Değiniler- 163

Değiniler- 163

İNSANLIK MASKESİ TAKAN HAYVANLIK

Düşük seviyeli insanlar sövmek ve yermek; Yüksek seviyeli insanlar övmek ve sevmek için bahaneler ararlar. Ve insanın bahası (ederi) bahanesi kadardır.

Bâtıl, Haram, Yanlış, Kötü ve Ahlak Dışı olanın tasviri; detaylandırılarak anlatılması ve canlandırılması da bâtıla, harama, yanlışa, kötüye, ahlaksızlığa teşviktir. Bunu sanat veya özgürlük bağlamında savunmaya kalkanlar; duyarsız değil, umarsız ve utanmaz zihinlerdir…

Gündeminde sürekli mahreme dönük konular olanlar hormonal dürtülerin esiri, hayvaniyetten kurtulamamış zavallı ve hastalıklı tiplerdir. Sürekli biçimde toplumsal, ve insani değerleri aşağılayan; bunu özgürlük ve yeniye teşvik ardına saklayanlar da öyledirler. Şüpheniz olmasın!

Ne adına olursa olsun, neye yaslanırsa yaslansın insanlardan bir kısmını aşağılayarak, -sözde- ilim veya hikmet yayını yapanlar; henüz kemale eremediklerini ilan etmektedirler. Gerçek manada kemale erenler; insanları kendi bedeni gibi hisseder ve hiç kimseyi aşağılayamaz!

Duygularınızı, dürtülerinizi bastırabilir ama saklayamazsınız! Her insan konuştuğunda asıl hakikatini, derin bilinçaltını ister istemez aşikar eder. Biraz bu işleri biliyorsanız biriyle yarım saat sohbet, birkaç sayfa yazısını okumanız onu, esas gerçeğiyle tanımanıza yetecektir.

Bazı konuları aşmış, hazmetmiş, genelin bakışından çıkmış farklı değerlendirmelere geçmiş olabilirsiniz. Hakkınızdır. Ancaaaakkk sınırı aşmanız, hazmetmeniz, farklı moda geçmeniz size başkalarını da buna teşvik hakkı vermez! Atalar “İbadet de gizli Kabahat de ” niye dedi ki?!..

Yaşanan bütün toplumsal sıkıntıları “Dış Güçlere” bağlamak elbette insanların sorumluluktan kaçma adına kullandıkları kolaycı bir yöntemdir. Şu da unutmamalı ki milletlerin, toplumların değerlerine örtülü veya açık savaş açanların dış bağlantıları acı bir tarihsel gerçektir.

Bak, bu “Kaplumbağa Terbiyecisi” Ülkemizin yetiştirdiği dünya çapında ressamlarımızdan Osman Hamdi Beyin eseridir. Resim sanatında bir baş yapıttır. Takdir eder, hayran olur, Osman Hamdi Beyle gurur duyarım. Büyük sanatçıdır. Her tür takdire, övgüye layıktır sanatı.

1

Bak, bu da Osman Hamdi Bey eseri. Adı? “Mihrap” Hani şu camide imamın durduğu yer. Hani cemaatin Kıble bildiği sembol mekan. Bir kadın (Kur’an okunan) Rahleye oturmuş. Ayaklarının altında Kur’an veya dini eserler! Sanat deyip susacak mıyım? Masum bir çalışma mı? Alçaklıktır bu!

2

Sanatçı, filozof, düşünür, gazeteci, bilim insanı veya siyasetçi. Kim olursa olsun edep ve insanlık onuru; hiç kimseye hiçbir şey üstünden yek diğerine hakaret- aşağılama hakkı vermez! Bu tür yaklaşım edebiyat, sanat veya düşünce özgürlüğü diyerek hoş görülemez. Görülmemelidir.

Bak bu da tablo. Rafeel’in ölümsüz eseri “Atina Okulu” undan. Platon ve Aristo sahnesi. Platon ve Aristo’un dünya görüşü ve felsefesi bir resme ancak bu kadar yansıtılabilirdi! Bu resim üzerine sana bir saat konuşabilirim. Sanat budur. Ne aşağılama, ne takıntı. Sanat işte sanat!

3

Sanatçı, filozof, düşünür, edebiyatçı veya topluma hizmet için eser veren bir başkası. Şayet takıntılarını eseri üzerinden millete kusuyorsa milletin hayır deme hakkı her zaman vardır. Kınamalara karşı “Sanat ruhundan habersizsin” yaftası mı? Kusura bakma edepsizliğin ruhu olmaz!

Herkes dilediğini yapmada serbesttir tepki ve oluşacak bedeli kaldırabilecekse. Herkesin dilediğini yapma hakkı kadar muhatabın insani ölçüleri aşmadan tepki verme hakkı da vardır. Hiç kimse dokunulmaz, tartışılmaz değildir. Biz “Edeple Gelen Lütufla Çıkar”a inanmışızdır vesselam.

İSTEYEREK DUA- VAZGEÇEREK DUA

Daha iyisini, daha güzelini istemek; bir manada mevcut olandan razı olmamak değil midir? Dua etme adına hep dahasını isteyenler, örtülü bir nankörlük içinde olduklarının farkına varırlar mı bir gün?

“İsteyerek dua” edenler olduğu gibi “Vazgeçerek dua” edenler de varmış. Her gün kendilerine sorarlarmış, bugün düne nispetle nelerden geçebildim? Bu yıl geçen yıla kıyasla neleri bırakabildim? Daralınca duaya sarılırmış isteyen. Daralınca sarıldıklarını sorgularmış vazgeçen…

Kadir Gecesini idrak etmek (?) için cami cami, türbe türbe geziyormuş isteyerek dua edenler. Vazgeçerek dua edenler? Hayvan barınakları, Yetimhaneler, Huzur Evleri, İşçi şantiyeleri ve bekar odalarını, kağıt toplayan çocukların oynadığı yoksul sokakları geziyorlarmış o gece…

Büyükleri, akraba, eş dost ve arkadaşları ararmış bu gece insanlar. Bizimki dostuna demiş ki, farklı bir şey yapalım: Görüşmediklerimizi arayalım. Vaktiyle kırdığımız için yüzlerine bakamadıklarımızı mesela. İncittiklerimizi. Onunla görüşürsem klasım sarsılır diye düşündüklerimizi.

Serin deniz esintisi yüzlerini okşarken koyu muhabbet demlemişler. Allah’tan neyi, nasıl istemeli derken boşları alan ihtiyar delikanlıya sormuşlar; sen nasıl istersin Allah’tan be usta? Adam “Allah’tan isteyenlerden değilim. Ona Verenlerdenim. O ister biz veririz” demiş…

Allah’tan İsteyenler ve Allah’a Verenler! Fark? Dayanamayıp, taze çay getiren ustaya sormuşlar; “Azıcık ucundan anlatsan babalık! Allah nasıl ister, isteyince nasıl verilir?” Adam saniyeler içinde hepsine derin bakışlar fırlatmış. Ve “İşinize bakın. Kaldıramazsınız siz” demiş…

Derin bir düşünce almış bizimkileri. Merak, durur mu öğrenmeden. Mehtap altında çaylar gelip giderken bi cümle, bi işaret beklemişler. Bu arada “İhlas”ı konuşuyorlarmış. İhtiyar “İhlas; İflastır. İflas etmeyenin ihlası riyadır çocuklar” deyivermiş. Gençler birbirine bakakalmışlar.

Tüm samimiyetine rağmen öfkesini yenemiyormuş genç. “Ekmeğimle oynadı, rızkımla oynadı. Çok şey değil Allah’ın emri kısası istiyorum, o da bulsun belasını istiyorum” demiş. Görmüş geçirmiş adam, “Öfkene Adalet, Hırsına Kısas giydir, Allah’ın emri olsun öyle mi?” demiş.

Yaşadığımı bilemezsin abi, çok ağırdı demiş genç. Adam sükutla dinlemiş. Bitti mi demiş. Kendi yaşadığı aşamalı ve zorlu sahneleri anlatmış “Biz hiç kısas istemedik. Öfke de kusmadık. Biz hep Ondan bildik. Ondan bilen Onun kuluna nasıl acımasızca kısas ister ha?” diye gürlemiş…

Yaşadıklarını anlatması bitince, “Bilemem öyle mi? Senin yaşadığını kimse yaşamadı öyle mi?” demiş adam. Genç “Affet abi. Eşekliğime ver, dayanamıyorum.” demiş. Dayansan, dayanağın Rabbin olacaktı. Bitiğim dediğin yerden Kudretle bitip yeşerecektin!.. Kısasmış! Duymıycam bi daha!

Duana hırs, duygu, arzu, nankörlük karıştırmayacağından eminsen isteyebildiğin kadar iste! İste, biriksin cennet bonusları. Hırs, duygu, arzu, zihin oyununa gelmemek için istemeyi değil vermeyi, vazgeçmeyi seçtik biz. Geceyi, Sevabı da geçip Kadr ü Kıymet bilenlere ne mutlu…

EN BÜYÜK DUA

Kişinin kendisi, yakınları, çevresi ve insanlık ailesi için yapabileceği en büyük Dua; Aklını kullanmasıdır.

Aklını kullanmak yerine oturup el açmak, insanlardan dua istemek en hafif tabiriyle Allah’la alay etmektir. Neden inananlar sefalet ve sıkıntıdan kurtulamıyor sorusunun cevabı da işte bu alayda, bu aymazlıkta gizlidir.

Aklı Uyuşturanlar” deyince ani bir refleksle insanların zihnine hemen içki, madde kullanımı, kumar ve kötü alışkanlıklar geliyor. Şimdi geldiğim noktada ben daha farklı bir şey söyleyeceğim; Aklı Uyuşturmada bazı İlimler, sözde İlimler uyuşturucuların hepsini sollamıştır.

“Hangi ilimler aklı uyuşturur ve bizi hayatın gerçeklerinden koparır?” diye sorma bana! Söylersem hazmedemezsin! Fincancı katırlarını ürkütmemi isteme benden. Sadece şunu bil, seni bu alemden ayrı Mana Alemleri, Uzak Yaşam Formları ve Olağanüstülük empoze eden tüm İlimler.

Allah, aklını kullanmayanları pisliğe mahkum eder.” {Yunus-100}
Kişiyi ayakta tutan aklıdır. Aklı olmayanın dini de yoktur.” {Camiü’s-Sağir, 4: 528}

İbni Abbas’ta rivayetle Resulullah (sav) buyurdu ki: MÜ’MİNİN ÇADIRI AKILDIR!

4

Aklınızı kullanarak uyandığınızda, uykunuzdan beslenenler nazarında hain, nankör, saygısız, ukala, bozguncu vb nitelemelerle kınanmanız kaçınılmazdır. Ne dediklerine değil, size ne lütfedildiğine odaklanırsanız umursamadan yürürsünüz. Akıl büyük nimettir. Uyanmak da öyle…

Aklını kullanmakla kullanmamak farkını açıkça görmek ister misin? Aklı önceleyerek bilimsel ve teknolojik atılımlar yapan ülkeler ile Akıl Ötesi (?) sözde bilgi ve oluşumlarla meşgul milletlerin haline bakıver! Tablo gayet açık değil mi? Allah, kimleri pisliğe batırmış?

Zihninde sorgulanamaz değerler, tartışılmaz kişiler, vazgeçilmez ilgiler, değiştirilmez bilgiler yüzleşilmez korkular, aşılmaz tutkular, doymamış arzular olduğu sürece kullanamayacaksın aklını! Hem aklını kullanamayacak hem de seni kullanmalarına kapı aralayacaksın! Akıl kârı mı bu?

Nerede “İtaat” kültürü pompalanıyorsa hiç şüpheniz olmasın ki orada insanlara “Aklını kullanma, biz senin yerine onu kullanırız” denmektedir. Bu coğrafyada gerilemenin altında İtaat kültürü ve bu itaatin manevi, ruhani, ilahi paketlerle sunulması vardır. Hala yutacak mısınız?!

Bilgi ve Araştırma Tembelliği; aklı kullanmanın önündeki en büyük engeldir. İtaate paralel Dinleme kültürü bunda etkindir. Merakı okuyup araştırarak değil, birilerini dinleyerek anlattıklarına inanarak gideriyorsak okuma- araştırma yorucu geliyorsa akletmekten uzağız demektir.

Aklı kullanmada yumuşak karnımız; Aşk ve Gönül kavramları. Çoğumuz Aşkı akla, Gönlü düşünmeye tercih etme ve kutsama eğilimindeyiz. Şu söze bakar mısınız? “Aşkı anlamada akıl, çamura saplanmış eşek gibidir!” Kim mi söylemiş? İnt.e bakıver görürsün. Ben yemiyorum, kim yerse yesin!

Aklımı kullanarak uyanık kalmak, kendimi kullandırtmamak istiyorum. Basit bir iki önerin olur mu? 1- Hiçbir metni ezberleme! Kutsal olanlar da dahil 2- Kelime tekrarına dayalı zihin ve bilinç alıştırmalarından uzak dur! 3- Kitap okumadan geçen tek bir günün bile olmasın!

Film İzleme Önerisi: RÜZGARI DİZGİNLEYEN ÇOCUK. İşte bütün zor koşullara rağmen aklını kullanmaktan vazgeçmeyen bir çocuğun ibretli hikayesi. “Uçamıyorsun koş, koşamıyorsan yürü, yürüyemiyorsan emekle..” https://www.hdfilmcehennemi1.com/ruzgari-dizginleyen-cocuk-izle/

5

İNANÇ VE AKIL; HAKİKATİN İKİ KANADI

Hakikat sohbeti dendi mi hemen her insan kulak kesilir. Çünkü hakikat her insanın ortak paydası, yaşam ışığı, hayat kaynağıdır. Herkesin kulak kesilmesi; her kulak kesilenin anlayacağı, hazmedeceği anlamına gelmemektedir. Çünkü ilgi başka, dikkat başka, değerlendirme daha başka.

Hakikati açıklamaya başladığınızda size en çok itiraz eden; o hakikati kavramaya en yatkın, en yakın ve en acıkmış olandır. İnsan en çok görmek istemediği gerçek gösterilince köpürür, delirir ve tepki verir. Oysa bu onun son çırpınışıdır. Tepki; Teslimiyetin arifesidir.

Anlatırsınız, yazarsınız, açıklarsınız. Bazen öyle bi direnç gelir ki açtığınıza açacağınıza pişman olur, içinize doğru çöker, kırılırsınız. Unutmayınız ki tohum toprağa düşmüştür. Sözlü, yazılı direnç gönle düşeni söker atar mı? Asla! Sadece vakit lazımdır. Yeşermek için…

Sözlerin kifayet etmediği noktada sükût en güzel limandır. Sözlerinizi anlamak istemeyenler sükûtunuzdan nice dersler çıkarırlar. Hep anlatanın birden bire sükûtu; ürkütücü, korkutucu ama heybetlidir. Ve o heybet nicelerine hayret ve haşyet telkin eder. Kalbin lisanı; Sükûttur…

Sükûtun sohbeti lisanın sohbetine nispetle daha cazip ve can alıcıdır. Bu yüzden kitap okumanın tadını alanlar; sözel sohbetlerden kaçınırlar. Büyük ve güvenli bir limana demirleyen; çalkantılı denizlere ilgi duyabilir mi? Huzur Zirvesinden seyreden Keşmekeş Vadisine inebilir mi?

İnanç odaklı yaşayana Akıl ve Sorgulama çağrısı; bir inkar ve bir isyan daveti gibi gelir. Akıl odaklı yaşayana inanç ve maneviyat telkini; bir uyuşukluk ve bir esaret gibi. İkisi de bu haliyle zanlarının güdümündedirler. Bütün dirençlerine rağmen yine de çağırmak lazımdır…

İnanç odaklı yaşayan Akıl çağrısını maneviyat deformasyonu; Akıl odaklı yaşayan inanç telkinini bilginin dezenformasyonu olarak görüyor. İnanan soyunursa çıplak; Akleden giyinirse kapalı kalmaktan korkuyor. Oysa giyinecek de kendisi soyunacak da. Bi soyan bi giydiren oldu mu ki!?

Benim bir kanadım inanç bir kanadım akıl. Anlıyorum, beni bu ikisinin dengesine çağırıyorsun dedi. Anlamıyorsun! Seni kanatlara çağırmadım. Ben seni kanatların bağlı olduğu kafaya çağırdım. Ve istedim ki kafadır; kafandır o iki kanadı hareket ettiren, yöneten ve sevk eden.

Aklın yolu veya İnancın yolunu seçti kahir ekseriyeti. Orta yol dedi denge isteyen bir avuç samimiyet ehli. Benim Yolum demeyi öğren dedim. Kendi kafanı, kendi yolunu fark et, dedim kulak kesilene! Sakata gelmeyelim; şeytan, nefs, ego demez mi? Kendine yabancılaşmanın böylesi!?

Kimisi akıl kimisi inanç adına yabancılaştı hatta düşman kesildi kendine! Kanatları abartıp kafayı es geçmek hünerdi onlar nezdinde. Kafanın hakkını vermedikleri için uyuştular veya kavruldular. Ve sükût; kafa diyenin en son, en asil hamlesi. Kafa; cennet ve cehennemin ötesi!

Akıl, inancı sorgulamaya başladığında inancın buharlaşması; İnanç, aklı kuşatmaya başladığında aklın betonlaşması kaçınılmazdır!

Akıl, inancın havai ve realiteden uzak çarpıklıklarını yer bitirir, yele verir. İnancın akıl tarafından buharlaştırılmasından sonra kalan saf cevhere ne mi denir? Yakiyn!

İnanç, aklın şüpheye dayalı sorgulama kuvvesini sahte bi eminlik ve huzurla tıkamaya başladığında düşünce betonlaşır! İnançla betonlaşmış akıl ve şüpheye kapanmış sorgulama, korkunç bir insan müsveddesi ve arsız bir tavır ortaya çıkarır. O ne midir? Fanatizm!

O halde inanç ve aklı nasıl dengeleyeceğim telaşı; şeytani bir vesveseden ibarettir. Kanatlardan değil kafadan bakan için denge sorunu mu var? Çekincesiz, riyasız, vehimsiz, korkusuz olarak kafayı kullananlara ne mutlu! Haydi, şimdi, şu an kafamızda bir devrimin miladı olsun!

OBJEKTİF BİLGİ VE HABER Mİ DEDİNİZ?

Hiçbir haber, hiçbir bilgi sırf haber veya bilgi olsun diye üretilmiş değildir. Bir amacı, bir maksadı, muhatabında oluşturmak istediği bir algı yönlendirmesi mutlaka vardır. Onu size ulaştıranın bilgi ve haberin görünen yüzünden öte esas amacını fark etmek derin basiret ister.

Haber- bilginin göze/ kulağa dönük delilleri altında farklı amaç olduğu gerçeğini değiştirmez. Bunların kullanılması; göze, kulağa göre değerlendirmenizi sağlamak, size “Görüntü var, kayıt var, her şey ortada daha ne?” dedirtmektir. Bunu dediniz mi onlar amacına ulaşmış olurlar.

Her insan, her düşünür, her haberci sizde oluşturmak istediği algıya göre mevcut bilgi- haberlerden bir kısmını öne çıkarıp diğerlerini geri plana iter. Siz uyanık bir bilinçseniz size sunulandan öte sunulmayanı sorgular, gösterilenden öte gösterilmeyeni görmeye gayret edersiniz.

Manipülasyon kavramının bilgi ve haber dünyasında nasıl arzı endam ettiğini fark edememişseniz yönlendirilen ve etkilenen olmaktan; pasif müşteri ve alıcı olmaktan kendinizi kurtaramazsınız. Manipülasyona örnek? “Kendim için istiyorsam namerdim, ben sadece size hizmet için varım!”

Sadece politik ve ticari alanlar değil dini, ahlaki, tasavvufi alanlardaki yayınlar dahi manipülasyondan uzak değildir. Dedik ya her yayının görünen yüzünden öte görünmeyen bir esas maksadı vardır. “Allah’la aranıza kimseyi sokmayın!” denir mesela. Ne güzel söylemdir, öyle mi?!

“Allah’la aranıza kimseyi sokmayın” sözünün güzellik ve doğruluğu size “Doğru canım, bak ne güzel söylüyor, bize gerçeği açıklıyor” dedirtir. Manipülasyon zokasını yuttuğunuz an o andır. Neden? Siz farkında olmadan bunu diyeni Allah’la aranıza sokmuşsunuzdur artık! Geçmiş olsun!

Manipülasyon kurbanı bir koyun olmamak için “Allah’la aranıza kimseyi sokmayın” diyene asıl demeniz gereken: “Madem araya kimseyi sokmamalı, sen de kimsin? Çekil aradan” olmalıdır. Bunu diyebilirseniz algı dünyanızda oynanan tüm oyunu bozar; dünyanızın iplerini elinize alırsınız.

Günümüzde kitleler en çok “Hak” ve “Adalet”; kişiler de “Hakikate Erme” ve “Bilişsel Gelişim” kavramları üzerinden maniple edilmekte, yönlendirilmekte ve güdülmektedirler. Algı oyununu bozup “Kalsın, istemiyorum” diyebilenler? Oldukça az. Yok denecek kadar az.

Birine nasıl hakikate ererim, asıl gerçeğe nasıl erişim diye sorduğunuzda hep seri çalışmalardan bahsedilir. Bunlar olmazsa olmaz denilir. Bunu diyen iki şey elde eder: 1- Sizde kendisinin bunlarda kemale erdiği hissini uyarır. 2- Bunları uygulamak için onu rehber seçmenizi sağlar.

Nice bilge- kamil insan ziyaret ettim. Hakikatime nasıl ererim sorusuna bi tanesi bile “Hakikat kolaydır, aslında şimdi de hakikat üzeresin” demedi iyi mi? Zorlaştırmalıydılar ki onlara saygı duyalım. Ağır Programlar vermeliydiler ki güdülenelim. Hepsi de iyiliğimiz içindi (!?)

Biz iki halimizin bedelini ağır ödemişsizdir:
1- Araştırma Sevmeyen Tembelliğimiz
2- Duygusallığa Dayalı İnanma Eğilimimiz.

Her haber- bilginin görünen yüzünden öte amaçlar taşıdığını unutmaz, araştırma üşengeçliğine düşmezseniz korunursunuz. Hayat da Hakikat de kolaydır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir