Değiniler- 183

Değiniler- 183

ARAMALI MI?

Aramak; bulamadığına, sende olmadığına inandığın, kendini eksik hissettiğin konuya dönük çabadır. Her Arayış; doğal olarak dışa doğru eylemler zincirine girişmeyi gerektirir. Bu nedenle her arayış; dışsallığı beslediği gibi sende bir eksiklik olduğu inancını da güçlendirir.

Aramalı mıdır insan?
Kuşku yok, elbette derler cevap olarak
Eksik midir peki insan?
Yarım mıdır?
Yaratılışında kör noktalar, boşluklar mı vardır ki?
Eşrefi Mahlukatsa?
Esmanın tamamı yüklüyse?
Aramalı, bulmalı, arayın, bulun, koşun çağrıları ne menem çağrılardır öyleyse?!

Olmayanın olmasını isteme değil mi Dua?
Veya olanın istenmediği, daha iyisinin verilmesi Niyazı değil mi?
Bol bol dua edin! Dua mühim!
Bol bol eksiklik hissinizi güçlendirin!
Olana razı ve memnun olmayın sakın!
Dahasını isteyin!
Pekiştirin Yokluk Bilincini!
Ne diyorum ben yaaa!

“Mutluluğun Anahtarı” anlatılıyor
O anlatımı dinlemekle şunları da kabul ediyorum;
Demek ki mutlu değilim
Zaten mutlu olamam
Çünkü o kilitli kapılar ardında
Açmak ve yaşamak için anahtar lazım
Mutluluğun Anahtarı anlatılıyor
Mutsuzluk Pazarlanıyor desem
kızar mı Gelişimciler?!

Parayı hayatımıza çağıralım
Paranın hayatımızda olmadığı inancını güçlendirelim
Bereketi çoğaltalım
Şimdi bereketsizlik var, ikna oldum
Aile huzurumuz için bu uygulamalar
Anladım şu an aile huzurum yok, sayende huzursuz olduğumu pekiştireyim.

Çocuktum, eğitimciler gelirdi köye. Kadın hakları, Kızların bilinçlendirilmesi, Çocuk yetiştirme seminerleri. İlkokula toplarlardı kadınları. O günlerde biri şöyle diyordu ötekine kahvede duydum; “Bunlar geleli evde huzur kalmadı. Hatuna da kıza da bi haller oldu arkadaş!”

Hakikaten evlere bir haller oldu. Özgürlük, Haklar, Yenilikler, Bireysellik derken hızla yitip gitti bir şeyler. Şimdi mi? Hala aynı teraneler ağızlarda. Hak, adalet, özgürlük, bireysellik, güvence vb. Bunca öfke, bunca nefret, bunca ötekileşme ne peki? Neyin bedeli, bildik mi?

Bir hoca efendi gelmişti kasabaya. Kürsüyü sallamıştı vaazıyla. Herkes ilmini konuşuyordu “Bir ayete 7 mana verirmiş. Surelerin sırrını bilirmiş” Resulullah sahabesine dini tebliğ ederken sahabe 7 mana aramış mı? Ayetler sırlı mı? Yoksa anladığı manaya eyvallah deyip yaşadılar mı?

Pazarlama taktiğidir, önce o mala ihtiyaç bilinci oluştur, yokluğuna inandır, faydasına yönlendir, sonra da seri satışlara başla… Pazarlama çağında ne güzel pazarlanıyor hiç de ihtiyacımız olmayanlar… Ne güzel inandırılıyoruz gerekli olduğuna nice gereksiz şeylerin…

Abi çekmediğim esma zikri, okumadığım dua kalmadı.
Senelerdir neler yaptım neler…
Bu kadar mı olur? Ne işim düzeldi, ne evim, ne ilişkilerim?
Sen de tasavvuf yazdın bişey de, niye olmuyor abi diye yazmış delikanlı…
Yoğunum, dönerim dedim
Ne diyebilirdim ki? Nasıl dönmeli ki?

Sadece uyanıyorsun diyebildim.
Uyuttular mı bizi?
Kandırıldık mı?
Boş yere oyalandık mı dese ne derdim?
Sonucunda uyanış doğuran gaflet de bir lütuf.
Bir süreçtir hepsi.
Uyanmış olmaya şükretmeli.
Gönlüm seninle diyebildim.
Bana düşenlerde seninleyimi de ekledim…

Köşkünden cumaya çıkana ne yapmalı abi, demiş garibin biri
Abi “Dünya geçici sen ahirete hazırlan” demiş şoförü aracın kapısını kaparken…
Lisede “Yemezler hayvan terli” diye bi esprimiz vardı arkadaşlarla.
Devir o devir. Balonlar patlıyor bir bir. Hem de ne patlama!..

Kıyamet kapıdaymış!
İran’ın, Türkiye’nin uyduruk din sarhoşları Mehdi teranelerine başlamışmış!
3. Dünya Savaşı çıkabilirmiş! Büyükler işaret etmişmiş!
Bütün Kandırmaların çırılçıplak ortaya döküleceği süreçtir bu.
Mübarek olsun. Korku salanlara, sevimli bi nanik yapıp geçiniz…

Tek bir şeye dikkat edin
Sizi, eksik olduğunuza iknaya çalışanlara.
Size arayış, çağrı, yol ve kutlu hedef önerenlere!
Allah mı aranacak? Şah damarından yakın!
Yol mu bulunacak? Ona yollar bilinçler adedince!

Balonların patladığı süreci seyredin öylece. Şenlik var şenlik!

Ha unutmadan
Dün Evliya gibi dediklerinizin
Yarın Eşkıya
Dün Melek gibi dediklerinizin
Yarın Şeytan çıkışına da hazırlanın ki yıkılmayın!
Ben rahatım
ne birini uçurur, ne birisini aşağılarım
Tiyatroyu seyreder
Kahvemi yudumlar
Kitaplarla kucaklaşırım
Kuytu köşemde
Kendimce…

GÜÇ VE GÜÇLÜNÜN DÜNYASI MI? YA ALLAH YASASI?

“En güçlü olan hayatta kalır.”
“En güçlü olan neslini devam ettirir.”
Evrim Yasası mı? Varlığın Değişmez Mekanizması mı? Yoksa Sünnetullah mı?
Biraz tersinden okusak, bunları kabul ve benimsemenin alttan alta ne empoze ettiğini düşünsek? Şeytanın gör dediği yerden baksak mı?!

Güçlü olan; hayatta kalır
Ne yapıp edip gücü ele geçirmelisin
Yolu ister meşru olsun ister gayri meşru
Gücün yoksa güçlünün yanında olmalısın ki kurtulasın!
Hayatın yegane dinamiği güçtür. Ona odaklan sen!
Güçsüzler? Zayıflar? Fakirler?
Takılma, Kaderlerini yaşıyorlar!

“En güçlü, neslini devam ettirir. Yaşamaktan murad; nesli devam ettirmektir.”
Yani esas olan dünyaya bir şekilde köklenmek, kazık çakmaktır.
Bebekler ölüyor açlıktan
Nesilleri kuruyor bazı insanların
Doğal denge bozuluyor, hayvanlar kırılıyor
Çok duygusalsın çok! Kafanı kullan!

“Akıllı hareket et. Duygusal olma, adanma kimseye, kendini arındırmaya, kurtarmaya bak!”
Bu da varlık kuralı sanırım. Haklısın. Bebekken gecede on kere uyanan annem, ben yeni giyeyim diye senelerce aynı takımı giyen babam çok duygusalmış. Akıllı davransalar ben olur muydum ki?!..

Bazılarına haksızlık ettim. İçim sızlıyor. Telafi için bir şeyler yapmak istiyorum. Vicdanım rahat değil. “Kim kime ne yaparsa yapsın herkes kaderini yaşar. Kimse kimse yüzünden bir şey yaşamaz. Onlar kaderini yaşadı. Takılma!” Acı verdim Yaraladım ama! “Yürü, ileri daima ileri bak!”

“Varlıkta acımaya yer yok! Doğal seleksiyon açık örnek. Hayat da böyle!” Aslan kuvvetine sahipsem ceylanı yemem hak o zaman! Kartalsam keskin gözlerimle balığı görmüşsem ırmağa dalar alıp yerim! Sorun yok yani? Şey asgari ücret? Açlık? Çocuk işçiler? Acıma yok dedik ya varlıkta!

“Piramit gibidir hayat. Piramitlerdeki o devasa taşların hepsi en tepedeki altın üçgen prizma için. Enerjiyi o üretir, yayar çünkü. Çalışan binlerce insan, en tepede patronu beslemek için!” Rızkı Allah verir bilgim yanlış, tepedeki Seçilmişler veriyor. Hazmı zor. Hazmet hazmet!

“Aydınlanmak için aydınlanmışa, arınmak için arınmışa tutunmalı, sığınmlısın. Bu kestirme yol. Bu yol hep kazanır…” Eskiden iş başvurularında “Hamili kart yakinimdir” yazan kartviziti götürdün mü işe girerdin. Arınmada da torpil var demek ki! Kartı kaptınsa Gir Cennetimeee! .?.

“Etiketleme hiçbir şeyi olanı Hak gör Hoş gör! Zanda bulunma, günaha girersin, yorumsuz seyret!” Kadın cinayetleri? Tacizler? Çocuk sömürüsü? “Hepsi hak Olması gereken oluyor Yorumsuz kal!” Hiç olmazsa sövsem? Yapma o bile yorum Niye? Dileyen Allah! Kadın cinayetlerini de mi?

Bazı konuları tersinden okuduk. Rahmetli Çetin Altan’ın köşesi “Şeytanın Gör Dediği” idi. Biraz oradan baktık. Bana gelince… Bana bakma sen… Dindar ailede çocukluk, İslamcı ilk gençlik, Tasavvuf yazarı orta yaş derken Komünizme mi kayıyorum ne?! Allah hepimizi korusun!

İKİ SÖZ VE DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ

Unutma, bu dünyada birinci olanlar Tanrı’nın Krallığında en sonuncu olacaklar ve bu dünyada sonuncular da birinci olacak. {Hz. İsa a.s} Cennete en son Zenginler girecek. {Hz. Muhammed sav}

Çabaladı, yarıştı, hırs yaptı, kazanmaktan başka şey görmedi gözü
Böylece uzaklaştı kendi gerçeğinden
Dünya ölçeğinde birinci
Ya Kalp ölçeğinde? Ya Hakikat nazarında?!
Kalbine yabancı olan erişebilir mi Tanrının Krallığı diye sembolize edilen
o eşsiz, o içsel Huzur İklimine?!

Fabrikatör dostuma gıpta ettim. Yaşıyor bu dünyada diye iç geçirdim çaylarımızı yudumlarken. “Ahh dostum aaah. Hep kaygılıyım. Müdürlerim işi ihmal eder mi, çalışanlarım para aşırır mı, müşteri portföyüm düşer mi; fare kovalayan kedi gibiyim. Uykularım kaçıyor.” Zengin?! Mutlu?

Hep pusuda,
Hep tetikte
Hep hazır kıta bir yaşam.
Daha fazla kazanmak veya eldekini yitirmemek için.
Böylesi bir tedirgin yürek mi tanışacak
Kalp Huzuru ve Gönül Sükuneti ile?!..

Mal ve para namına hiçbir şeyi olmayanların yüzlerindeki coşkuyu gördünüz mü? Nem alacak felek benim, bi şeyim mi var ki alsın dercesine bi çeşit meydan okuma denebilecek özgüveni sezdiniz mi gözlerinde? Fakir? Coşkusu var umman gibi… Kendinden emin, asırlık çınar gibi…

Hiç kaybetmedin
Düşmedin hiç
Hep galip geldin
Hep kazandın yarış ve sınavları
Ne istedinse verdi Allah
Ne istedinse aldın hatta dağıttın
yardım ettin, verdin olmayanlara…
Yani sen hayatı anlamış mı oldun?
Hep düz veya hep yükselen zikzaksız çizgiyle?
Yaşamak bu mu cidden?!

Yoğun bakım monitoründe düz çizgi çıktı
Hastayı sarıp sarmalayıp morgu aradı doktor

Nabzı kaybolan hastaya
sert şok uyguladılar peşpeşe
zikzaklı çizgiler göründü monitörde
Ohh, Şükür çok şükür
Geri döndü, Yaşıyor dedi doktor
Ne anladın? Çizgisi düz ve hep yükselen arkadaşım!

“Ölmeden evvel ölünüz” lakırdısına bayılır tasavvufçuluk oynayanlar. Bi ölüverseler, bi tatsalar şunu yükseleceklerdir Seçilmişler Katına, ereceklerdir Erenler Sırrına. Ölmek ama seçilmeyi düşünmek? Ölmek ama erme gayesi gütmek? Sahi ölen düşünür, amaç güder miydi? Gülesim gelir!

Burada birinciler orada sonuncu, Burada sonuncular orada birinci diyor Hz. İsa. Zenginler en son girecek cennete diyor Evrenin Kalbi. Fakirlik özendirmesi? Kaybederek kazanmak mı? Yorma kafacığını, nasipse tadar ve anlarsın bi gün. İzle, kalbinle dinle bunu…

KENDİ KENDİNİ KANDIRSA DA İNSAN ALLAH KANAR MI?

Sevmek; sevileni değiştirmek istemeden, ona yol göstericiliğe soyunmadan sadece onun yolunda, onunla bir ve beraber olma huzurunun tadını almaktır.

Mutluluk bir çabanın ürünü, Mutsuzluk çabasızlığın cezası değildir. Mutluluk da Mutsuzluk da kişinin yaşadığı hayatın doğal getirisidir. Mutluluk da Mutsuzluk da istemsiz, kendiliğinden gelişir. Fark eden, hayatının direksiyonuna geçme cesareti gösteren elbette başka…

Biri karşısında soyunmak zordur, herkese göre değildir. Birini soymak, birini, birileri önünde çıplak bırakmak kolaydır. İşte bu yüzden hakikat ilmiyle herkesi, her şeyi yorumlarız da iş kendimize gelince içeri kaçar, ilim-yorum giyiniriz kat kat. Kapıya yine Hakikat yazarak!

Kötülüğe, yanlışa, suiistimale karşı çıkışımız gerçekten insanlık adına mıdır, yoksa kendimize empati kurduğumuz için mi kötülere öfke kusarız? Kötülük, taraftarı olduklarımızca işlenince yanlış tabii demek yerine “Ama sizinkiler de şöyle yapmadı mı?” deyişimiz nedendir peki?!

Medeniyet ve Nezaket biraz da gönüllü münafıklık değil mi? İstemediğim saatte, istemediğim kişi geldi. Yoğunum ama çöreklendi koltuğa. Özledim abi iyi ki geldin hele anlat nasılsın? Erkence müsade istedi. Gidince içimden ne varsa saydırdım! Nazik, halk hizmetinde bürokratım…

Yaz kızım, Şiddetli Geçimsizlik nedeniyle…. Ayrılmalarına…
“Şiddetli Onay Arayışı” hakim bey, geçimsizlik değil.
Her eş, eşinden onay bekler bu memlekette.
Bulamazsa adı şiddetli geçimsizliktir.
“Onay Bulamama Acısı” bu hakim bey.
Mübaaaşiiirrr!
Bunu dışarı aalll, derhaaaal !

Bi kadınla bi adam karşı karşıya geldiğinde seyredenlerin kahir ekseriyeti kadından yanadır. Acaba ne oldu sorgulamasına girişilmeden verilir hüküm. Neden? Türk toplumunda yaşananları hele bi düşünün. Kadınla erkek atışmış, tartışmış veya tepki vermişse, kadın hep masumdur.

Sadece 3 ay evli kaldılar. Boşanma davaları 2.5 yıldır sürer. 3 ay ya, sadece 3 ay… Bir ömür nafaka almak?! Süründürmek erkeği? Adalet ve Hakkaniyet? Söz konusu kadınsa değer ve haklıdır (mı?)

İnsan; Tutunmaya ihtiyacı olan… Ona tutunayım, taşısın beni… Taşısın ama yoruldum demesin, kaşını kaldırmasın arada bir. Hoş etsin gönlümü hep…. Haklısın… Hayat hep üç kuruşa beş köftedir… Tutun, taşısın ama sana taşınan ezikliği tattırmasın sana… Haklısın yani!

Allah şahit, ona hiç kötü söz kullanmadım. Karşısında cevap bile vermedim, sustum hep. Şimdi ben mi suçlu oluyorum? Cevap vermedin, zihnin de sustu mu? O an konuşmasan da başka zaman laf sokmadın mı? Trip atmak denen şeyi halinle de hiç yapmadın mı? Yapmadın! Cennetliksin!

Hayatın içinden bi demet yaptım sana bugün. Hani hatırına gelir de niye birey ve toplum olarak huzursuz, mutsuz, gerginiz diye sorarsan diye bir şeyler serdim önüne. İşin özü? Allah’ın Yutmaması! Biz kendimizi, karşıdakini kandırsak da Allah Kanmıyor! Bunu unutmamanı dilerim.

ACİZLİK VE ULVİYET ARASINDA İNSAN

Muhtaçlık hissi Eziklik kompleksini, eziklik kompleksi deli ve cahil cesaretiyle azan pervasızlığı, umarsızlığı, nankörlük denen yıkıcılığı tetikler. Yardım edecek olan; yardım edeceğinde bunları tetiklemeyecek biçimde davranmalıdır ki istenmeyen durumlar ortaya çıkmasın!

Nasıl ki her doğru her yerde söylenmiyorsa her yardım herkese yapılmaz. Muhtaç olmakla birlikte kompleksleri güçlü olanlara yapılacak aşırı ve beklenmeyen yardımlar, onlarda şükran yerine potansiyellerindeki kin ve düşmanlığı alevlendirirse şaşırmamalıdır…

Çocuğun temel gıdası Şefkat, temel dayanağı Ebeveyn ilgisi ve korumasıdır. Bunları yeterince alamayan çocuk, sevginin zıddı nefret, şefkatin zıddı acımasızlık, hoşgörünün zıddı öfke duygularıyla bilenecek; sadece bunu alamadığı insanlara değil tüm topluma düşman kesilecektir…

Beklenen olgunluk, ciddiyet, duruş ve istikrarı gösteremeyenlerin hayat serüvenleri incelenecek olsa, altından yaşanmamış çocukluk; doyurulmamış şefkat, sindirilmemiş sevgi, dayanak bulamamanın ıstırabı çıkacaktır. İleri yaşlarda bu dinmeyen “Yalnızlık Sancısı”na dönüşür.

Kendimizce “Olmak İstediklerimiz” ve “Dışarının Bizi Görmek İstedikleri” üzerinden Sanal Kimlikler, Hayal Roller biçiyoruz kendimize. Uydurma kimliklere inanarak, benimseyerek insan olmanın acziyeti ile insan olmanın ulviyeti arasındaki dengeyi bozuyoruz. Fert ve toplum planında.

Başımızı ellerimizin arasına alıp neyi, neden, hangi sâikle istediğimizin ve bunun gerçekle uyum veya uyumsuzluğunun ayırdına vardığımızda bitecek bütün dertlerimiz. Ve o zaman duyacağız kalbimizden yükselen “Haydi, Gir Cennetime” hitabını…

There is 1 comment for this article
  1. İBRAHİM at 10:29

    Bir Zen öğrencisi Zen üstadına gitmiş : “Üstadım çok çalışıp aydınlanmak istiyorum. Ne yapmam gerekir aydınlanabilmem için bana yol gösterin.”

    Bunu duyan üstat, öğrencisine sormuş: “Yemeğini yedin mi?” “Evet” demiş öğrenci. “O zaman git tabağını temizle ve bulaşıkları yıka.”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir