Değiniler- 168

Değiniler- 168

İNSAN KALİTESİ

İnsanın kalitesi; üstüne gidilmedikçe bilinemez. Üstüne gidildiğinde dağılan; çirkin sözlerle üstüne gelenleri aşağılayarak savunma görüntüsü altında kibir kusanlar biliniz ki toplumun kendilerine yüklediği anlamı hak etmediklerini ilan ve kalitelerini izhar etmededirler…

Vaktiyle beraber yürüdükleri zat kendisine tavır almış, kamuoyu önünde aşağılar olmuştu. Sevenleri buna dayanamıyor, bi söz etsin istiyorlardı. Kızgındılar, huzuruna çıktılar; İzin ver, biz de tavır alalım. “Sakın ha! O bir ummandır. Umman kir tutmaz. Saygıda kusur etmeyin” dedi.

İnsana yaşatılabilecek ne kadar acı varsa üstüne boca edildi. Köşeye sıkışmak ne kelime, kaçacak delikler dahi tıkanmıştı. Süreç işlerken “O da bulur belasını, Allah er geç yaşatır” dediler. “Ayağına taş değmesin, tırnağı kırılmasın” dedi. Mazoşist miydi? Erdemli mi? Deli mi ne?

İlla birinden bir şeyler mi öğreneceksiniz? Şu iki ölçüye çok dikkat edin; 1- İftira, ifşa, aşağılama, suçlama yaşadığında ne yapıyor? 2- Yayın yaparken çeşitli bahanelerle insan ya da insan gruplarını aşağılıyor, belli kesimleri yüceltip diğerlerini çiziyor, dışlıyor mu?!..

İlim, Hakikat, Ahlak, Din ve Erdem esnaflarının izinsiz- ruhsatsız satış yaptığı açık dünya pazarında aldanma, ütülme, yanma ve sapmalar olasıdır. İnsan Kalitesini ele veren şaşmaz ölçüleri gözleyememiş, duygularınıza uymuşsanız yol kazalarında kendinizden başkasını suçlamayınız.

Kulluk hakikatinin; yaşadığının sorumluluğunu kimseyi suçlamadan bütünüyle kendi üstüne almak olduğu bilincine erenler; en ağır taarruzlarda bile değil karşılık, savunma ihtiyacı bile duymamışlardır. Bilirler ki; Oyun bir senarist, bir yapımcı, bir yönetmen elinden çıkmadadır…

Maç kıran kırana geçmişti. Yenenler aşağılık tezahüratlarla çıldırırken yenilenler tribünleri ateşe verdiler. “Şeref” tribünü sakindi. İki yönetici sakince kucaklaştı “Edep”te kusur etmeksizin. “İnsanlık Şerefi”ni beşeri hallere kurban etmeyen “Erdem” sahiplerine ne mutlu!

UNUTULAN BİR ERDEM

Özür dilemek erdemdi. “Niyetim öyle değildi ama sözlerim maksadı aşmış olabilir” derdi eskiden kalem ve söz sahipleri. Sonra bu “Yanlış anlaşıldım” a evrildi. Şimdilerde değil özür dilemek yanlış anlaşıldım diyene de hasretiz. Karşılıklı öfke patlamaları ve nefret kusmalar çekilir gibi değil.

Bir insanı sözü, yazısı veya tutumundan dolayı kamuoyu önünde fikir- ilim planında linç etmek ne kadar insanlıktan uzak bir davranışsa; linç girişimleri karşısında ağzını bozarak, duruşundan saparak, kendi değerlerini çiğneyerek cevap vermek de en az o kadar insanlıktan uzaktır.

Toplum olarak en büyük hatamız sevdiğimizi hatadan münezzeh bir tanrısallığa yücelterek sevmemiz; sevmediğimizi şeytandan daha aşağılık derekelere indirerek ötelememiz gerektiğine inanmamızdır. “Orta Yol” ve “İtidal” sevgi ve ilgide niye bize zor gelir ki?!..

Vaktiyle bazı görüşlerini eleştirdiğim yazarın kitabını elimde gördü. “Sen? Bunu okuyorsun? Şaşırdım!” dedi. Evet, okuyorum. Neden şaşırdı? Eleştirmişsem toptan reddetmeli, benimsemişsem toptan benimsemeliydim çünkü. Bu kafa bizi millet olarak mahvetmiştir. Toptancılık Kafası…

Bir de aynı pazarda aynı müşterilere seslenenlerin fırsatçılıklarını izlerim acı acı gülümseyerek. Bir fikir sahibi hatalı söz mü etti, hemen atlar bunlar “Biz saygılıyız, öyle demeyiz, ayıp yani!” beyanıyla taraftar pekiştirirler. Sizin ayıpları bilmesek yutardık ama biliyoruz!

Dinin yüceliğini anlatan bir kitapla, Ateizmi yücelten bir eseri peş peşe okuyabilirim. Yüksünmem. Kafam karışmaz, gönlüm bulanmaz. Sosyalist yazarın hatıratına bayılmıştım. Milliyetçi olanın destansı kahramanlık romanına da. Böyle bir zihinsel duruş çok mu zor? Çok mu garip?!..

Kendinizi gözden geçiriniz. Neler kanınıza dokunur? Kimlerden, hangi anlayışlardan uzak durmak zorunda hissediyorsunuz kendinizi? Ve benimsedikleriniz? Bunları çözümlemedikçe erdemli insan olunamayacağını hatırlatır; zihin açıklığı, gönül genişliği ve idrak zenginliği dilerim.

İYİLİK SEVER Mİ? HAZ DÜŞKÜNÜ MÜ?

“İnsanlara iyilik etmeyi seviyorum” diyen; mutlu etmeyi mi sevmiştir yoksa mutlu etme adı altında iyiliğin kendisine hissettirdiğini mi sevmiştir? İyilikle salgılanan serotonin hazzı mıdır esas sevilen?! Yoksa birini mutlu etmenin, mutlu edilenden doğan huzuru mu esas sevilen?!

Şeriat alimlerinin önceliği insanları Kötülükten sakındırmak olarak belirirken Hakikat adına iş gören ve öğrenci yetiştiren rehberler neden dervişleri bir süre İyilikten bile sakındırma terbiyesi vermişlerdir? Göstermek istedikleri esaslı gerçek acaba nedir?!..

“Çocuklarım için çok çektim, onlar için neleri göze aldım bir bilseniz” dedi sohbet meclisine yeni katılan orta yaşlı hanım. “İyi bilirim, sizin neslin çocuklar üzerinden annelik maskesi takmış şeytanlarına nasıl kul olduklarını çok iyi bilirim” dedi bilge haminne. Ne demekse?!

İşlediğim kötülük ve hatalardan dolayı bağışlamanı dilerim Rabbim… Ben sana baş kaldıranlardan oldum. İşlediğim iyilik ve doğrulardan dolayı bağışlamanı dilerim Rabbim… Ben sana baş eğme görüntüsü altında kendi egosunu büyütenlerden oldum. Seni kullandım Rabbim, affet!

Ortadoğu ve Doğu toplumlarında acılı ezgiler, arabesk ritimler ve destansı anonimler her dönem revaçta. Sanat ağırlıklı, çok sesli, disiplinli müzik kültürü neden tutmaz bu topraklarda? Biz acıyı, adanmayı, kurban olmayı, uğruna ölmeyi severiz güzelim. Yaşamayı hiç sevemedik ki!

Kadınlığını Anneliğe, Erkekliğini Babalığa feda etmiş. Gençliğini vatan kurtarmaya, Orta yaşlılığını evlatları hayata kazandırmaya adamış. İhtiyarlığında pek bir huzurlu şimdi. İnsanlık ve üstün değerler için yaşama huzuru! “Kendin? Onun için yaşadın mı?” dedim. Hâşâ dedi. Hâşâ?!

“İnsanlar din, bilim, felsefe, kültür, gelenek, ahlak ve değerlerin sesini dinliyor. Ama bi kere bile Kendini/Vicdanını dinlemiyor! Asıl dinlenecek Hakiki Seslenişi dinlemiyor ve öylece ölüp gidiyorlar. Yazık değil mi Mehmet?” dedi. Ben de bunları sana yansıttım. Yorum senin.

GEÇTİK DEDİKLERİMİZİ GEÇTİK Mİ SAHİDEN?

✔Para insanı değil
✔Makam- mevki ile işi olmaz
✔Kadınlar onu yoldan çıkaramadı
✔Dünyayı değil Ahireti seçti

Birinin manevi, ruhsal, insani üstünlüğünü vurgularken hareket noktalarımıza bakar mısın? Değer kabul edilenlerden yola çıkıp onları reddetmeyi kutsuyoruz. Garip değil mi?!

Nesi mi garip? Bilinç parayı, makamı, şehveti, dünyayı reddederken Bilinçaltı “Kedi erişemediği ciğere mundar der” modunda bir durum yaşıyor olabilir mi? Hele bir yokla kendini! “Erişemedim, elde etme imkanım da yok öyleyse reddeder, aşağılar, manen üste çıkarım” durumu! Ha?!

✔Allah için tacı tahtı terk etti
✔Neler teklif ettiler dönüp bakmadı
✔Kadın? Başını yerden kaldırmaz, öylesine edepli

Para, altın, ziynet zaten işi olmaz. Terk etti. Dönüp bakmadı. Gözlerini kapadı. İşi olmadı. Başardı? Deneyimlemedikleri üzerinden başarılı ve iyi öyle mi?

Parayla işi olmaz.
Zaten fakir, bulamadı ki parayı!
Kadınla da olmaz
Eee ev kuracak imkanı yok garibin
Makama bakmadı
Verdiler mi ki? Verdiler de mi dönüp bakmadı?
“Kâmil İnsan” modelimiz nasıl ama? Deneyimlemedikleri üzerinden Kâmil; Sınavına girmedikleri üzerinden İyi!

“Aşmış” dediklerimizi nitelerken kullandığımız ölçülere dikkatini çekmek istedim. Tersine bir sorgulama işte benimkisi. Bir kitap okuyordum, bir tespit hoşuma gitti, sana da yansıtayım istedim. Huyum kurusun paylaşmak da bi hastalık işte… Bilinçaltına taktım bu aralar da.

✔Hiç kimse denenmediği günahın masumu değildir
✔Fakirin dindarlığı; maharet değil mecburi istikamettir

Sevdim bu sözleri. İmkan bulamadığımızda değil uygun ortam olsa ahlak, din, erdem adına ne kalır elde? Değer ölçülerimizde saklı bilinçaltı gerçeklerine dokunuverdim.

GÜBRELİK, ÇÖPLÜK VE GÜLİSTAN

Bir yer gübrelikse pislik üretmesi; kötü koku yayması, sinek ve böcekler başta olmak üzere karga, fare ve pislik severleri çekmesi gayet doğaldır. Ortada çöplük ve gübrelik varsa ürettikleri ve kendine çektiklerinin bunlar olması doğallıktan öte bir Allah Yasası gereğidir.

Bir yer gülistansa bülbül, kelebek, çırçır böceği ve kuş çeşitlerini çekmesi; arılara otağ olması; hoş koku ve manzarasıyla güzellik aşıklarını bağrında toplaması doğaldır. Ortada gülistan varsa ürettiği ve çektiğinin bunlar olması doğallıktan öte bir Allah Yasası gereğidir.

Çöplükler patlamaya hazır bomba olarak metan gazı ve akla hayale gelmedik bulaşıcı illetler üretirler. Vahşi ve ilkel depolamadan başkasını bilmeyen veya bunu kolayına geldiği için yapan kafa; en kötüden, en çirkinden bile fayda elde edilebileceğini düşünmekten uzak kafadır…

Allah Yasası; kişide, doğada, en yükseklerde; gezegenlerden en diplerdeki bitki köklerine kadar her yerde hep aynı işler bilir misin? Evrenin muhteşem bir matematiği vardır ve onun formülasyonları her yerde aynı çerçevede yürürlüktedir. Girdilere göre çıktılar oluşur; torpil, kayırma ve kaçak olmaksızın…

Gece korkmuş, sabah dudaklar uçuk. Gerginmiş bugünlerde, yüzü gözü sivilce dolmuş. Bir şeylere isyan mı etmiş, beden ve zihnine aşırı yüklenmiş, hafta sonunu 40 derece ateşle acilde geçirmiş. İnsanda, hangi Allah Yasalarına göre hangi durumlar oluşuyor biraz düşünür müsün?

Hekimbaşı Çöplüğü patlamasını hatırlar mısın? 26 yıl önce de İstanbul’da yaşamakta olanlar iyi hatırlar. Korkunçtu. Evler yıkıldı, toprak kaydı, insanlar ve çocuklar öldüler göz göre göre. “Vahşi Depolama”nın “Doğal Neticesi” idi. Vahşi Depolama ve Doğal Neticeyi unutma şimdi…

“Dertler, acılar, stresler üst üste geliyor. Hastaneye gittim kronik hastalıklar başlamış. Ne suçum var ki?” Yaklaş! Kalbini aç! Abooo! Bunca nefret, bunca kırıklık, bunca alınganlık ve sitemi nasıl biriktirdin sen? Vahşi Depolama? Doğal Neticesi Patlama? Kader deme, sakın!

“Alacaklılar peşimde. Eve haciz gelebilir. Ailece perişanız. Eşimle, çocuklarla kavga etmediğimiz gün yok. Oysa ellerim duada, dilim zikirde hep” Bir yer gübrelik ve çöplük olmuşsa kargalar, fareler, gübre böcekleri üşüşür, üstünde alıcı kuşlar döner durur demiş miydim? Kızma!

Çocukluğumda komşumuz Şükrü dayı, ahırın gübreliğinde gübre biriktirmez, tarla ve bahçelerine sererdi. Pislikten bereketli başaklar, organik sebzeler, sulu meyveler yetişirdi. Şimdilerde şehirler, “Geri Dönüşüm” ve “Sıfır Atık” projelerine yoğunlaşıyor. Bu sana bir şeyler söyler mi?!

Kamuda çöpleri rast gele poşete boca ederken şimdilerde Sıfır Atık Projesiyle plastik, kağıt, yemek artığı yerinde ayrıştırılıyor. Getirisi milyon dolarla ölçülüyor. Bakmadan ve rast gele atmak yerine yüzleşiyor, inceliyor, ayrıştırıyoruz çöplerimizi. Konu çöp müydü, biz miydik sahi?

Dertlenen, şikayet eden, arabesk duygularla hayat harcadı, kimse anlamadı, talih benden yana bakmadı diyen sen! Bir kez olsun yüzleştin mi kendinle? Baktın mı ellerinle ürettiklerine? Yaşandı bitti sandıklarının tıpkı çöp gibi üretime devamla sana dönmekte olduğunu düşündün mü?!

Vahşi Depolama, İlkel Biriktirme usulüyle yığılan çöplerin gün gelip bomba gibi patlayarak onulmaz yaralar açması ile içine attıkların, sitemlerin, nazların, kahırların ve mekanizmasını okuyamadığın her türden oluşların yine senin başına patlayacağını neden düşünemedin? Çok mu zordu?!

Çöplüklere karga ve çakalların; Gülistana bülbül ve kelebeklerin üşüşeceğini bilen sen; biriktirdiğin nefret ve ayrıştırıcı düşüncelerinle hayatına giren insan ve olaylar arasında hiç bağ kuramadın değil mi? Niye kurasın ki? Benliğine toz konar! Nasılsa Kadere iman (?) ettin sen!..

Kargalar çöplüğe, Akbabalar leşlere kanat açar. Bülbüller gülzara, arı ve kelebekler çiçeklere uçar. Sana gelenler? Hayatına girenler? Senle alakası yok değil mi? Nasılsa “Allah belayı sevdiğine verir” avutmacası var hem. Sarıl ve avun sen. Sarıl ki ahirette madalya taksınlar!

Çöplük, Gübrelik, Gülistan üzerinden Allah Yasasına dair bir şeyler söyledim. Esas mekanizma bu yazıda. Tabii kendine basiretle bakabilecek cesaretin varsa. Lütfen Kader sakızı çiğneyenler ve Belayı kutsayanlar okumasın. Uyanmayı dileyenlere selam olsun. http://goncakubat.com/frekanslarin-iliskilere-yansimasi/#respond

ZİHİNSEL İLLÜZYON

Gözlerimin harikuladelikler görmek, kulaklarımın keramet ve mucize işitmek istediği dönemlerde neler gördüm, neler duydum… Anlatsam roman olur. Vayy beee diyenler de çıkar. Ama ben asıl soruyu kendime şöyle sordum:
– Şimdi niye görmüyor, niye duymuyorum? Neden kesildiler!?..

Hayata bakış açım Hayalden geçerek Akıl düzlemine yürüdüğünde ne olağanüstülük kaldı etrafımda ne de evliya gibi dediğim kişiler çıktı yoluma! Dışarıda mı olup bitiyormuş onlar? Yoksa içeriden mi start alıyormuş? İçeri değişince görünmez- duyulmaz olduklarına göre!.. İyi Düşün!..

– Büyük zatı ziyaret ettik dostlarla. Allah sizi inandırsın kalbimi okudu. Ne derdim varsa imalarla işaret etti.
– Büyük zat olduğuna inanmış; Kalp okuma anlamı yüklemiş; Enerjisini ona açık etmişsin; o da içeri girmiş. Hepsi bu!
– O kadar basit mi?
– Basit
– Arızasın sen!

– O zata seninle gitsek senin kalbini de okur. İnanmıyorsan gidelim
– Ben kimseye büyük zat anlamı yüklemez, kalbimi açık etmezsem feriştahı gelse okuyamaz! Var mısın?

Varım dedi, gittik. Adam bunalıma girmiş. Ben çıkınca “Rengini çözemedim, cinsleri getirme bana” demiş.

Aşk, Gönül, Kalp kavramlarıyla kanatlandığımız günler. Bir türbe ziyaret ettik. Türbedar genç beklediğimiz dilden Mana Alemleri (?) nden sohbet etti. Sonra da inşaata para lazım dedi. Arkadaş ne kadar dedi. 750 dedi. Verdi. Bana “Sabah bu niyetle 750’yi cebe koydum, nasip” dedi…

Oradan ayrıldık. Yolda bunu konuştuk 750 al evden, türbeye de gereken 750 olsun. Mucize gibi. Başımızda Maneviyat Yelleri. Dostum uçuk şeyler sevmediğimi bildiğinden bana söylememiş ama o türbedar gençle diyalogu kesmemiş. Türbedar, her seferinde türbe ihtiyaçlarını sıralarken “Yanında geleni sevmedim. Bunları ona anlatma sakın” diye tembihlemiş. Dostumuz, cebinden habire gitse de irtibatı sürdürmüş. Bir gün dayanamamış, yetişemiyorum deyip bırakmış. Dostum bana açıldı. “Sana söylemedim ama ütüldüm ben. Bilmeni istemiyordu” dedi. Niye istemedi ki?!

Sizi maneviyat (?) kanalından sömürmek isteyenler az da olsa uyanık olanı yanınızda istemezler. Tekere çomak sokma ihtimali olanı niye istesinler ki? Peki sömürü sadece para ve değer üzerinden midir? Sevgi, ilgi, enerji, beyin gücü de sömürülmez mi? Hem de nasıl, hem de nasıl?!

Para istemiyorum, övgü de istemiyorum, ilgi de beklemiyorum, senin gerçeği bulman için çırpınıyorum, türünden laflar edenler gerçekten sizden hiçbir şey istemiyor ve gerçekten sizden hiçbir şey almıyorlar mıdır?! Bunu derinlemesine bi düşün olur mu? Ama iyi düşün…

İnsanlar, istemiyorum diyene istiyorum diyenden daha çok bir şeylerini vermeye hazırdırlar. Gönülce Yaşamak (?) adına. Ve istemiyorum diyenler, onların bu ruh halini çok iyi bilirler. Sende, seninle, oynanan oyunu göstermek istedim sana. Zihinsel İllüzyon adıyla.

İnsanlar; Gözlerinin görülmek isteneni gösterme, Kulaklarının duyulmak istenileni duyurma, Bilinçlerinin hissedilmek isteneni hissettirmesi şeklinde işleyen “Zihinsel İllüzyon”u fark ettiklerinde yepyeni bir İdrak Devrimi yaşayacaklar. Dilersen; o devrimi sende yaşarsın. Fark edersen yaşarsın.

ÇOK MU ÖNEMLİ?

✔ Kendi kendini kandırmak
✔ Kendi kendini teselli etmek
✔ Kendi kendini keşfetmek

İlki, gönüllü aldanışın sahte mutluluğu. İkincisi, realiteden kaçanın kendi dar alanında kendini avutması. Üçüncüsü, içeriden hareketle dışarıyı, dışarı etkisiyle içeriyi reddetmeyenin huzuru bulması…

İşin tuhaf yanı şudur. Siz kendi kendinizi keşfetmenin huzurunu bulmuşken size kendinizi kandırdığınız veya daha feci bir ifade ile kendinizi tesellilerle avuttuğunuz söylenebilecektir. Özgürleşemediğiniz ima edilebilecektir. Hakkınızdaki tespitler önemli mi? Asıl önemli olan ne?

Asıl önemli olan dışarı sizi nasıl görürse görsün, üçlü kategoriden hangisine sokmaya çalışırsa çalışsın; sizin kendinizde ne hissettiğinizdir. Kendinizi keşfettiğinizi hissediyor musunuz? Tadını çıkarın! Teselli, avuntu, kaçış mı dediler? Gençler gibi şöyle deyin; Çok da Tın 🙂

EBEDİ DOYUMSUZ

Bulmak için aramıyorum
Aramam gerektiğine inandığım için arayıştayım
Varmak için yola çıkmış değilim
Varsam neee varamasam neee
Yolculuğun tadını almışım bi kere
Gerçek cevaba, genel geçer hükümlere erişmek değil tefekkürde hedefim
Sorgulamanın o doyumsuz zevkini keşfetmişim…

Bulmak için arayanları buldur;
Varmak için yola çıkanları ulaştır;
Cevaplar ve kesin hükümler isteyenlere yağmur misali yağdır cevapları, yıldızlar misali parlasın tertemiz zihinleri…
Ben almasam?
Bunlar kesmiyor da artık
İsyan saymazsın halimi di mi Allahım?!

Hastalığa Şifa
Soruya Cevap
Probleme Çözüm
Derde Deva
Tatminsizliğe Doyum
Arayan kulların ne güzel Allah’ım.
Bir de bu arayışın; senin onlara uygun gördüğüne İtiraz ve İsyan olduğunu sezen, öylece duran kulların varmış. Onlardan olmayı istesek Celallenir misin Allah’ım?!

Doyuma bi ulaşsalar mutlu olacaklar.
Ebedi Doyumsuz olarak yaşamaktaki doyum ötesi doyumu keşfeden ne yapsın?
Arıza, sapık, isyankar, deli saydılar onu doyum peşinde koşan, basite tav kulların!
Ötekiler neyin olur Allah’ım?
Ebedi Doyumsuz olmak?
İstesek lütfeder misin?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir