Değiniler- 156

Değiniler- 156

İNSAN; KENDİ KENDİNİ KANDIRAN

İnsan; kendi kendini kandırabilen, kendi kendini ikna edebilen, realitede geçerliği olmayan durum ve konularda bile geliştirdiği bireysel mantıkla her şeyi aklına uygun hale getirebilen tek mahluktur. Kendi kendimizi nelerle, nasıl kandırmakta olduğumuzu düşündük mü hiç?

Yanlış yapan, o yanlışı önce kendince mantıklı hale getirir sonra yapar. Doğası gereği insan, kendini bir şekilde ikna edemediği şeyi kesinlikle yapamaz. Günah işleyen günahı, haram yiyen haramı, hıyanet eden hıyaneti beyninde meşrulaştırmadan yapamaz. Fıtrat izin vermez çünkü.

Gerçekler karşısında radikal, cesur, kararlı duruş gösteremeyeni zihni şöyle kandırır:
- Sabrın ne güzel
- Gün doğmadan neler doğar
- Karıncayı bile incitmemen ne âlâ
Hiç kimse ben acizim, duruş gösteremedim demez. Ya ne der? Sevgi dolu, merhametliyim. Ondan keskin olamıyorum…

Söylemesi gereken yerde susanın, Tavır koyması gereken yerde duranın, İstikrar gerektiğinde ha bire değişerek yalpalayanın hayatının ileri safhalarında çekeceği bela- acılarda kimseye sitem hakkı yoktur. Kendi kendine ettiğini anladığında iş işten geçmiş, tren çoktan kalkmıştır.

Acziyetin, beceriksizliğin, tutukluğun üstüne manevi örtüler örtme, yaldızlı perde çekmede de çok maharetlidir zihin. Tasavvuf bilgileri ve din önderlerinin kıssaları ne güne duruyor? Yaslan birine, avut kendini. Hem Yusuf da zindana sabretti di mi? Oh miss! Yeme de yanında yat!

Hayatla satranç oynayan işadamı, girişimci ve siyasetçilerden “Nasip be kardeş”, “Kader, ne yaparsın?”, “Takdirden öte yol gitmiyor” türünden sözler hiç duymadım. Yapmaları gerekeni sonuna kadar can havliyle yaparlar. Hırslı mı dersin, uyanık mı? Yoksa Kulluk Farkındalığı mı bu?!

“Allah’ı gerçek manada tanıyanlar; hiçbir işlerini Allah’a bırakmamışlardır.” Bu benim gönlümden taşan bir söz. Şu cuma saatinde derin derin düşünmeni öneririm. Güzelce bi düşün bakalım Allah’a bırakma dediğin zihin oyunu olabilir mi? Hırs dediğin Kulluk Farkındalığı olmasın?

İslam, sağlıklı düşünmeyi bozduğu için “Müskirat”ı yasaklamıştır. Müskirat; aklı, mantığı, sağlıklı düşünmeyi gideren, uyuşturan her şeydir! Maşallah alkol, uyuşturucu almıyorsun. Zihninin maneviyat kadehinde sunduğu sevgi, merhamet, insanilik içkilerini de almıyorsun? Sustun?!..

Kur’an “Uyuşmuş olanlar Salâta yaklaşmasın” buyurdu. “Yaklaşamaz” diye de anla bunu. Zihnini din, tasavvuf, masal, efsane veya bilimsellik, çağdaşlık, medenilik adı altında nelerle nasıl uyuşturduğunu sorguladın mı? Neden olmuyor işlerim demek yerine nasıl uyuşuyorum diye sorsan!

Bedeni yıkamak kolay. Elbiseyi, evi, mahalleyi de. Su varsa tabii. İlim varsa benliği arıtmak da. İlim, gönlümüz için su hükmünde. Pekiii ya su kirlenmişse? Temiz bilinenin görünmeyen kirleri? Suyu yıkamak mümkün mü? Suyu Yıkayalım mı? Su da yıkanır mı sahi?!

suları yıkamak

“KONDURAMADIM” SA “VARDIR BİR HİKMETİ” Mİ?

Size “Dünyaya tapmayın, esas olan ahiret, dünya geçici” tavsiyelerinde bulunanların dünyalık nimet ve zevkler içinde yüzmesi hiç dikkatinizi çekmiyor veya bunda bir tezat da görmüyorsanız geçmiş olsun. Mankurtlaştırılmış veya Uyuşturulmuş olduğunuzu size kim fark ettirebilir ki?

Duyguları Akıllarına galip gelenler sarsıcı sınav yaşamadıkça gerçekle yüzleşemezler. Akılları Duygularına galip gelenler ağır sınav yaşamaksızın gerçeğe istikrarla ilerlerler.
“Konduramamak” kelimesinin anlamını bilirsin. Bazen duyarken duymaz, görürken görmez oluruz. Bir kere sevmiş, bir kere inanmış, bir kere güvenmişsek; yok canım o yapmaz, mutlaka bende bir algı bozukluğu var. Neyi anlayamıyorum deriz. Onu değil kendimizi sorgularız. Neden acaba?

Sevmek, güvenmek, inanmak da put haline gelir mi? Gelmez mi? Hem de nasıl gelir. Konduramamak; putunun yıkılmasını istememektendir. Çünkü o yıkılırsa biz de yıkılırız diye inanmış, kendimizi onunla tanımlamışızdır. Nasipli isek ne olur? Nasıl yıkılır o put? Nasıl açılır gerçek?!

Sevdiğinize, inandığınıza, güvendiğinize toz kondurmuyorsunuz. Düşünemiyorsunuz bile. Nasipliyseniz o size kondurur; aydınlanmanız ve putunuzdan arınmanız için! Bir sözü, bir davranışı, bir uygulaması ile size “Ben o değilim, bana fazla anlam yükledin” der ve bunu gözünüze sokar!

Daha açık söyleyelim; ihaneti aklınıza getirmediğiniz size ihanet eder. Sizi inandırdıklarına aykırı halleri gözünüzün önünde, hem de sizin aleyhinize yapar. Herkes yapar da o bana kıyamaz dediğiniz, o biçim kıyar size! Yıkılır, sarsılır, yanarsınız. Ama nasiplisiniz. Neden mi?

Sevgi, inanç, güven, dostluk adına putlaştırdığınız ama put edindiğinizin farkında bile olmadığınız kişi; size ihaneti, yanlışı, yalanı, yamuk yapmasıyla kendini bitirmez! Dikkat et. O kendini değil sende putlaşmış idolü bitirir. Sen bitiremediğin için bitirir. Senin için…

Birilerinden ihanet, hıyanet, yalan, nankörlük mü gördün? Önce şunu sor kendine; ben onu sevgi, ilgi, inanç, güven adına putlaştırdım mı? (Mutlaka abartmış insanüstülük yüklemişsindir) Sonra da şükret. Acıya, ihanete, sarsıntıya şükür mü? Evet aynen. Neden ama?

Sevgi ve İman üzerinden putlaşanı yıkmak zordur. İnsan o noktada mankurtlaşır, uyuşur, bakar kör- duyar sağır kesilir. Putu yıkamazsın. Put görmezsin ki yıkasın! Onun sana yanlışı “kendini sende yıkması”, seni putperestlikten arındırmasıdır. Nasip- Lütuf dediğim bu işte. Anladın?

- Anlatıldığı gibi sarsıntı- yıkım yaşamadan hangi noktada uyuşturulduğumu fark edebilir miyim?
- BiR şartla, Kişilerden önce İlkeler; İnsanî- Evrensel Değerler sende mihenk taşı ise erken uyanırsın
- Değilse?
- Ya bir bela ile uyanırsın ya da uyuşuk olarak geçer gidersin alemden.

- Ayılması en güç uyuşukluk?
- Maneviyat, Yüce Değerler, Ulu Kişiler adına uyuşturulmak!
- Niye böylesi bi uyuşmadan zor uyanılır?
- Uyuşturulduğuna inanmazsın ki uyanma ihtiyacı duyasın! En büyük uyanış yolu diye inanmışındır uykuna
- Hasta olduğunu kabul etmeyen hasta gibi
- Aynen…

Sevgi, ilgi, güven, inanç üzerinden basiret körlüğü-idrak kilitlenmesi yaşamamak için “Konduramama”yı esnetmeniz, “Konduramıyorum da olabilir mi?” ye kapı aralamanız lazımdır. “İnsan çiğ süt emmiş”i göz önüne alıp “Hayatta olmaz”ları “Neden olmasın”larla değiştirerek bakmanız…

Tarih boyunca en büyük ihanetler çok güvenilenler; en büyük kırgınlıklar en çok gönül verilenler, en büyük inanç tahribatı en fazla inanılanlar eliyle yaşatılmıştır insanlara. Halen de öyle. “Acaba”sız olmak isteriz. Bu istek değil mi, acaba demediklerimizle bizi sınava sokan?!

Doğru tektir. Evrensel, İnsanî ölçü bellidir. Şayet doğrularınızla oynanmasına, ölçülerinizin kayganlaştırılmasına izin vermişseniz; “Duruma göre değişir bunlar”a bi kere prim vermişseniz, durumdan vazife çıkaranları fark edemezsiniz. Ta ki onların oku size değene kadar…

Erken uyanmak, yıkım öncesi idrak binamızı güçlendirmek, gece olmadan ışık donatmak için kim olursa olsun insanlara şu iki ölçüyle yaklaş:
1- Söyledikleriyle yaşamı uyuyor mu?
2- Söyledikleriyle insani ölçülere sadık mı? Yoksa insani olanı kendince sündürüyor, ustaca büküyor mu?!

Bizimle eşit veya bizden daha alt bilinçte olanlarda gördüklerimize karşı basiretimizi “Konduramama” ile kilitleriz. Bizden yukarıda, üst bilinç saydıklarımızda bunu nasıl mı yaparız? “Vardır bir Hikmeti” diyerek. İşte bu “Vardır bir hikmeti” yaklaşımıdır bireyi ve toplumu yakan!

- Günah belli, Haram belli. Ahlak belli, Namus belli. Öyle mi?
- Öyle
- Günahı filan işledi, Haramı filan yedi, filan iştahla körpeyi dişledi
- Söz konusu olan o ise bişey diyemem. Vardır bi hikmeti
- Hikmet kadar başına taş düşsün! Beyinsiz! İman ve İtaat zannındaki beyinsiz!

Dikkat ettiniz mi bizim kültürümüzde “O diyorsa doğrudur” demek, böylesi bir itaat ve teslimiyet göstermek kutsanmıştır. O diyorsa doğrudur? Sahil akıl, ölçü, kıyas, sorgulama nereye gitti? Şeytan işi onlar şeytan… Sen bu yüce idrake talip ol… Tamam dediniz, ya sonrası?!..

“O diyorsa doğrudur”a tav oldunuz mu peşine “O yapıyorsa doğrudur” gelir. Aslında size çaktırmasalar da “O diyorsa doğrudur”u kutsayanlar sizi “O yapıyorsa doğrudur”a hazırlamak istemektedirler. Onu da yediniz mi işlem tamamdır. “Özgürlük rüyası gören Köleler” oldunuz, ne mutlu!

“Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi” olmanızı isteyen; inanç ve teslimiyete çağırır. Sürüye uyun diye. “Fikir sahibi olmadan bilgi sahibi” olun isteyen; kitap ve bilgi dağıtır. Kendinize, kendiniz olarak gelin diye. Hayat; tercihlerinizdir. Tercihlerini sorgulayana selam olsun.

BÖYLE BUYURDU VOLTAİRE

💗Sorulan her soruyu cevaplayan insan; Cahilin önde gidenidir.

💗Tartışma uzun sürmüşse bilin ki iki taraf da haksızdır!

💗İnsan özgür olmayı dilediği an özgürdür.

💗Hakikatin peşindeki insanın yurdu olmaz.

💗Aptalları, saygı duydukları zincirlerden kurtarmak güçtür.

💗Hakikati arayanları el üstünde tutun, ama onu bulanlardan kaçabildiğiniz kadar kaçın!

💗Çığ düştüğü zaman ölenler de olur yıkılanlar da. Ama ne gariptir ki çığı oluşturan hiçbir kar tanesi bunlardan kendini sorumlu hissetmez!

💗Kimin boyunduruğunda olduğunuzu anlamak istiyorsanız; size kimi eleştirmenin yasaklandığına bakınız.

💗Tanrı beni dostlarımdan korusun. Düşmanlarımdan kendimi ben korurum.

💗Ayna, gereksiz bir icattır. Kendinizi görmenin, tanımanın yolu muhatabınızın gözlerine dikkatle bakmaktan geçer.

💗İnsan Beyni; kişi neye inanmak isterse, ona inanmaya devam etmesi için sebepler bulmasını sağlamak gibi harika bir gücü olan karmaşık bir organdır.

💗Hangisi daha tehlikeli? İnanca dayalı Bağnazlık mı, Ateizm mi? Bağnazlık kuşkusuz bin kat daha ölümcüldür. Çünkü Ateizm kana susamış bir öfkeyi tetiklemez ama bağnazlık tetikler.

💗Ateizm suça karşısıdır ama bağnazlık suçlar işlenmesine yol açar, suçlara kılıf da bulur.

💗En iyi, daima iyinin düşmanıdır.

💗Sizi, saçmalıklara inandıranlar; size gaddarlık yaptırtmayı da başarırlar.

💗Tanrı, erkeği ehlileştirmek için Kadını yarattı.

💗Erkeklerin bütün akıl yürütmelerini toplayın, tek bir kadının tek bir duygusu etmez!

💗Tanrı; merkezi her yerde olan bir dairedir. Ve bu dairenin çevresi hiç bir yerdedir.

SECDE HALİNDEKİ DUA REDDEDİLMEZ

Kalbiniz kırılır, kırana kırgınlık duyamayacak kadar insan sevgisi hakimdir gönlünüze. Onurunuz incinir, incitenin incinmesini aklınızdan geçirmeyecek kadar şefkat dolusunuzdur. Köşeye çekilir, ılık ve derin sızınızdan sızanı içersiniz yudum yudum. Titrersiniz. Ve titrer alem…

Kimseyi suçlamayacak kadar olgunsunuzdur. Mutlaka hak ettiğinizdir bu. Hak etmeseniz yaşamazdınız ki. Nasıl hak ettiğinizi düşünürken sızlar içerisi. Bir ses; her hak eden yaşıyor mu hak ettiğini, dese de sitem edecek haliniz yoktur Rabbinize. Ondan gelmiştir hepsi, bilirsiniz.

Bir cümle cevap verebilir, ters yüz edebilirdiniz oysa. Bir bakışınızla ne çok şey söyleyebilirdiniz gözden öze. İkisini de yapmamış, yapamamışsınızdır. İsteseniz de yapamazsınız zaten. Kısas, bilinçsizlerin adalet perdesi. Kısas düşünecek kadar düşemezsiniz. Kendinize dönersiniz.

Her sızı bi sahipliğe neşter vurulmasının içsel tepkisidir. Neleri sahiplendiğinizi düşünürsünüz. Kimliğiniz, benliğiniz? Ezber laflar. Peki neyi o zaman? Sakın tecrübeyi, uzmanlığı olmasın? Ben bu işin ehliyim dediğiniz yere ateş edilmiş olmasın? İyi de suç mu tecrübe? Suçtur.

İçinizden ne güzel yürüyorum dediğiniz anda tökezletir sizi hayat. Ne güzel çözüyorum dediğiniz yerde düğümler iplikleri. Ne kadar da şefkatliyim diye düşünürken yersiniz en sert tokadı. Nasıl da umut dolu içim derken kırılır hayalleriniz. Nasiplisiniz… Uyandırdı Rabbiniz…

Ne ağrı kesici, ne sözde teselli. Hiçbir şey istemezsiniz. Tatmışsınızdır sızlayandan sızanların nefasetini. Ab-ı Hayat niyetine yudumlarsınız içeri doğru akan öz yaşlarını. Dışınız biraz sessiz, biraz durgun belki. İçiniz kızılca kıyamet mi? Yok canım. Uyuyan bir deniz mavisi…

Kulun Allah’a en yakın olduğu yer Secde, bellemiş, alın sızlatmıştınız seccadede. “Secdede dua reddedilmez” diye de biliyordunuz. Kimliğiniz, tecrübeniz, onurunuz, değeriniz yerlerde şimdi. Dua etmek? İçinizden gelir mi ki? Ne duası, zevki yetmez mi sadık yârimiz yerleri öpmenin?

NAZ ETMEK YÂRE

Secde anında dua kabul olurmuş
Secde ettirince
dua edecek hal kalırsa tabii.
Secde ettirdi,
mahzun ve mağlup etti.
baktı yukarılara,
gökte olmadığı halde baktı,
nasıl, dedi keyifli misin?
Bak secdede kulun, sevin!
Dua mı?
Secdesi; duası artık
Ne kelam, ne selam
Sade secdesi
İyi mi Rabbisi?..

Raydan çıktım Elhamdülillah
tren değilim ki rayda gideyim!
Raydan çıktım elhamdülillah
helikopterle sorti de umurum değil
geziyorum rayların ötesinde
dağ, ova, bayır, çayır, çimen
Sahi ne bakıyon öyle?
kafir görmüş gibi
ben tren miyim?

Leş gibi kokuyor Ganj
pislik ve çamur deryası
arınıyor inanmışları Hindin
bana leş, onlara Kevser
ateşin etrafında halkalanmış
Zerdüşt inanırları
mangaldan yayılır isi, dumanı
arınırlar tütsü tütsü, alev alev
arınırlar ateşle, nur niyetine
Salâtım bir başka güzel benim
ama niye
Hindin, Mecusinin
huşuuna eremedim?!

Oğul tutuşturdu odun yığınını
baba cesedini yakmak
külünü Ganj’a savurmak için
bi kardeş abisini koydu kabre
şefkat, merhametle ve özenle
altına yumuşak toprak yaydı
kefenli ölü, incinmesin diye
biri, evlat cesedi bıraktı tepeye
akbabalar yesin,
arınsın ruhu diye
öyle işte
öyle

Üstad, bu ülkeye istediğin şeriat gelse
beni naparsın dedi Necip Fazıl’a
Nazım

Seni ipte sallandırırım
dedi Necip Fazıl
sonra ekledi
ya sen komünizm gelse beni naparsın?
Ben de seni asardım Üstad
ama altında oturur
günlerce ağlardım
dedi Nazım.
adamlar şair,
sitem bile manalı
kalplerine kurban olmalı…

Nefsimizi yakalım dedi mütefekkir
nasıl olacak o
demeye fırsat kalmadan
tomarı çıkardı cebinden
çaktı kibriti
fal taşı gibi açıldı gözleri esnafın
sahte filan değildi banknotlar
yandı binlercesi
bari bi fakire vereydik
dedi içi giden
mütefekkir güldü,
fakir maskeli nefsini
öperim senin…

Yusuf’un kokusunu almış
Yakup ötelerden
ve kavuşmuş sevdasına
Gömlek, kervan, burna değen koku
mucize olmasın?
yıkıcı zihnin
unut, bitti derken
hissediyorum deyip
duyabilir misin ümidi?
endişede görebilir,
sezebilir misin selameti?
çözdün ipleri, kırdın zinciri,
şimdi şükür vakti…

BALONUMSU LAFLAR; MANEVİ OYALANMALAR

“Kendini kaldır aradan, ortaya çıksın yaratan” dediler.
Ben kalkmasam ortada değil mi?
Bana mı bağlı hükümranlığı?
Dinimizde intihar haramdı,
Hem nasıl yok ederim kendi kendimi?
Yaratan çıksın diye yok etmek;
Kibrin dik âlâsı değilse ne peki?
diye sıraladı soruları Meczup…
İlahi meczup, sen yok musun sen?

Yaşamda hiçbir karşılığı olmayan söylemler üzerinden yapılan bir din anlatımı uçuk hisleri ve hayali arzuları tatminden başka hiç bir işe yaramaz. Siz siz olun, ayakları yere basmayan; başarmış ve yaşamış kimseleri sadece tarihte okuyacağınız bilinçlenme anlatımlarına kanmayınız.

“Olgun kişi için acı da sevinç de birmiş” diye anlatıyordu yeni yetme tasavvuf talibi. Habersizce batırdım iğneyi. Ahh dedi zıpladı. Niye abi niye dedi. Acı da sevinç de bir, gülsene, hadi bas kahkahayı ey talip dedim. Mosmor dalak oldu. Geçin bu ayakları geçin. Uyandı millet…

“Hak ehli için doğum da ölümde bir. İkisinde de zerre değişmez hali” diye anlatıyordu, gözlerine dalmış gençlere. Yanımdakine, çocuğu var mı dedim. Ana okuluna gidiyormuş. Not yazıp yolladım. “Oğlumuz ateşli, hastaneye gel (Eşin)” Anında zıpladı yerinden. Doğum ölüm bir? Peeehhh!

Sinirlenme, Öfkelenme,
Duygulanma, Kızma!
Tutulma!
Arınamazsın yoksa!
.
Bişey sorsam; Sinir, Öfke, Duygu,Arzu Veren Yaratıcı,
Bunları kullanmayalım,
verdiği gibi geri iade edelim mi istedi?
Satıcı bile ürün iş yapsın isterken boşa mı kondu bunlar içimize?
.
Bozguncu! Atın dışarı!..

Tamam çıkıyorum, son bi şey
öfkelenme dediniz herkese
beni öfkeyle atıyorsunuz, bu ne?
Defooool diye gürledi Hak Ehli
Kolundan tutup çıkardılar
Celal buyurmuşlardı kendileri
sıradan insanlar Öfkelenir
üstün zevat, Celal buyururlardı
öfke ve celal farkı da neyse
ah bi anlasaydı…

“Cennetliklerin oranı insanlar içinde 1/1000″ miş ağabey dedi. “Umarım seçilmişlerden oluruz” diye ekledi. Tuttu mu muzipliğim “Seçimler iptal, oylar şaibeli, mazbatanın suyu çıktı be oğlum” dedim. Şaşırdı çocuk. Hakkın Rahmetini orana vurmak? Büyük cesaret. Hadis mi bu dedin. Bir daha bak derim. Ben korkarım, korkarım, Sonsuzun iradesini orana vurmaktan…

“Halifetullah oluşunu fark etmeli insan”
O ne demek?
Allah’ın adına, onun vasıflarıyla yaşadığını bilmek.
Adına? Onun vasıflarıyla? Vekili gibi onun?
Öyle de denebilir…
.
Sen Vekili ol, Sen Seçilmişlere de gir
Onun adına (?) hareket et…
Kulu olsam,
yeter bana
inan yeter!…

“Egonun, fark etmesi en güç tuzağı; egodan arınma çalışması yaptırmasıdır!”
Ağır mı oldu? Çok mu şiddetli vurdum?
Acıdı mı?
Öperiz, geçer be yavrum
Cuma bu gece, ikramım olsun…
Egonun, fark etmesi en güç tuzağı; egodan arınma çalışması yaptırmasıdır.
Yut hadi! Şifa olsun!..

Gücü yoktu Şeytanın
hala da yok inan
söyleyen Kur’an
.
herkese hakim?
korunarak, sakınarak, kaçınarak
besledik onu ellerimizle
güç verdik, büyüttük gücü olmayanı
kıyamete kadar mı izinli?
uyanana kadar
uyandın, söner havası
Rahmeti geçti gazabını
artık sen de uyan be canısı…