Değiniler- 179

Değiniler- 179

EDİLEN DUA ve YAŞANAN DUA FARKI

Dua etmeyi bıraktığımda duydum bende dua edenin söylediklerini. Ve o zaman fark ettim senelerce içimden seslenene muhalefet ettiğimi. Şimdi mi? Dua ederek şirk koşmam artık zaten dua etmekte olana! Çağlayanın altında havuzu, duşu özlemek? Yooo, yapamam, hiç niyetim yok!

Kıpır kıpırdı dudakları. Sus da akana kulak ver, yayına parazit olma, evrensel konseri dinle dedim. Bozuldu. Duasına çomak soktum, aklını karıştırdım diye. Öte yana gidip devam etti el açık mırıltılarına. Bense susmuş, evrensel koronun tınısına kapılmış, salıvermiştim gönlümü…

Engin denizlere açıldık Daldık, kulaç attık, uzaklaştık. Gemiye döndüğümüzde namaz geçmesin dedi. Geçmesin deyip durdum oracıkta. Tam Tekbir alıcam, abdest dedi. Denizden çıktık gülüm denizden! Olmaz, almalı dedi ve gitti.Dua ediyorlar… Denizdeyken de abdest alıyorlar…

– Su iç dememe gerek var mı?
– Yok, lazımsa bedenim susar zaten
– Yemek ye dememe?
– Hayır, acıkırsam hissederim zaten
– Dua et desem
– Evet dua etmeliyim
– Neden acıkma, susamadaki gibi işaret gelmesini, dua et hitabını beklemedin? Acelecidir insan. Acele şeytandan mıydı?
– .!?.

– Bebek aç kalır mı beşikte?
– Hayır, anne bırakır mı hiç!
– Temizlenecek olsa?
– Kıyamaz anne, temizler.
– Bebeğe bunca hassasiyet, hizmet niye?
– Âciz, masum, muhtaç çünkü
– Rabbin ve Annen?
– Haşa, kıyası mümkün değil
– Peki başka sorum yok
– Dua?
– Konu kapandı.

KENDİNE İNANMADAN ALLAH’A İNANMAK MI?

Kendine İnanmayan; Allah’a İnanamaz!..

Dikkat ettiniz mi, Allah’la aranıza girenler sizin kendinize inanmamanız için ne lazımsa yapmaktadırlar.
İnanç adına, Maneviyat adına bütün anlatımlarda “Fedakarlık”, “Diğergamlık”, “Adanmışlık” vb topluma ve kalabalıklara dönük erdemler özendirilir. Kendiniz Olmak, Özgüven Geliştirmek ve Özgür Düşünceler Taşımak “Bencillik” ve hatta “Günah”, “Şirk” diye etiketlenir. Neden?!..

Sözde sizi sizden, sizi nefsinizden, sizi egonuzdan korumaktadırlar. Arka plandaki gerçek daha farklıdır. “Toplumsal Dayanışma” cilasıyla “Gütme”,”Kullanma” gerçeği ustaca saklanır “Bencillik” yaftasıyla da “Kendiniz Olmak”tan sakındırılırsınız! Plan çok akıllıca ve harika işler.

Müslüman toplumlardan neden bilim insanı, filozof, mucit, düşünür ve çağa mührünü vuracak önder kişilikler yetişmiyor sorusunun cevabı? Kişi olmayı, kendi olmayı, özgüven ve özgür düşünceyi bu derece aşağılar, günahların en büyüğü diye zihinlere empoze ederseniz nasıl yetişsin?

Sömürü deyince akla Din Sömürüsü ve Maddi açıdan birilerini kullanma geldiğini biliyoruz. Oysa bahsetmek istediğim Zihnin, Düşüncenin, Hayalin, Yönelişin Sömürüsüdür. Para kaybedilirse kazanılır, ölmezsiniz. Ancak düşünceyi, zihni, hayali, yönelişi almışlarsa bitiksiniz demektir.

– Yöneldiğim, izlediğim, sevdiğim bazı oluşumların; ilim veya düşünce kulvarlarının bana Kendim Olmayı haram etmek istediğini anlayabilir, erkence sezebilir miyim?
– Elbette. Bunun ölçüleri çok açıktır. Tabii zihnen bazı temel inançların olmazsa olmazlığı ile uyuşturulmamışsan?!

– Erken uyarı işaretleri?
– Belli bir kitap okuma silsilesi izlenen ortamda “Başka kitaplar da var onları da okusak, niye okumuyoruz?” diye sor mesela
– Başka?
– Görüşleri tartışılmaz kabul edilen rehberi sorgula mesela orada!
– Kızmasınlar?
– Korkaklar Kendisi Olamazlar!

– Başka?
– Hatadan münezzeh kabul edilen özel insan takdimi var mı? Elitist, konumlandırıcı, insan ayırıcı, kendine bi şekilde özel vasıf biçici yaklaşımlar var mı, bunları dikkatle süz, incele
– Yalnızlıktan çekinirim
– Tek Başınalık; Yalnızlık tadılmadan yaşanmaz!
– ..!?..

– Galiba “Yalnızlık” ile “Tek Başınalık” ayrı şeyler.
– İyi sezdin, elbette ayrı. Yalnızlık ürkütücü bir acizlik durumu. Tek Başınalık; güçlü, kudretli bir duruş ve bakış biçimi!
– Bütün Peygamber, Filozof, Bilge ve Öncüler “Tek Başınalık”larını fark edip yaşayanlardır.
– ..!?..

“Tek Başınalığı”nın farkına varıp aidiyetlerini sorgulayıp hepsinden soyunma cesareti gösteremeyen; “Tek Bir Bütün Oluş”u yaşayamaz! Bütünü kucaklamak dahi Tek Başınalıktan geçer. Ne diyordu Nazım Usta?
Bir ağaç gibi tek ve hür,
Ve bir orman gibi kardeşçesine,
Bu hasret bizim!

Zihnine kement atılmasını, Düşüncene ipotek konmasını istemiyorsan “Bir Ağaç gibi” Tek Başınalığı yaşamayı göze alacaksın. “Orman gibi kardeşlik” zaten oluşacak, bulacak, kuşatacak seni! Unutma! Kendine İnanmayan; Allah’a İnanamaz! Kendine İnanmayı göze alanlara selam olsun…

DÜZLÜKLERE KIRAN MI GİRDİ?

“Şartlar ve Ortam ne olursa olsun Kendini Yaşa” türünden hakikat çağrıları, özgürlük ambalajında sunulmuş isyan, ret ve inkar çağrılarıdır. Zincirlerden kurtuluş ima eden bu çağrıların yıkıcı, bozucu, bozguncu boyutu hakikat ideali ve özgürlük büyüsü ile bilinçlere empoze edilir.

Bu çağrılara muhatap olanın gözden kaçırdığı ve bir anlamda oltaya gelen balık misali yuttuğu yakıcı ve acı verici zoka nedir? Öncelikle Şartları, Ortamı hiçe saymak! Daha sonra mevcut şartlar ve ortam olmadığında kendini yaşayamayacağına, özgürleşemeyeceğine inanmak! Başka?

Mevcut şartlar ve ortamın hakikati ve kendini yaşamaya engel olduğunu örtülü biçimde kabul etmek! Daha başka? Hiç gereği yokken bağlantıları koparma, bağları inkar ve etkileşimde olduklarına, sevenlerine sırt çevirmek! Ne adına? Sözde hakikate erişme ve kendini yaşama adına!..

Bu tür çağrılara uyanlara dikkatle bakarsanız hazin ve traji-komik bir manzara görürsünüz; özgürleşme adına mevcut bağları koparmışlar ama daha güçlü bağlarla kendilerini bağlamışlardır. Yakınlarına kafa tutmuşlar ama gidip kafalarını birilerinin boyunduruğuna teslim etmişlerdir.

Güya özgür bireylere dönüşmüşlerdir ama ne hikmetse sıkı sıkıya bağlandıkları, kopmayı kendini inkar saydıkları bir çevreleri ve yeni bağları oluşmuştur. Kafaları güya özgürleşmiştir ama bağlandıkları inanç ve görüşü sorgulayanlara ateş kusacak kadar fanatizm kölesi olmuşlardır.

Sorulacak en akıllıca ve en uyarıcı soru şu olsa gerek;
Bağlardan kurtulma adına yeni bağların zincirine vurulmak?
Düşünce ve İnançta özgürleşme adına bir düşünce ve inancın arsız ve çılgın fanatiğine dönüşmek? Değişim ve özgürlük adına isyanı kutsamak?
Bunun neresi hakikat?!

Dikkat ettiniz mi, gerçeği anlamak ve yaşamak dendiğinde önümüze hep bir şeylerin inkarı, reddi, koparılması konuyor. Sözde Gerçeği takdim edenler; siyahla beyaz kadar net olmaya ve mutlaka iki yoldan birini tercihe bizi koşullandırıyor. Gri alanları yok. Acaba dedikleri gibi mi?

Bir şeyi kabul etmemiz için önceki kabulümüzü çizmek, reddetmek olmazsa olmaz mıdır, yoksa böylesi bir sunumun başka maksatları mı vardır? Beyaz ile Siyah kadar net tercihe koşullanırken hayatın bir dizi gri alanı, gökkuşağı misali renk cümbüşü bütünüyle batıl ve yanlış mıdır?

Hayatın doğal akışında inkar, ret, kopma yoktur biliyor musunuz? En basitinden Doğal Seleksiyonda yoktur. Bir önceki bir sonrakinin zemini ve temelidir. Bir sonraki, varlığını bir öncekine borçlu olduğunu hiçbir zaman inkar etmez. Hayatın doğal işleyişi; minnet- şükran üzeredir!

İnşa adına bozgun, özgürlük adına kölelik, bağımsızlık adına zincirlenmek, hakikat adına gaflet, ilim adına cehalet… Böylesi bir hilenin kurbanı olmamak için çare? Korunma yolu ve yordamı? Nereden, nasıl, ne şekilde bakmalı? Kolay mı?!

Aslında çok kolay ve gerçekten çok basit.
Sadece sizi İkili Tercihlere zorlayanlara 3. yol ve yolları sormak!
Oyunları derhal bozulacaktır.
Deveye sormuşlar;
inişleri mi seversin, yokuşları mı?
Düzlüklere kıran mı girdi demiş!
Ve oyunu kökünden iflas ettirmiş deve!

Unutmayınız,
Egomuz, nefsimiz, zihnimiz kelimelerle büyülenmeye pek elverişlidir.
En çok sevdiği şeylerden biri de “Berikine Taraftar”, “Ötekine Muhalif” kesilmektir.
Ve insanları, toplumları, devletleri istedikleri istikamete sürmek isteyenler bu zaafları fevkalade kullanırlar.

Koca bir İmparatorluğu sadece iki kelimeye dayalı yayınlar ve algı operasyonları aşama aşama iflas ve yıkıma sürüklemiştir: “Hürriyet” ve “Terakki.” Bugün de kelimeler üzerinden aynı algı operasyonları ve zihinsel uyuşturmalar gayet sistematik olarak devam etmektedir. Görene!..

Ne veriym abime?
Milli-Manevi Değerler istiyorum
Onlar eski lezzetler, kendinizi bana bırakınız
Size tasavvuf üstü kuantum;
yanına enerji soslu kadim hikmetler;
ortaya teknolojik aydınlanma salatası
ve tatlı olarak meditasyonik astral seyahat öneriyorum.
Haydi Afiyet olsun

Kendini Yaşamak için ortam-şartları zorlamak, Özgürlük için bağları koparmak, Hakikate ermek için bir şeyleri dışlamak üzerine kurulu yayınlara karşı çok ama çok dikkatli olunuz! İnsan her hal ve şartta kendini yaşayabilir, hakikati zevk edebilir. Daimi Uyanıklık niyazımla…

DOĞRU SAYDIKLARIMIZ NE KADAR DOĞRU?

Benimsediğimiz, sevdiğimiz, taraftarı olduğumuzun çirkinlik, yanlışlık ve kötülüğünü; benimsemediğimiz, sevmediğimiz, karşı olduğumuzun güzellik, doğruluk ve iyiliğini görmeme, yok sayma eğilimindeyiz. Bu beşeri zihnin kendi kendini gönüllü olarak körleştirmesi ve kilitlemesidir.

Benimsediğimiz, sevdiğimiz, taraftarı olduğumuzun küçük iyilik, sıradan fayda ve basit ahlaki edimini; benimsemediğimiz, sevmediğimiz, karşı olduğumuzun küçük hata, insani zaaf ve beşeri kusurlarını yayma ve alabildiğine abartma eğilimindeyiz. Zihnin Mübalağa saplantısı mıdır bu?

Doğru, güzel ve iyi kimden gelirse gelsin yanında yer alma ve destek çıkma; Yanlış, çirkin ve kötü kimden çıkarsa çıksın karşısında durma ve önünü kesme duruşunu neden gösteremeyiz? Neden zorlanırız bunda? Altında yatan sebepler neler olabilir?

Sevmek ve inanmak; sevdiğimiz ve inandığımız her ne söylerse söylesin, ne yaparsa yapsın, ne işlerse işlesin desteklemek, güzel görmek midir? Teslimiyet- İtaat diye övülen bu ise aslında bu bir çeşit mankurtlaşma değil midir? Aklın ve iz’anın devre dışı kalışı kutsanmalı mıdır?

İnsanlığın düşünce gelişimi aşamalarından birinde sorgulamasız bağlılık İman; kayıtsız şartsız benimseme İtaat adıyla teşvik edilmiş, özendirilmiş olabilir. Çağımız hala o çağ mıdır? Düşüncemiz hala o aşamada mıdır? Değilse iman- teslimiyet vb yeniden ele alınmalı değil midir?!

– Seviyor musun?
– Seviyorum
– Sevdiğin için nelerden vazgeçebilirsin?
– Hiç bir şeyden vazgeçmem gerekmiyor
– O zaman sevmiyorsun
– O senin kısa metrajlı düşüncen
– Sevmek; fedakarlıktır ama
– Koşullandırmalarına tokum, sağdan devam et…

Algı Operasyonu sadece şimdi değil tarihin her döneminde vardı.
Bazı kabullerimizin aslında bir dönemin algı operasyonu olduğunu unutmuş gibiyiz.
Sevdin, fedakarlık etmeli
Benimsedin, her şeyine boyun eğmeli
İnandın, karşıtlarını reddetmelisin
Bu kabullere Hayır diyemez miyim?!

İster benimsediklerimiz, ister benimsemediklerimiz olsun;
ister sevmek, ister inanmak olsun hemen hepsine bir olmazlık veya olurluk ölçüsü konmuş, farkında mısınız? Ve bu ölçüler alttan alta zihinsel koşullandırmalarla dayatılıyor hepimize. Dar alanda kısa paslaşmalar misali.

Bir de şu var; bu ölçülerle hareket etmez isek, en azından buna uyum göstermezsek yalnız bırakılabilir, rijit ve marjinal görülebiliriz. Bu da işin alttan alta korkutmacası. Ve insanın en büyük korkusu Yalnızlık. Bilincin yalnızlık sopası ile dayatmaları içselleştirmesi….

Hayat her şeyiyle taraf olmaya, saf belirlemeye, tercih yapmaya bizi zorlar gibi. İki yoldan birini seçmeli, öyle yürümelisin, mesela. İkisini de seçmiyor, araziden gidiyorum desem? Veya bir yere kadar bundan, bir yerden sonra ötekinden gitmeyi seçsem? Olmaz mı? Neye göre olmaz?!

Bunca koşullandırma, bunca telkin
bunca ilkesellik görünümlü adaletsizlik
çözüm görünümlü kilitlenmişlik
aydınlık görünümlü kararmışlık
özgürlük giyinmiş esaret arasında
ben kendi seçimlerimle
Orta Yoldan yürüyebilir miyim?
Evet yeter ki azmet!
Dışlanır, yalnız bırakılırsam?!

Ortadan gideyim derken iki ateş arasında kalırsam?
Bütün Korkular, yüzleşene kadar korkunçtur.
Bir kere yüzleştiğinde korkulanın korkutulduğu kadar olmadığını zaten görürsün!
Hayat; Savaş diye inanmışsan ateşler içinde kalabilirsin.
Barış diye inanmışsan neden gülistan olmasın?

Unutma, her istikrarlı duruş kendi destekçilerini,
her cesur yürüyüş kendi yoldaşlarını kendine çeker.
İmanı inkara, teslimiyeti itaate, benimsemeyi ötekileştirmeye bağlamak
tarihin en büyük algı operasyonu.
Gölgelerin gücü adına mı?
Şeytanın kuvveti azımsanmamalı mı?
Hiç yok ki güçleri!
Varlık verme, olmayana!

Tevhid adına Şirk pazarlandı bize
İman adına İnkara teşvik edildik
Kabul adına Redde;
Sevgi, Fedakarlık adına köleliğe özendirildik.
Hepsine hayır demek,
kendince kendini yaşamak,
sağa sola prim vermeden
orta yoldan yürümek pekala mümkün.
İnanabilirsen göreceksin.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir