Değiniler- 177

Değiniler- 177

HIRSLI VE ÖFKELİ, ÇÜNKÜ HAKKI SAVUNUYOR (?!)

Kendilerini, dünyayı iyi bir yer haline getirmek üzere özel görevli ve ilahi seçilmişlik sahibi görenler; dünyayı kötü bir yer haline getirmek isteyenlerle aynı enerjiye sahiptirler. Biri kötülüğe diğeri iyiliğe çalışıyor olsa da ortak paydaları; hiddet, öfke ve saldırganlıktır.

Haksızlığa, adaletsizliğe, ahlaksızlığa -sözde- karşı duruş geliştirenlerin söylemlerine, tavırlarına bir bakmanız yeterlidir öfke ve saldırganlığın aynılığını görmeniz için. Yanlış yapanı ellerine bir geçirseler; çiğ çiğ yiyecek kadar öfkeden gözleri dönmüştür. Bu normal midir?!

“Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır” Hadisine yaslanarak güya Hakkı haykırma iddiasında olanların söylediklerine, yazdıklarına bir bakınız! Kalbinizle, Gönlünüzle bakınız. Huzur enerjisi midir yayılan, yoksa negatif gerilim mi? Objektif değerlendirebilen hissedecektir…

Kendilerini iyilik havarisi gören insanlığa ışık olduğunu düşünen ve ima edenlere bakınız mesela. Toplumun bazı kesimlerine dönük aşağılama- dışlama hemen kendini belli eder. Taraftar adaylarına mavi boncuk-cennet vaadi diğerlerine gaflet-cehalet etiketi! İnsanlığı kucaklamak?!

Tarihteki devrimlere bakılırsa; eski idareyi zulümle suçlayarak propaganda yoluyla idareyi ele geçirenlerin onlardan çok daha acımasız uygulamalara imza attıkları görülecektir. Bolşevik devrimini yapanlar Rusya’da Çardan daha fazla zulüm yapmış, sürgün ve katliama girişmiştir.

Soygun, yolsuzluk, adam kayırma, gelir dağılımı gündemiyle yükselenlerin belli makamları geldikten sonra eleştirdiklerine rahmet okuturcasına usulsüzlükte tavan yapmaları münafıklık mıdır? Yoksa böyle olacağı daha karşı çıkış enerjilerinde bellidir de biz mi görememişizdir?!

Kabulü güç gelecek ama biliniz ki aşırı taraftarlık ile şiddetli muhalefetin enerjisi aynıdır. İkisinin de ruhuna aşırılık ve şiddet egemendir. Enerjiler madalyona benzer. Aşırı Sevgi? Çevir madalyonu arkası Aşırı Nefret. Aşırı Karşıtlık? Çevir arkasını Aşırı Yalakalık!

İslam Dininin önemli bir farkı da Aşırılığın her türünün hoş görmeyişi ve inananları hassasiyetle bunlardan sakındırmasıdır. Hz. Muhammed (sav) ibadet ve taatteki aşırılığı dahi hoş görmemiştir. Sevgiye de Nefrete de, Bağlılığa da Karşıtlığa da net ölçüler getirmiştir İslam.

Sevdiğini ölçülü sev, ola ki bir gün düşmanın olur. Kızdığına ölçülü kız, ola ki bir gün dostun olur. (Hz. Muhammed sav) Taraftarlık ve Muhalefet arasındaki fark bir madalyon çevirmek kadar! Ölçü illa ölçü!

– Peki biz karşıtlık yayını yapandaki taraftarlık potansiyelini veya taraftarlık yayını yapandaki karşıtlık potansiyelini sezebilir miyiz? Yani Şeytan diye sunulandaki Melekliği; Melek diye pazarlanandaki Şeytaniyeti görebilir miyiz?
– Elbette. Basiret bu demek zaten!
– Nasıl?

İslam deyince akla gelen yegane değer “Orta Yol” kavramıdır. Hz. Resulullah (sav) ın hayatı orta yol- denge yaşamıdır. Ve o yaşamda pozitif veya negatife dönük hiçbir aşırılığa yer yoktur. Duygulara prim vermeden Aklın; Arzulara yenilmeden Gerekenin yapılmasıdır o yaşamın esası!

Ve şaşmaz bir ölçü de şudur; Hiçbir toplum kesiminin ve hiçbir bilinç seviyesinin dışlanmaması… Herhangi bir yayında, söylemde dışlama hissetmişseniz yoğurdu üfleyiniz. İnsani olan; Merhameti ve Affı elden bırakmaz. Dışlama olan yerde İnsanilik yoktur.

Şer konusunda “Cehennem Zebanisi” kesilmek ne kadar yıkıcı enerjiye sahipse emin olun ki Hayır konusunda “İyilik Meleği” kesilmek de en az o derece yıkıcı ve itici potansiyeli içinde saklar. Melek görünende cadı, cadı bilinende melek olma ihtimali göz ardı edilmemelidir.

Taraftarlık da Muhalefet de aynı ırmağın farklı kolları. Deniz olanın, denize karışmak isteyenin bunlarla işi yok. Hoş, muhalefet etmediğinde yalaka sayılmak; destek vermediğinde öteye atılmak da mukadder. Orta Yol; Samimiyet yaşamıdır. Denge İnsanlarına selam olsun.

İNSANIN DEĞERİ NE İLE ÖLÇÜLÜR?

Rahatlık ve Mutluluğu yaşam gayesi haline getirmek; ahlaksal temeli bunun üzerine bina etmek domuz sürülerine yaraşır ancak. Yolumu aydınlatan; bana yaşama sevinci ve cesareti veren; İyilik, Güzellik ve Doğruluğu ülkü edinmemdir.

Sanat ve Bilimde hiçbir zaman ulaşılamayacak alanlara yönelmesem hayat bana bomboş gelirdi. Çocukluğumdan beri mal mülk edinmeyi, süslü püslü olmayı, kolay başarı elde etmeyi ideal edinmek, amaç haline getirmek bana hep tiksinti vermiştir.

Başkalarının alışkanlıkları, düşünceleri, yargıları ve tespitleri üzerine bir yaşam kurmak; kendi dengesini hiçbir zaman sağlayamamak; kendini bulamamak demektir.

Zorbalığa dayanan yönetimler; çevrelerine yalaka ve haydutları çekerler. Bir süre sonra zorbaları yıkan ve yerlerinden edenler de yine bu haydutlar olur.

İnsanın insana gösterdiği aşırı saygı; doymamış puta tapınma duygusunun bir yansımasıdır. Hiç kimseye böylesi bir saygı göstermedim, bana karşı gösterilen aşırı hayranlıktan da hep tedirgin olmuşumdur.

İnsan türünü ayakta tutmada Devleti değil insanın bireysel bilincinin gelişmesini çok daha önemli buluyorum. Çünkü hastalanana, kaza geçirene, acı çekene koşacak olan o tek insan bilincidir. Bu devletten önce gelir.

Savaş bana iğrenç ve budalaca gelir. Böyle bir işe girmektense dilim dilim edilmeyi tercih ederim. Savaş yeryüzünden çoktan kalkardı. Eğer iş, çıkar ve politika çevreleri Medya eliyle halkın sağduyusunu yanıltmasa, devlet Okullarla körpe beyinleri yönlendirmeseydi.

Hayatın, hissedilecek ve tadılacak en güzel yanı onun sırlı tarafıdır. Bu sır; kuşkusuz sanat ve bilimde saklıdır.

Kendi yarattıklarını ödüllendiren ve cezalandıran bir Tanrıyı benim aklım hiç almaz. Bu; biz insanların hırs ve beklentilerinden doğan gönüllü bir yanılsamadır.

Ulaşılamaz şeyler olduğu teslimiyetinde olan gerçek Dindarlara saygı duyarım. Dinlerin doğa korkusundan beslenen ilkel düşüncelerle şekillendiğini, onların devamı olduğunu da söylemeliyim.

Hayatın bir anlamı var mı? Elbette. Yok diyen insan kendi hayatını da başkalarının hayatını da boş sayan insandır. Öyle bir insan mutlu da olamaz mutlu da edemez. Çünkü o insan yaşamasını beceremez.

Bir insanın esas değeri; kendisini, ne kadar kendinden kurtarabildiği ile ölçülür. {Einstein} Büyük bilim ve düşünce insanı Einstein’ın görüşlerini okurken aldığım notlardan bir kısmı. İnsanlık ona minnettardır. Kendisini, kendisinden kurtarabilme azminde olanlara selam olsun.

İNSAN VE DERİNLEŞMEK

Bilimde derinleşenlere bakarsanız dinsiz kafa hiç göremezsiniz! Yalnız onların din anlayışı basit insanınkinden farklıdır. Bilimde derinleşen kafanın tanrıyla ilişkisi ceza-ödül ilişkisi değil belki baba-oğul ilişkisidir. Evrensel Nedenselliği çözenin anlayışı budur.

Bilimsel farkındalığa erenin din duygusu; tabiattaki işleyiş karşısında huşu ve şaşkınlık dolu bir hayranlıktır. Düşünen akıl, bu işleyişe yön veren Yüce Aklı fark edince nasıl hayran olmasın?!

Daha mutlu bir dünya için Tanrı kavramına ihtiyaç olduğunu sanmıyorum. Çünkü iyiler de kötüler de tanrı bizimle diyor. Herkesin tanrı adına hareket ettiğini düşündüğü bir dünyada bunca kötülük ve zulüm Tanrı ile açıklanabilir mi?!

Daha ahlaklı bir yaşam için;
✔ Sabırla girişilen çalışmalar
✔ Ezber metinlerden uzak sözel ve davranışsal eğitim,
✔ Açık yürekli ve samimi anlayışlar özlenen mutluluğa bizi ulaştıracak tek yoldur.

Kendi varlığına saygısı olan insan; bireysel ve düşünsel özgürlüğü ele almadan kendini yaşayamayacağını fark eden insandır.

Buluşlar, keşifler yalnız özgür insanlara vergidir, yalnız onlar yaratabilir biz modern insanların hayatını yaşanmaya değer hale getiren düşünce eserlerini.

İnsan diğer canlılar gibi doğuştan gevşektir. Onu dürtükleyen, uyaran birileri olmazsa hiç düşünmeden alışkanlıklarına, törelerine uyarak bir otomat gibi yaşamaya başlar.

İnsanların beden gücünden çok beyin gücü kullanmaya başlaması; bilimin eseridir. Bilim makineleşmeyi getirmese beden gücüne dayalı yaşam sürerdi. Kölelik bugün bitmişse bunu dolaylı olarak bilime borçluyuz.

Bilimin insan düşüncesine en büyük katkısı; tabiat olaylarını çözümlemesidir. Eskiden her şeyi tanrılara, cinlere, perilere bağlayarak açıklayan insan aklı bilimle nedenselliği bulmuş, tabiat kanunlarını keşfetmiştir. Bu, eski korkuya dayalı inançları iflas ettirmiştir.

Tabiat Yasalarının keşfedilmesi insan zihnine Evrensellik Düşüncesini getirdiği gibi insana kendi aklına güvenebilirsin, bak bunları insan aklı buluyor şeklinde Bireysel Özgüveni de güçlendirmiştir.

Çocukları başarı kazanmaya motive ederek yapılan eğitim iyi eğitim değildir. Bu onları yarışa sokar. Yarış egosal hırsları besler. Hem başarı; başkalarının payından almak demektir. Eğitim; Vermek; Paylaşmak üzerine olmalıdır. Başarmak ve Kazanmak üzerine değil.

Günümüz insanı Amerika ve Rusya öncülüğünde yürütülen propagandalar sonucu “Sağduyu Zehirlenmesi” yaşamaktadır. Onun için insanlara çok şey söyleyecek değilim. Nihayetinde herkes layığını yaşıyor. {Einstein}

Yine Einstein sözleriyle insan denen meçhulün derinliklerine ulaşmaya çalıştık. Sayduyu Zehirlenmesi yaşayan gaflet ehlinden olmamak niyazımla…

EVRENSEL SİSTEM OKUMASI OLARAK ATASÖZLERİMİZ

Bekara avrat boşaması kolaydır. Bizzat kendi hayatında deneyimlemediği konu hakkında konuşmak, hüküm vermek insanların kolayına gelir. Konuşulanı, yazılanı değerlendirirken sahibinin yaşam süreçlerini bilmek; bizi gaza gelmekten ve körü körüne teslimiyetten korur…

Başını acemi berbere teslim eden cebinden pamuğu eksik etmesin.  İnsanlarla yapacağımız işlerde ustalık, beceri, bilgelik önemlidir. Mecburen veya gayri ihtiyari ustasına ulaşamamışsak temkinli olmalıyız. Çünkü başa geleceklerden şikayetlenmek fayda sağlamayacaktır.

Yetim hırsızlığa çıkınca ay akşamdan doğar.  Haram, günah ve usulsüzlüğün bile yolu- yordamı vardır. Kötülükte ustalaşanlar bunu bilir. Kötülüğü huy edinmemişler, mecburen kötülüğe meylederse, dış şartlar bile aleyhine döner. (Özü temiz olan, pisliğe meyletse dahi onu Allah korur!)

Keçiyi yardan uçuran bir tutam ottur. İnsanın hayatını sarsan, geleceğini karartan büyük bela ve sınavlar genellikle ateşli arzuların açlığıyla hırs ve tutku ile davet edilen sahnelerdir.

Kuşa süt nasip olsa anasından emerdi. Genetik kökleriniz itibarıyla hiç de yakın, yatkın olmadığınız konu- alanlarda kendinizi değiştirmek gibi nafile çabalarla kendinize zulmetmeyiniz. Yapı itibarıyla yatkın olmayanları da ilgi duymadıkları şeylere davet etmeyiniz…

Kuş, kanadına kira istemez. Kendi hakiki potansiyelinin farkında olan, potansiyelini açığa çıkarmak kendisine kolaylaşan, yaptığını severek ve zevkle yapanın karşılık, ücret, bedel ve hatta sevap- cennet beklentisi yoktur. Olamaz…

Kısmetsiz köpeği kurban bayramında uyku basar. Gaflet, unutkanlık, ileriyi görememek, akışı okuyamamak nedeniyle kaçırdığınız fırsatlara üzülmeyiniz. Nasibinizde olan size gelir, kimse engel olamaz. Nasibinizde olmayanı kimse size veremez.

Gönülsüz Yenen aş, ya karın ağrıtır ya baş. Gönülsüz Pişen aş, ya karın ağrıtır ya baş. Size ulaşan nimeti değerlendirirken sizden yayılan enerji düşükse, değerlendirmeniz de düşük düzeyde kalır. Enerjiniz; işinize, ürettiklerinize, hazırladıklarınıza mutlaka yansır.

Kadına gökte düğün var demişler, merdiven aramaya başlamış.  Hayatı hazza, duyguya ve günü gün etmeye odaklı yaşamayı ilke edinen; bunları öylesine benimser ki imkansız ve olağan dışı kelimeleri onların sözlüğünde yoktur. Haz odaklılar; realiteyi görmek istemezler.

Cins kedi, ölüsünü göstermez. Asil ve bilge insan günün birinde aciz, mazlum, muhtaç, mağdur duruma düşse bile bunu çevresine kesinlikle belli etmez.

Sakınan göze çöp batar. Hayatı, bir şeylerden kaçma ve korktuklarından korunma olarak anlamışsanız, kaçtıklarınız ve korktuklarınız sürekli olarak karşınıza çıkacak ve sizi bulacaktır. Siz kaçış, korku ve korunma takıntınızı salıverene kadar.

Zor, kapıdan girerse; şeriat bacadan çıkar. Ahlak, namus vb değerler; doğruluk, dürüstlük vb erdemler konusunda kendinize de insanlara da fazla güvenmeyiniz. Zorlukların insanları nelere mecbur edeceği hiç belli olmaz! Zorluk dönemleri, değerleri iflas ettirir.

Kartala isabet eden ok, kendi yeleğindendendir. Yaşadığın acı, sıkıntı ve aksilikleri kendinden uzak görerek başkalarından ve dışarıdan bilme! Sana yaşatılan her şeyde senden bir maya vardır. Sende karşılığı olmayan sana isabet etmez. (Yelek; Kuşun kalın, sert tüyü)

Ardı sıra yüz köpek havlatmayan kurt, kurt sayılmaz.  Kapasitenizi riyasız-cesaretle ortaya koymaya başlamışsanız vasat-çapsız kişilerin çekiştirmeleri peşinizi bırakmaz. Bu da değerinizin ölçüsüdür aslında! Atasözleri, evrensel sistem okumalarıdır. Önemseyiniz!

ZULMEDENİN MAZLUMDAKİ HİSSESİ

Size zulmedenlere, canınızı yakanlara, hakkınıza girenlere çok da öfkelenerek kendinizi harap etmeyiniz. Çünkü onlar da nasiplerini, paylarını, kısmetlerini bu yoldan almaktadırlar. Aslında çok başka bir şey söylemeye çalışıyorum; sakince değerlendirebileceksen devam edeceğim.

Hayata, İlme ve Dine dair bilinen klasik yaklaşımlarda yükseliş, değişim ve dönüşüm hep iyilik, güzellik, faydalılık ve erdemler üzerinden anlatılır ve genel kabul bu yöndedir. Doğrudur da. Ancak hakikatin çok farklı, çok değişik, çok ters köşe yönleri de vardır.

Bu yönlerden biri de kimilerinin iyilik, güzellik ve erdemden nasibini; yaptığı zulüm, haksızlık ve acı verme üzerinden almasıdır. Zulmedenin mazlumda, can yakanın canını yaktığı kişide, azap verenin acı çektirdiğinde Hidayetten bir nasibi vardır. Hidayetten mi? Deli saçması mı?!

Sana zulmeden de bir insan.
Kalbi var di mi?
Vicdanı var di mi?
Onun da içinde konuşan iç ses (Rabbi) var?
Ne malum size yaşattıkları üzerinden hidayete ermeyeceği? Ne malum size verdiği acıdan sonra acı vermemeyi öğrenip mutlu etme konusunda bir ömür fedakarlığa girişmeyeceği?

Allah’ta yok, yoktur!
Sistemine akıl sır ermez.
Çözdüm diyeni bile ters köşe eder.
Hidayetten nasibi; zulüm, haksızlık, acı vermeye yazılı olan; size yaptıkları üzerinden o nasibi alıyorsa, bozulur musunuz? Bana ne ya? Neden ben der misiniz? Yoksa?!..

Sindirebilir misin bilmem de ben yine de söyleyeyim; Ebu Cehil ve E. Leheb’in Hz. Peygamberde bir nasibi vardı ki zulmettiler! Firavun’un Musa ve kavminde nasibi vardı ki sürgün etti. Nemrut, nasipsiz midir ki İbrahim’i ateşlere saldı?… Mahşerde hayret etmeye hazır mıyız?!

Allah, sana acı çektirmekle, çektirenin ilerideki Hidayetine senin üzerinden çentik atmış belki de bir tetikleme yapmış olabilir mi? Neden olmasın? O halde birinin hidayetine vesile olmak ve buna seçilmekten hoşnut olmayı denesen? Kızdın mı? Acılı arabesk demleye devam mı yoksa?

Ben mahşerde Ebu Cehille Ebubekir’i; Nemrutla İbrahim’i, Firavunla Musa’yı aynı sofrada sohbet ederken görürsem şaşırmam. Yanlarına yaklaşsam şöyle derler mi acaba; “Senaryo çok güzeldi. Biz de iyi iş çıkardık hani!” Bozuldun mu? Senaryoyu yazan Kudrete Kurban olurum.

Çektirene öfke kustuğun an aynaya bak!
İçin yanarken bak bir de aynaya
Bir de şunu söyle;
“Ya Rab, bazı kullarının Hidayetten nasibini benim çektiklerimle onlara veriyorsan ben buna
seçilmekten iftihar ederim. Onları seviyorum”
Bir de bunu söyleyince bak!
Hangi yüzün güzel?!

Bereketli vakitlerde, gel beraberce şunu diyelim: “Ya Rab! Bana acı verenlere acı verme! Ayaklarına taş değmesin, saçlarının teline dahi zarar gelmesin! Hatta içlerinde azap, mahcubiyet bile duymasınlar! Hidayetlerinde payım varsa bu bana yeter, buna şükrederim” (Âmîn)

UYARI KOROSU, İKAZ TİYATROSU

İnsanların göremedikleri veya çeşitli etkiler sebebiyle görmek istemedikleri Allah Sistemi işleyişinin kula dönük avantaj ve nimetlerinden birisi de şu anın, bir sonraki an veya anlarda yaşanacak olanlara dair apaçık belirtiler ve göz alıcı işaretler taşımasıdır.

Biraz iddialı olacak ama diyebilirim ki, Sistemde onu yaşayana; insana bir sonrası, ertesi, yarını hissettirilmemiş, yarınına dair ima ve ikazları gösterilmemiş hiç bir oluşum yoktur. Belki de Allah’ın, kuluna Merhamet ve Cömertliğinin en büyük yansımalarından biri budur.

Anadolu Bilgeliğinin sistem okumalarında buna “Perşembenin gelişi Çarşambadan bellidir” atasözüyle işaret edilmiştir. Yine diyebilirim ki insanın nereye gittiği, neye kürek çektiği, nasıl bir takdire koştuğu cümle alem eliyle ona bas bas bağırılarak, haykırılarak duyurulmaktadır.

Dikkate çekmek istediğim oluşuma Basiret, Firaset, Kalp Gözü, İleri Görüşlülük adı vermeyeceğim. Öyle dersek zihin, bunların özel yetenekler olup özel kişilere verilen kabiliyetler olduğunu düşünerek tembelleşir. Özel kişilere verilen değil her kula ikram edilenden bahsediyorum.

Dinlemesini, gözlemesini, izlemesini bilirseniz; yeminle söylüyorum ki bir sonraki anda, yarın ve daha ileri aşamalarda size ne yaşatılacağı size haykırılmadadır Allah tarafından. Kazanca mı Kayba mı, Faydaya mı Zarara mı, İyiye mi Kötüye mi yöneldiğiniz an be an söylenmektedir.

Yaşadığımız kayıp, acı ve kötü olaylarda “Böyle olacağını nasıl bilebilirdim ki”, “Ne bileyim göremedim” veya “Her şeyin iyi olmasını ve herkesin iyiliğini istemiştim” türünden sızlanma ve kendine acımaya dayalı savunmalar işte bu yüzden Allah Sisteminde geçersiz ve yersizdir!

Neden geçersiz? Çünkü ikaz edildin!
Neden yersiz? Çünkü bildirildi!
Gözüne sokulurcasına gerçek ortadaydı oysa! Direndin! Din adına, ahlak adına, değerler adına, merhamet adına direndin! Haklı mıydın? Haklı idiysen şimdi bu acı ve sızlanma niye? Haklı ve Hakla olan üzülür mü?!

Evladına düğün hazırlığında. Salonla ön görüşme için yola çıktı. Taksici karıştırdı yolları. Ara, tara yok! Dur dedi şoföre: “Yolu bu kadar karışan yerden hayır gelmez. Sen şuraya sür!”
Duymuştu Seslenişi!
Yeni salon eskisinden hem ucuz, hem ferahtı üstelik.

Bayram trafiğinde otobandalar. Aceleleri var. Kız çocuğunun midesi duracak gibi değil. Bulantı hat safhada. İhtiyar anne seslendi direksiyondaki oğula: “İlk mola yerine çek, bi saat dinlenelim” Kızsa da çekti. Nice sonra duydular; o saatlerde az ileride zincirleme kaza olduğunu!

Yap- Sat usulüyle lüks konut üretiyordu. Piyasada yaprak kımıldamıyor. Bilge dostuna danıştı. “Umreye git” dedi bilge. Tamam dese de içinden “Ben ne diyorum, o ne diyor” diye mırıldanmış ama söze uyarak düşmüştü yola. Mekke’de otelde hoş beş ederken 3-5 umreci konut aldı iyi mi?

Karışan yollar,
Midesi bulanan çocuk,
İşleri tıkanan müteaahide umre önerisi…
Ne anlatıyorum? Her yerden ve herkesten sesleniliyor sana!
O kadar Merhametli ki Yaratan, ayağına taş değmesin diye uyarı korosu, ikaz tiyatrosu kurmuş sanki!
Duyan?
Gören?
Sezen nerede?
Neden ama?

Farkında mısın, en Cahil gördüklerimiz en Mutlularımız!
Saf, aptal, uyuşuk saydıklarımızın da işleri alabildiğine rast gider.
Bunca bilgi, bunca tecrübe, bunca uyanışa rağmen senle ben niye bunalıyoruz? Çok Bilmişliğimizden olmasın?!

Cahillerimiz çomak sokmaz Allah Çarkına!
Gösterecek İrade, kullanacak Akılları olmadığından?
Saf ve meczuplarımız boyun eğmiştir hayata. Verirsen alır, vermezsen istemezler. Kâr- zararlarını bilemeyecek kadar bilinçsiz midirler?
Sen öyle san! Ve bu kabulle körükle Cehennemini!

Mahallemdeki esnafa, büyük sermayenin semtlere inmeye başladığında “Şirket olun. Hiper ve Grosmarketler geliyor, avm kuruyor holdingler, yutmasınlar sizi!” demiştim belediye ruhsat tecrübemle 20 yıl önce. Küçük olsun benim olsun esnafımın kafası! Yetkililere sövmek işe yarar mı?

Biliyorsun değil mi
Allah’ın en sevmediği günah Kibir!
Kim ne çekiyorsa Kibriya sadece kendine mahsus olan Allah’a kibir satarak Ondan rol çalmaya çalıştığı için çekiyor! Nasıl mı Kibriyaya kibirle kafa tutuyoruz? Açalım…

Her olayın gidişatı kendini belli eder. Bahar Yazın müjdecisi, Hazan Kışın habercisi. Akışı ve Gelişmeleri kendi aktığı gibi okumamız, değerlendirmemiz gerekirken işe küçük aklımızı ve bir türlü doymayan arzularımızı karıştırıyoruz. “Bence” ve “Ama” larla tutuşturuyoruz ateşimizi!

“Olması lazım” ve “Olmaması lazım”larla düşünmeyi maharet zannettiğimizden Olanla, olmakta olanla koparıyoruz bağlarımızı. İdealler üzerinden kafa tutuyoruz Realiteye. Kafa tuttuğumuz dolaylı olarak Sistemin Sahibi! Nasıl bir cesaretse bizimkisi Yaratanla güreşe çıkıyoruz adeta.

Şunu kabul et;
İkaz edilmeden hiç kimse cezalandırılmaz!
Suçlama varsa Yasa önceden yazılıdır.
Polis ceza yazmışsa ışık ve levhalar konmuştur.
Sen şimdi Yüce Yaratanın seni hiç uyarmadan, seni ansızın cezalandırdığını düşünüyorsun öyle mi? Sus! Sus ki gadab-ı ilahi artmasın!

Sen kulak kesildin de seslenmediler mi?
Sen göz kesildin de göstermediler mi?
Sen talep ettin, peşine düştün de buldurmadılar, ısrarla sakladılar mı?
Yoksa? Duygularına, sınırlı Aklına, bazı Değer- Anlayışlara bağımlılık derecesinde tutkun olmaktan mı sağır, kör, aciz oldun sen?!

Olması ve Olmaması Lazımla düşünmeyen için Sesleniş harika! Gösteri mükemmel! Bilgi-Öneri? Şelale misali çağlayan olmuş akıyor her yandan! Göz, kulak, his kesilirsen her an yağmada Rahmet, fışkırmada Bereket! İçine dön sorgula kendini! İlahi eşliğinde…

There is 1 comment for this article

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir