Değiniler- 182

Değiniler- 182

ÖRTÜLÜ KİBİR VEYA TAKVA KILIKLI ŞİRK

Bireysel ve Kitlesel planda yaşanan ve bela, sınav, afet ve felaket diye nitelenen olaylara bir başka açıdan baktığımızda bunların ağırlıkla, kendini bütünden ayrı ve özel sayan, kendine özel anlam yükleyerek birlik bilincinden ayrışan bilinçler üzerine koptuğu görülecektir.

Ne hikmetse bir sorun veya aksilik yaşadığımızda birey planında aklımıza gelen ilk soru “Ben nerede yanlış yaptım?” olmaktadır. Sanki bütün yaşananlar yapılanların neticesiymiş gibi. Doğru soru, Yapmak ve Etmekten öte Düşünmek ve Bakmak üzerinden sorulmalıdır. Ne demeye çalışıyoruz?

Yaşadığımız hayat, yapılan ve edilenlerden çok düşünülenlerin, anlayışların, bakış açılarının, niyetlerin, dünya görüşlerinin çıktısıdır. Tıkanıklık, sıkıntı anında sorulacak soru; “Ben neyi yanlış anlıyor, nerede hatalı düşünüyor, neyi eksik değerlendiriyorum” olmalıdır…

Tarihin en acıklı asimilasyonuna; işkence, katliam ve insanlık dışı muamelelere maruz kalan kitlelerin inanç ve dünya görüşlerinde “Biz Seçilmiş ırkız, diğerleri Aşağılık Kölelerimizdir” anlayışı nedense hep içimi titretir. Maruz kaldıkları ile dünya görüşleri irtibatsız mıdır?!

Yaşadıklarımızı geniş boyutla ele alarak okumak gerekirken hatayı eylem, fiil ve davranış odaklı düşünmekle yapıyoruz. Bunalan, daralan, sıkışan hemen şunu söylüyor:
– Ben olabildiğince iyilik eder, sadaka çıkarırım, büyük günah işlemem, herkesle hoş geçinirim niye başıma geldi?

İşte bu soru Allah Sistemini kısıtlı bir bakışla anlama çabasıdır. Bu soruyu soran, ilmini genişletememişse, nefsine ağır gelecek yerden soruyu soramamışsa maalesef dinden, inançtan, Rabbinden soğumaya kadar vardırır işi. Göremediği; Sistemin sadece Fiillerden ibaret olmadığıdır!

Seneler önceydi. Gece yarısı nafile kılmak üzere uyandığım vakitlerde pencereden şehre bakar, “Çoğunluk mışıl mışıl uyurken Rabbim seninle olmak ne güzel” der şükrederdim. Bunu anlattığım bilge zat: “Şükür değil Edepsizlik bu!.. Uyuman, o namazdan daha hayırlı” demişti. Niye ki?!..

Televizyonda kötü yola düşen kızları izlerken yanı başındaki kızına sarılarak “Çok şükür evladım ahlaklı yetişti” diyen anne; hırsızlık, yolsuzluk, cinayet haberi çıktığında “Okkalı delikanlı bizim oğlan” diye göğsü kabaran baba, ne yaptığını biliyor mu?!.. Ne var altında?!..

Sakat, engelli, zihinsel özürlü gördüğünde refleks olarak yanlarındakine bakarak, sarılarak şükrediyor insanlar… Neye şükür? İyi ki bu benim ailemde yaşanmadı, şükrü. Öteki kim? İyi ki yaşanmadı şükründeki ötelemeyi, ayrıştırmayı ve hepsinden önemlisi Kibri görebilecek misin?!

İnsan zihni kendi kendini kandırmayı çok iyi beceriyor.
Birini eleştireceğimizde, kınayıp kendimizi üste çıkaracağımızda söze şöyle giriyoruz:
– Yanlış anlaşılmasın, kınamak için söylemiyorum. O bizim kardeşimiz.. Ama..
Bu ön giriş seni kurtarır mı örtülü kibrin ve kınamandan?

Fiiller Alemi, Kısas yasalarına göre işler.
Bir hata, bir ceza olarak karşılık bulur.
Ya Düşünce Alemi?
Ya Kalp Alemi?
Ya Gönül Alemi?
Sınırsıza açık değil mi bu alemler?
Düşüncenden geçenden sorumlu olmadığını mı düşünüyorsun hala?
Bunca acıya, sıkıntıya rağmen? Pes!..

Kibrin en iflah olunmazı gücünü hep İnançtan almıştır tarih boyunca. Hazin bir tecellidir bu. İnsanlığa büyük acılar yaşatanlar; din, ideoloji ve anlayışlarını özel varlık ve diğerlerine üstünlük sebebi sayanlardır. Hangi yönlerinle kendini genelden ayırıyorsun? Sor bunu kendine!

“Hangi yönlerden kendini genelin halinden ayrı ve özel sayıyorsun?” sorusu hem anahtar, hem şifadır. Onun için bir sıkıntı yaşadığında nerede yanlış yaptım deme, bunu sor önce! Bu sorunun cevabı “Örtülü Kibir” ve “Takva Kılıklı Şirki”ni gözüne sokacaktır. Sorabilir misin?

Bireysel ve Toplumsal plandaki acı- sancılarımızın altında göremediğimiz ayrıştırıcılık kibri var diyorum. Neye dayanıyorum? Oku Hadisi Kudsiyi: “Azamet gömleğim, (Kibriya) büyüklenme de kaftanımdır. Biri bunları benden soyup almaya kalkışırsa ona azab ederim.” [Müslim H. 2620]

Bilesin ki Sınav- Bela dediğin;
Dışladıkların kadar dışlanma
Reddediklerin kadar reddedilme
Aşağıladıkların kadar aşağılanma
Ötelediklerin kadar kısıtlanma sürecidir.
Yüreğin yanıyorsa Kafana bak
Kafanın içini yakan Kibri yakaladığın an
Cehenneminin söndüğü andır!
Dualarımla…

BİLGİ SAHİBİ, BİLİŞ CAHİLİ

İnsan;
Konuşmasıyla Sessizğin
Çabasıyla Teslimiyetin
Görüşüyle Basiretin
Duyuşuyla Hitabın
Okuyuşuyla Kelamın
Dünyasıyla Hayatın
İsteğiyle Duanın
Arzusuyla Sezginin
Hırsıyla Kalbinin gerçeğinden mahrum kalan zavallı!

İletişim konuşmak değildi
Söz ve yazı hiç değildi
İletişim çapı derin, sonsuz, sınırsızdı insanın
Hayvanlar koklaşa koklaşa
İnsan konuşa konuşa dediler
Önce söz vardı,
Yazı büyüdür, dediler
Kapıldı bunlara
Ve hiç anlamadı insan
Gönül Dili ve Gönül iletişiminden hızla kopuşunu…

Sohbet dedi
Telefon dedi
Buluşma dedi
Ziyaret dedi insan
İletişim sadece bunlar demekti artık onun için
Ve gün geldi
Kalbiyle sezip haber verene
Gönülden işitip bildirene
Meczup, deli gözüyle bakar oldu insan
İletişim Çapını elleriyle sınırladı
Kendi kendini daralttı insan…

Kazanmak için çalışmalı
Elde etmek için çabalamalı
Galip olmak istiyorsa boğuşmalı
Varmak istiyorsa yola baş koymalıydı insan
Çabasız kazanç
Çalışmadan rızık
Savaşmadan başarı
Adanmadan varmak yoktu artık onun için

Veren, böyle sınırlanabilir miydi?
Ve Teslimiyeti unuttu insan…

Bilmek için bilgiye
Sevmek için sevgiye
Görmek için gözlere
Seyir için duruşa sahip olmalıydı insan
Göz var iz’an var
Hak var adalet var
Olamaz başka türlüsü dedi insan
Ve inandı olamayacağına
Elveda dedi Basiret ve Firaset Okyanusuna…

Duymak için kulak kesilmeli
İşitmek için dinlemeli
Anlamak için anlatılana dört elle sarılmalıydı
Avcı gibi etrafa göz, kulak kesildi
Bilgi kovalar oldu tazı misali
Hitabı böyle işitecekti
Her gün, her an içinden Seslenen mi?
Onu dinleyecek ne vakti, ne inancı kaldı insanın…

Bilgi birikimi okunmadan
Yazılan anlaşılmadan
Bâtına, arka plana, sırlara dalmadan nasıl varılırdı gerçeğe?
Kütüphaneler dolusu kitaplar
Zihinler dolusu fikirler depoladı insan
Kelamı Okumak adına
Kitapsız Hitaba
Bilgisiz Bilişe açılabilir mi şimdi?
Heyhaaat o tren çoktan geçti!

Miras bir karakter
Devredilmiş bir mizaç
Edinmeye muhtaç ve aç doğdu insan
Dünyasıyla adım attı hayata
Yüklediler ona yüklenebilecek her şeyi
İnancı, ahlakı, bilgiyi, töreyi, geleneği
Hepsini sahiplendi ve hayat bu dedi insan
Hayatı; Dünyasıydı
Sormadı hiç asıl Dünya nasıldı?!

Tükenmez istek
Bitmez emel
Erişilmez ideal
Sınırsız hayallerin sahibiydi insan
İstemeli, yönelmeli
Yoğunlaşmalı, arınmalıydı ki dua gerçekleşsin
Dua, istemekti
Zikir, sayı basmak
İbadet, bireysel yaşamak
Bencilliğine Dua dedi
Benlik tatminine İbadet
Hayret ki ne hayret!..

Arzuları var insanın
Hormonal yapının imalatı arzular
Bedenselliği kendine yediremezdi insan
Hem bu bayağılık olurdu
Anlam yükledi arzuya
Manevi, Kutlu, Yüce anlamlar
Aşk dedi kudurgan şehvet ateşine
Sevgi dedi doymak bilmeyen nefs ezikliğine
Ve böylece kapandı Sezgi İklimine…

Hırs ve Tutku dendi mi
Hafazanallah, evlerden ırak derdi insan
Beklenti hırsıyla yedi sevdiklerini
Mertebe hırsıyla tüketti insanlık şerefini
Çocuğunu, eşini, dostunu, sevenlerini
Hiç acımadan hırslarında öğütmeye devam ediyor insan
Kalbe, Gönle İhanet ettiğini hiç anlamadan!..

Ve bir dost meclisinde Şöyle sordu sözü ta ciğerinden gelen:
– Söyle bakalım yazar efendi, “Bilgi Sahibi” ile “Biliş Sahibi”nin farkı ne? Okumadan alim, yazmadan katip olanı bildin mi?
Sustu yazar
Susuş o susuş
Bilgi Sahibi belli de
Biliş ne, Biliş Sahibi de kim ki?
Ya Nasip

ÖMÜR YETER Mİ KENDİNİ TANIMAYA?

İnsan ömrü; insanın kendi hakikatini tanımasına kesinlikle yetmez!

Kendini Tanımak,
Ölmeden Evvel Ölmek,
Aydınlanmak gibi kavramlar;
İnsanın kendi hakikatini bütünüyle tanımasını değil,
kendi hakikatini tanıma sürecinin eşiğinden ilk adımı atmasını ifade eder.

İnsan ömrü kendi hakikatini bütünüyle tanıma ve kavramaya yetseydi Allah Resulü (sav) vefat ederken “Allahumme Refiki A’lâ” [Allah’ım, daha yüksek boyutlara, daha yüksek boyutlara] duasında bulunmaz “Elhamdülillah, ben bu işi burada hallettim” derdi. Dememiştir. Dikkat et!..

Allah’ın Resulü dahi dünyaya veda ederken ben işi hallettim dememiş yüce boyutlar, idrakler, anlayışlara talip olduğunu açık etmişse; tanıma ve tamamlanma sürecinin ucu açık demektir. Resulullah böyleyken sen işi halletmiş Zatlar vehmediyorsun öyle mi? Allah seni uyandırsın!

İnsan ömrünün insanın kendini tanımasına yetmeyeceğinin Musevilik, İsevilik, İslam’daki en güçlü delili; Ahiret inancında ifadesini bulan karşılık alma süreçleridir. Uzak Doğu dinlerindeki enkarne döngüsü dahi bunun delilidir. Hiç kimse, kendi hayatında kendisini tamamlayamaz.

Çocuğunuzu neden çok seviyorsunuz?
Torunlar neden tadından yenmez meyve gibi?
Ömrünüzün yetmeyeceği hayal, dua, ideal ve niyetleriniz
sizden sonra onlarda açığa çıkacağı için.
Kısa vadede Çocuk; uzun vadede Torun;
Yarım Kalmışlığınızı tamamlayacağı için…

Yarım Kalmışlığımız, genetik kodlarımızı açığa çıkaracak Neslimiz üzerinden Bedeni boyutta ve Dünyada; Ruhumuz ve Ruha yüklenmiş pozitif ve negatif kazanımların karşılığı, bedeli olarak Berzah ve Ahiret Süreçlerinde tamamlanacaktır…

Kanmayınız;
Ben hallettim,
Boyutlar aştım,
Mertebeler geçtim,
Kendimi Gerçekleştirdim diyenlere…
Aldanmayınız;
Büyüğümüz beşer üstü noktada,
Önderimiz meleklerle aşina,
Rehberimiz en ulvi makamda,
Danışmanımız hepimizden başka dünyada diyenlere…

Nehrin fotoğrafını çekip algınızı bir karede dondursanız,
ırmak budur deseniz olur mu? Dediğiniz anda bile çok sular akmıştır.
Aynaya, işte ben deseniz; nöron, hücre, kan vb hızına yetişilmez biçimde değişmededir sizde.
Akanı durdurmaya güç yetmiyorsa? Hallettim demek ne?!

Başlangıcı yok aktığımız süreçlerin Sonu? O da yok Akıyoruz, akmayı dileyenin dilediğince Varacak menzil? Dönülecek sıla? İnan onlar da yok Sadece “Yolculuk” var tadını çıkarabilirsen Halletmek, Çözmek, Ermek zannına düşmeden Yolun zevkini alana Hayırlı Yolculuklar dilerim…

BALON VEYA KURTARICILARDAN KURTULMAK

Her asırda, her devirde beklenmiş ama gelmemişse…
Her cemaat, her grup, her memleket kendinden çıkacağını savunmuş ama çıkmamışsa…
Kur’anî ve Nebevi Hakikatin ruhuyla uzaktan yakından alakası yoksa…
Hemen her inançta benzer mitler varsa…
O kavram Balondur!..
Ba-lon !!!

15 sene kadar önceydi. Bir hac düştü gündeme. “Filan zat hacca gidiyor, biz de gidicez” diye fısıldadı sohbet arkadaşım. Neden sesli söylemedin dedim. “Çok gizli” dedi, “Ben de gidiyorum” derken gözleri parlıyordu. Kenara çektim, neden bu kadar önemli bu hac dedim. Özetledi…

“Bizimki kendini bu hacta ilan edecek. Biz de bu ilanda yanında bulunma şerefine ericez” dedi. Ve sallamasyon hadislerle uydurmasyon tasavvuf rivayetlerinden olan “Mehdi kendini ilan ettiğinde yanında olan 313 kişi kurtulan zümredir” sözüne yaslanıp “Onlardan olmak niyetim” dedi.

Bazen çok iddialı olurum, “İnşallah avucunu yalar, mosmor dönersin” dedim. Hacca gitti. Beklenen, hacca gelmemiş o sene. Dönüşte zemzemini içerken dedim ne hayır? “Gelmedi ama hiç olmazsa o yolda olduğumuzu gösterdik” dedi. Sevsinler… Ne gariptir kendini bile isteye aldatmak!..

Bizim 313 ler mosmor dalak döndüler
İnanca bakar mısın?
Hacca gidecek paran varsa, o grupta isen,
kulağına fısıldanacak kadar grubun seçilmişlerinden (?) isen
ve sessizce hacda onun yanında durmuşsan kurtuldun gitti!
Paran, Grubun ve birilerine sadakatin (?) kadar kurtulmak?!

2020 yılı için kendime, sana,
Müslümanlara ve Tüm İnsanlık Ailesine
yapabileceğim dua, niyaz, temenni ve dilek
sadece iki kelime ekseninde olacak;
Allah, size 2020 yılı itibarıyla
“Kurtarıcılardan Kurtulmuş”
bilinçler olarak yaşamayı lütf-u ihsan eylesin! (Âmîn)

KENDİNİ KENDİNDEN GERİ ALMAK

Yönlendirme, empoze, özendirme veya sakındırma şeklinde gelişen insanın insana reva gördüğü düşünsel ve bilişsel güdüleme süreçlerinin yıkıcı, bozucu, uyuşturan ve insanı kendine yabancılaştıran etkilerinin kapsama alanı dışında kalmak ancak ve ancak Kitap Okumakla mümkündür…

Kişinin kendisini kendisinden
kendisini toplumdan
edinilmiş kalıplar ve
yerleşik bakışların sığlığından
kurtarması mümkündür.
Kitap Okumak; kendinizi kendiniz diye size dayatılan
ve yaşatılan anlayışlardan kurtarma faaliyetidir.

Size bir şeyler dikte edenler
empoze edenler
ve yönlendirenler
önünüze şablon bilgiler
kalıp düşüncelerve değişmez ölçüler koyarlar…
Bu ne mi demektir?
İradenizin, enerjinizin, kudretinizin sizden çekip alınması…
Bütün bunları geri alma yolu Kitaptır.

Çünkü kitap size dayatmada bulunmaz. İstediğiniz an istediğiniz kadar okur, istediğiniz yerini önemli bulur, istediğiniz konuları işaretler, istediğiniz cümleleri çizer, istemezseniz kapağını kapatır kaldırırsınız. Kim, hangi grup, hangi rehber size bu kadar özgürlük tanır?!..

Sordukları sorulara “Şu kitabı incele, cevap orada” dediklerimden çoğu “Sen anlat birkaç cümle ile” veya “Biz sana güveniyoruz” lafına sığınıyorlar. Bu ne mi demektir? Onlara özgür olun, tezgahtan siz seçin diyorum onlar sen yönlendir diyorlar. Tembellik Kurbanı Gönüllü Köleler!

Benim sana vereceğim bilgi ve fikir; ancak üstüne elbise olur. Onu hiçbir zaman parçan, özün gibi hissedemezsin. Kitap okumak; bilginin, fikrin, düşüncenin damarlarında kan olup akması, hücrelerinde can olup parlaması ve kalbinde kor olup ısıtmasıdır seni. Cana can katar okumak!

Bir de Diyalektik Okuma var.
Biz Müslümanların ve Ortadoğu Halklarının alışık olmadığı okuma…
Kadınların örgü tarifinde bir ters- bir düz geçer bilirsin di mi?
Hah işte. Diyalektik Okuma odur.
Bir ters bir düz.
Zordur ama.
Herkes girişemez ona.
Nasıl mı? Az daha açalım!

Mesela “Kur’an ve Evrensel Gerçekler” ismiyle Kur’anı ve mesajını öven bir kitabı okuduktan hemen sonra “Kur’an Sümer Tabletlerinin Kopyasıdır” tezini savunan kitabı okuyabilir misin? Kafan mı karışır? Tövbe tövbe mi?
Diyalektik Okuma işte budur.
Şükür ki bunu yapabiliyorum…

Mesela herkesin bir M. Kemal’i var bu ülkede. Bir kesim için “İnsanüstü Kahraman”, diğer bir kesim için “Değerlere Düşman”… Tanrılaştıran var, yere geçiren var… Hangisi? Kendi M. Kemal’imi tanımak için onlarca eser okudum. Tanıdım mı? Çok şükür. Söyler miyim? Hayır.

Söylemem çünkü o benim çalışmamdı. Okudum. Yabancıların yazılarını, siyasi izahları, hatıratları, lehinde- aleyhinde yazılmış olan ne varsa hemen en önemlilerini okuyup buldum kendi M. Kemal’imi. Şöyle biridir desem bu benim görüşüm olur. Sana faydası yok! Oturup okuyacaksın…

“Tasavvufsuz Olmaz” diyen kitabı da “Tasavvuf Uydurma Dindir”
diyeni de okuyabiliyorum hiç gocunmadan. Kolay oldu mu? Hayır.
İmanımı kaybediyorum!
Nereye savruluyorum!
Raydan mı çıkıyorum!
dediğim çok oldu.
Raydaki tren değilim artık
Düzlemlere de sığmam, çizilmiş yollara da…

Kendini Yeniden İnşada nasıl bir okuma yolu izlenmeli?
Sevdiğim alanlardan seçtim bazı kitapları
Bazılarını uzak durduğum, bana ters gelenlerden
Muhafazakar çevrede büyüdüğümden Seküler çevreye uzaktım.
Seküler hayata dair az mı roman okudum. Sırf kalıbımın dışını tanımak için…

Felsefeyle ilgiliydim lisede. Tasavvuf, felsefeyi aşağıladı hatta şirk imasında bile bulundu. Bir süre yedimse de sinmedi. Kendimi kendimden kurtarma sürecinde daldım Eski Yunana. Beyin zonklatırcasına düşünen doğa filozoflarından sofistlere aklı kullananlarla selamlaştım. Geç kaldım bağışlayın dedim.

Freud, cinsellik manyağı,
Nietzsche, kafayı bozdu
Marks, yahudi ajanı dediler…
Tek tek okudum eserlerini.
İnsanlığa tuttukları aydınlık fenerinin ışığında kamaştı gözlerim.
Onlardan da özür dilerim. İyi ki vardılar iyi ki…

Ah Sabahattin Ali…
Ah bir dönem sol kafa isyankar kafa dediğim.
Ah benim mezarı bile olmayan, faili meçhule kurban giden yüreğim.
Çok geç kaldım seni tanımada.
O nasıl romanlar yaaa!
O nasıl insan ve karakter tahlilleri Sabahattin!
Mezarın olmasa da hala zirvedesin!

“Amellerin en hayırlısı; az da olsa devamlı olandır” buyurur Allah Resulü Hz. Muhammed (sav)
Okumaya günlük sayfa adedi belirleyerek başla. Ben günde 50 sayfa okumayı emrettim kendime. Sen zorlama, günde 10 sayfa de mesela. Ama okumadan yatma! Göreceksin kolaylaşacak sana da…

Bir kitabı alınca bitirene kadar zorlama, bıkarsın!
3 kitap al mesela. 1 Düşünce, 1 Şiir, 1 Roman.
Düşünce yordu mu Şiir okuyarak dinlen.
Şiir çok mu duygusala bağladı, romanla nefeslen!
Kitap okumadan yorulan kitapla dinlenmeli…
Okudum az uyuyayım deme bi daha okuyamazsın!

Bu aya 3-5 kitap seçtim kafadan
Ya gelecek ay nasıl seçicem?
Seçmene gerek kalmayacak.
Bu ay okudukların gelecek ayın kitaplarını çekecek.
Ve sen kitaplara çekile çekile açılacaksın okyanuslara…
Bırak kendini kitaplara
Onlar götürür en renkli dünyalara…

Kendini, kendinden geri almaktır kitaplar.
İradesini, enerjisini, niyetlerini sömürttürmemenin sigortasıdır kitaplar.
Birilerinin gözlerinden değil, kendi gözlerinden ufukları seyretmektir kitaplar…
Unutma
Bi ters bi düz
Hep aynı değil, hep farklı okumak
İyi Okumalar sana…

There are 3 comments for this article
    • Gülbin at 12:52

      Bu nasil icimi titreten , zihnimi netlestiren , kendimi bulduran ifadeler. …. Yazilarinizla dun tanistim. SELAM…..

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir