretmektir. “Nasıl da aldandım, nasıl da kapıldım, neden göremedim, gözlerim nasıl da kapanmış ki görememişim” demek değil. Uyanış o derece kıymetlidir ki, onun kıymetini geçmişe pişmanlık ateşinde zayi etmemelidir.

Kişi için yanlışları ile yüzleşmek, hele ki yılları heba ettiğini itiraf etmek çok ağır duygudur. Bunu diyen bir şeyi unutuyor; Heba olan hiçbir şey yok. Şimdiki Uyanıklık ve Farkındalığa erişmek için öyle olması gerekiyordu. O gaflet, o günah, o hata yaşanmalıydı, yaşandı bitti.

Başkasını affetmek zor görünse de zorların zoru; kişinin kendini affetmesidir. Geçmişimizi affedebilmenin en etkin yolu; yaşadıklarımızın bizi şimdiki idrakimize taşıdığını görmektir. Dün yanılmasaydım bugünkü doğruya eremezdim! Dün geçmiştir. Dünle bugünü ve yarını zehir edemem!

“Büyük Yanlışlar Büyük Yanışlara; Büyük Yanışlar Büyük Pişmanlıklara; Büyük Pişmanlıklar Büyük İstiğfarlara; Büyük İstiğfarlar Büyük Arınmışlıklara ve Aydınlanmışlıklara taşır insanları.” Evet, söz bana ait. Yanlışı özendiriyor, diyecek dar kafalar okumasın! Hitap samimileredir.

Sıfırı tükettiğinde, yapacak bir şey ve çare kalmadığında, kapılar bir bir yüzüne kapandığında yaşadığın hisse dikkat ettin mi? Sıfır hali. Dip hali. Unutma, sıfır matematikte bir devrim, sıfırsız işlem yapılamaz. Ya dip yapmak? Pik yaparak sıçrayanlar Dip yapanlardan çıkar hep.

Korku ve üzüntü enerjisini de tükettiğin bir nokta vardır. Nem alacak felek benim der her şeye bağrını açar, meydan okursun içten içe. Korkacak, üzülecek güç de kalmamıştır sende. İşte o an ibrenin döndüğü andır. Nereye mi? Tersine. Korku Ümide, Üzüntü Sevince o an evrilir.

Uyanışı gerçek manada yaşayandan Dünün Pişmanlıkları ve Yarının Kaygıları düşer. Şimdi bu sana inanılmaz geliyor değil mi? Ben, birinin seni uyandırmasından bahsetmiyorum. İnsanın, kendi kendine uyanışından bahsediyorum. Öyle uyanabilirsen inan hepsi düşüyor sadece Şimdi kalıyor.

Bebek doğup ıngaaa sesi geldiğinde “Hamileliğim ağır geçti, çok çektim, aman ne zordu” diye sızlanan anne gördün mü hiç? Göremezsin! Doğan; her şeyin üstünde kıymetlidir çünkü. İşte öylesi bir uyanıştan bahsediyorum. Geçmiş ve geleceği bitiren an’ın zevkine doyuran bir uyanış…

Sorularına Cevap, Yollarına Rehber aradılar. Bilmiyorlardı bu; uyanmamaya niyet etmektir. Uyanmaktan kaçıştır cevap isteği. Kendine sırt çevirmektir rehber özlemi. Kolayı seçtiler. Öyle yaparlarsa “Uyanıklık adına Derin Uykular”a dalacaklarına bir türlü inanamadılar, anlamadılar.

Seni kendi doğumuna davet ediyorum. Sorularla sorgulamaya hamile kalabilecek; desteksiz ve dayanaksız yolunca yürüyebilecek cesareti gösterebilirsen doğum er geç senden sana lütfedilecektir. Ve o an, ne dünün ne yarının derdi olmaksızın Kulluk Zevkine erilecektir. Âmin de hadi!

SENDEN KIYMETLİSİ YOK

Sizin hayatınızı anlamlı kılan sizden başkası değildir. Siz olmasanız, sizin anlam yükleyip yücelttikleriniz de olmayacaklar. Hayatınızın büyük anlamı sizsiniz. Bu anlamı bir başkasına yüklemeniz esasa, öze, varoluşunuzun gerçeğine ihanet etmenizdir.

Sizi üzen, içinizi acıtan, yüreğinizi yakan olaylar ve kişileri sâlim akıl ve sakin bir mantıkla değerlendirirseniz şu çıplak gerçekle yüzleşirsiniz; “Hepsi de sizin kendinizi yok sayıp bazı değerleri, idealleri, kişileri lüzumundan fazla yüceltmenizin doğal neticesidir.”

Kendinizi yok saymış, yere sermişseniz bunun doğal sonucu olarak olayların akışı ve kişilerin hayatınıza girişi sizi yok sayarcasına olacaktır. Hayat, siz onu neye davet etmişseniz onu size ikram eder. Yok sayılmaya davetiye çıkarmışsanız yok sayanlara kızma hakkınız olabilir mi?

Yaşamınızdaki en büyük kıymet; kendi varlığınızdır. Yıllar önce dinlediğim meczup Ceyhan Dedem Tevhidi, Tekliği şöyle anlıyordu: “Ben varsam Allah var, ben yoksam o da yok oğul” O yılların gençliği ile tövbe tövbeee demiştim. Kendime ihanetin bedelini ödedikten sonra anladım dedemi…

Koşulsuz İtaat; Koşulsuz Saygı, Koşulsuz Sevgi, Koşulsuz Teslimiyet vb her ne kadar sırlı ve üst idrak işi gibi görünseler de aldanmayınız. İşte rahatlıkla söylüyorum; hepsi Balondur! Hayat denen Allah Sistemi işleyişinde koşulsuz ve karşılıksız hiç bir şey ama hiçbir şey yoktur.

- Kendi kıymetimi bilip hakkımı ararsam yakınlarım küsüyor, tavır alıyor. Üzmemek, kaybetmemek için katlanıyorum.
- Henüz kendi kıymetini bilmiyorsun. Bilmediğin için de öz güven bulamıyorsun. Kendi kıymetini bilmek; öz güveni kendiliğinden açar. Açılsa bu sancıyı hiç çekmezdin.

“Kaybetme korkusu” ve “Bağlanma arzusu” ikiz kardeştir. Bağlanma arzusunun altında kendine yetemeyeceği inancı vardır. Kendine yetemeyeceğine inanan; İnsanî hakikati tanımamış, kavramamıştır. Bağlanma arzusu hayata sömürü davetiyesi çıkarmaktır. Davete icabet edecekler mutlaka çıkar.

- Kendi kıymetimi bilerek duruş göstersem huysuz, kibirli sayılıyorum. Alttan alsam insanların isteklerine yetişemiyorum. Nasıl çözerim?
- Bu kafayla çözemezsin!
- Neden? Hep moral verir, çözüm önerirdin sen?
- Kendi Kıymetini Bil diyorum sen elâlemin yargılarını önceliyorsun.
- .?!..

“Vakar” kavramını duydun? Kendi Kıymetini Bilenin duruşu!
“Gurur”? Kendine kendinde olmayan kıymetler yükleyenin gülünç durumu.
Vakar ve Gurur arasındaki ince farkı bilmezsen kimse kendi kıymetini bilmene izin vermez bilesin. Benlik yapma, Şeytanlaşma diye sömürürler seni…

İtaat Boyunduruğuna girmeden Büyüğe Saygı duyulabilir. Kendini paralarcasına feda etmeden Küçük Kollanabilir. Ve Kendi Duruşunu koruyarak da insan, olanca içtenliğiyle muhatabına Sevgi saçabilir. Saygı, Sevgi ve Fedakarlık neden hep kendini yok saymak sanılır bu topraklarda?!

Kaybetme Korkusu ve Bağlanma Arzusunu aşarak vakarını korur, duruş gösterirsen emin ol korktuğun olmayacak. Hiçbir şey kaybetmeyeceksin. Sömürücü dışlayabilir, çekemeyen kötüleyebilir. Ama sana açılan öz güven ve duruş eminliği her şeyin en güzelini sana getirir. İnan, getirir.

Duanız olmasa Rabbim size ne diye değer versin? (Furkan-77) Her insanın hayatın içinde kendi payına alacağı değer; duası; daveti; yaydığı samimiyet enerjisi; duruşunun gücü- safiyeti kadardır. Hayata, evrene ne yaydığını fark ediyor musun? Neye dua ediyor, neyi davet ediyorsun?!

Hiçbir akım, hiçbir ekol, hiçbir fikir, hiçbir kişi uğruna kendi değerini ayaklar altına almazsan “Kendini Bilen; Rabbini Bilir” duruşu açılır sana. Bunu “Kendi Değerini Bilen; Rabbinden Değer Bulur” diye de anla! Rabbin değer vermişse ne korku, ne gam. Bilenlere Selam olsun…

EŞEK

Ölmüş eşek kurttan korkmaz [Atasözü] Hayat, varlık sebebi saydığınız en yüce değerinize darbe indirmiş ve onu elinizden almışsa size, sizin bile tahmin edemeyeceğiniz bir Kudret, Cesaret, Minnetsizlik ve Özgüven açılacaktır. Verilemezi verenin, alınamazı alınır korkusu kalmaz.

Sen eşek olursan semer vuran çok olur. [Atasözü] Kendi kıymetini ayaklar altına vererek -sözde- hizmet adı altında kendi hakikatine sırt çevirirsen seni kullanacaklar çok olacaktır. Kendini inkar ederek hakikatine sırt dönmekle kendini bilerek insanlığa hizmet aynı şey midir?!

Atlar tepişir, arada eşekler ezilir. [Atasözü] Haddini, çapını, yerini, konumunu bilerek benzerlerinle, seni rencide etmeyecek bir hayat yaşa! Kendine benzemeyenlere özenir, varlığını inkar eder, yaratılışı farklı olanların gündemine yapışırsan muhtemelen üzülür, kaybedersin.

Eşeğe altın semer vursalar da yine eşektir. [Atasözü] Malı, konumu ve üzerine giyindiği anlam ne olursa olsun, insanın asıl anlam ve değeri olan yaratılış mayası hiçbir zaman değişmez. Muhatabının mayasını sezemez de kabuğuna aldanırsan yanarsın. Herkes fıtratını yaşar, kaçınılmaz olarak…

Eşeği dama çıkaran, yine kendi indirir. [Atasözü] Hak etmeyene, hak etmediği değeri yükleyen, ondan gördüğü haksızlık ve nankörlüğün kahır yükünü yine kendisi taşır acı acı hissederek. Pişmanlık dağlarının heyelanı altında ezilerek. Kim dedi mayası bozuk olanı göklere çıkar?!

Yük altındaki eşek anırmaz boş eşek anırır. [Atasözü] Hayvani tarafımız, biz onu Hakka dönük anlamlı bir gayeye adayıp meşgul etmedikçe bizi çok meşgul edecektir. Hayvani, beşeri, şehevi boyutumuzun sesini kesmek istersek yüce ve insanlık hizmetine dönük bir gündemimiz olmalı.

İlim kişinin cehaletini alır; eşekliğine hiç bir şey yapmaz. {Celal Bayar} Salt bilgi sahibi olmakla, bilgi çoğaltmakla insan olunacağını sanmak; aldanmaktır. Bilgi, gönle dokunan bir mana taşımadıkça değişim getirmez. Mayası ne ise insan her halükarda odur.

Eşeğini dövemeyen semerini döver. [Atasözü] Bir konuda birine kızdığı halde ona gücü yetmeyeceğini, diş geçiremeyeceğini gören, hırs ve öfkesini ona en yakın olan daha güçsüz birinden çıkarır. Beşere özgü bu çarpıtma; yansıtma olarak psikolojik savunma mekanizmalarına girmiştir.

İnsan ölür, kalır eseri; Eşek ölür, kalır semeri. [Atasözü] Yaratılış amacını sezerek o yönde çalışmalar yapandan sonrakilere de fayda sağlayacak ve adını ebedileştirecek bir eser kalır. Yaratılış gayesini fark edemeyerek kendini kullandırandan geriye kalanın ehemmiyeti yoktur.

Seslerin en çirkini eşek sesidir [Lokman-19]
Seslerinizi Kur’anla güzelleştiriniz [Hadis]
Hayat Anlayışlarının en sefili; beşerî, hayvânî, egosal bakış açısıdır.
Hayat Anlayışınızı evrensel, insanî, hakiki, hakkaniyetli hale getirerek doğrultunuz!

HAYAT MI KARIŞIK KAFAN MI?

Herhangi bir işe girişirken onunla ilgili kafanızda tereddütler varsa, bazı aksilikler çıkabilir türünden çekinceler hissediyor ama yine de çıkmaz ümidiyle işe yöneliyorsanız; o iş mutlaka karışıyor. Havadan sudan nedenlerle planlarınız mutlaka aksıyor veya bozuluyor. Nedeni?

Birden fazla işi aynı zaman diliminde yerine getirme telaşı yaşıyorsanız genellikle işlerin hepsi birbirine karışır, ip gibi dolanır, düğümlenir de hiç birini yapamamak, yetiştirememek sıkıntısı elinizin ayağınızın bağını çözer, gönlünüzü sıkar ve kilitler. Neden acaba?

Gergin, stresli veya üzgün vaziyette bilgisayar açmaya veya cep telefonuna program yüklemeye kalktınız mı? Genellikle cihazlar da kasılır değil mi? Siz gerginsiniz anladık da onlara ne oluyor? İnsan, kendi haliyle çevresini, insanları, mahlukatı, eşyayı ve akışı mı etkiliyor ki?

Her şeyi inceden inceye, iğneden ipliğe hesap edenlerin işleri genellikle tersine giderken hiçbir şey umuru olmayan, halk arasında “Gamsız” tabir edilenlerin her işlerinin son derece düzgün gittiği, adeta nasiplerinin ayaklarına geldiği dikkatinizi çekti mi?

İç aleminin dış dünyasını etkilediğini, dış dünyasının iç alemine çeşitli biçimlerde tesir ettiğini her gün türlü türlü sahnelerle yaşar da insan, yine de kendi bakışını düzelttiğinde hem içerinin hem dışarının düzeleceğine bir türlü inanamaz.

Bir konuda derin düşüncelere dalmış. Enine boyuna tetkik edecek bir eser olsa istemiş. Ama çok da dert etmemiş bunu, devam etmiş günlük yaşamına. İki gün sonra bir dostu uğramış ve “Sana bu kitabı getirdim, hoşuma gitti” demiş. Açınca ne görsün? Yoğunlaşmak istediği konu! Bu ne?

Her şeyin esasının enerji olduğu evrende insan tereddüt, telaş, kaygı ve egosunu merkez alan ince hesaplarla negatif- bulanık enerji yayını yaptığından çoğunlukla gafildir. Bulanık su, aktığı yeri bulandırır, rengini bozar. Bulanık zihin; bulanık işler, bulanık insanlar demektir.

Yeterince güçlü değilseniz, kapasiteniz zayıfsa akışa müdahil olmanız, dişliler arasında ezilmenizi, öğütülmenizi getirir. Oysa akışa uyumlansanız, kısa metrajlı düşüncelerinizle dişlilere çomak sokmasanız her şey yerli yerince işlemekte idi. Rüzgara tükürmek akıl kârı mıdır?

Aklı ermeyen çocuklar hakkında anne babalar çok telaş etseler de onlar tehlikeli alanlara düşmezler nedense? Halkımız “Düşecek çocuğu melekler tutar” der. Düşeceğinde tutan nuraniler mi var? Yoksa çocuğun zihninde tehlike, risk, korku kayıtlarının açılmaması mıdır onu koruyan?!

Düştüğü halde bir yeri kırılmayan bebeler ve çocuklarla insana mesaj verildi: “Dış aleminde yaşadıklarının değerlendirilmesi iç alem kayıtlarına göredir. Kaygı, korku telaş etiketi varsa yaşarsın. Yoksa korku da yok kaygı da telaş da” Ne ki insan verilen bu mesajı alamamıştır.
Gamsız, umursamaz ve rahat insanlarla insana şu mesaj verildi: “Telaş etmez, acele etmez, işleyen plana kendi planınla dalarak kibirlenmezsen her şey bir güzel akar hayatında. Ayağına da gelir, şaşırma!” Ama insan bu mesajı da okuyamamıştır.

Stres, bunalım ve gerilim yaşayınca kullandığı aletlerin bozulması ile insana şu mesaj verildi: “Dışarıda güç vehmetme! Asıl Kudret senin özünde. Özündeki öyle kudretli ki bir dalgalanma ile cihazları bozabiliyor. Öyleyse kullan gönlün enerjisini” İnsan bunu da yorumlayamamıştır.

Beklentilerinin peşinde koşanlar özlediklerine ulaşamazken sakince işini yapanlara erişen ikramlarla insana şu mesaj verilmiştir: “Zihnini kaplayan beklenti ve ideallere kapılıp hayatını ihmal etme! Hayatî görevlerini aksatmadan yap ideallerin nasılsa seni bulur” Kim anladı bunu?

Siz Allah’a Kurtlar Kuşlar gibi tevekkül etseydiniz Allah sizi onları rızıklandırdığı gibi rızıklandırırdı {H.Kudsi} Kurt kurtluktan başkasını düşünmeden yaşadı. Kuş kuşluk yaptı, başkasına özenmeden. İnsan insanlık yapsa neler olmazdı? Düşün bu Hadisi. Düşünenlere selam olsun.

NE YERDE NE GÖKTE, KÖPRÜ ÜSTÜNDE!.. YAŞAYABİLİR MİSİN?

Allah Resulü (sav) insana “Korku ve Ümit arasında” bir duruş önermiştir. Bu duruş kabaca “Mümin, Cennetten ümit kesmez; Cehennem korkusunu da aklından çıkarmaz” diye izah edilse de işaret edilmek istenen duruşun özü bunun çok daha ötesindedir.

İnsan, beşer tabiatı sebebiyle “Garantici”,”Kesinci” yapıya sahiptir. “Belirleyici”,”Netleştirici” olmak ister; hiçbir şey sallantıda kalmasın, gidişatı hatta sonu dahi bilinsin ister; “Hükümcü”dür. O halde Korku ve Ümit arasında bir belirsizliği nasıl yaşayabilir ki insan?

Belirsizliği sevmez insan. Riski de sevmez. Net, garanti, kesin, belirgin olsun ister her şey. Korku; çekincedir, kaçıştır. Sürekli korkmak, kaçmak da insana göre değildir. Ümitse sırf geleceğe dönüktür. Kırıldığı an çöker. O halde korku ve ümit arasında olmak? Nasıl olabilir?

İnsanı tutucu ve fanatik yapan da garantici, peşinci yaklaşımıdır. Dost mu edinecek, iyi seçmeli, seçmişse de ölümüne bağlanmalıdır. Görüş mü benimseyecek, iyi incelemeli, aklına yatmışsa sonuna kadar savaşmalıdır. Belirsizlik, boşluk sevmeyişiyle kendi ayağına sıkar insan…

Gri alanı hiç olmayan insanlar tanıdınız mı? Ya hep ya hiçtirler her konuda. Bir şey ya beyazdır ya siyah. Ortası yoktur. Esnemek, diğer ihtimallere kapı aralamak ölüm gelir onlara. Birey planında böyle iken toplum da çok farklı değildir. Sosyal Hayat da sevmez Gri alanda olmayı.

İnanç köklerimizde “Araf” Cennet Cehennem arası yer diye anlatılmıştır. Halkımız onlara acır da nihayetinde Allah onları cennetine koyar diye düşünür. Tasavvuf, “Araf”a Âriflik anlamı ile yaklaşsa da işin aslı çok da fark edilmiş değildir. Arada bir yaşam? Olabilir mi?
Su üstünde ve askıda bir yaşam ister miydik? Ne o kıyıda, ne bu kıyıda; köprü üstünde, aşağısı derin mavilikler, yukarısı sonsuza uzanan gök yüzü… Köprüler geçmek içindir değil mi? Trafik, köprüde değil park etmek, bekleme yapmayı bile yasaklamıştır. Askıda bir yaşam? Zor mu?

Sırat kıldan incedir
Kılıçtan keskincedir
Varıp anın üstünde
Evler yapasım gelir {Yunus Emre}

Kıldan ince, kılıçtan keskin tasvire edilen Sırat Köprüsü üzerine evler yapmak isteyen gönüller çıkmış bu coğrafyada. İnsanların geçmeye korktuğu yere konumlanmak, hem de ev yapmak?!

Farklı bilgi aklımı karıştırır, mahvolurum korkusu taşıyan, aklını üst akıl saydığına teslim etti. Her tür farklı bilgi- görüşe kendisini kilitleyerek. Yetersizlik hissiyle yetkin kişi aradı, kurtuluş ümidi besleyen. Bulunca sımsıkı bağlandı. Ara? Araf? Arada yaşamak? Aman aman!

Din ve Bilim tarih boyunca ayrı kulvarlarda aktı. İnanç yönü baskın olan “Bilim her şeyi dinden aldı” deme kolaycılığıyla kendini garantiye alırken Dinle arasına set çeken “Bilim dışı olan her şey safsata” demeyi çağdaşlık saydı. İkisi de bu haliyle güzel, demek niye zor geldi?

Fatiha’da “Bizi doğru yola ilet” niyazı var. İnanmışsan bunu bir ömür tekrar edeceksin “Bizi doğru yola ilet” Namaz eda eden hep okuyacak “Bizi doğru yola ilet” Ne zamana kadar? Doğru yoldayım eminim diyeceği bi an olmayacak mı? Hiç olmayacak! Hep, Bizi doğru yola ilet! Anlamı?

Epey yerden sorguladık Korku ve Ümit Arası Olmayı. Bir de “Hüküm sadece Allah’ın” ayeti var. İnsanın hüküm vermemesi, kesinlik beklememesi, peşinci yaklaşım sergilememesi, arada bir yerde durması önerilmiş sanki. Epey kurculadık gelinen yeri az netleştirelim. Nokta koymadan…

Bildim dediği an yeni bilgi girişini keser, kendi biliş alanını kapatır insan. Buldum, dediği an da yeni farkındalıklara taşıyacak merak gücünü öldürmüştür. Bilgi peşinde olan bildim, bulma derdinde olan buldum demeden yürümelidir Hakikate. Her ne kadar zihni bunu sevmese de…

Bildiklerim, şimdiliktir. Yarın değişmeyeceğinden emin değilim. Bugün bunları bilmekle huzurluyum. Ancak bildiklerimi yeter sayıp tamamlandım hissine kapılmaktan korkarım. Yarın gelecek bilgiye gafil olmak istemem. Bildiklerim boşa çıksa yıkılır mıyım? Doğru çıksa sevinir miyim?

Korkusunu bastıran, Ümide odaklanıp korktuğu realiteden kaçan uçuk hayale, sır söylemine, arka plan hakikat masalına, açılacak perdeye kapılıp gitti. Korkuları, ümitlerini de ezen kıpırdayamadı yerinden. Öylece kalakaldı dönüp durdu girdapta. Korku ve Ümidin dengesi ne getirirdi?

“Ömür biter yol bitmez” demiş Atalar. “Ezelden ebede sonsuzluk yolcusu” demişler insana işin hakikatini bilenler, yaşayanlar. Sen ne diyorsun? Ne zaman gerçeği bulurum? Ne vakit ererim? Ne zaman menzile varırım? Kafan güzel mi senin? İyi misin? Körlük ve Cehalettir istediğin!

Bildiklerimi değerlendiririm. Bildiklerimin işe yaramaz olmasından korkarım. En iyisini biliyorum zannıyla en boşunun peşine düşmekten korkarım. Bu korku, hep diri tutar arayışımı. Ve Ümitliyimdir bildiklerimi değerlendirdikçe bilmediklerimi öğreteceğinden. Yaşadıkça yaşatacağından…

Resulullah (sav) önerisi “Korku ve Ümit Arası Olmak” zihin, ego ve şeytan hükümranlığını önleme; gerçekle yüzleşme; hayatı anlama; sistemi okuma anahtarıdır. Ancak öylesi bir bilinç; hakiki huzuru tadar. Hedef, yol ve araçtan öte “Yolculuk Zevki” yaşamak nasibimiz olsun. (ÂMÎN)