Değiniler- 171

Değiniler- 171

OLMAK- OLMAMAK KAYGISIYLA YİTİRDİK GERÇEĞİ

Olmaya çalışarak bürünmek istediği her tür kimlikle insan, hakikatine karşı sahtekarlık ve nankörlüğünü besler. O kimlik dini, ahlaki, vicdani olana dayansa bile…

Olmamaya çalışarak kaçınmak ve sakınmak istediği her tür kimlikle insan, hakikatinden uzak düşmüşlüğünü ve kendi kendine yabancılaşmasını besler. Kaçınma, sakınma ve korunması üst değerler adına olsa bile…

İnanç, ahlak ve değerler dünyası önümüze hep iki seçenekli yollar koydu; Yönelmek ve Sakınmak… Üçüncü, dördüncü, beşinci yollar ve çoklu alternatifler de olabileceğini düşünmedikçe insanlığın birey ve toplum planında acıları dinmeyecektir.

– Sizi daha iyi anlamak, söylemlerinizi hayata geçirmek için ne yapmalıyım? Nelere yönelmeliyim?
– Hiç bir şey! Hiçbir şeye de yönelme!
– Peki nelerden sakınmam lazım?
– Hiçbir şeyden!
– Nasıl olur? Bu bir boş vermişlik değil mi?
– Aynen öyle! Evet boş vermeni öneriyorum.
– ….

Kitap, makale, videolar öneriyordum. Okuyor, izliyor, düşünüyordu. Kilit noktası hep aynıydı; nasıl yaşama geçiririm, neler yapmalı, neler yapmamalıyım? Hep aynısını dedim; oku, izle, kendini serbest bırak. Korkusunu biliyordum; kafasını kalıplaştırmışlardı, kutlu (?) ödevlerle.

Sorularına cevap bile vermiyor oku, izle, düşün sadece diyordum. Aylar geçti korkuları geçmedi; ya raydan çıkarsa? Ya Firavunlaşırsa? Ya Şeytanlaşmayı Hak sanırsa? Ve bir gün şunu yazdı:
– Nefes alıyorum hocaaamm! Huzur varmış, dünya varmış. Ben kendime ne kadar da zulmetmişim?

Raydan çıktın? Ahlaksızlaştın? Dini İnançlarını inkar ettin? Veya günaha, harama saptın? Bunları sordum. Elbette hiçbiri olmamış, hiçbir korkusu ayağına dolanmamıştı. Nefes alıyordu. Ne güzeldir nefes almak! Ne güzeldir sırtladığımız kutlu ödev ve hayati projelerden kurtulmak!

“Olmalı- Olmamalı” şeklinde kurumsal çalışma yönetmeliği misali maddeli, sıralı, zorunlu kabul ettiği her şeyden zihni azat olunca bir şey itiraf etti: “İnsanlar ne kadar güzelmiş. Senelerce didiştim eşimle. Çocuklara neler dayattım eğitim adına. Meğer sorun benim kafammış!..”

Allah’a ulaşmak!
Gerçeğe erişmek!
Menzile varmak!
Hakikat çizgisinde yürümek!

Sıkça duyduğun bu -sözde- üst hedeflerin hepsinin ortak paydası; hep bir mesafe ve hep bir çaba içermeleridir.Hakikatle, Gerçekle, Allah’la aranda mesafe mi var ki? Mesafe yoksa neyin çabası bu?

YALNIZLIK VE TEK BAŞINALIK FARKI

Yalnızlık; Cehennem,
Tek Başınalık; Cennet,
Tek Başına bilinciyle İnsanları ve Toplumsal Hayatı kucaklamak;
Cennet ve Cehennemin ötesinde yaşamaktır.

Yalnızlık korkusu insanları Tek Başınalığın özgürlüğünü tatmaktan mahrum etmiştir. Oysa bütün heybetli dağlar tek başınadırlar. Kız Kulesi tek başına seyreder Boğaziçi’nden bizi. Galata Kulesi asırlardır kur yapar, göz kırpar da yüz vermez Kız Kulesi! Memnundur Tek Başınalığından!

İnanç, Ahlak ve Toplumsal Hayatın sürekliliği adına insanlar Tek Başınalık Bilincinden uzak tutulmuş; Tek Başınalık Bilinci, Yalnızlık ile özellikle, bilerek, kasten bulamaç edilmiştir!
– Sürüden ayrılanı kurt kapar
– Her kuş sürüsüyle uçar
– Bir elin nesi var iki elin sesi var.

Doğu Toplumları Tek Başınalığın Firavunluk, Deccaliyet, Şeytana Uymak veya Bölücülük olduğu savı üzerinden korkutulmuşlar, güdülmüşlerdir. Genlerimize işlemiştir bu korku. Bütün bunlara rağmen dünyaya yön verenler; çığır açanlar hep Tek Başınalığını fark edenler olmuştur!

Necip Fazıl, Nazım Hikmet, Sezai Karakoç, Sabahattin Ali, Yunus Emre, M. Kemal Atatürk…
Yalnız kaldılar,
Terk edildiler,
Etkisiz elemandılar diyebilir misin?
Yalnızlık ve Tek Başınalık farkını az sezdin mi şimdi?

Tek Başınalık; bilinç durumudur
Yalnızlık; yaşam durumu
Tek Başınalığını fark eden; insanlardan uzak durma veya küsme ihtiyacı duymaz.
Nefret yanına uğramamıştır.
Yalnızlık yaşayan; çekilme, uzaklaşma ihtiyacı içindedir.
Nefret, kırıklık tortulaşmıştır kalbinin derinlerinde!

Yalnızlık yaşayanda Şahsiyet henüz oturmamıştır.
Güçlü şahsiyetlerin pozitif veya negatif etkilerine açık, zayıf bir karakterdir o.
Tek Başınalığının bilincinde olan ise Şahsiyetini bulmuş; Karakterinden eminliğin verdiği özgüven ve özsaygı ile rotasını tutturmuş ilerlemektedir.

Aile içi sorunların var?
İnsanlardan yorgun, üzgünsün?
Toplumsal ilişkiler canını sıkıyor?
Hepsi senin Tek Başınalık Bilincini keşfedememenden!
Keşfetmiş olsan kimseden şikayetin olmazdı.
Dağların, tepelerinde esen borandan, başlarından eksilmeyen kardan şikayeti duyulmuş mu?!

Tek Başınalığını fark edenin kimseyi Kurtarma-Koruma-Kollama derdi yoktur.
Telaşı hiç olmamıştır.
Kız Kulesi, fenerlik derdinde mi?
Gemiler niye itibar eder ona?
Dağlar su verme, mekan açma derdinde mi?
Billur sular niye onlardan kaynar?
Şehirler niçin kurulur yamaçlarına?!

Tek Başınalığını fark edenler; statükonun, kurulu düzenin aynen devamını isteyenler, rant ve çıkarlarının bozulmasını istemeyenler tarafından hep ürkütücü, tehlikeli, şüpheli, yıkıcı görülmüşlerdir. Resme bak ve dikkatle oku; adam bir aylığına tatile geldi diye neler olmuş?

EDs7WeZXoAIJc_r

Bencilce haklı çıkmak, arabesk acıları besleyerek kurban rolünü sürdürmek isteyenler “Allah yalnızdır, yalnızları sever”e sığındılar. Bu sığınışları; Kendilerini Tanıyamama ve Sistemi Okuyamamalarının kutlu kılıfı oldu! Sen öyle yapmayacak Tek Başınalıkla yüzleşeceksin değil mi?

Bazen merak edersin değil mi,
Allah acaba kimlere, niçin, hangi özellikleri nedeni ile Yürü Ya Kulum diyor?
İsyan da edersin, ulan bizi görmüyor mu?
Hâşâ!
Allah, “Tek Başınalığını Fark edenlere”
“Yürü Ya Kulum” demektedir
Hiç unutma e mi?
Umarım anlatabildim sana bu hali.

YOK SAYMA PERDESİ

Bedeni öne alarak Ruha sırt dönmek; Ruhu önemseyip Bedeni yok saymak ne kadar Hakikate Perde ise; Evrensellik ve Üst Seyir adına Milli- Vatansever Duruşa burun kıvırmak; Milliyet- Yerel Değerler adına Evrensellik ve Üst Seyre kendini kapatmak da bi o kadar Hakikate Perdedir!..

“Tanrı Dağı kadar Türk; Hira Dağı kadar Müslümanız” diyen merhum Osman Yüksel Serdengeçti sanırım söylemeye çalıştığım perdelilikten bu nesli korumak için bu veciz ifadeyi gönüllere kazımıştır.

Zeybek oynayanın
Horon tepenle
Kolbastıyla coşanın
Fidayda ve Çiftelli gönüllüsüyle
Sorunu yok bu coğrafyada
Büyük denen, zor görünen her sorun aslında bir Sevgi Dokunuşuyla çözülecek kadar basittir.
Yeter ki
Yerelle Evrenseli
Bütünleştirme azmimiz olsun.

BİR ŞEYTAN KANCASI; BAŞARMAK

Başarmak; egoya özgü bir kavramdır. Bu kavram zihninize bir kez taht kurmaya başlamışsa peşinden hırsı, aç gözlülüğü, sınır tanımazlığı ve ne olursa olsun galip gelmeyi de sürükleyecektir.
İlerisi nereye mi çıkar? Merhamet, letafet, hürmet ve muhabbet gibi erdemlerin iflasına!

– Zikir, Riyazat, Oruç ve bir takım manevi çalışmalarla Nefsime galip gelmeye çalışıyorum
– Ne o, savaş mı çıktı? Ben niye duymadım?
– Lütfen ciddi olun. Nefsimi yenmeye; egoyu alt etmeye, hakiki kulluğu başarmaya çalışıyorum
– Savaş varsa savaşmalı da kim kazanır o meçhul!
– …
– Kul olmayı başaranlar böyle başardı
– Harun görünümlü Firavunluk; Tevazu giyinmiş Kibir, Bilgiyle örtülmüş Çıkarcılık, Ahlak veya Evrensel maskeli Sapkınlıklar da o ortamlardan yükseldi
– Manevi çalışma yapmayalım mı?
– Uyarıyı böyle anladığın için güçlendi o yapılar.

– Ne demeye çalışıyorsun anlamıyorum
– Zikir, riyazat, nafile vb manevi çalışmalar yapanların genelinde kibir, ayrımcılık, insan aşağılama, kural tanımazlık gelişiyorsa; bi yerde bi şeyler yanlış demek değil midir?
– Öyledir
– Bunu fark ettirmeye çalışıyorum
– Sorunun özü nerde?

– Sorunun özü; Başarma kavramında!
– Açar mısın?
– Başarma zihne hükümran olursa hırs, kibir, arzu ve üstün gelme tetiklenir dedik mi?
– Evet
– Adına dini-manevi denen çalışmalarda bile bu böyledir
– İyi bir kul olmayalım mı?
– Dayak istiyorsun ama sabredicem
– Lütfen, açın!

– Allah’ın Sisteminde esas olan Savaş- Kavga mıdır yoksa Barış- Uyum mu?
– Zıtların Cemi
– Özüne inemediğin ezber lakırdılarla konuşma bana! Savaş mı Barış mı? Uyum mu Kavga mı?
– Elbette uyum. Öyle olmasa yaşam olmazdı
– Her Başarma girişimi bir Savaş ilanı değil mi?

– Evet anlıyorum, Başarı birilerine, bir şeylere üstün gelme arzusu. Bu; açıktan veya dolaylı savaş ilanı!
– Şükür. Sistemde esas olan Barış- Uyumsa sen manevi ilerleme adına nasıl kendine savaş açarsın? Sisteme aykırı bir tavır ve duruşla yola çıkarsan sistem bunu onaylar mı?!..

– En iyi eş, en iyi anne/baba, en iyi çalışan/üreten, en iyi vatandaş/kul olmak isterim. Bu da mı kötü?
– Huzurlusun?
– Değilim. Hep bi koşturmaca. En iyisine çalıştıkça engeller, pürüzler, terslikler
– Sistem ne diyor sana?
– …
-“Başarı çabanla kafa tutma bana” diyor!
– …

Her Başarı çabası; akışa çomak sokmak, oluşa kafa tutmaktır. Kendini o kadar güçlü hissediyorsan dilediğini yap. Ama bil ki fabrika dişlisi ağaç çubukla durdurulamaz. Elini sokarsan kolunu koparır! Bir fabrika dişlisi bile sistemine aykırı olanı eliyorsa, hayat ne yapmaz?!..

Kadim veya Çağdaş Öğretilerle zihinleri buz kalıbına dönenler biliyorum, inadına yanlış anlayacak. Manevi çalışmalardan soğutuyor; boş vermişliği teşvik ediyor da diyebilirler. Hiç umurum değil. Anladın mı? Gönlüm, o kalıpları eritecek inşallah. Zerre şüphem yok. Neye sayarsan say!

Başarmaya, Olmaya, Oldurmaya, Yönlendirmeye çalıştığım dönemlerin nasıl bir Cehennem süreci olduğunu; bu kafadan vazgeçince anladım ben. Nefes aldım nefes. Ellerim, bilgilerim, bakış açımla boğmuşum kendimi. Kendi kendime. Hitabım, insanlar nefeslensin içindir. Boğma Kendini!

Kendimle Savaşım bitince Alemle de bitti.
Kendimle Barışınca herkesle barıştım.
İbadet? Dilediğince yap! Okuma? Zikir?
İstediğin kadar oku, çek senin bileceğin iş.
Ama Savaşma! Ama kavga etme Nefsinle!
Nefs=Aynısı demek.
Kimin aynısı?
O’na savaş açılmaz!
Açan ba-şa-ra-maaaz!

CEHALET VE NEZAKET

Cehaletin çöreklendiği bilinçler için Aydınlanmış bilinçlerin göstereceği Nezaket ve Edep, Acizlik ve Korkaklık olarak anlaşılmaya mahkumdur.

“Herkesi nasıl bilirsin? Kendin gibi” [Halk Deyişi]
İnsanlardan yana acı çekenler ve zarar görenlerden sıkça duyulan bu söz; Sistemi okuyamayanların yanlış ve acılar karşısındaki -sözde- ilahi sığınağıdır. Herkesi kendin gibi bilmek aptallık ve sömürüye açık olmaktır.

Cahil, ukala, umursamaz bilinçler karşısında nezaketinin acizlik, edebinin korkaklık olarak değerlendirilmesini ve sonucunda da yanmayı istemeyen; herkese anladığı dilden konuşmayı öğrenmek, layık olduğu duruşu göstermek durumundadır.

Ben insanlığın gereğini yapayım da onun nasıl anladığı onun sorunu diye düşünenler; hayatın işleyiş mekanizmasını kavrayamamışlardır. Mazluma merhametsizlik etmek ne kadar yanlış ve insanlık dışı ise Zalime hoşgörü ve merhamet göstermek de bir o kadar yanlış ve insanlık dışıdır.

“Sen iyi olursan herkes iyi olur. Sen düzel herkes düzelir” yaklaşımı kısmen doğru olsa da her zaman ve her insana geçerli değildir. Hayat herkesi kendi gibi bilenleri değil; yerince ve muhatabın bilincine göre davranabilenleri destekler!

Saçımı süpürge ettim veya onun için yapabileceğim herseyi yaptım böyle mi olmalıydı isyanı haksız bir isyandır!

Layık olmayana saçını süpürge eden; kıymet bilmeyene değer veren gönüllü olarak kendine zulmetmiştir. Kendine zulmedene hayat madalya takmaz! Yandığıyla kalır.

Bilinçli kişi sadece muhatabına iyi davranan, onlara zulmetmeyen değildir. Bilinçli kişi bunlarla birlikte kendine de iyi davranan, kimsenin kendine zulmetmesine izin vermeyen kişidir.Seni ezmeyecek kadar sana değer verir; kendimi sana ezdirtmeyecek kadar da kendimi severim.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir