Değiniler- 153

Değiniler- 153

KADER

Hakkımızda her şey yazıldı bitti; kalem kırıldı, mürekkep kurudu ve sonradan hayat adıyla dünya perdesine yansıdı öyle mi? Hakkımda her şeyi yazıp bitiren Allah, şimdi benle hiç ilgilenmeyip bizim maçımı saha kenarından mı izliyor?

Levh-i Mahfuzu yazan Kalemin cızırtısını duymuş Resulullah (sav) Miraçta! Nasıl duyar? Yazma işlemi bitmişti hani? Yazı yazıldı, alem kırıldı, mürekkep kurudu ise nasıl duyar? Kader anlayışımızda eksik ve çarpık bir şeyler olmasın sakın?!

Sahabeden bazıları onun hakkında şöyle demişler; “Bu çocuk Peygamberlerin üslubuyla konuşuyor. Ona dikkat edin. Sanırım, Dinin yerinden oynayan taşlarını o tekrar oturtacak yerine!” Kimden bahsediyor? Resulullah’a yetişemese de 15 yaşına kadar Medine’de yaşayan Sahabeyi gören, Tabiinden bir zattan.

Ve o zat Ehli Saltanat ve Ehli Tesbih tarafından yerinden oynatılan Din taşını oturtmak için mücadele vermiş. Alimce, Arifçe, Mümince, Müslümanca bir duruşla. Ondan bize çok az şey ulaşmış. Çoğu da kıssalaşmış, hakikatini görmemiş insanlar. Ondan kalan eseri edinsek mi bugün?

Bana göre toplumsal planda İslam Dünyasının geri kalmışlığı; bireysel planda Müslümanların kendi iç barışlarını kuramaması yerleşik inançları ve özellikle de “Kader Anlayışı”yla doğrudan alakalı. Üç Aylar, anlayışlarımızı gözden geçirme zamanı olmalı değil mi?!

Birazcık hatırım varsa, bu eseri hemen sipariş et ve okumaya başla! Kim mi yazmış? Hz. Aişenin övdüğü; hem Alim, hem Arif bir İmam; ümmetin göz bebeği Hasan El-Basri (r.a).

KADER

VAHİY- AKIL VE HALİFE

Vahiy; insanoğlu Aklını daha verimli kullansın, yürürlükteki Sünnetullaha uygun düşünce/ davranışlar geliştirsin diye açığa çıktı Resul-Nebiler gönlünden. Aklı en üst seviyede kullanma öğretisi Vahyi aklın karşısına konumlandırmak da aklı iptal edici misyon yüklemek de yanlıştır.

Su kaynaktan ne kadar güçlü fışkırırsa fışkırsın yatağını bulamadığı takdirde ya olduğu yerde göllenerek kirlenecek ya da harala gürele akıp sel ve baskınlara sebep olacaktır. Su, ancak yatağını bulursa denize varabilir. Akıl Su; Vahiy, onu Denize eriştirecek Su Yatağıdır…

Vahye tâbî olmayı Aklı iptal veya onu yok sayma diye anlamak; su yatağının susuz da değerlendirebileceğini vehmetmektir. Susuz kalan vadiler; çöplük, mezbelelik olmaya; vahşet, pusu ve karanlık planlara açık hale gelmeye mahkumdur. Müslümanlar niye bu halde diye mi sorduydun sen?

Kur’anın metni ve ana örgüsü üzerinde hiç bir tahrifat ve tahribat yapılmamıştır. Ancak, Kur’anı anlama, anlamlandırma üzerinde de hiç bir yönlendirme yapılmadı diyemem. Algı Operasyonları tarihin her devrinde, her bilgi ve öğretiye uygulanmış; Kur’an da bundan payını almıştır…

Kur’an okurken farklı meal ve tefsirlerden mukayeseli, çapraz okumalar yapmak; diyalektik düşünme ile ilk planda akla ve sisteme aykırı görünen ifadeleri tarihsel süreçteki anlam kaymalarını da göz önüne alarak sorgulamak; en sağlıklı okuma metodu olacaktır.

Kur’anı her şeyin bilgisi saymak; inananların en büyük handikabı olmuştur. Kur’an; her şeyin bilgisi değil her şeyin bilgisine erişme ve elde etmede aklın; tefekkür, gözlem ve tahlilin en tutarlı rehberidir. Her şeyin bilgisi değil her şeyin bilgisini elde etme- yaşama kılavuzu.

Bir Kur’an kavramını değişik anlamlarıyla ele almak; alışılmış ezberler dışında çok farklı ufuklar açabilecektir. İslam Tarihi boyunca Kur’an kavramlarını hep aynı anlama usulünün tekrarıyla ele almak, aydınlık maskeli nice körlüklere sebep olmuştur. Örneğin “Halife” kavramı…

Klasik kavrama biçimi, Halife kavramını hükümranlık cihetiyle anlamış, Allah’ın kendi vasıflarından donattığı bir model olarak ele almıştır. Bu yüzdendir ki İnsanın Yaratılışı konusunda nesiller hep din ile bilimin arasında sıkışık, ezik, kararsız ve açmaz içinde kalmışlardır.

Halife; halef… Bir idari makamdan bir görevli ayrılsa, emekli olsa, yerine yeni biri gelse ona “Filancanın Halefi” diyoruz. Yani sistemli, programlı, zaten başlamış ve devam eden bir sürecin en son ve en kamil manada açığa çıkmış hali; Halife… Şimşek çaktı mı?!..

Ansızın ortaya çıkmış bir yapı değil insan. Halifeliğin özü “Halef olma”nın göz kırptığı şekilde; kendinden önce başlamış ve süreç halinde devam etmiş bir yaratım serisinin sonrasında gelen halefi bir numune! Öyle olmasa melekler, kan dökecek, fesatçı biri mi diye sorar mıydı?!..

Halife kavramını sürekli tekrar edilen biçimde, bir yaratıcının kendi yetki ve özelliklerinden bağışladığı üstün görevli gibi anlamasak da kelimenin özünde zaten var olan; devam eden bir sürecin halefi diye anlamaya da açık olsak ne kazanırdık biliyor musun? Bi düşün bakalım…

İnsanı, Biyolojide Evrim; Din Kültüründe Yaratılış üzerinden öğrendik. Her ikisi de zıt ve uç açıklamalardı. Ve halen nesiller; din- bilim arasında sıkışık, karışık kafa yapısıyla yetişiyor. Din ve Bilimi orta noktada buluşturmak da Kur’an kavramlarını doğru anlamakla mümkündür.

İnsan; yeryüzü halifesi, özel, orijinal yapı… İnsan; bir yaratım dizinin en olgun, en zirve, en mükemmel halefi; son numunesi… Hangisi doğru? İkisi de. Evet ikisi de. Bu, Biyoloji ile Din ikilemini bitirdi bende. Halifeye bir Halef olarak bakmak çözdü paradoks gibi görüneni.

Biyoloji, Tıp, Felsefe veya Din Bilgisi hepsi de Allah İlmi. Yansıttıkları gerçekler arasında çelişki yok aslında. Çelişki dogmatik bakış kilidi ve kalıp anlayış cehlinin eseri. Akledin, Gözleyin, Araştırın diyen Kur’an; değerlendirenin Hayat Rehberidir. Selam ve Dualarımla.

ŞÜPHE EDEMEYEN İMAN EDEBİLİR Mİ?

Sorgulama; Şüphe etme melekesini çalıştırmak demektir. İnancı veya bilgisinden şüpheye düşmekten tedirgin olanlar sorgulayamazlar.

Daha önce iman edilen konuyu, farklı alanların bilgisiyle desteklemek sorgulamak mıdır? İnanç konusuna bilimden, bilim konusuna inançtan destek çıkarımları yapmak sorgulamak mıdır? Yoksa bu, bağlanılan olguyu, varılan hükmü perçinlemek midir sorguluyorum görüntüsü altında?!..

Zihin, sorgulamaların bir an evvel bitmesini arzular. Zihin; sanal kimlik, vehmi benliktir. Seni, senden saklayan örtüdür. Zihin bir an evvel ikna olmak; hükme varmak istiyor. Hüküm veremez de arada ve havada kalırsa tedirgin oluyor. Sen de tedirgin oluyor musun ona uyarak?!..

Çözdüm, buldum, ikna oldum ifadelerini çok sever sorgulama sevmeyen zihin. Oysa çözdüm, buldum, eminim dediğinde o noktaya demir atmış, daha ilerisine yelken açmayacağına karar vermişsindir. Sorgulayan bilinç demir atamaz, yelkeni hep açıktır. Limanlara uğrar ama hep seferdedir.

“Ömür biter yol bitmez” eski bir kamyon yazısı. Bir sistem realitesi aslında. Bir gün tüm sorularının cevabını almayı, sonra da aldığın yere park etmeyi düşünüyorsan kısa metrajlı düşünüyorsun. İnsan bir ebediyet yolcusu. Neyin molası, neyin parkı? Yola mı Aşıksın, hedefe mi?

Uyku kaçıracak sorularının peşinde korkusuz, kaygısız yürüyebilenlerden misin? Yoksa emin olduğu bilgi ve inançlarla tertemiz, mışıl mışıl uykuya dalanlardan mı? Şüphe ettiklerin emin olduklarından daha az ise yarı uykulu bir hayatın kurbanı; tersi ise Yolların sultanı olursun…

“İster idim Allah’ı buldum ise ne oldu?” demiş Bizim Yunus. Allah’ı bulup nolmuş yani demek gibi. Nasıl der ki? Bunu diyebilen, Yolcu Bilinçtir. Hedefe varıp park etmek huzur vermez ona. O hep uykusuz ve hep yolcudur. Sorgulayanlara Yunusça Yaşamlar dilerim. Hayırlı Yolculuklar.

BEDEN TERBİYESİ Mİ, AKIL TERBİYESİ Mİ?

Nefsin (Benliğin) azgın bir düşman olduğu kabulünden yola çıkan ve onunla savaşı esas alan hakikate erişim düşüncesi mi daha sağlıklı, daha kolay ve daha verimlidir, yoksa Nefsi yok sayıp, düşman üretmeden iyiye, güzele, hayra, insanlık yararına olana yönelme düşüncesi mi?!..

İnsan, neyi kendisine düşman, rakip, karşıt, engel ve perde görmüşse zihin onu çoğaltma, güçlendirme, perçinleme ve büyütme eğilimindedir. Genellikle de bu düşman, rakip, engel gördüklerimizin hiçbir gücü yoktur. Bizler, kabullerimizle ve onlara cephe açarak onları güçlendiririz.

Nelerden sakınmam, korunmam, uzak durmam lazım sorularıyla yola çıkanların karşısına çıkarılan sakınılası, korunulası, uzak durulası olgular o kadar fazladır ki zihinleri bütünüyle bunlara odaklanmaktan adım atmaya, yürümeye ve başkaca hayırlı işlere hayatta fırsat bulamamıştır.

Yürümek için önce engelleri kaldıralım, zincirleri kıralım mı, yoksa engel, zincir yokmuşçasına ilk adımı atalım, engel çıksa da ya kenarından dolaşalım veya üzerinden atlayalım ama yola devam edelim, yürümekten geri kalmayalım mı? Hangisi daha kolaydır?

“Sağlam kafa sağlam vücutta bulunur” genelin kabulü. Sağlıklı yaşam koşuları, perhizler, formlar, diyetler ve daha neler neler. Bir de “Sağlam vücut sağlam kafada olur” var bilir misin? Beden ve bedensellik odaklı değil kafa; düşünce, tefekkür odaklı sağlık önerisi. Az bilinir.

Akletmez misiniz? Düşünmez misiniz?
Ne kadar az düşünüyorsunuz?
Düşünenler için ayetlerimizde ibretler vardır!
Kur’an’ın vurguları bunlar.

Zayıflamaz mısınız?
Ne kadar da göbeklisiniz?
Kilo veremeyen ibret alamaz!
Salih Kul, forma girendir!
Bu tür ayet ve işaretler var mıydı?

“Nefsim; benliğim diye bi sorunum hiç olmadı. Çünkü ben kendimi işime, aileme, insanlara hizmete, okuma ve araştırmaya verdim. Bir de huşu ile yaptığım ibadetlere. Garibim nefsimin, zavallı benliğimin bu yoğunluk arasında başını kaldırıp beni oyalama, yorma fırsatı hiç olmadı.”

Bu sözler sıradan birine değil bir Hak Dostuna ait. Benlik diye sorunum olmadı. Kendimi hayırlı işlere, derin sorgulamalara verdim, nefsimden sorun yaşamadım demişti bana. Senle ben ha bire benliği yenme çabasındayız. Senelerdir. Yener miyiz bi gün? Yenme ölçüsü de ne ise?!..

Kolaylaştırınız, zorlaştırmayınız; Müjdeleyiniz, nefret ettirmeyiniz! {Hz. Muhammed sav}
Hakikat, tasavvuf veya herhangi bir aydınlanma yolu ustasına neler yapmalıyım diye bir sor bakalım. Başına iş alırsın! Yandın sen! Ne ödevler ne yasaklar ne dikteler! Resulüm öyle mi yaptı?

Şeytanın iman ehline yaptırım gücü yoktur! {Nahl-99 Sebe-20/21 İbrahim-22}
Benliğin yaptırım gücü yok. Tercih senin dostum ister, düşman saydığına savaş açarak an be an onu güçlendir; ister sadece İyiye, Güzele odaklanarak hakikatini taçlandır. Herkese yolu mübarek olsun.

AİT OLAN ŞAHİT OLABİLİR Mİ?

Gerçeği Fark etmek için belli bir düşünce ve anlayış ekolü üzerinden yürümek gerekse de bir süre sonra bunun Gerçeğe Perde haline geleceğini göz ardı etmemek lazım. Ekolleşen, gruplaşan her düşünce ve anlayış; aklın, mantığın ve basiretin manevra kabiliyetini canlı canlı öldürür.

Tarz, bakış, anlayış olarak benimsediğiniz metot- yöntemler düşüncenize vurulan kelepçe- prangalara dönüşmeye pek müsaittir. Evrensel anlayışla ufuk seyrine çıkmışken bir de bakmışsınız ki fanatizmin kralıyla kilitlenmişsiniz! Bu noktada en acı, acıklı ve acınası durum ne midir?

Genişleme adına daralma, yükselme adına düşme, aydınlanma adına kararma, arınma adına kirlenme olasıdır. Anlayışa sadakatin çıktısıdır bu! Acı, acıklı ve acınası olan da bu hale düşenlerin kendilerini hala en iyi anlayış, en iyi bakış ve en iyi yerde görmeye devam etmeleridir…

Anlayış tarzları, Düşünce ekolleri okul gibidir. Öğrenciler için talipliler için öyle olması şarttır. Ders yapılan yerde öğrencinin de hocanın da özgür düşüncesinden bahsedilemez! Hoca müfredata, Talebe hocaya tâbîdir. Okul tarzıyla ne şahsiyet bulunur, ne de gerçek keşfedilir.

Ünlü edebiyatçılardan Edb. Fk. mezunu neredeyse hiç yok. Bilimsel ve coğrafi keşiflere imza atanların çoğu konunun düzenli eğitimini almamış. Alsalar zaten yapamazlardı. Program, tarz, ekol olan her ortam Torna Tezgahıdır. Özgür değil prototip beyinler ve kişilikler üretmek için!

Her şey kendinizi bir anlayışa ait tanımlamanızla başlar. Bir kere tanımladınız mı kendiliğinden bir şeyler gelişir. Her anlayışın düşman/ dost belledikleri, iyi/ kötü saydıkları, öne çıkardıkları/ yok saydıklarını kucağınızda bulursunuz. Kızalım mı? Hayır. Olayın doğası budur.

- Belli bir anlayış grubu içinde olsam da farklılıkları denemek, gerçeği değişik açılardan da seyretmek isterim
- Atılmaya razıysan yap
- Neden, bu iyi bişey
- Kötü demedim. Tarzı, programı bozma hakkın yok. Okulu bırak dilediğini yap.
- Orada yapsam?
- Bozgunculuk hakkın yok!..

Düşünce- İlim disiplinleri, talipleri yetiştirip bir üst idrake çıkarmak için vardır. Bir ömür kalınası, takip edilesi değildirler. Hayat; değişik deneyimler de ister. Kışla da okul da sürelidir. Dileyen kışlada tezkere bırakır, okulda görev alır. Esas olan; Hayata atılmaktır…

Beynin hem en iyi hem de en kötü becerisi Alışmaktır. Anlayış, tarz, metot ve ortama alışarak öğrenir, gelişir, ilerleriz. Alıştığımız tarz, anlayış, değerlendirme biçiminden kopamayışımızla da kendimizi olduğumuz yere çiviler, kilitler, perdeleniriz. Çok uyanık olmak gerek çok.

Hakikat tek kişiliktir. Hiçbir zaman iki veya daha fazlasının işi olmamıştır. Şu ana dek alıştığımız anlayışlardan açılmak ürkütüyorsa kulvarımızda yüzmek iyidir. Cesursak açılabiliriz. Yüzme havuzda öğrenilir, denizde boğulmamak için. Olimpik de olsa hiçbir havuz deniz değildir.

Yıllarca belki de bi ömür izlediği anlayışa dışarıdan bakamayan sıçrama yapamaz. Yolun eksik veya yanlışlarını kabul, korkunç gelir insana. Ne var ki o korkunçluğu göze alabilene yol üstü yollar, tarz ötesi tarzlar, anlayışlar açılır. Var mısın? Vira Bismillah, haydi rast gel.

DUAN HALİN, HALİN DUAN OLSUN

Akışı tetiklemek suretiyle oluşan karşılıklar ve bunların getirisi yaşam adlı süreç; sözler, dilekler, niyazlardan öte kişinin Haline göre biçimlenmektedir. Halini fark eden ve an be an düzeltme gayretinde olandan “Duam kabul olmuyor” serzenişi duyulmaz.

Haliniz; sizin dış dünyaya gösterdiğiniz, öyle bilinmesini istediğiniz yüzünüz değil, gerçeğini bazen sizin bile bilmediğiniz, bilseniz de kendinize itiraf etmekte zorlandığınız gerçek kişiliğinizdir. Onunla yüzleşmekten kaçış; sahte bir yaşam sürmek ve kendini aldatmak demektir.

“Allah sizin suretlerinize değil, siretlerinize bakar” veya “Allah kalplere bakar” sözleriyle dikkatimizin çekilmeye çalışıldığı can alıcı nokta; sözlere hatta fiillere göre değil, kalbin hissettiği ve içten içe yaşadığı esas halimize göre bir yaşam süreceğimiz gerçeğidir.

Halimize göre bizden açığa çıkanların karşılığını veren Allah; hiçbir kuluna, hiçbir zaman haksızlık yapacak değildir. Bu alemde herkes halini yaşamaktadır. Bu çerçevede “Haksızlığa uğrama” iddiası kuru laftan ibarettir. Hiç kimse haksızlığa uğratılmaz; herkese halidir yaşatılan.

Şu sistem mekanizmasını unutmayınız, siz her ne kadar insanları söz- davranışlarınızla ikna ettiniz, bir şeyleri örttünüz, geçiştirdiniz veya kandırdınız sansanız da her insanın gönlü sizin gönlünüzü duymada, görmededir. Yüze vurmayışları; edepsizliğinizden edep duymalarındandır.

“Allah her duayı kabul eder, hiçbiri geri çevrilmez” demek bir manada “Ortaya konan her hal ona uygun karşılığı alır, almaktadır” demektir. Allah hiçbir hali karşılıksız bırakmamıştır, bırakmaz. Layığını bulamadığını sanman, senin kendi halini bilmemen veya kabullenememendendir.

Sevmediği kişiyle aman bana bulaşmasın diye selamlaşmaya başlamış. Ama bu ilişkilerini değiştirmemiş. “Yapıcı olup selamlaştım, o bana zıt gidiyor” dedi. “Hayır, sevmediğini, bana bulaşmasın kaçışıyla selamladın sen! O da selamı değil halini algıladı, yaklaşmadı hepsi bu” dedim.

Gözlem ve Deneyimlerim bana göstermiş ve öğretmiştir ki; ıstırap ve bunalımlarımızın altında iki isyanımız vardır: 1- Kibrimiz; Yaratılanlardan beğenmediklerimizin olması! 2- Allah’ın Sistemi mükemmel işlediği halde kendi kafamızdan bir sistem icat edip onu yaşamaya kalkışmamız!

İnsanlardan yana sıkıntı çekiyorsun?
Hangi insan tiplerini sevmediğini,
hangi anlayış-yaşam gruplarına mesafeli durduğunu bi tefekkür et!

Hayattan yana sıkıntıların var?
İşler tersine gidiyor?
Akışa nerede nasıl direnç gösterdiğini
derinlemesine bi sorgula
Görecek, çözeceksin!

Uzun bir seferden sonra ne diyeceğini merakla beklediğim Vahdet Bey bana şöyle dua etmişti: “Halin Duan; Duan Halin olsun inşallah!” O gün bugün, sözlü duadan çok halimi düzeltmeye odaklanmışımdır. O seferi merak etmişsen kitabı incelemeni öneririm.

D1sPlCMXQAAslI2