Değiniler- 164

Değiniler- 164

GERÇEK SEVGİ

Sevmek; birini put edinmek, Sevilmek; birine tanrı kesilmek olarak anlaşıldığı sürece Sevginin Gerçeğine eremeyeceğiz. Kölelik ve tanrılık tutkularından arındırılmamış sevginin, sahibine vereceği derin bir azap veya devleşen benlikten başkası değildir.

Aşk, sevginin zirvesi sanılmıştır. Bu asırlara mâl olmuş bir yanılsamadan ibarettir. Aşk; sevginin gerçeğine ilerleyecek olanlara kölelik ve tanrılık tutkusunun dibine kadar yaşatılmasıdır. Sevgi seferinde bir aktarma istasyonudur Aşk. Orada kala kalmak mı? Sefere devam mı?!

Gerçek Sevgi; sevdiğine sınırsız alan açar. Gerçek Seven; ne birini kendine bağlar, ne de birine bağ hisseder. Onun tek derdi; sevdiceğinin alabildiğine hür olarak fıtratını yaşamasıdır. Bunu yaşamasına yardım etmek onun biricik zevkidir. O sevgi sana da nasip olur, dilersen!

NİYET; ZAMAN İÇİNDE ZAMAN YARATIR

Faydalı ve doğru şeyler yapabilmek için boş vakit bulamamak; tek düze sürdürülen yaşam yoğunluğunu faydalı ve doğru zannedenlerin sığınağıdır. Onlar henüz doğru olanı tespit edemedikleri veya içlerinden tespit etseler de kalben inanamadıkları için hayali bir vakitsizlik yaşarlar.

Kalben inandığım ve ikna olduğum hiç bir etkinlikte boş vakit sıkıntısı çekmedim. İnanamadıklarım mı? Nedense onları gözümde dağ gibi büyüttü zihnim. Değil girişmek ve başlamak, niyete bile alamadım.

İnandığın her konuda beynin sana onu yaşatacak zaman- alan açar. İnanmadığın konularda olanı bile daraltır. Sıkma ve Genişlik neye göre? Allah’ın zaman içinde zaman yaratması diye bi söz mü vardı? Uzayda mı genişliyor zaman yoksa mazeretler kalkınca senin kafanda ve dünyanda mı?!

Gençlik yıllarımda “Çok yoğunum”, “Bana 24 saat yetmiyor” türünden laflar eden bazılarını gıpta ile izlerdim. Zamanla anladım ki hepsi de kendi tutkularında kendilerini yitirmiş zavallılardır. Beyinleri olsa kendilerine okuma veya dinleme alanı açarlardı. Açamadılar. Yoktu çünkü.

Sen ey anne, üzerine titrediğin, bir ayine çevirdiğin annelik kurtarır mı seni? Çocukların cennete sokar mı? Sen ey baba, geçim diye tırmalıyorsun dünyayı. Geçindirdiklerin, huzurun anahtarını verebilir mi sana? Verirse devam et. Düşünme, okuma ve dinlemeye saniye bırakma!

Kendilerine ait ilim gündemi ve o doğrultuda programı olmayanlar sanal- aldatıcı gündemlere esir olur. Esirliklerini fark ederler? Ne mümkün! Onlar çocuk yetiştiriyor, kutlu bi iş yapıyor ablası! Onlar ev geçindiriyor abisi! Kutsanan esaret, Hürriyetin hayaline bile izin vermez.

“Boş Vakit” ve o vakitlerde yapılanlara isim olarak verilen “Hobi” kavramları “Boş İnsan”ların dünyasına aittir. Dolu insanlar, hayatı dolu dolu yaşarlar. Okumak, dinlemek veya gezmek dahi hobi değil, iştir onlar için. Boş vakit ve Hobi kavramlarına yer yoktur hayatlarında.

Kültür köklerimizde “Tatil” kavramına da asırlarca yer olmamıştır. Ne zaman ki delicesine dünyalık yaşar olduk, tatil diye bi kavram gündeme oturmuştur. Hiç bir iş yapmadan alabildiğine boşa çıkmak, çılgınlaşmak, tembellikte dip yapmak. Allah Sisteminde Tatile yer var mıdır acep?

Dün güpegündüz karardı ortalık. Yorgun Güneş tatile çıkmış. Uçmamaya karar vermiş kuşlar. Dereler bir anda durmuş. Kokmuyormuş çiçekler. Kesilmiş doğanın sesi. Tatilmiş iklimler. Birden korku aldı beni! Kalbim 5 dk tatil istese? Şaka şaka! Çok Şükür ki tatil yok Allah Sisteminde.

Öne geçen, Uyanan, Yıldızı parlayan ve Gayesine emin ilerleyenler; çoğunluğun boş vakit dediği süreçleri değerlendiren, dolu dolu yaşayanlar arasından çıkmıştır. Kendin ve İnsanlık için yapabileceğin en büyük iyilik sözlüğünden Boş Vakit kavramını çıkarmaktır. Haydi Bismillah!

ORTAK İNSANLIK BİLİNCİ

Düşünceye alan açmak üzere İnancı esnetmek de İnancı yaşamak için Düşünceyi es geçmek de çare değildir. Her iki durum da çıkmaz sokaktır. İnancı öncelemek aklı, düşünceyi öncelemek inancı yok saymayı getirir ki her ikisinin de ucu fanatizme çıkar. Düşünce ve İnancı uzlaştırmak?!

Uzlaşmak, tarafların karşılıklı ödünleriyle gelişen bir durum olduğundan ne düşünce ne de inancın kendinden ödün vermesi olabilir gibi görünmemektedir Hele ki İnancın insan ruhuna baskınlığı göz önüne alındığında böylesi bi uzlaşmanın imkansıza yakın zorluğu açıkça görülecektir.

Modern yaşam, özellikle de metropolitan kültür, inanç ve düşüncenin ödünlerle uzlaşmasından öte bi başka çıkış kapısı daha açmıştır ki üzerinde dikkatle konuşulmalı ve sorgulanmalıdır. Bu alan; “İnsanlık” kavramıdır. “İnsanlık” inanç ve düşünceler ötesi ortak paydamız olamaz mı?

“İnsanlık” kavramını Batı yayılan “Hümanizma” anlamında kullanmıyorum. Pozitivist yaklaşımın Hümanizm adı altında ekolleşmesi; Dinleri eleştiren aydınlanmacı aklın yeni din olarak Hümanizm icadını getirmiş, traji komik bir handikap oluşmuştur. Bizim “İnsanlık” dediğimiz bu değil.

Bu hafta benim doğduğum köyde bir olay yaşandı. Köye misafir gelen birinin köpeğine gençler eziyet etmişler. Hayvan ölmüş. Köyün sosyal medya grubunda isyanlar, hakaretler, kınamalar gırla gitti. Olay savcılığa intikal etti. Ve hukuki inceleme başladı. Konumuzla ilgisi ne mi?!

Çocukluğuma gidiyorum. Yaşlandı diye vurulan köpek, at, merkepler hatırlarım. Hayvanını acımasızca döven sahipler bilirim. Çöplükte hayvan ölüleri normal manzaralardandı. Bazı insan cinayetleri için “Yok yere vurmuşlar, köpek ölümüne gitmiş” deyimi kullanıldığını da hatırlarım…

40 yıl önce benim köyüm şimdikinden daha dindar, daha gelenekçi, daha inançlı ve daha birbirine tutkun; muhafazakardı. Ama hiç hayvan ölümleri, hayvana eziyet üzerine ortak bilinç, ortak gündem, ortak tepki oluşmamıştı. İnanç bunu sağlamadı. Kültür de. Oysa Cumhuriyet köyüdür…

Bugün ise bir köpek ölümü köyde ana gündem oldu. Atışma ve tartışmalardan sonra olay hukuka intikal etti, taraflar birbirlerinden kamuoyu önünde özür diler hale geldi. Bunu sağlayan inanç da düşünce de değildir dostlarım. Modern hayatla gelişen “Evrensel İnsanlık Bilinci”dir…

Şunu açıklıkla söyleyeyim ki Aklı inançla uzlaştırma arayışları da İnancı akla uydurma çabaları da nafile, boş gayretlerdir! İnancın çağdaş yorumu; inancı deforme etmedi mi? Akılda inanca yer bulma gayreti; mantığa patinaj çektirtmedi mi? İkisi de boşa kürek çekmedir! Çare bu değil!

Modern Yaşam; İnsanlık aklının zorlu deneme yanılmalarla eriştiği son bilişsel seviyedir. Nimetleri ve görünmeyen İnsanlık kuralları ile hepimize çok şey katmıştır, katmaya da devam edecektir. Aklın safını tutup ateizme, İnancın kılıcını sallayıp fanatizme geçit yoktur artık…

Yeşilçam filmlerinin uçak sahnelerinde “Uçuşa geçiyoruz; kemerleri bağlayın sigaraları söndürün” anonsu duyardık. Gençliğimin şehirlerarası otobüs yolculuklarında az duman altı olmamışımdır. Bugünse sokakta bile yasaklanacak noktaya ilerliyoruz. İnanç? Akıl? İnsanlık? Nasıl oldu?!

İnancı Yaşamak-Yaşatmak idealiyle büyümüş biri olarak bugün inanca ve akla göre yaşamaktan değil, “İnsanlık Bilinci” ortak paydasında buluşmaktan söz ediyorum. Gerçekçi olalım inanç da akıl da tek başına bizi bugüne getirmedi. Gelinen nokta “Ortak İnsanlık Bilinci Eseri”…

Kurtuluş; İnanç kanadına ağırlık verip Aklı bükmede veya Akıl kanadına yüklenip İnancı ezmedce değildir. Kanatlara, kanat olarak bakarak da denge kurulamaz. Kanadın dengesi Kafada biter. Kafa; “İnsanlık Bilinci”ni üretmiştir. Ben ona doğru koşuyorum. Sizi de ona davet ediyorum.

İŞTE BUNU SEZEMEDİN SEN!

Bütün işlerin düzelecekti
Sen düzelsin, nolur düzelsin,
ama düzelsin artık diye diye
Sistem akışını kasmasan!

Bütün dertlerin bitecekti
Sen bitsin, dayanamıyorum,
bir an evvel bitsin diye diye
Allah Sistemine çomak sokmasan!

Bütün istediklerin gelecekti
hem de ayağına gelecekti
hem de en güzeliyle gelecekti
Sen, neden gelmez,
bana niye vermez, nasıl ulaşırım diye diye
Doğal Akışı kesmesen!

Oğlan, en güzel okulu kazanacak
Kız, en uygun nasibe varacaktı
Sen, yenemediğin hırslarınla,
oğlanı durmadan koşan yarış atına,
kızı bulunmaz Hint kumaşına çevire çevire
Allah Takdirine kafa tutmasan!

İnsan “Duasıyla da kendi nasibini keser” dedim de
Bize dua emredildi, her an Allah’tan İstemeli
yazdı altına çok bilmiş uşaklar.
Yine söyleyeceğim, uşaklar ne derse desin
dönmek yok fark edilenden
Duayı, sürekli istemek sandıkça kasıyorsun sistemi
Sal be mübarek, azcık sal artık!

“BURNUNDAN KIL ALDIRMAMAK” VEYA “VAKAR”

Kendi değerini inkâr edercesine muhataplarına değer verenlerin onlardan görecekleri değersizleştirme, hafife alma tutumundan şikâyet hakları yoktur.

Kendi değerinizi inkâr, kendinizi hafife almanın ötesinde sizi Yaratanı hafife almanız demektir. Buna hakkınız var mı?

Tasavvufi ve Spirtüel bazı telkinlerle egoyu, benliği, zihni alt etme adına insanlar adeta kendilerini inkâra teşvik edilmektedirler. Sakın ha sakın! Bunu yapmayın ki yanmayın ve sizi yakmasınlar!..

İslam Kültüründeki VAKAR kavramı ve VAKUR DURUŞ’tan habersiz olanlar benlik yapmama, kibre düşmeme adına kendi değerlerini muhataplarının ayakları altına vermektedirler. Karşılığı değersizleştirme olarak gelince de yandım anam çığlıkları! Sus! Kimse suçlu değil, bunu sen istedin!

Hayatta, Evrende her şeyin bir ölçüsü, sınırı, mesafesi vardır. Mesafesizlik, sınırsızlık, ölçüsüzlük; sevgi, aşk ve fedakarlık adına kutsanmaktadır maalesef. Yanlıştır! Kimi ne kadar severseniz sevin, kime ne kadar düşkün olursanız olun, kendi ölçü ve mesafenizi koruyun, derim.

Allah’a sınır çizilir mi? Hâşâ di mi? Neden Kur’an’da “HUDUDULLAH= ALLAH SINIRLARI” diye bir kavram var öyleyse? Çünkü sınırsızlık dediğin dahi sınırlara riayet ederek yaşanır. Sınırsız oluşu haddi aşma veya kendine karşı hat aşılma diye anlarsan acıların için kimseyi suçlama!..

- Evliyim, eşimle de makul bir sınırım olmalı mı?
- Elbette
- Çocuğumla?
- Elbette
- Nasıl ayarlarım? Sevgim beni çok mülayim ediyor.
- Akıl verdi Allah akıl. Sevgin bahanen olursa akılsızlığının bedelini ağır ödersin.

Üç gün önce randevu istedi. Makul saat ve yer hususunda sözleştik. Görüşmeye iki saat kala yazmış, gelemiyorum. Hayati ve insani bir sebep de yok. Bir daha benle görüşebilir mi? Rüyasında görür. Ağzıyla kuş tutsa oluru yok! Çok mu acımasızım? Hayır, vakarımı koruyorum. Anla bunu!

“Burnundan kıl aldırmamak” diye bir deyim var. Kimlere kullanırız? Kendi sınırlarını bize çiğnetmeyenlere! Yani, Vakarı koruyanlara. Yani Allah Sistemi gereğince davrananlara. Niye bize ters gelir ki bu? Duygusal kodlandı mayamız çünkü. Çektiğimiz, bilinçaltı kodlarımız belası!

Doğu insanına Batı prensip ve uygulamaları acımasız gelmiştir hep. İşadamımız Batı’lı işadamıyla randevulaşır. Yarım saat geç kalır. Trafik derim, nasılsa kabul görürüm zannındadır. Görüşmeye gidince sekreter: “Randevu disiplini olmayanla iş tutamayız” notunu önüne koyar. Ve Batılı görüşmez bizimkiyle. Acımasız ve hiç insanca değil, bize göre!

- Sevdiklerim, yakınlarım ve insanlardan değer göremiyor, nedense hep suiistimale uğruyor, hep taviz veren oluyorum
- Kendi değerini bilmeyene kimse değer vermez ve de veremez!
- Ölçüsü ne bunun?
- İnsani ve evrensel olduğuna inandığın kendi ölçülerinden kimseye ödün vermemen!

- Kendi değerini bilmeyi; vakarı; senin sınırlarına saygı duyar, senden de bana saygı duymanı beklerim diye özetlesek?
- Hayır. Doğrusu: “Senin sınırlarına saygı duyar, benim sınırlarımı geçmene izin vermem!”
- Benimki niye yanlış?
- Saygı beklemek pasiflik! Mümin pasif olmaz!

Kendi Değerini bilen kimseden değer beklemez. Kendi Değerini bilmesi; ona kendiliğinden, doğal bir değer alanı zaten açar. Zorlamadan, kasmadan sadece vakur duruşla açılır bu. Vakarı Allah için koruyana; vakarı çiğnetmekle kibir farkını sezene selam olsun. Dilersen başarırsın…

SUYA KANMALI

Hayat denen rüyanın hiçbir şeye değmeyecek kadar kısa ve anlamsız olduğunu fark etmek için illa sağlık sorunları, mali kayıplar, insani veya toplumsal sınavlar ya da doğal afetler mi yaşamamız gerekiyor? Bunlar olmadan bu realite neden fark edilemiyor?!..

- Hayatın anlamı nedir?
- Hayatın hiçbir anlamı yok. Ha senin benim hayatım, ha bir kedi, köpeğin veya ağacın hayatı.
- Olur mu, insan Halife! Biz özeliz, özene bözene yarattı bizi Allah.
- He ya, öyle tabi öyle!
Böyle bakana daha ötesi anlatılamayacağı için he ya deyip geçtim.

- Yakiyne Ermek nedir?
- Ahlak, Din, Milliyet, İnsanlık vb adına anlam yüklediğimiz hayatın, gerçekte zerre kadar anlamının olmadığını fark etmektir.
- Anlam yüklemesek yaşayamayız ki? Bu dediğin çok korkunç! Yakiyn buysa cidden korkunç.
- Anlam yüklemeden yaşayamayız evet.

- Hayatın zerre kadar anlamı olmadığını fark edenler ne yapıyorlar?
- Manevi alt yapıları yetersiz ise intihar ederler. Biraz altyapı varsa sarhoş gezerler. Azıcıksa kafayı sıyırırlar.
- Bu anlamsızlığı da sindirip yaşama devam etmek?
- İşte onlara “Bilge” veya “Muhammedî” denir.

- O halde Maneviyat, Ruh Gücü veya Biliş sahibi olmak dediğimiz anlamı olmayan hayata anlam yükleyerek kendimizi uyuşturmak değil mi?
- Uyuşturmak? Hazmı zor olur. Aldanmış hissedersin. Gel biz ona “Hayata Tutunmak” diyelim
- Kanarak tutunmak?
- Suya kanmalı, tutunmalı yaşama!

- Dün babalar günüydü. Çocuklar hediyeler almış. Mutlu olduk ailece.
- Baba, anne, aile, evlat, vatandaş, dindaş vb olarak tutunmak hayata. Ne güzel, iyi etmişsiniz.
- Ters bişiy söylemeni beklerdim
- Yok. Sen ölünce çocuklar ve ailen de seninle kabre gelir, diyecem sadece!

????Suya kanmalı, Hayata tutunmalı dedin. Açsan?
- Senin ezberlerinden gidelim. Su?
- Su= İlim
- Aferin tasavvuf ezbercisi. Devam
- Suya Kanmalı= İlme Kanmalı. Derinlemesine bilgi peşine düşmeli, araştırma ve analizle
- Harikasın! Devam
- Yok. Başka bi ima var sözünde, ama ne?
- ….

Neyse, Suya Kanmalı dediğim yerde kal sen. Ötesine geçmeyelim. İlme odaklan. İlim denince de onu tasavvuf, kişisel gelişim veya dini bilgiye kilitleme! Hepsine yoğunlaş! Ama dikkat et, kana kana içeceğim diye çok zorlama bünyeyi. Yeme içme yüzünden çatlayanlar da var malum (…)

“Hayatın geçicilik duygusunu içimize yerleştirmemiz lazım. Ne zenginlik, ne mevki- makam, ne şan şöhret. Hiçbirisinin bir kalıcılığı, bir değeri yok. Yaşarken görüp geçtiklerin var o kadar. Bunların ötesinde bir dayanak arama ihtiyacımız var.” https://www.youtube.com/watch?v=mzqb6aoXtT8

Öğrenci hareketinden Akademisyenliğe, Milletvekilliğinden Bakanlığa, Genel Başkanlıktan Onursal Liderliğe, Politik Hizipçilikten İnsani ve ToplumsalUtançlara… Bir insanın gelebileceği her yere gelmiş, yaşanabilecek her şeyi yaşamış bir adam diyor ki “Her şeyin ötesinde bir dayanak bulmak lazım!” Onu bulmanı dilerim…

AYIKMASI EN ZOR SARHOŞLUK

İçki Sarhoşu nasılsa ayıkır. Madde Bağımlısının uyanık anı illa ki olur. Ayıkması neredeyse imkansız sarhoşluk; “Maneviyat Sarhoşluğu” dur. Manevi olanı kim kötü sayabilir ki onu terki ve uyanmayı düşünebilsin?! Hele bir de o sarhoşluğun üstü “Aşk” ve “Gönül”le yaldızlanmışsa.

Haram, Günah ve Yanlış bilinenden çekilmek ve uyanmak kolaydır. Zor olan Helal, Sevap ve Doğru bilinenden çekilmek ve uyanmaktır. Din ve Tasavvuf sahasının hemen herkes nezdinde mevkii iyi sayıldığından onlardaki saplantı, aşırılık ve bilgi bulanıklığını sezmek; uyanmak zordur.

Hakikati arayanlar, kendilerini inşa edecek olanı aramaya çıkıyor. Bense nerede beni yıkacak, yere serecek, inanç ve düşüncelerimi dinamitleyecek olan varsa gidip onu buldum iyi mi? Mazoşistçe mi geliyor sana bu? İyi öyleyse, sen “Okşayan”lara git, biz “Yok-layan”lara sevdalandık.

İbni Arabî, Gazali, Hallacı Mansur, Geylani deyince parlıyor gözlerin. İbni Sinâ, Farabî, El- Kindî, İhvan-ı Safa desem. Bedrettin desem. Varidat hani? “İnsan kadimdir” diyen Şeyh Maşuki? Sustun! Niye ki? Einstein, Kant, Galile, Aristo, Sokrat, Platon desem kriz geçirirsin! Demedim.

“Aslında Yaratılış da yok; Zuhûrât var ama söylenmez herkese” demiş Âmiş Efendi. Yani “Tanrısal Yaratım” değil “Kendiliğinden Açığa Çıkış” var, demiş yüce insan. Evrimci veya Ateist diye etiketlediklerimiz de aynı şeyi söylemiyor mu? Ben mi çorba ettim? Aralarında fark ne sahi?!

Şiir, kıssa, aşk meşk pek güzeldi yolculuk. Biri gelip böldü sözü “Tren bu, hattı belli menzili belli, Helikopter mi ki yükselsin?”. Tavana çıkıp helikopterden sarkana bağlandım. Çektiler. İyiydik göklerde. Az sonra attılar denize. Ne paraşüt, ne tüp. Tam bittim, öldüm demiştim ki…

Yaşadığımı fark ettim. “Öldüm” “Bittim” dediğinde yeni bir yaşama gözlerini açarmış ya insan! Rahimden atılan bebek de ölüm zannıyla ağlarmış hani! Ağladım bi süre. Ne yerde, ne gökte; ne trende, ne helikopterdeydim artık. Uçsuz bucaksız denizdeydim. Öylesine Yalnız ve Kendince!

Can simidi attılar gemiden. Filikayla aldılar. Ne minnet, ne şükran. İyiydim denizde dedimse de kimseyi kendi haline bırakmaz o dediler. Kendimce kalırsam gene yapışırmış üstüme benlik. Peki dedim. Plan, Program sordum. İlahi sen! Kamaranda gönlünce takıl demezler mi? Öyle işte!

Güzeldi, Tren kompartımanında, evliya kıssalarından kendimize pay çıkardığımız dostlar. Derindi, Helikoptere alıp göklere havalandıranlar. Heyecanlıydı kuantsal boyutlara miraç hayalleri. İyi ki attılar denize. Geberip gitsin diye? Mi acaba? Kaptan başka şey murad etmiş olmasın?!

Sarhoşluk dedik Maneviyat dedik nerelere geldik! Sarhoşun salâtı geçersiz, di mi Kur’ana göre? İçki sarhoşu tamam da Aşk Sarhoşu, Maneviyat Bağımlısı? Onların salâtı? Bağışla dostum, çok karıştırdım yine, bağışla! Vaktin varsa bi göz at bu karalamaya… https://mehmetdogramaci.com/2011/07/oyuncak-dusmani/