Değiniler- 162

Değiniler- 162

ŞÜPHELER BALKONUNDA UYKUSUZ GECELER

Hayatlarında büyük dönüşüm yaşayanlar; bunu birinin kendilerine el vermesiyle değil, o ana kadar sahip oldukları tüm bilgi, fikir ve bunlara dayalı değerlerin altını oyarak başarmışlardır. Daha açık söylemek lazımsa onlar kendi anlayış evlerini kendi elleriyle dinamitlemişlerdir.

Bugünün hakikat talipleri ise şöyle bir hakikat istiyor:
– Temellerimi sarsma!
– Değerlerimi yıkma!
– Beni şüphelere salma!
– Eski bildiklerimi yeniye bağlaya bağlaya ilerleyeyim, beni eskiden koparma!

Ben de onlara şöyle diyorum:
“Olur güzelim. Kahveni nasıl alırdın? Gül lokumu mu madlen mi yanına?”

Korkuyorlar. İnkar eder de dinden çıkar, bunalıma gireriz diye. Ve hep bi yere tutunmak istiyorlar. Felsefi bir müzakere yapıyoruz. Sohbetin ortasında demez mi; Güzel de Filozofları İslam alimleri sözleriyle de desteklesen! Uçayım ama ayağım yere bir iple de bağlı olsa der gibi…

İman; yani özgüven, yani kendisiyle barışmak yani yeni ufuklara açılmak, yani bilinçte bir devrim yaşamak LÂÂÂ ile başlıyor. HAAAYIIIR diyerek açılıyor iman, HAAAYIIIR diyerek başlıyor devrim… Sen ise her geleni kendi yerleşik bilgine bağlayarak bir EVET arayışındasın.

LÂÂÂ; HAAYIIIRR diyebilenin erişeceği paha biçilmez farkındalığın adıydı İLLÂ. İLLÂ istisna demek. Az bulunan elmas misali istisna. Filozoflar güzel de Âriflerden de destek sözler olsa diyen sen! LÂ demeden İLLÂya çökmek istediğinin farkındasın? Üç kuruşa beş köfte yok güzelim.

İnsanlığın Kalbi (sav) in LÃ çıkışının anlamını hakiki manada kavrayabilseydik İLLÂ ile açılacak ufuklar bizimdi. Toplumsal ve bireysel devrimler bizimle gelişecekti. Belki biz tutacaktık uzay kapılarını. Ne yazık ki biz Hz. Muhammed’in LÂ sını sürdüremedik ve çamura sapladık.

Belki şaşıracaksın ama söyleyeceğim; Hz. Muhammed bir “İnanç Rehberi” değil bir “Bilinç Devrimcisi”ydi. Onun devrimini sulandıranlar onu inanca kilitlemek istediler. Ve devrim yarım kaldı! İşte bu bizim sancımız ve işte bizim hiç dinmeyen ıstırabımız…

İnancı inkar korkusu; inanç dışında ne varsa inkar etmeye sevk etti inananları. Ellerine mihenk taşı gibi aldılar ata yadigarı dinlerini; dışladılar bilim, düşünme, aydınlanma adına her şeyi. Din dışı, sapıklık ve küfür sayarak. Dışlananlar ufuklar aştı. Biz hala yayan yapıldak!

Çok şükür bir kere bile inancımdan şüpheye düşmedim dedi çömezlere sohbet eden abi. Çocuklar hayran hayran bakarken o tevazuuyla maskeledi kibrini. Durur muyum? “Bir kere bile inancından şüpheye düşmeyen; ot gelir saman gider şu alemden. Nato kafa nato mermersin” deyiverdim…

“Ben ki bugüne kadar inandığım, öğrendiğim her şeyin altını oyuyorum! Esas Hakikati bulmak için” diyor eserinin girişinde Descartes. Niye büyük filozof, niye kutup başı bir hakikat mimarı şimdi anlıyorum. Felsefe küfür müydü? Gazali de yere çalmıştı di mi? Sen sakın okuma sakın!

Miskince uykulara, ezoterik rüyalara daldığım inançlarım vardı dün. Delice sorgulara, ürküten şüphelere, zorlu tartışmalara daldım bugün. İnancın koynundaki uykulara gönüllü veda ettim. Şüpheler balkonunda uykusuz geceler yârim şimdi. Selam, Şüphesini sevenlere olsun…

HAKİKAT YALNIZDIR; YALNIZLARI SEVER

Hakikati anlatmak üzere insanlarda istek oluşturmaya çalışmayınız. Hakikat; istek oluşturularak, yönlendirerek, özendirerek, merak ettirerek açılacak bir idrak değildir. Hakikat eşiğine gelen; istek oluşturmanıza gerek kalmaksızın alması gerekeni zaten sizden alacaktır.

İnsanın sevimli ama bir o kadar da kırgınlık ve acı potansiyeli taşıyan duygulanımlarından biri de fark ettiğini sevdiklerine açma ve onlarda açılım oluşturma ümididir. Sevimli ve samimi görünen bu istek, bir aşama sonra sahibine kırgınlık, stres ve reddedilme olarak geri döner.

Benim geldiğim idrak; benim araştırma, okuma, zorlama, tefekkür ve sınavlarımdan süzülen özdür. Bunu dostuma anlattığımda o, süreçlerimi yaşamadığından kolayca reddedecek veya hafife alacak veya he öyle mi deyip geçecektir. Bu da bana idrakimin kıymeti bilinmedi acısını yaşatır!

Bir romanda “Mahallede yangın çıktı” cümlesini okumakla, gerçekten kendi mahallesinde yangın çıkması aynı şey mi? Değilse, şunu anlayalım, benim yangınımı sen benden dinlerken yanamazsın! Sadece empati kurarsın. Benimle yanamadığın için idrakimin kıymetini bilememen de normaldir.

Hakikati birine koklatmada ölçü; isteyenin, ne istediğinin farkında olmasıdır. Bugün araçla yoldayım. Camdan içeri iğde kokuları doldu. Sağa çektim, geri geldim, bahçeyi buldum, gittim iğdeler altında oturup rayihayı ciğerlerime çektim. Kokunun değerini bilen arar, koşar, bulur.

Yolda tam gaz giderken sırf iğde kokusu için durmak, geri dönmek çokları için akıl kârı değildir. Saçmalıktır hatta. O kokuyu önceden tanıyan, arayan içinse nimettir. Hakikat kokusunu almışsan, git, bul ve değerlendir. Ama sakın ailece, eş dost beraber gidelim deme, üzülürsün…

Hakikat; cümbür cemaat yaşanacak bir olgu değildir. Halangiller, kankaların, komşuların, sizinkiler ile dini, ilmi, düşünsel okumalar yapabilirsin. Ama bir daha söyleyeyim Hakikat; dini, ilmi ve düşünsel olandan da başkadır. Onun için mutlaka yalnızlık ister ve yalnız yaşanır.

“Hakikat Yalnızlık ister” diyorum o, sanki hiç dememişim gibi “Eşim bu konulara mesafeli nasıl çekebilirim, hem çocuklar da aydınlansın istiyorum” türünden laflar ediyor. Bi gün dayanamadım lafı çarptım; “Sizin orada eşle, oğullarla mı mezara giriliyor?” dedim. Küstü. Çok da tın!

Aynı topraklarda doğmakla mayasından mayalandığım büyük İslam ârifi Nasreddin Hocamız “Bana damdan düşeni getirin” demiştir. Halden anlayacak olan nasıl ki o hali önceden yaşamış olansa, hakikati değerlendirecek olan da kokusunu bir şekilde almış veya ona hasret çekmiş olandır.

Evrendeki şu mekanizmayı hatırından çıkarmazsan, hakikati arama ve birilerine hakikat anlatma duyguların karşısında daha rahat olursun. Mekanizma şudur: Her ürün, alıcısını çeker; her arayan, aradığına kavuşur. Çiçek misin, arı seni bulur; Arı mısın, zaten yolun çiçeğe çıkar!

– Ya Resulallah, cahiliye döneminde infak ettim, insanlara yardım ve hizmet ettim. Onların faydasını imandan sonra görecek miyim?
– Seni imana (şimdiki doğru idrakine) getiren zaten o yaptıklarındı!
Hiçbir şey ahirete kalmaz dostum. Hadisteki Hakikat müjdesini bir düşün bakalım.

Okuyorum, inceliyorum, tefekkür ediyorum ama bir türlü halldemiyorum diyen kardeşim. Hadisin sana müjdesi şudur; Sen iyi olmaya, iyilik yapmaya, iyileri izlemeye, Hakka Hizmete ve Hakkı Aramaya devam et Bil ki bulacaksın. Ben demedim, İnsanlığın Kalbi (sav) öyle işaret etti.

“Hakikat Yalnızdır, Yalnızlıktır” dedikçe ürperenler olduğunun farkındayım. “Allah yalnızdır, yalnızları sever” in yalnızları sever kısmı sevimlidir ve büyük ölçüde anlaşılmıştır ama Allah yalnızdır kısmı pek anlaşılmamıştır. O kısmın idraki dilerim ki sana açılsın. Dualarımla.

KİŞİ ODAKLI- İLKE ODAKLI

Kişi odaklı düşünen ile İlkeler üzerinden tartışılamaz. Çünkü o kişi için inandığı kişi, ilkelerin daima önündedir. Bu nedenle konu ilkeler ölçüsüne vurulduğunda kişi odaklı düşünen; benimsediği kişinin görüşlerinin iflasına dayanamaz. Bu ona ölüm gibi, intihar gibi gelecektir…

Görüşleriyle kendine bir dünya inşa ettiğin kişinin bazı konularda yanıldığı; bilimsel ve düşünsel argümanlarla gösterilse bozulur musun? Canın sıkılır, yıllarım boşa gitti çöküntüsüne uğrar veya olamaz, komplo, tezgah bu diye zıplar mısın? Geçmiş olsun, Kişi odaklı düşünüyorsun.

Kişi odaklı düşünen- yaşayana benimsediği zatın sohbetinden bi bölüm okudum. Akıl, mantık, reel ölçülerle olacak şey değildi söylenen. Ne diyorsun dedim. “O diyorsa vardır bi hikmeti. Bizler onların dünyasını anlayamayız” dedi. Onlar kadar tepene taş düşsün demek vardı. Demedim.

Herhangi bir kişiye yüklenen anlam; ister manevi, ister felsefi, ister bilimsel olsun, senin onun görüşleri karşısında enine boyuna sorgulama yapmana engel oluyorsa; sen aklına, fikrine ve dolayısıyla sana bu melekeleri veren Rabbine ihanet ediyorsun demektir. Hain iflah olmaz!..

“Ben son peygamberim” diyordu İnsanlığın Kalbi (sav). Ne demektir, hiç değişik açılardan düşündün mü? “Kişi Odaklı Düşünme ve Yaşama Sürecinin Son Temsilcisiyim. Bu süreci kendim kapatıyor ve size İlke Odaklı Düşünme ve Yaşama Sürecini açıyorum” demiş olmasın?! Ha? Ne dersin?

Kişi odaklı düşünmek; özgüveni zayıf insan için sağlam tutamaktır. Kafasını kullanmak yerine birinin kafasından çıkana uymak garantili görünür ona. Allah Resulü (sav) son, bu süreci kapadım dese de onlar çeşitli isimlerle yine birilerini bulmuş, bu hastalıktan vazgeçmemişlerdir.

Beyaz bir duvarın önüne bir adam dikilse ve taraftarı olan binlerce insana “Kardeşlerim, bu duvar Siyahtır, şahitsiniz değil mi?” diye seslense “Şahidiz, seni Yaradana gurbaaan” diye bağıracak kitleler ne acı ki Akla hitap eder dediğimiz İslam dini mensuplarında hayli fazladır…

Gördüğünün rengini inkar edecek kadar teslim olanlar yanlış üretim midir? Gafil midirler? Kandırılmışlar mıdır? Hayır, hiçbiri. Onlar yüceltilen, en yüksek iman denen, şahitliğin zirvesi diye cilalanan bir algının gönüllü kurbanlarıdır. O cümle ne midir? “O diyorsa doğrudur!..”

Resülullahı tasdik anlamında en yüce idrak olarak aktarılan “O diyorsa doğrudur” sonraki asırlarda başkalarına da yüklenmeye başlamış, günümüzde ise “Hikmetinden sual olunmaz vardır bir bildiği”ne evrilir. “Aklına yatmasa da uy, mutlaka fayda görürsün” çılgınlığının zirvesidir…

Kişi odaklı düşünme ve yaşama sürecini Resulullah kapasa da bunu devam ettirmek isteyenler, evrensel gerçeğe kadim kültürlerden akan bazı oluşumları ustaca giydirmişler, yedirmişlerdir. Süreç biter mi hiç? Daha bunun müceddidi, mehdisi, mesihi var demiş eklemiş de eklemişlerdir.

“O diyorsa doğrudur” İmanın, “Koşulsuz teslimiyet” Sevginin, “Vardır bir hikmeti” Değerlendirmenin merkezinde yer aldığı sürece biz Kişi Odaklı Düşünmeden İlke Odaklı Düşünmeye geçemeyeceğiz demektir. İlkesizliğin modern dünyada şansı yoktur. Allah hepimize basiret ihsan eylesin

İNANÇ DURAĞANLIĞINDAN SORGULAMA AKIŞKANLIĞINA

Kişi odaklı düşünme İnanç olgusunu; İlke odaklı düşünme Sorgulama olgusunu doğurur ve besler. İnanç; bilgi ve düşünmenin belli bir kalıba dökülerek dondurulması, kayıtlanması demektir. Sorgulama; bilgi ve düşünmenin hiçbir kayıtla dondurulmadan akışkanlığını sürdürmesi demektir.

İnanç ve Sorgulama arasında ters orantı vardır. İnanç arttıkça sorgulama, sorgulama arttıkça inanç azalır. İnançlarını sorgulamaya başlayanların acaba raydan çıkıyor, savruluyor muyum korkusu bundandır.

“İnançlarımı sorguluyorum, sorguladıkça onların ne kadar sağlam ve yüce olduğunu sevinçle izliyorum” dedi. “Kendini kandırıyorsun” dedim. O inançlarını pekiştirme odaklı bir inceleme ve araştırma yapmaya sorgulama adını taktığının farkında değildi çünkü. Sorgulama, hür olmalıdır.

Sorgulama arttıkça inanç azalır. Sorgulayan; ileri aşamada inançsız mı olur? Hayır. Neye niçin inanması, neye niçin inanmaması gerektiğinin farkındalığını eline alır. Birilerinin telkini veya tanrısal korkularla inanmaktan kurtulmuş, inanç rotasını kendisi çizmeye başlamıştır.

Sorgulama sonucu inançların farkındalıklı bilgi, düşünce ve yaşam haline dönüşmesine İslam Kültüründe “İmandan sonra Yakiyne ermek” tabiri kullanılmıştır. Yakiyn; İmanın ötesidir. Sorgulayanın korkusuz ve kaygısız olarak nerede duracağını eminlikle belirlemesidir.

Nesimi’nin “Ar u namus şişesini taşa çaldım kime ne?” Yunus Emre’nin “Bu öyle bir küfür ki imandan içerü” Celaleddin Rumi’nin “Müslümanlığın, kâfirliğin dışında bir ova, Ne Müslümanlığa yer var orada ne kâfirliğe” diyerek anlatmaya çalıştığı hal; İnanç ötesi Yakiyn halidir.

Yakiyn; size toplum, aile ve kültür tarafından giydirilmiş inanç elbiselerini gözden geçirerek çıkarmak ve kendi seçimleri ile kendisine uygun elbise tercihinde bulunmaktır. Yakiyne eren bilinç çıplaktır. Giyinmesi; zorunluluk, korku veya ihtiyaçtan değil bilinçli tercihindendir.

Yakiyn haline erenin yakın çevresi ve toplum nezdinde göreceği karşılık çok da sevimli ve özenilesi değildir. Cins kafa, başka bir çeşit, uzlaşmaz muhalif gibi yakıştırmalarla başlayan tepki, ileri aşamada sapık, gavur, mezhepsiz, mezhebi geniş gibi yaftalamalara da dönüşebilir.

Pekala Yakiyne erenler hep toplumun kendilerini dışlayacağı söylem- yaşam içinde midir? Elbette hayır. Yakiyne ermek ile erdiği yakiynin taşkınlığını zaptetmek ayrı konulardır. Gerçek manada Yakiyne eren, içinde akan coşkun ırmakların çevreye sel baskını yapmasına müsaade etmez.

Yakiyn halinin zirvesi Muhammedî Yaşamdır. İnsanlığın kalbi (sav) gibi yaşamaktır. Onun gönlünde köle de işadamı da, avam da elit de, zengin de fakir de yer bulmuştur. Yakiyne erdi diye kimseyi sarsmamış, aşağılamamış, dışlamamıştır O! Adamlık ve İnsanlıktır Yakiyn. Özü budur…

Yakiyn ilkesizlik, serbestlik, dilediğini pervasızca yapmak değil evrensel normlara azami ölçüde dikkat kesilerek yaşamaktır. Yakiyne erdiği zannıyla ibadete ritüel diyen, sürekli bir şeyleri yıkma derdinde olan ukala yapılara biz, ikiye tak sağdan devam et deriz. İşimiz olmaz!

Yakiyn yaşayanın önemli bir işareti de hiç kimseye hükümranlık taslamaması, kendisi için özel ilgi, kayıtsız şartsız itaat beklememesi, kendisine karşı aykırı sorgulamaları dahi şefkatle karşılamasıdır. İki sır fark etti diye herkesi aşağılayanlar mı? Güldürmeyin Allah aşkına!

– Geçenlerde birine gittim. Herkesin ortasında bana demediğini bırakmadı. Azarladı, payladı hatta. Ama tuhaftır, söyledikleri beni hiç incitmedi. Şefkat hissettim. Çok güzeldi. Bu ne? Garip mi?
– Garip değil. Sen bir Yakiyn ehline gitmişsin. Azarları bile şefkattir onların…

Yakiyn ehlinin bir diğer işareti de kendisinin sizden, sıradan insanlardan farklı bilinç düzeyinde olduğu yolunda maniplatif imalarda bulunmamasıdır. Böyle imalarda bulunanlardan kaçabildiğiniz kadar kaçınız! Yakiyne eren; kendisini kesinlikle tek bir bütünün haricinde göremez.

Kişi Odaklı düşünmekten İlke Odaklı düşünmeye geçemeyen toplumlar; çobanlar elinde sürüler halinde yaşamaya mahkum olmuşlar; bilimsel, düşünsel, teknolojik alanda sıçrama yapamamışlardır. Başlarında bela ve huzursuzluk eksik olmamıştır. Odaklanma biçimlerinin bedelidir hepsi.

“İnanç Bağımlılığı”ndan “Sorgulama Özgürlüğü”ne geçemedikçe stres ve bunalımların bitmeyecek. Zihninin “Raydan çıkıyorsun” korkutmalarına prim verme de okuma- sorgulamalarına devam et lütfen. Samimi sorgulama raydan çıkmak değil yatağını bulmaktır. Yatağını bulan su, denize akar.

Bir özgürlük varsa insanın kendi kendine, kendini kendinden kurtarmasıdır. Yolu okumak, sorgulamak, inanç donukluğuna saplanmadan akmaktır. Kendini kendinden kurtarana kimse hükmedemez. Kişi Odaklı Düşünme-Yaşamdan İlke Odaklı Düşünme-Yaşama geçmeyi niyete alanlara selam olsun.

SİGMUND FREUD’DAN HAKİKAT IŞILTILARI

❤️ Bir insana vazgeçilmez olduğunu hissettirirseniz ilk vazgeçeceği kişi siz olursunuz.
❤️İnsanlar yavaş yavaş inanmamayı, güvenmemeyi, sevmemeyi ve kronik şüpheci olmayı öğrenir. Bu gerçekleştiğinde artık ne yazık ki çok geçtir. İnsanların “tecrübe” dediği şey budur. Kalbiyle bağlantısını kesmiş bir insana “tecrübeli” denir.
❤️Evrendeki en büyük gösteri, sen aklını keşfettiğin an başlar.

❤️Özür dilemek, sizin haksız olduğunuz manasına gelmez. Karşınızdaki insana verdiğiniz değerin, egonuzdan yüksek olduğunu gösterir.

❤️Birine duyduğunuz sevgi ve sinir doğru orantılıdır. En çok sevdiğiniz insana, herkesten çok sinirlenirsiniz.
❤️Beklemesini bilen bir insanın hiç bir şeyden taviz vermesine gerek yoktur.

❤️Bilgi hazinelerine ulaşabilen insanların sayısı ne kadar artarsa, dini inançlardan kopuş da o kadar yaygınlaşır.
❤️Her insan kendi rüyasının tabiridir.
❤️Deli, uyanıkken rüya gören kimsedir.
❤️Sinir hastalığı belirsizliğe tolerans gösterememektir.

Psikanalizin kurucusu, Ego, Bilinçaltı, Bilinç Ötesi gibi kavramları insanlığa armağan eden Sigmund Freud’la tanışalım. https://www.youtube.com/watch?v=h-h5gzEcB_M

BİR SORGULAMA SANCISI: FRİEDRİCH NİETZSCHE

❤️İnsan ağaca benzer. Ne kadar yükseğe ve aydınlığa çıkmak isterse,o kadar kök salar yere, aşağılara,karanlığa, derinlere kötülüğe…
❤️Sevilmiş olma isteği kendini beğenmişliklerin en büyüğüdür.
❤️Gür Irmaklar kendileriyle beraber bir çok çakıl ve çalı çırpıyı da sürükler; Güçlü Ruhlar da bir çok aptal ve mankafayı…
❤️Aşk ve Nefret aslında kör değildirler. Ama kendileriyle beraber taşıdıkları Ateş yüzünden kör olmuşlardır.
❤️İçine doldurulacak çok şey olduğu zaman, günün yüzlerce cebi vardır.
❤️Gönül rahatlığı ve mutluluk arıyorsan İnan! Ama Gerçeğin öğrencisi olmak istiyorsan Araştır!
❤️İnsanı yaratmak mı tanrının büyük hatasıydı; tanrıyı yaratmak mı insanın büyük hatasıydı?
❤️Dünyada iki farklı insan türü vardır:
1- Bilmek isteyenler
2- İnanmak isteyenler
❤️Kendi buyruğuna uymayan, başkalarının emri altına girer.
❤️En insani davranış; bir insanın utanılacak duruma düşmesini önlemektir.
❤️Her gün her dakika insanlardan kendisini övmelerini bekleyen bir tanrıya inanamam. Dinler bana göre değil. Ayak takımına göredir.
❤️Tabular ve İnançlar; Gerçeğin Düşmanıdırlar.
❤️Her Alışkanlık elimizi daha becerikli, Aklımızı daha beceriksiz yapar.
❤️En insani davranış; bir insanın utanılacak duruma düşmesini önlemektir.
❤️Sevgiyle yapılan her şey iyi ve kötünün ötesindedir.
❤️İnsanlar bazen gerçeği duymak istemezler. Tatlı hayalleri ve süslü zanları yıkılmasın diye…
❤️Yalnızlık; bu dünyanın en eski asaletidir.
❤️İnsan bilimselleşmeye başladığında din adamları ve tanrının işi biter!
❤️Yaşamak için bir neden bulabilen her insan, her sıkıntının üstesinden gelebilir.
❤️Seni kim yıkıp yıpratabilir, sen izin vermezsen!
❤️Yaratıcılık ve Keşif; Acı ve Yalnızlıkta saklıdır.
❤️Babanın gizledikleri oğulda açığa çıkar.
❤️Dinin gerekli olduğuna inanıyorsunuz öyle mi? Biraz dürüst olun, siz insanların başında polis sopası olmasının gerekliliğine inanıyorsunuz!
❤️Cahil bir toplumda seçin yapmak; okuma yazma bilmeyene hangi kitabı okuyacağını sormak gibi ahmaklıktır.
❤️Az bilen ve az düşünenler daima çok konuşurlar.
❤️Deri değiştirmeyen yılan ölür; Düşünce değiştirmeyen insan da.
❤️Eğer Eşler, sürekli biçimde aynı evde aynı yatakta olmasaydı, evlilikler daha uzun ömürlü olurdu.
❤️İnsanların en namussuzu; sürekli namus ve ahlaktan bahsedendir.
❤️İnsanlar seni övdüğü sürece sen kendin olamamışsın demektir.
❤️Az şeye sahip olanın köleliği de az olur. Yaşasın benim asil yoksulluğum!
❤️Tanrı bir varsayımdı. Ve Tanrı öldü. Onu biz öldürdük.
❤️Haçlılar, aslında önlerinde diz çökmeleri gereken asil ve yüksek bir kültüre (İslam Medeniyetine) savaş açmışlardı.
❤️Eğer İslam, Hıristiyanlığı küçük ve hakir görüyor idiyse böyle görmekte bin kez haklıydı. Çünkü İslam insanı yüceltir ama putlaştırmaz.

İyinin ve Kötünün ötesinde bir hayatı ve Üstün İnsanı arayan dahi; Friedrich Nietzsche ile tanışalım https://www.dailymotion.com/video/x6a0qa0

BİR EŞİTLİK VE ADALET RÜYASI: KARL MARX

❤️Eğer sevgi üretmiyorsa yüreğiniz, başarılı bir üretici değilsiniz.
❤️İnsan doğaya ne kadar yabancılaşırsa o kadar toplumsallaşır, ne kadar toplumsallaşırsa da o kadar kendine yabancılaşır.
❤️Örümcek, işini dokumacıya benzer şekilde gördüğü gibi, arı da peteğini yapmada pek çok mimarı utandırır…
❤️Dini ıstırap, hem gerçek ıstırabın ifadesi hem de gerçek ıstıraba karşı bir protestodur. Din, ezilenlerin iç çekişi, kalpsiz bir dünyanın kalbi, ruhsuz koşulların ruhudur.
❤️Kitapları yalayıp yutmaya hüküm giymiş bir makineyim ben.
❤️Kapitalizm gölgesini satamadığı ağacı keser.
❤️Filozoflar dünyayı yalnızca çeşitli biçimlerde yorumlamışlardır; oysa sorun onu değiştirmektir.
❤️Lüks yaşam; doğal ihtiyaçların zıddıdır.
❤️Cimri aklını yitirmiş bir kapitalist, kapitalist ise aklı başında bir cimridir.
❤️Bir toplumda kadın özgürlüğünün derecesi, o toplumun genel özgürlüğünün de derecesini gösterir.
❤️(Ölüm döşeğinde son sözlerini sonra birine)
Hadi Ordan! Son sözler yeterince doğru söz söylememiş aptallar içindir.

Dünya yönetim anlayışlarını ve toplumsal hareketleri etkilemiş bir düşünür ve filozof olan Marx’ı tanıyalım: https://www.dailymotion.com/video/x6a295z

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir