Değiniler- 172

Değiniler- 172

DALLAR ÇÜRÜKSE KÖKLER SAĞLAM MIDIR?

Bir fikir, bilgi, inanç veya hayat anlayışı; gayesini ideal insan ve üstün kavrayış olarak belirlese de ağırlıkla değer, sınır, ölçü tanımaz, umursamaz insan tipleri üretiyorsa sorgulanması gereken sadece o insanlar değil fikrin, bilginin, inancın ve anlayışın ta kendisidir.

Çıktıların bozukluğu Girdilerin bozukluğunu aşikar eder. Defolu mamul, hatalı imalat eseridir. “İmalat sistemi mükemmel ama arada bir bunlar oluyor işte” diye geçiştiremezsiniz. Üründeki defo; üretenin beceriksizliğinin eseridir. Bozuk mayadan Has ekmek çıkmaz.

Gel gör ki söz konusu olan fikir, düşünce, inanç, ahlak veya siyasi disiplinler olduğunda defolu insanlar çıktıkça gülünç ve kolaycı bir söylem gelişir: “Genelleme yapmayın. Hepsi böyle değil. Hem gayemiz yüksek ve kutlu! Her sepette birkaç çürük yumurta olması normal” Yerseniz!..

Bir de şu telaş vardır o anlayış kulvarlarında; Tepedekinin Masumiyetini Korumak! Ne mi demek istiyorum? Söylem şudur; “Lider/ Önder/ Rehber bu duruma çok üzülüyor. O hiç istemez böyle olmasını. Bunlar istisna şeyler.” Duvarlar dökülürken tavanı, çatıyı korumak evi kurtarır mı?!

Bir ideolojinin en güçlü devleti çökerken arkadaşıma takıldım; ne o, çöktü sizin anlayış! Telaşla beklediğim şeyi söyledi: “Anlayış çökmez. O bakidir. O devlette yanlışlar vardı.” İdeolojinin en güçlü kalesi çökse bile ideolojiye toz kondurmamak?! Bağımlı İnsanın tuhaf avuntusu.

Cemaatiniz, çocuk- kadın sömürüsü
Partiniz, yolsuzluk- kayırma
Ekolünüz, karmaşık- serbest ilişki
Grubunuz, zincirleme usulsüzlük ile anılacak ama siz hala
“Genelleme yapmamalı, bunlar kısmi hadiseler” diyerek paydaşlarınızı koruyacaksınız?
Kim yutar bilmem ama Allah’ın yutmadığı kesin!

Ağacın meyveleri dalında çürümeye, yaprakları erken dökülmeye başlamışsa problem ne meyvede, ne de yapraktadır. Derinlemesine incelendiğinde köklerin zehirli atıklara ulaştığı veya asitli madenlere değdiği görülecektir. Meyve ve yaprak, kökten bağımsız değerlendirilemez.

İnanç, ahlak, ideoloji, bilgi, sanat adına gelişen, büyüyen anlayışlardaki çürüme- defolu kişilik üretimi yaprak- kök misalince ele alınmalı; o anlayışın beslendiği, dayandığı esas kaynaklar inceden inceye basiretle tahlil edilmelidir. İyi niyet; basiretin önünü kesmemelidir…

Her davranış bir anlayışın
Her anlayış bir düşüncenin
Her düşünce bir inancın eseridir
Davranış bozuksa anlayış,
anlayış bozuksa düşünce,
düşünce bozuksa inanç bozuktur,
sorgulanma vakti gelmiş demektir.
“Davranış bozuksa ama niyet halis” demek tutarsızlıktır, deli saçmasıdır…

“Yine de her baktığımda güzellik görmekten yanayım. Negatife, kötülüğe çok takılmamalı, iyi tarafından bakmalı” yaklaşımı samimi görünüyor. Hayır, hiç de değil. Görmezden gelmek ve samimiyet?! Allah Sisteminin görmezden gelineni er geç göze sokmak üzere işlediğini hatırlatırım.

Onda beni iten bir şey var,
Burnuma kötü kokular geliyor,
Burada bir tuhaflık hissediyorum,
Her şey güzel de kalbim rahat değil

Herhangi bir kişi, ortam, grup, oluşum hakkında böyle hislerin varsa bastırmamanı, kendince araştırmanı öneririm. Bil ki sana hiç kıyamam dostum…

BİR SEVGİ SABAHINA UYANMAK

“Şöyle olsan daha iyi olur” dediğim kişiye
“Seni Seviyorum” diyecek kadar kendime münafık değilim.

Leyla, benim için çöllere düşecek kadar bana kul olur, diye mi sevmiştir?
Mecnunun kendine tapınmasından tuhaf zevkler almış mıdır?
Mecnun, Leyla benim için kendini yer bitirir, bana adar kendini, diye mi sevmiştir Leylayı?
Bencil beklentilere Sevgi adı verilen bir çağdayız…

Tavsiye, öneri, ikazda bulunduğum yakınlarım ve arkadaşlarım hakkında gözlemim mi? Santim değişmediler! Bana karşı soğumaları yanıma kâr kaldı. Tavsiyede bulunmadan öylece kabul ederek sevdiklerim? Tavsiye edeceklerimden daha yüksek idraklere eriştiler kısa sürede. Hayret mi?!

Günümüz insanı maalesef sevgiden iki şey anlıyor; Kulluk ve Tanrılık… Açalım mı? Hanımefendi, kendisine Tapacak, Kulluk edecek Beyefendi istiyor. Beyefendi, başına Tanrı kesilebileceği Köle ve Cariye tipi Hanımefendi istiyor. Başlıyor Ego Savaşları! Sevginin ruhuna Fatiha!

Dünyanın en paspal, en dökük, en serseri adamından Beyefendi çıkaran hanımlar gördüm. Dünyanın en aksi, en ters, en zor kadınından Hanımefendi çıkaran beyler tanıdım. Nasıl başardılar? Kulluk ve Tanrılık tarzı sevmediler. Razılıkla sevdiler. Sen niye yapamıyorsun? Çok mu zor?!

Çocuktum. Köyümün en başıboş adamıyla evlendi genç ebe hanım. Herkes konuştu; bu adam hantal, zarif ebe hanıma yazık olacak! Tersi oldu. Sallapati adama ütüsüz elbise giydirmedi ebe hanım. Taşıyamaz, bu herife bu kadın fazla dediler. Ve başıboş adamdan bir Beyefendi yarattı o sevda!

Tam tersi durumlara da şahidim. Yumurta kıramayan, sökük dikemeyen, dağınık köy kızlarına sevdalanan şehirli gençler de oldu. Kısa sürede hanımefendi olarak geliyordu köye o kızlar. Ve sen şimdi, bi dolu şikayet, serzeniş içindesin eşinden di mi? Biraz düzelse mutlu olacaksın!

Tutarsız bulduğum sözlerden biri:
Sevgi; karşılıklıdır!
Hayır, değildir.
Seven; karşılık mı bekler?
İyi misin sen? Kafan yerinde mi?
Sevgi; karşılıksızdır.
Karşılıklı olan sevgi değil alışveriştir.
İlişkiyi alışverişe çeviriyor pazarlığa da sevgi diyorsun öyle mi?
Uyan!

Kadın olarak benim haklarıma saygı duymalı, birey olarak beni tanımalı!
Erkek olarak ya benim haklarım? Kendimi daha iyi hissettirmesini istiyorum. Yapmıyor.
Bakar mısın, sanki devletler anlaşma masasındalar
Bitmeyen Kıbrıs davası gibi evlilikler…
Birleşmiş Milletlere mi gitsek?
Çözer mi Kıbrıs’ı çözdüğü gibi?

Hak iddia ettiğine Seviyorum demek? Düzeltmek istediğine. “Bana göre”lerinle ayar çekmeye çalıştığına. Alışveriş resmiyeti, Pazarlık didişmesinden Sevgi samimiyeti beklemek? Ve egoları, “Karşılıklı Sevda” ambalajında saklamak Sevmek midir? Bir Sevgi sabahına uyanalım dilerim.

BİREYSEL SORUMLULUK VE GRUP AİDİYETİ

İnsanın, “Bireysel Sorumluluk” üstlenmekten kaçış yollarından biri de bir “Gruba Aidiyet Hissi” içine girmesidir. Cemaat, ekol, akım, kulüp, parti, dernek veya ideolojik- mistik gruplara dahil olanlar içten içe pek çok şeyin sorumluluğundan kurtulma rahatlığını yaşarlar.

Grup Aidiyeti; kişinin kendini bir çeşit sanal cennet içinde görmesidir. Önderi, Lideri, Başkanı, Rehberi vardır. Aynı davaya, aynı yola, aynı anlayışa adananlarla bir olmanın gücünü hissetmenin verdiği sanal kudret hissidir bu.

“Elle gelen düğün bayram” atasözümüz; bela ve sıkıntı ne kadar ağır olursa olsun, değil mi ki bir topluluk onu yaşamıştır, öyleyse hafiftir tesellisi pompalar. Grup Aidiyeti bu yönüyle de büyük bir teselli ve ferahlık verir aidiyet duyan elemanlara.

Bireysel Sorumluluğu paydaş, yoldaş ve dava arkadaşlarına atmak; zamanla bireysel özgürlüğünü ve sorgulama yeteneğini de kendi elleriyle başkalarına teslim etmek demektir. Bireysel Sorumluluktan kaçma avantajı ileri aşamadaki bu esareti kişiden saklar ve basiretine perde çeker.

– Grup içinde de insan kendi idrak sıçramasını, aydınlanmasını yaşayamaz mı? Topluluktaki etkileşimler bunu kolaylaştırmaz mı?
– Herhangi bir grupta onların temel öğretilerine aykırı anlayış ve duruş içine girmen mümkün mü?
– Düzenlerinin bozulmasını istemezler elbet
– Öyleyse?!

– Yine de topluca ilerleyenler, idrak-yaşam anlayışı değişenler vardır
– Vardır. Mesafe de alırlar. İdrakleri de değişir. Ama bu sıçrama-dönüşüm getirmez
– Niye?
– Yukarıda aykırı görüş- duruşa izin verirler mi dedim. Vermezler dedin. Tek pencereden ufuk turuna çıkılır mı?
– ….

– Yani her toplulukta, grupta onların anladığı biçimin dışındaki hakikat alanlarına karşı “Bilinçli Körleştirme” olduğunu mu iddia ediyorsun?
– Yok mu? Bir düşün!
– Elbette bağlıları teşvik için ‘Biz en iyisiyiz’ empozesi oluyor
– Biz en iyisiyiz? Ötekiler ne?
– Düşünmeliyim…

– “Biz en iyisiyiz, siz de en iyiyi bulanlarsınız” mesajı; çaba- gayreti teşvik içindir. Ne zararı var?
– “Seçkinci Empoze”?
– Yüreklendirmek için
– Kendini Seçkin hisseden grup dışındakini kendi gibi görür mü?
– Görmez mi?
– Her Seçkinleştirme; bir Ayrıştırma değil mi aslında?

– Herkesi öyle görse Seçilmiş olmanın anlamı kalır mı? Seçilmiş, Nasipli İnsan olma statüsünü nasıl aşar?
– Doğru, aşamaz
– Eee? Kendini ayrı- özel hisseden başkalarının dünyasındaki hakikate açılabilir mi ki gerçek sıçramayı yaşasın?
– “Grup Konforu Kozası” diyorsun yani?
– Aynen

– O zaman şuna geliyoruz, grup konforundan çıkmadan Gerçek esas boyutuyla açılmıyor?
– Kendi Bireysel Sorumluluğunu üstlenmeden olmaz!
– “Grup Konforu”; “Bireysel Sorumluluk” almaya engel, bu da “Bireysel Sorgulama ve Hakikat Turu Cesaretini öldürüyor?
– Şükür ki anladın
– …

– Anladım da bana son tavsiyen?
– Tavsiye değil, Dua!
– Lütfen!
– “Allah seni nerede, kiminle yaşarsan yaşa, kimlerle yürürsen yürü, Birey Bilincini üstlenenlerden ve Grup Konforuyla Aklı Uyuşmayanlardan, Basiret ve Firaseti Körelmeyenlerden eylesin!”
– Âaaamîiiinnnn

İNANIRSAN ÜSTÜNSÜN, İNANAMAZSAN SÜRÜNÜRSÜN

– Gerçeğe dönük çalışmalar yapmak istiyorum ama vakit bulamıyorum. İş, ev, çocuklar o kadar yoğun ki görsen bana acırsın
– Yalan söylüyorsun!
– Niye yalan söyleyeyim, olan bu
– Beyin, zihin ve gönlün çalışma mekanizmasına göre yalan söylüyor yalanına kendini de inandırıyorsun!

– Dünyamda olanı anlattım. Neden yalan olsun?
– Zihninin sana oynadığı oyuna geliyor, sonra da onu kendi gerçeğin gibi benimsiyorsun. Gerçeğin bu değil
– Göremediğim ne?
– İster beyin, ister kalp, ister bilinç de; çalışma mekanizmasındaki avantaj ve dezavantajları bilmiyorsun.

– Dünyamdaki avantaj ne?
– Sadece senin değil hepimizde işleyen sistemin avantajlarını göremez ve kullanamaz isek dezavantajlarda boğulmayı hayat zannederiz.
– Nedir mesela en büyük avantajımız?
– İnandıklarımızı yaşamamız!
– İnandığımı değil yaşadığımı söyledim ben
– Az düşün

– Neye inanıyorum ki hayat beni boğuyor? Neye inanamadım ki alan ve zaman açılmıyor?
– Önceliklerine, önemsediklerine inanır; onların haricini geri plana iterek zayıflatır zihin. Önceliğin ev, iş, çocuklar. Gerçeğe dönük çalışma bunlardan geride?
– …!?..
– Konuş!
– Sanırım öyle…

– Önceliklerim olsa da zihin bana alan ve zaman açmaz mı?
– Hiç kimse inanmadığını yaşamaz! Ne yaşamışsa bir şekilde olacağına zihnen veya bilinçaltı olarak inanmıştır.
– İnansam, önceliklerimi hafifletsem, zihnim veya beynim bana boş vakit- alan açar mı?
-Yemin ederim açar!

– Şunu mu anlamalıyım; gerçekte ev, çocuklar, iş normal şeyler. Bunlara önem-öncelik yüklediğimden ilmi çalışmaya zihnim/beynim alan-zaman açmıyor?
– Aynen budur
– Ailevi, hayati önceliğim değişince iş hafifleyip, çocuklar şımarmayacak mı?
– İşte bu soru inanmadığını gösteriyor!

– Nasıl inanayım ki, çalışmadan ekmek mi var? Çocukları yetiştirmek lazım, hayat acımasız. Beni ikna edecek bi şey söyle!
– En güzel ikna; yaşanmış canlı örneklerdir.
– Kim, nasıl başarmış ki, hem de sadece inanarak gerçeğe dönük alan bulmuş bunca yoğunlukta kendine?
– Ben
– Nasıl?

– Bunları nasıl aştın ki kendi gerçeğine dönük alan buldun?
– Seneler önceydi. 3 evladım peş peşe doğdu. Daldığım bi an eşim neden üzgünsün dedi. Neden olacak memur halimle bunlara nasıl istikbal verilir, dedim.
– Haklısın. Eşin ne dedi?
– “İstikbali Allah verir. Biz değil..”
– …

– Sonra?
– Sonra devam etti “Biz sadece yapabildiğimiz kadar anne babalık yaparız. Gerisi Mevlaya aittir. Üzülme” dedi ve çaylarımız geldi.
– İşte ben bunu yapamıyorum. Mükemmeliyetçiyim, iyi olsun istiyorum her şey!
– Mükemmeliyetçilik; Allah’la yarışa kalkmaktır. Yapma!

– Çocukların istikbali? Sonra?
– Hangi ara büyüdüler bilmiyorum. 2 ünv 1 dersane şimdi
– Sen?
– 12 kitaba imza attım. Yüzlerce makale. Kitap okuma, sosyal medya yazıları. İş de yürüyor, ev de, aile de, hayat da.
– Bunu başarmak isterim
– Başarı Allah’tan, sadece kafanı değiştir!

– Problem de bu nasıl değişir kafa?
– Yaratanla yarışa çıkma! Yarattığı beslenir de büyür de gelişir de. Bu teslimiyet- tevekkülle, gözden geçir önceliklerini
– Önceliklerim değişirse?
– Değişirse yaşamın değişir. İnanç anlayışı, anlayış davranışı, davranış yaşamı değiştirir.

– İnanınca alan-vakit açılmasına basit örnek?
– Makale yazmak. Yazı boş vakit, sessizlik, sakinlik ister diye inanırdım. Sonra her yerde her şartta neden olmasın dedim. İnancımı değiştirdim.
– Noldu?
– İş arasında 5 sayfa makaleyi kurguluyor, düzenliyor, yazıyorum 15 dk.da!
– …

– İnandığımız noktada istediklerimiz için vakit ve imkan bulabileceğimize dair dini delil de isterim.
– Gevşeklik göstermeyin, üzüntüye kapılmayın. Eğer inanmışsanız üstün gelecek olan sizsiniz! (A.İmran 139)
– Benim durumumda üstünlük kimde?
– Seni kandıran zihninde!
– Haklısın.

– “Hayat Yoğun” inancımla gevşeklik gösteriyorum; mükemmeliyetçiliğim alıngan, kırılgan ediyor beni. Ayet hem Gevşeme, hem Üzülme diyor. Gevşeğim, kırılganım. O yüzden zihnin kurgusuna gerçek deyip yeniliyorum
– Maşallah çözüyorsun kendini. Devam.
– Dur, dank etti ama az da acıdı.

– Acısın, acılı yemek iyidir. Az da ağla hatta
– İlahi sen! Ölüyü güldürürsün.
– Devam et çözmeye
– Basit; hangi noktada inancım sağlamsa yol açılıyor kolaylaşıyor. Kolaylaşmıyorsa kolaylaşacağına inanmadığımdan.
– “Kolaylaşmıyorsa kolaylaşacağına inanmadığımdan” İşte altın levha.

– Üstün olan sensin. İnsansın. Halifesin. Eşref-i Mahlukatsın. Üstün olan hayat şartları, işler- güçler, yoğunluklar değil.
– Bu üstünlüğü her halükarda hatırda tutarsam…
– Hiç bir hal ve şart yıkamaz seni! Ben demedim ayet dedi, Allah dedi. Zihin Oyunlarına kanma e mi?

İNSAN; UNUTAN

İnsan
sevebildiği kadar kendini
ve sevdiğini özgür bırakan
İnsan
sevilmeyi beklediği kadar kendini
ve sevgi beklediklerini elleriyle boğan
İnsan
ne yapıyor, ne ediyor
ne çekiyor, ne çektiriyorsa
sadece kendi elleriyle
kendi kendine yapan
Ve insan
İşte bu gerçeği hep unutan…

SEVDİĞİNE KÖR, SEVMEDİĞİNE PROJEKTÖR

Sevdiği, inandığı, benimsediği insanın/ insanların hata, yanlış ve kusurlarına karşı bilinçli olarak; bilerek, isteyerek kör, sağır ve dilsizdir insan. Onlar için son derece hoş görülü, iyimser ve örtücüdür. Sevgi, inanmak ve bağlanmak da bunu gerektirir diye ikna eder kendini!

Sevmediği, inanmadığı, benimsemediği insan/ insanların hata, yanlış ve kusurlarına karşı bilinçli olarak; bilerek, isteyerek keskin bakış, ince duyuş ve sözel vuruşlarla acımasız kesilir insan. Onlara yaptığının adalet, ahlak, vicdan olduğuna ikna etmiş, inandırmıştır kendini!

Sevdiklerinden yansıyan nankörlük ve değersizleştirmeden mustarip misin? Vaktiyle hangi yanlışlarını bile bile görmezden geldiğini, bilirken bilmez, duyarken duymaz, şahitken yok gibi kesildiğini bi düşün olur mu? İyi düşünürsen suçlayacak kimse bulamayacaksın, kendinden başka!

Sevmediklerinden gelen iyilik, yardım, güzellikler için mahcup, biraz da pişmansın di mi? Veya sevmediklerine nefretin yordu kalbini, yıllarını yedi! Vaktiyle biraz adil olup hoş göremez miydin? Tümden çizmemen, yere geçirmemen de mümkündü. Kızacağın kimse yok, kendinden başka.

Bugün dertli, yalnız, çaresizsin!
Neyin bedeli?
Sevdiklerine toz kondurmaman
Sevmediklerini yere batırman
Olabilir mi acep sebebi?
Adalet adına zulmetmiş
Vicdan adına kahretmiş
Doğruluk adına mahvetmiş
Olabilir misin bir şeyleri?

Bugün içi yanan
Şimdi huzur bulamayan
Dün nelere kör, sağır, dilsiz kesildiğine;
nelere dürbün, borazan ve lafazan kesildiğine bakıversin!
İyi bakarsa görecektir!
Görünce biraz içi acıyacak,
Kalbi burkulacak ama kurtulacaktır yüklerinden!
Görmeyi niyete alana
Selam olsun…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir