Değiniler- 173

Değiniler- 173

BOŞA ÇIKMA KORKUSU

İnsanın kendine sormaktan en çok korktuğu soru; “Şimdiye kadar bildiklerim yanlış olabilir mi?” sorusudur. Bunun nedeni bildiklerinin yanlışlığını görmekten çok bilgiye dayalı inancının; inanca dayalı anlayışının; anlayışa dayalı yaşamının boşa çıkışını kaldıramama çekincesidir.

Boşa çıkmak korkutur insanı. Uçak yerden havalandığında, sıladan gurbete ilk kez çıkınca, ait olduğu kişilerden bir an uzak düşünce insanı hep bir ürperti sarar. Boşa çıkmak; kopmak; ölmek gibidir ayakları yere basmaya, elleri tutunmaya, güvencelere yaslanmaya alışmış insan için.

Oysa insan hayatı bir boşa çıkmalar süreci değil midir?
Rahme tutunan doğumla
Emen, sütten kesilince boşa çıkar
Çocuk okula başlayınca kopar evden
Kız gelin olunca, oğlan askere gidince
Hayat bir boşa çıkmalar süreci iken
Bilgisi boşa çıkacak diye neden ödü kopar insanın?!..

İnsan aynı zamanda kolay özdeşleşen varlık. Hayat bir anlamda kendimizi özdeşleştireceğimiz, eşleşebileceğimiz, birleşebileceğimiz yapılar ve manalar arayışı. Her özdeşleşen; özdeşleştiğiyle kendini bir tutmaktan alıkoyamaz zihnini. Zihin, bağlama çekendir. Bağladıkça bağlar…

Zihinsel bağlar güçlendikçe, bağlayan zihin yeni bi bağlama çeker insana “Bağ değil seninki uyum. Uyumlusun, hoş görülüsün, anlayışlı ve sevecensin, ayrımcı değilsin, gereğini yapıyorsun, ne mutlu!” Tabii ya uyum ve sevgi. Özdeşleştiklerini kendi sanmanın en hipnotik şekli…

Ve zihin oltasına gelir insan “Bildiklerimin, inançlarımın, anlayışımın yanlışlığından, boşa çıkmasından korkmuyorum. Benim derdim sevgi, barış” Zihin kazanmış, insan boşluğa düşmekten kurtulmuştur. Bildiği, inandığı anlayışı sorgulama defteri kapanır. Temiz bir uyku çekilir…

Bütün bildikleriniz, inandıklarınız, tüm hayat anlayışınız boşa çıksa! Ölür müsünüz? Yıkılır mısınız? Yüzme hocası son derste havuza itermiş kursiyeri. Paraşütçüyü de komutan tekmeyle atıyor uçaktan. Ölüyorlar mı? Denize düşmeyen, uçaktan atılmayan fark edebilir mi kapasitesini?

Açılmamış ek kapasitelerini fark etmek isteyen;
boşa çıkma korkusunu göğüsleyendir.
Acıkmış insan iştahıyla düşer bilgi, düşünce ve araştırma peşine.
Ne gelirse meraktan gelir?
Korkma, merakını izle!
Merak boşa çıkarır bilineni, inanılanı, benimseneni
Ve yeniden inşa eder seni!

Her şey yerli yerince
Herkes, dünyasında mutlu
Ya da azap çekmede
Fark etmek; sevincin de, acının da ötesinde bir gizemli ülke!
Selam olsun fark edenlere.
“Meraklı Taze” bir Balığın hikayesi bu. Bi göz at istersen ha?Meraktan bak neler gelmiş başına? http://w1.semazen.net/balik-mehmet-dogramaci/

KORUMACILIK AZABI

İnsanları, onların kendilerini düşündüğünden fazla düşünerek koruma, kollama ve iyiye sevk etmeye çalışmak da bir rızasızlık ve isyan biçimidir. Böylesi bir tutum muhataba zulümdür. Kişi her ne kadar başta farkına varamasa da bunun kendine de zulüm olduğunu er geç görecektir…

Hakikati hazmetmiş insanların ortak özelliklerden biri de sadece tavsiyede bulunmaları; kişiyi kollama, koruma, kurtarma çabasına girişmemeleridir. Sorarsan söylerler, sormazsan seni sana bırakırlar. Bu durum bizim şefkat ve merhamet algımıza çok ters geliyor değil mi?!..

Aşırı derecede korumaya, kollamaya çalıştığınız kişilerden gördüğünüz aksilik, terslik ve nankörlüklere şaşırıyor musunuz? Hiç şaşırmayın! Yaşadığınız doğal bir işleyiştir. Siz o tutumunuzla Allah’a isyan ettiniz. İsyan olan yere bela inmesinden daha başka ne bekliyordunuz ki?!

Aşırı Korumacı yaklaşım; siz göremeseniz de bi anlamda muhatabın aklı, birikimi ve yaşam anlayışını aşağılama, onu adeta cahil, beceriksiz, aciz yerine koyarak yok sayma tutumudur. Bu size yapılsa razı olur musunuz? Ben onun iyiliğini istedim mi, dedin? Sussss, lütfen susss!

En çok zorlandığımız konulardan biri de şu; tecrübemizle bakarız ki kardeşimiz tam gaz uçuruma gidiyor. Üstüne atlar, yoluna çıkar, kollarımızı açar mukadderatına engel olmaya çalışırız. Bunu da Allah için (?) yaparız! Oysa göremediğimiz, değişmez bi insani gerçek vardır. Nedir?

Değişmez insani gerçek; insanın tecrübe etmedikçe bir şeye inanmamasıdır.
Bu hemen tüm insanlar için geçerlidir.
Yapma, kaybedersin!
Gitme, düşersin!
Dokunma, yanarsın!
Hayır; yapmalı, gitmeli, dokunmalıdır.
Kendisi öğrenecek abisi
Kendisi görecek ablası!
Bırak öğrensin!..

İnsan tecrübe etmediğine, yaşamadığına inanamadığı- ikna olamadığı için onu kollasanız, korusanız, kurtarsanız da nasıl bi tehlike ve beladan korunduğunu genellikle anlamayacaktır. Anlayamayan; kıymet takdir edemez. Kıymet bilmemesine de siz nankörlük der üzülürsünüz. Kim yaptı?!

Bütün Doğulu toplumlar gibi bizde de Duygusallık önde. Koruma- Kollamada ileri gitme, kişiyi kendine bırak diye anlatıyor, açıyor, seriyor ama yine de içine sinmediğini biliyorum. Fedakarlık Aşısı ile aşılanmış bilinçleriz, böyle düşünmen de normal. Ben yine de söylemiş olayım…

“İnsanlara karşı fazla korumacı olmak da isyandır ve senin aleyhine oluşumları sana yaşatır” sözlerime ayetten, hadisten delillerle karşı çıkacaklar olduğunu da biliyorum. Çıksınlar. Baktığım yer malum. Kimseye aklını, bireyselliğini ezecek kadar sahip çıkmamak fıtrata hürmettir!

Anlattığım doğru da olsa yaşanabilirliği zor mu? Desteksiz atış yok bizde. Böyle yaşayanlar az da olsa var. Biz duyarsız, gamsız, zalim, ruhsuz, zorba desek de varlar. Ve onlar hem huzurlu, hem de huzurdalar her an. İzler misin? Başroldekine dikkat! https://www.hdizle1.net/film/zorba-1964-turkce-dublaj-izle/

RAHMAN KILIĞINDAKİ ŞEYTAN

Bir şey olmaya çalıştığınız her an
şu an sizde olanı inkar ediyor
şimdiye sırt dönüp verilene nankör,
verene isyankar kesiliyorsunuz!
Olmaya çalıştığınız;
arınmak, gelişmek,
gerçeğe ermek
bile olsa!

Ne ki insan;
olmaya,
daha iyisine,
en iyiye
koşullandırılmış bir varlıktır.

Olmaya çalıştıkça olanı inkar ettiğinden habersiz koşturan, arayan, okuyan, keşfe çıkan bir süre sonra ümit ettiğinin aksine huzursuz, yorgun ve ümitsiz düşüyor. Neden? Ataların “Dimyata pirince giderken evdeki bulgurdan olmak” dediği hal, tam da insan bilincinin bu hali olmasın?

Hedeflerin, ideallerin, hayallerin var erişmek istediğin.
Ve onlara ulaşmak için fiili çabalarının yanı sıra bilinçlenmeye dönük bir dizi programlı uygulamaya da devam ediyorsun.
Rahat değilsin, neden?
Yüzünden gerginlik okunuyor.
Huzur yolu değil miydi tuttuğun?
Sebebi ne ki?

Okuyacak, anlayacak, yorumlayacak ve farkındalığa ereceksin. Bunun için yutuyorsun kitapları. Hatta bazen 24 saat yetmiyor okuman gerekenlere. İlim adına ne bulursan saldırıyorsun di mi? Okumak, anlamak, fark etmenin başkaca usulü yok mudur sence? Bu mudur sadece?

Olmak, Olmamak, Ermek, Fark etmek, Keşfetmek, Derununa varmak…
Arınmak yüklerinden, kirlerinden…
Ve olgunluk menziline doğru koşmak bitmek tükenmek bilmeyen bir çaba ve hırsla…
Kim o?
O köşeden bakan?
Kıs kıs gülen?
Tanıdım seni
Rahman kılığındaki Şeytan!
Ta kendisisin!

Gergindi şehir insanı
Huzursuzdu aydın
Sinirliydi filozof
Derviş dahi celallendi
Hepsinin yetişmek için hedefleri
Erişmek için menzilleri
Bitirilecek işleri vardı
Sakin, dingin ve su gibi
kendini bırakmışa ne mi dediler?
Avam
Cahil
Bühl
Kedi erişemediği ciğere… Ondan işte..

Yarış atı gibi gergin,
motor misali soluyor günümüz insanı
24 saat yetmiyor ona
Olmak istedikleri
Yetiştirmesi gerekenler
Sorumlu olduğu ödevler
Hayat mı yoğun
Yoksa ona fazla anlam yükleyen kafa mı?
Gürültü, trafik, kalabalık şehirde mi
Yoksa zihinde mi buna kaos? Hangisi?

Metropolden kasabalara
Yaylalara hatta yurt dışına
kaçış artmış, öyle dediler
Her gittiğin yere
kafan da geliyorsa
değişir mi bir şey oralarda
sanmam…
Kaçış kimden ve nereye?
Koşu neden ve ödül ne?
sormak vaktidir şimdi…

“Şah damarından yakınım” buyururken
Allah’a ermek,
Hakikati bulmak,
Gerçeğe erişmek
adıyla insanı arayışa,
koşuya, disiplin giyinmiş hırsa,
takva kılıklı ego besleyen çalışmalara
sevk eden kim?
Bildin sen onu
Ben söylemeyeyim
Yeterince öfke çektim üstüme zaten
Bildin sen onu!

İnsan için yapılmış kapsamlı bir tarif yok.
Bilim, inanç, bilinç o tanıma ulaşamadı henüz.
Herkes bir yönüyle anlatıyor insanı.
Şimdilerde benim insan tanımım?
“Her şeyi kendine eziyete dönüştürmeyi ustaca başaran tuhaf yaratık!.. İyi, güzel ve gerçek adına üstelik…”

ALLAH HALİFESİ OLMAK MI? HÂŞÂ

İnsan; “Allah Halifesi” değildir!
Kur’an, İnsanın “Yeryüzü Halifesi” olduğunu söyler.
Allah Halifesi olduğunu söylemez!
Aslında dikkatle ve basiretle düşünülürse görülecektir ki; eşi- benzeri- dengi- misli olmayan Allah için, bir Halife var saymak muhaldir!..

“Allah Halifesi” kavramının Kur’anca ve Resulullahça ifade edecek olsak karşılığı “Halifetullah” kavramıdır. Halifetullah, Kur’anda geçmez! Çünkü Allah’ın halifesi olmaz, olamaz, ona bir halife düşünülemez!..

İslam adına, Tasavvuf adına konuşanlar “Halifetullah” diye bir tamlama icat etmişler; bunu da dini literatüre ustaca yerleştirmişlerdir! Sorgulamayanlar; İslam’ın temel referansı Kur’anda bu geçiyor mu diye bakmamışlardır bile. Ortaya bir yem atılmış ve kitlelerce yutulmuştur…

Kimse kusura bakmasın gerçeği söylemek durumundayım;
Halifetullah kavramı dini alana sonradan sokulmuştur.
Allah için bir halife düşünecek kadar gafil değilim.
Ona bir halife düşünmek; gerçekte ona Şirk koşmaktır.

İnsan sadece Yeryüzü Halifesidir.
Kur’an ortada!

Tamam anladım da Yeryüzü Halifesi desek ne olur,
Allah Halifesi desek ne olur?
Çok fark eder mi?
İyi bir düşünürsen fark etmez demeye çalıştığın derin farkın
Müslüman bireyler ve toplumlarda oluşturduğu algıyı ve durumu da görebilirsin.
Hele bir düşün bakalım…

– Ha Yeryüzü ha Allah diyebilir misin?
– Haşa! Allah; Yaratan yeryüzü ile kayda girmez!
– Az önce fark etmez modundaydın, fark etti mi?
– Yeryüzü Halifesi. Dünyada veya kendi bilincinde, bedeninde -o da kısmen- sözü geçen; Allah kuvveleri ile iş gören.
– Allah Halifesi?
– ..!?..

– Yeryüzü veya bedende halife; Yeryüzü Halifesi
– Allah Halifesi?
– Allah’ın hükmü geçen her yerde hükmü geçen, sınırsız- sonsuz alanda, sınırsız- kesintisiz- dilediği gibi iş gören! Kendisine hesap sorulamayan, her hali Allah olan!
– Bunu bi insan için düşünemem ben!
– Tünaydın!

İyi düşünürsen insan Allah Halifesi diye düşünmek, bunu yaşayan özel insanlar vehmetmek; İslam Dünyasını mahvetmiştir!!! Birey ve toplum planında geri kalmışlığımızın, sürü psikolojisinden çıkamayışımızın derin köklerinde bu vardır. Bir kavram neler yaparmış bak! Önemsiz miymiş?!

“Allah Halifesi” diye bi kavramı yutmak; Allah adına iş gören (?), Allah adına konuşan (?), Allah adına hareket eden (?) kişilerin varlığını kabul etmeyi getirmiştir inananlar açısından. Peki bu kavramın ardına sığınanlar açısından ne getirmiş? Nelere sebep olmuş? Düşünsek mi?

Örtülü biçimde de olsa kendisinin “Allah Halifesi” olduğunu vehmeden; bağlıları, hayran kitlesi ve tâbîlerine bunu ima- telkin edenler; sorgulanamaz bir alan bulmuşlar, bulunca da her şeyi kendileri için caiz, helal ve doğru görmeye başlamamışlar mıdır? Örnekleri ortada değil mi?

Kelimeler kavramları; kavramlar düşünceleri; düşünceler bakış açısını, bakış açısı hayat anlayışını oluşturur. İlk düğme yanlış iliklenmişse diğerleri zincirleme yanlış gider. Uyarıyorum; kelime ve kavramlarınızı Müslümanca gözden geçiriniz. “Allah Halifesi” yoktur ve asla olamaz!

27 ASIR ÖNCE BUNLARI SÖYLEDİ LAO TZU

* Arayan, kaybedecek; Aramayan, bulacaktır.
* Mantıklı ve Tutarlı olmaya çalıştığınız sürece Aptal kalacaksınız!..
* Eksik hiçbir şey olmadığını anladığınızda, tüm dünya size aittir…
* İyi bir gezgin; önceden rota çizmeyen ve varma amacı taşımayandır.
* Olduğuyla yetinebilen kişi, kimseyle yarışa çıkmaz. Böylece kimse onu yenemez, ona karşı zafer kazanamaz ve herkes ona saygı duyar.
* Kendine inanan; başkalarını iknaya çalışmaz. Kendini bilen; başkasının onayına gerek duymaz. İnsan kendini kabul ettiğinde tüm dünya onu olduğu gibi kabul eder
* Başkalarını anlayan Bilgin, Kendini anlayan Bilgedir. Başkalarına karşı zafer kazanan kuvvetli,
kendine karşı zafer kazanan Kudretli.
* Kırkayak mutlu ve sakindi karşısına bir kurbağa çıkıp şakayla karışık, “Söyle bakalım hangi ayak hangisini takip eder” diyene kadar. Bu kırkayağın kafasını öyle bir karıştırdı ki dikkati dağıldı zavallının. Ve bir hendeğe yuvarlanıverdi. Nasıl yürüyeceğini düşüne düşüne!
* Hakikati anlatan sözler, güzel görünmezler. Güzel sözler ise hakikati söylemezler!..

Günümüzden 27 asır önce yaşamış Lao Tzu’ya şükranla…
Doğayı, Fıtratı, İnsanı, Dünyayı ve Evreni;
aslına sadık kalarak olduğu gibi anlayan,
kalıba dökmeyenlere selam olsun.

DAMLALAR İMZASIDIR RABBİN

Yana yakıla dua ediyor
her şeyi açıyorsun Rabbine
riyasız, içtenlikle
kalbin bi başka şimdi
için çekiliyor
iliklerine kadar titriyor
üşüyorsun
Sen kalmadın
Alem titreşiyor sende
kirpiklere tutunanlar
süzülüyor yanaklara
Ve damlalar imzası Rabbin
Kulum ister de
ben vermez miyim?

Anlamaya çalıştıkça
kuruduk eski pınarlar gibi
Anlamlar sizin olsun
verin gözlerimin incilerini
verin merhameti
verin sevgiyi
verin hesapsız
ve dile gelmeyeni
ve hiç bi zaman
kalemle kayda girmeyeni…

Ağlarsak anlayamaz
duygusala bağlarız
diye inanalı beri
Anlamak derdiyle
kilitledik kalpleri
Anladık, öğrendik,
dolduk lebâleb
hani nereye gitti
engin firaset
Anlarsam ağlayamaz
Ağlarsam anlayamam
nasıl da kastık kendimizi
şakakları sel alsa
yüzüm eskir mi?

Bildiğimi bilseydiniz
az güler çok ağlardınız
buyurana selam olsun…

Bildikçe ağlayamaz olduk biz
bildiklerinden değil demek bildiklerimiz
bildiğinden hisse düşeydi gönlümüze
elbet eğilirdik önümüze
ve dökülürdük sessizce…

Arz parçalanmadıkça hararetten
Gök pay vermezmiş Rahmetten

Rahmetten paya düşeni
gözyaşıyla alır da insan
hala tereddüt eder
duasına icabet olunduğundan
ağlayabilir mi kabul olmasa
yağmur düşer mi
arz çatlamasa

İsteyen, istenen o an birleşir
O an ki kalpler, O’ndan titreşir…

There is 1 comment for this article
  1. Ayşin Yıldız at 23:24

    Duygu , düşüncelerime ruhuma merhem olan bilgileriniz çok güzel Allah razı olsun . Kaleminize emeğinize sağlık

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir