Değiniler- 180

Değiniler- 180

DUA; DİLENCİLİK MİDİR?

Her dua eden elinde olmadığını düşündüğü şeyi istemekte. Ve her yeni şey isteyen elinde olanı değerlendirip değerlendirmediğini düşünmeden olmayanı istemekte. Elinde olana şükran ve minnet duyan, onu değerlendirmeye çalışan ise istemekten edep etmede…

Elde olana şükran ve minnet duymadan olmayanı istemek? Elde olanı değerlendirmek ve yaşamak için gerekeni yapmadan, yapmaya yoğunlaşmadan yenisini istemek? Bunu insan insana yapsa adı ne olur? Nankörlük di mi? İnsanlar; Dualarıyla Nankörlüklerini haykırıyor desem, bozulur musun?

Mağdura aylarca yetecek gıda götürüp kilerini doldursan. Hafta geçmeden yeni gıda isteğiyle gelse. Verdiğin malzemeyi israf edip çoğunu çöpe döktüğünü işitsen ne yaparsın? Yüzsüzlük, Nankörlük bu der, merhametini başkasına kanalize edersin di mi? Rabbimiz de mi öyle yapıyor ne?!

Olana Şükür,
Olana Minnet,
Olanı Değerlendirmek…
Olmayanı istemeden önce buna yoğunlaşana
ne ihtiyacın var, senin için ne yapabilirim dediğinde
Rabbinden utanır edep ve tevazu ile
“Var elhamdülillah, çok şükür” der.
Sahici bir tevekkül ve huzurdur hali.
Neyi fark etmiştir acep?

Olanı değerlendiren;
değerlendirdiği kadarıyla yenisinin kendiliğinden geleceğini fark etmiştir.
Olana minnet ifade eden;
minneti kadarıyla lütuflara nail olacağını fark etmiştir.
Bunu fark eden için dua; eldekinin değerlendirerek yaşamaktır.
Dilenci misali İstemek değil !!!

Nicola Tesla, mabede koşup
Rabbim, İcat kapasitemi aç demiş midir?
Edison, bi köşede el açıp
Tanrım, yansın artık bu ampül demiş midir?
Kolomb, okyanusa açılma gücü istemiş midir bir üst yapıdan?
Hepsi de neyi kendinde bulduysa
ona yoğunlaştı değil mi?
Hiç ama hiç Dilenmediler!

Düzenli Kitap okuyorum
Günlük, aylık okuma programım var
Buna kimseden destek istemedim

Geçenlerde biri yazmış
“Okumana gıpta ediyorum izin ver bu ay kitap alıp yollayayım”
Diğeri “Ben de okuyorum, kitap değişelim mi her ay?”
Ben sadece okuyorum
Kimseden bi şey istemedim ki

Kitap basit misal. Okumak, ummadığım ikramlar sundu.
Dikkat et, istemedim, sundu.
Çok boyutlu Duayı “İsteme”ye indirgediğimizden beri
“Dilenci” konumundayız farkında mısın?
“Ayakkabı bağına kadar isteyen”lerden misin?
Yoksa “İnsan için sadece çalıştığı vardır”ı sezenlerden mi?!

En büyük Sır?
Hiç bir şey istemeden sadece verileni değerlendirmek,
bütün gücümüz, samimiyetimizle olanın hakkını vermek!
Ya isteklerimiz?
Eğil kulağına söyleyeyim:
“Olanı değerlendir, verileni yaşa, hayal bile edemeyeceğin nimetler yağacak üstüne”
Rabbimizin vaadi böyle!

TÖVBENİN RUHU

Tövbe etmek; bir ritüel değildir. Tövbenin bir kalıbı, usulü, yöntemi de yoktur. Tövbe etmek; Kişinin yaşadığı olayda bir kul olarak kendi hatasını fark etmesi; topu sağa sola, sebeplere, kişilere ve hatta kadere bile atmaksızın samimi bir pişmanlık duyması ve yaşamasıdır.

Tövbenin bir makam veya üstün bir güç tarafından kabulü; bu kabule dair işaretler alınması, beklentiye girilmesi de söz konusu değildir. Tövbe sadece ama sadece sizin kendi sorumluluğunuzu bütünüyle üstlenip bundan doğan pişmanlığı iliklerinize kadar yaşamanızdan ibarettir.

Sebepler, Kişiler ve Kadere yaslanmadan yanlışını fark ettin,
kabul ettin, üzüldün, mümkünse telafisine giriştin,
buna gücün yoksa samimiyetle Rabbine dua ettin.
Tövbe işlemi tamamdır.
Kabulü veya neticesi?
Buna takılmaya gerek yoktur.
Yine de kabule dair işaretler olabilir mi?!

Tövbenin gerçeklik kazanmasına ve yerini bulmasına en büyük işaret;
Vicdan Huzuru, Gönül Rahatlığı ve Eşsiz bir Rıza halidir.
Tövbeni samimiyetle yapmışsan bunu zaten hisseder, yaşarsın…

Pişmanlığı yaşadın, kendine itiraf ile ruhen yükü atmanın huzurunu da tattın,
vicdanen de ferahlık hissettin. Daha başka? Daha başka ne? İşlem tamamdır.
Hiç olmamış gibi, hiç yaşanmamış gibi yola devam edeceksin. Daha ne?

Tövbe ettin bir daha işlersen ceza ağırlaşırmış…
Mış mış da mışmış…
Fetvayı dışarıda arama, gönlüne sor…
Şu yanlışı da düzeltelim,
Tövbe kesin hüküm değil bir arınma antrenmanıdır.
Tövbe edersin, dayanamaz bi daha işlersin, bir daha tövbe edersin…
Kapılar kapanır sanma!

Tövbe bir kondisyon çalışmasıdır.
Yoğunlaşa yoğunlaşa istenen kondisyonu kazanırsın bir gün.
Kimse anasından futbolcu doğmadı.
Oynadı, antrenman yaptı, gelişti.
Tövbe de öyledir.
Günahı, hatayı, gafleti azaltma antrenmanıdır.
Devam eder o kondisyonu kazanırsın…

Bir zamanlar şöyle yazmışım:
“Vicdan Mahkemesine çıkıp ego avukatına pirim vermeden yüzleşen; aklanmıştır.
Vicdanla yüzleşerek aklananı kimse karalayamaz ve yargılayamaz.”
Aynı sözümdeyim.
Vicdan Mahkemesinde kendi duruşmasını kendisi görene selam olsun.

SUS, DUR VE BEKLE ÖYLECE

Bütün ümitleriniz kırılmış, tutunduğunuz dallar bir bir elinize gelmiş, çıkış aradığınız kapılar peş peşe yüzünüze kapanmışsa Rabbinizin size taa özünüzden seslenerek fark ettirmek istediği bir başka boyuta açılma vaktiniz gelmiş demektir. O an susmak ve öylece dinlemek vaktidir.

Cebraile (genel geçer akıl- hakim mantık kurallarına) Rabbimle aramıza girme demişti İbrahim. Ve öyle dediği için ateş ona serin ve selamet oldu. Mantığınız, aklınız, imkanlarınız ve yapabileceklerinizin tükendiği noktada neden bu aklınıza gelmez? Neden bitik hissedersiniz ki?!

İsmail öylece teslim olmuştu bıçağa.
“Baba gereğini yap beni teslim olanlardan bulacaksın” demişti.
Ve o noktada işlemedi dünya sistemi, kesmedi bıçak.
Mucizeler mazide mi kaldı?
Tabii hesapçı kafan ve çok bilmiş aklın izin vermez bunu anlamaya.
Bil ki bu sistem hala geçerlidir.
Mucize ve Kerametler dönemi kapanmış mıdır?
Anlatılanlar mitolojik masal ve cesaretlendirme öyküleri midir?
Kapanan bir dönem midir yoksa bilgi taarruzu altında maneviyat alemini dışlayan,
pozitivist bakışı kutsayan zihinlerimiz midir?

Bütün yolları denedin.
Yapılacak her şeyi yaptın.
Tüm ihtimalleri masaya yatırdın.
Su kaçağı kesercesine delikleri de tıkadın.
Hala sorun devam ediyorsa, ne yapmalı?!
Durmalı artık, durmalı!
Dur artık dostum, lütfen dur!
Sus, teslim ol, kıpırdatma dilini!
Ve tabii kalbini de!..

Vahiy gönlüne akarken unutmama,
ezberleme telaşıyla Resulullah (sav) sözlü tekrar edermiş.
Hitap şöyle gelmiş;
“Vahiy esnasında dilini oynatma!
Onu kalbinde derlemek ve seni Okutmak bize aittir.” (Kıyame 16-18)
Resulullaha adeta telaş etme diyen bu hitabın ruhu ne? Bize mesajı?!

Arıya bile vahyeden; vahyini kesmiş midir?
Yoksa o muhteşem akış, bir şekilde her gönülden süzülmede
ve açığa çıkmayı beklemede midir?
O muhteşem akışı ve bize beklenmedik güzellikler,
lütuflar, ihsanlar yaşatacak olanı biz nasıl kesiyoruz düşündün mü hiç?!

Hep bir telaş, hep bir şeylere yetişme, hep bir şeyleri çözme,
hep bir şeyleri anlama ve anlamlandırma koşuşturması içindeyiz.
Böylesine yoğun bir zihin neyi kaçırıyor, düşündük mü hiç?
Uğraş ve çaba elbet lazım.
Bu telaş ve koşu bize ne kaybettiriyor ve göremiyoruz?

Hitap neydi Resulullaha?
Vahiy esnasında dilini oynatma!
Vahiy; evrensel anlam, yaşam ve okuma açığa çıkışı halen sürmede…
Biz nasıl o esnada dilimizi oynatıyoruz?
Zihnimizin dırdırı, al ver al ver gürültüsü susmuyor di mi?
“Boşa koydum dolmadı, doluya koydum almadı” Yalan mı?

Hayatın akışı karşısında Zihni susturursak ne mi kazanırız?
Ne diyordu ayette?
Onu kalbine derlemek ve seni okutmak bize ait!

Kulum, zihnine kapılıp dağılma, seni ben zaten toplayacağım,
zaten sana kavratacağım, zaten çözeceğim problemini demek değil mi bu?
Daha ne?
Daha ne?

Bebeğin anneye, kuşun ağaca, solucanın toprağa,
balığın suya güvendiği kadar güvenmiyoruz Rabbimize!
Hep bi akıl etme, hep bi hesap!
Yorulmadık mı?
Ben yoruldum, susuyorum
Varlığın özünden konuşanı duymak
zaten akmakta olanın çağıltısına karışmak üzere
Size de öneririm…

ALLAH’A YARDIM ETMEK

İnsana en çok huzur veren insanî davranışlardan biridir Yardım Etmek. İnsanın insana yardımı; sadece insan kardeşinin boşluk hissettiği alanı doldurmak değil aynı zamanda Evrensel Bütünlüğe de katkıda bulunmaktır. Bu bakışla yardım; insanlığa, dünyaya ve evrene yardımdır.

Yardım; muhatabın eksiğini giderme, bir şey verme, kazandırma gibi görünse de işin esası; ruhu verenin kazandıklarında saklıdır. Gönülden, Riyasız, Hesapsız, Beklentisiz veren muhatabının gönlünden taşan Memnuniyet Enerjisiyle birlikte bütünün enerjisini de kendi yanına almıştır.

Kim bir insana hayat verirse (kurtarır, yardım ederse) bütün insanlığı kurtarmış gibidir. (Maide-32) birine yardım etmenin kişiye sağladığı muazzam getiriyi betimlemede zirve bir ifade. Memnuniyet Enerjisi; sadece birinin hoşnutluğunu değil bütünün pozitif gücünü kazanmaktır.

Eğer siz Allah’a yardım ederseniz Allah da size yardım eder ve ayaklarınızı sağlam bastırır. (Muhammed-7) ayeti çoklarının kafasını karıştırmıştır. Allah’a yardım? Haşa! Kast edilen insanın insana; insanın insan üzerinden doğaya, çevreye ve yaratılmışlara hizmeti ve getirisidir.

Yardım; talep cinsinden olmalıdır.
Acıkana su, susayana yemek ikram edilmez.
Maddi ihtiyaca maneviyat cevap vermez.
Manevi açlığı, maddi destek gidermez.
Bunalana; bunaldığı cinsten yardım edilmelidir.
Yardım talebine nasihatle karşılık vermek; ukalalık ve edepsizliktir…

Yardım eden; yardım ettiğinin Kaderine saygı duymalıdır.
Kaderine saygı duymak nasıl olur?
Önce güzelce onun hayat seyrini dinlemeli,
izlemeli, şartlarını göz önüne alarak çare geliştirmelidir.
Kişinin karakter ve yaşam anlayışına empati kurmak; onun kaderine saygı duymaktır.

Yardımın en güzeli; kırmadan, incitmeden bunalanın hayata bakış açısındaki pürüzleri bir şekilde ona göstermektir. İşte bu; balık vermek yerine balık tutmayı öğretmektir. Tersi, mevcut ön bilgilere dayalı, ön yargılı davranmaktır ki yardım edene çok şey kaybettirir! Nasıl mı?

Ön yargılar ve yerleşik ön bilgilerle kişinin talebini değerlendirmek; -yardım isteyene nispetle- “Tuzu kuru” edalarda ona tepeden bakmak ve onu aşağılamaktır. Niyetiniz bu olmasa bile sözünüz, haliniz muhataba bunu hissettirmişse kaybettiğinizin, yandığınızın resmidir! Neden?!..

Yardımla, biri üzerinden bütünün hoşnutluğunu alacakken
ön yargınızla birinin kırıklığının size akmasına izin verdiniz!
Suyunuza, atık su karıştırdınız. Başka?
Allah Sistemi Yasalarına göre bilinçli veya bilinçsiz Kınadınız onu!
Kınayan; kınadığını yaşamadan ölüyor muydu?!

İsteneni, istendiği kadar veremeyecekseniz de, vermek istemiyorsunuz da kısmen yardımcı olmanız sizi onun Kırıklık Enerjisi- Alınganlık Yayınından koruyacaktır. Şimdi anladık mı Anadolu Bilgeliğinde “Bir parça ekmekle de olsa kapıya geleni boş çevirmeyin” uyarısı neden yapılmış?!

Dertliye, bunalımdakine yapılacak en büyük yardım; Dinlemektir. Dille, halle onu aşağılamadan, nasihat verme ukalalığına, akıl satma kibrine düşmeden dinlemek. Günümüzde insanların o dinlemeye susamışlığı, sırf bunun için psikolog ve terapistlere para dökmelerinden belli değil mi?!..

Kültür köklerimizde Vermek; Kazanmaktır. Oysa çağın tüketim çılgınlığı maalesef bizi almak kazanmak diye kodladı. Gerçek manada kazanmak; verebildiği kadar vermek, paylaşabildiği kadar paylaşmaktır. Ya nankörlük görüyorsak?

Verdiğinden nankörlük görmen,
vereni kendin kabul etmendendir.
Veren sen misin ki?
Neye sahipsin ki verebilesin?
Kimin malını kime veriyorsun sen?
Varlığın Sahibi Yaratıcı karşısında
şu da benim diyebileceğin neyin var?
Bi düşünür müsün?!

Nankörlük; sana darbe veya acı çektirme amaçlı gelişmez.
Ya neden gelişir? Allah, nankör kuluyla sana
“Kulum veren sen değilsin, bırak şu sahipliği” demek istemiştir.
Ve bu manada gördüğün nankörlük dahi kazançtır, lütuftur.
Uyandırma servisidir Nankörler. Fena mı?!..

Veren; Allah’a ait olanı veriyorsa
Alan kim ve neyi alıyor?
Veren Allah, alan Allah!
Verdiğinde bu şuurla ver
Aldığında da tabii.
Ezilme yardım gördün diye.
Sende yardım alan da ta kendisidir bilesin!
Neden ezilesin ki?!..

Osmanlı Edebinde “Diş Kirası” vardır, gençler bilmez.
Nedir bilir misin?
Ziyafet veren, gelenleri mini hediyelerle uğurlar.
Anlamı; “İyi ki geldiniz, iyi ki yemeğimi yediniz, siz olmasanız veremezdim” diye!
Yemek yedir, üstüne bi de hediye ver yedi diye öyle mi?
Aynen öyle!

Osmanlının “Diş Kirası” edebi neredeeee bizim kendi kendimizi yalanlayan emlak ilanlarımız neredeeee?! Biraz gülelim mi? Kendi kendimize oynadığımız sahteliğe şöyle bir bakalım mı?

Verdiğini Allah’a yardım ve insanlığı diriltme
Aldığını Allah ikramı ve insanlığa lütuf bilerek verip alana selam olsun.
Vermesi en kolay, en zahmetsiz, en masrafsız şey;
İlgi, Sevgi ve Değer Vermektir.
Allah için ilgilenen, Allah için seven, Allah için değer verene
Ne mutlu!

There are 3 comments for this article

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir