Değiniler- 186

Değiniler- 186

BİR BAŞKA AÇIDAN CENNET- CEHENNEM

Cennet; Kabul ve Onay gördüğünüz insanlar ve ortamlarda hissettiğiniz, Cehennem; Ret ve İtiraz gördüğünüz insanlar ve ortamlarda hissettiğiniz halin adıdır. İnsan ve ortamların hissettirdikleriyle kendisini tanımlamayan; cennet ve cehennem üstü hayatın huzurunu yaşamadadır.

Onaylanmak sevinç vesilesidir. Her sevilen; sevene cömertleşir. Onaylanan; onaylayana sevgi, bilgi, ilgi namına neyi varsa hepsini saçmaya hazırdır. Onaylayan; onaylananın kölesi midir? Ona koyun mu olmuştur? Hayır! Onaylayan; ihsan dilenen değil ihsanı usulünce çekip alandır.

Nerede itiraz varsa tarafların birbirlerine verebileceklerini bilinçli biçimde kısması vardır. Kimse kendini yok sayana ihsan etmez. Kimse itiraz ettiğinden ihsan göremez. Kimse kendine itiraz edeni sevemez Kimse kendini reddedeni kucaklamaz. İtiraz; küfür ve şirk desek yeri var.

İtirazın adı; benim de haklarım var onları savunuyorum, Reddin adı; bireysel özgürlüğümün gereğini yapıyorum olmuşsa ilişkiler yozlaşmaya, bağlar gevşemeye, sevgi sönmeye başlar. Anlamı; huzursuzluktur. Daha açık anlamı; Cehennemdir. Ve insan kendi ateşini kendi körükleyendir.

50 yıllık evliliğin sırrını sordular teyzeye; “Sen Bilirsin” dedi. Ben ona hep sen bilirsin dedim dedi. Amca söze girdi “Sen bilirsin dediği hiç bir noktada onun zıddına iş yapmadım ben” dedi. Teyze; onaylayarak onayladığından ihsanı dilediğince çekip alandı. Sır neymiş o vakit?

Feminen hak çığlıkları kuşatmış hanım kızlarımızı. Bireysel özgürlük ve itiraz rüzgarı almış genç adamlarımızı. Tartış, savaş, mücadele et, eh arada huzur, sevgi ve aşk olsun? Olur mu dersiniz? Çığ gibi büyüyen boşanma oranları ve kavga haberleri ortada…

İlim gördüğümle tartışmam. Çünkü bu kendi ayağıma sıkmak olur; akacak ırmağı keser. Gönül bulduğuma gönül veririm. Gönül, gönül verilerek alınır, bilirim. Tartışalım, sevgiyi masaya yatıralım diyor genç dostum. Gülümsüyorum. “Sen Bilirsin” sırrını tatsın diye dua ediyorum…

İÇLENMELER

Neyin var söyle
Senin için ne yapabilirim
diyene değil
İçimde bi sızı,
Tuhaf bi sancı göğsümde
Soba gürül gürül yanıyorken
İliklerime kadar üşüyorum ben
Biliyorum sen sızlıyor
titriyorum sen üşüyorsun
diyene ihtiyacı vardı insanın
Onu bulan
Hazinesini ele geçirmişti hayatın….

Herkesin suçladığı
Toplumun bile isteye dışladığı
Ve canlı canlı mezara attığı
Görenin, ötelere kaçtığı
Yenik
Mahcup
Ezik bi gönle yaklaşıp
Nasıl bi kalp seninki
Nasıl saklayabildin nefret perdesiyle engin rahmeti, demek isterdim
Yağ biraz
Ak biraz
Aç biraz
Sahte saymazsan beni…

Deli
Meczup
Ve terk edilmişleri vardı memleketin
Tren garında Kaçık Fatma
Çarşıda Deli Hidayet
Otogarda Hoşbeş İsa
Yedirilir, içirilir, giydirilirlerdi
Herkes onların, onlar herkesindi
Bereket bilinirdi hepsi
Gittim
Gar, çarşı, terminal
ölü mekan
delisi, meczubu, kaçığı olmayan…

Sabah namazı, durduk ilk camide
bir Osmanlı şehri, bir medeniyet gölünde
aceleyle çıkarken
durdurdu ihtiyar
misafirsiniz, hacı teyzeniz çorba yapmış
içmeden gitmeniz bize âr olur
buyrun eve
hiç tanımazken
hiç beklemezken
bu teklif?
İznikmiş
Yürek Medeniyetine Başkentlik etmiş…

Akşam ezanından sonra oynanmazdı sokakta
Yatsıdan sonra kalınmazdı ayakta
Gün, dağlar ardında solar
Gece, perde perde inerdi semte
ve şehir usulca çekerdi
yıldız desenli yorganı evler üstüne
bir dönem ki
ne gündüzü gündüz, ne gecesi gece
tabiata ters düşen nasıl döner gönlüne?..

Yola çıkıyorum
Annem kenara çekip
ikaz ediyor, fısıldar gibi
ama kulak çeker gibi
selamet parası ver, selamet
çocuklara ikram et
Selamet Parası?
Yola çıkan vermeliymiş masuma
yol selameti diye
veriyorum
Anne kasko var,
kar lastiği de
selamet parası da ne, desem ya
Ağzımı açamıyorum…

Sizin çiçekler bahçede
Bizimkiler fırında açar
Sizinkiler suya,
Bizimkiler ateşe kanar
Sizinkiler bir mevsim
Bizimkiler asırlarca yaşar diyor
Ne Çiçekmiş, ne Sırmış bu diyorum
Yukarı bak diyor, şadırvanın alnında
Sırlanmış desenler
Sularda Kayboluyorum….

TOPLUM YA DA KENDİNİ İNKAR EDENLER GÜRÛHU

Toplumsal sistemler, insanın kendine ihaneti ile ayaktadırlar. Onlar hiçbir zaman kişinin kendisi gibi olmasını istemezler. Çünkü her insan kendi gibi olduğunda, onları şablonlaştırarak kalıba dökmek, kategorize etmek, kullanışlı blok yığınlar haline getirmek mümkün değildir…

Doğumdan itibaren bütün telkinler insanın kendisi gibi olmaması içindir. Eğitim, ahlak, inanç, kültür ve çevre; insana kendisi gibi olmayı günahkarlık, isyankarlık, cehalet ve ahlaksızlık olarak lanse eder. Ve bizler bunlara inandırılarak hayat sahasına hükmen yenik çıkarız.

Dikkat ettiniz mi eğitim sistemi başarılı insan, inanç sistemi iyi kul, ahlak sistemi namuslu kişi, kültür aydın birey, çevre iyi vatandaş olmamızı telkin eder.
Bunlardan hiçbiri bize “Böyle güzelsin, olduğun gibi devam et” demez, demeyecektir.
O halde ciddi bir soru soralım;

Eğitim, inanç, kültür, çevre ve ahlak bize olmamız veya olmamamız gereken rol modeller öneriyor, dayatıyor ve kabullendiriyorsa bu gerçekte nedir?!
Bizim, kendimize münafık,, kendimize sahte, kendimize yalancı, kendimize riyakar olmamızı istemekten başka nedir ki bu teşvikler?

İyi insan olmaya çalışmalısın
Kültürlü ve medeni olmalısın
Ahlak ve namus çok mühim
Çağdaş ve aydın olmalısın
Değerlerin olmalı ve tüm bunlar için çabalamalısın!
Bunların hepsinin anlamı “Kendinden kaçmalı ve diğerleriyle bitmez bir yarışa çıkmalısın” demek değil midir?!..

Olmamız- Olmamamız gerekenlerle
Kaçmamız- Sarılmamız gerekenlerle
Benimsememiz- Reddetmemiz gerekenlerle
Bitmek tükenmek bilmez bir Kıyas, Yarış ve Savaşa sürülmüyor muyuz bizler?
Kıyas, Yarış, Savaş olan yerde ötekileştirme, öteleme kendiliğinden doğmaz mı?
Nerede kaldı Barış?

“Hırs sahibi mahrumdur” buyurdu Evrenin Kalbi (as).
Kıyas, Yarış, Rol Model, Kutlu İlke, Tartışılmaz Değer, İdeal Gaye, Erilesi Menzil, Varılası Hedeflerle HIRS SAHİBİ yapılmadık mı?
Hırsıyla, huzurdan mahrum olmadı mı?
Yarıştan çekilerek Kendini Yaşamayı seçene selam olsun…

HAYAT KUMARHANESİ

Kazanmak, Başarmak, Öne Geçmek gayesiyle yapılan her çalışma; Kumardır!
Kumar hırs eşliğinde insanı felakete sürükler.
Körüklenen hırs yanan ateş gibidir. Atılacak hiçbir odun onu tatmin etmeyecektir.
Kazanmak? Öne Geçmek? Cenneti kazanmak için İyilikte Yarışmak da mı kumar?

Her kumar; insanın altında ezildiği bir acı gerçekten kaçışıdır. Kendini sindiremeyenin kendinden kaçışı. İyilik, ilim, hikmet ve nefs eğitimine yoğunlaşanların bu alanda kazanan olmak isteyenlerin ki de bi kaçış mı? Kaçış; korku ve hırsı körüklüyorsa ne kadar gerçeğe götürür?!

Rabbime iyi bir kul olmak istiyorum
Oğlumun başarısı biricik duam
Kızım yüz akım olsun diye yaşıyorum
İyilik öncüleri olarak muhtaç bölgelere adeta çıkartma yapıyoruz
Kötü gidişi değiştirmek, yanlışa dur demek için yola çıktık.
“Hayat Kumarhanesi”nde konuşulanlar…

Arabistanın tamamı kumarbaz mıydı ki Kur’an Kumarı yasakladı? Hiç sanmam! Yasaklanan sadece masadaki Kumar mıydı? Ütme, yenme, başarma, elde etme, seçilme, öne geçme hırsları mıydı yoksa kumar diye yasaklanan? Sorularımı, aranızda hiç kumar oynamamış varsa o cevaplasın!..

“Kumarda kaybeden Aşkta kazanır” derler. Boş lakırdı değildir.
Sen onu şöyle de anla; İster ilim, ister maneviyat, ister değerler adına olsun; yarışa ve kazanmaya çıkılan çalışma ve ortamlardan el çektiğinde, yenildiğinde tadına doyamayacağın bir Hakikat Sevdası açılır sana!

Kumardaydılar…
Bir söz naklettim diye çok kızdı kartları karıp dağıtan…
Edepsizlik bu dedi…
Büyüklerden bir zatın sözü dedim…
Dinlemedi, atın bunu dedi…
Yaka paça attılar…
Ve o gün başladı içeride ve dışarıda oynanan tüm kumarları inceden inceye sezmeye başlayışım!

Elinde bi kova su ve bi meşale ile Basra sokaklarında koşuyordu Rabia! Nereye dediler. “Suyla Cehennemi söndürecek; Meşaleyle Cenneti yakacağım” dedi. “Allaha korku- beklentiyle ibadet edilmesin! Allah’a Allah olduğu için ibadet edilsin” diye ekledi! Masadan kovulduğum sözdür…

Masadan kovulmasam tanıyamazdım
Hayat Kumarhanesinde eğitim, bilim, inanç, kültür, milliyet,
ilim, hikmet, arınma ve aydınlanma adına oynanan envai çeşit kumar türlerini
Kartları dağıtana selam olsun…
Hakikat adına oynanan kumarları kaybetmenizi dilerim.
İmza; Kumarda kaybeden…

DÜZLÜKLER ÇUVALA MI GİRDİ?

Hangi yayın, hangi ilim, hangi varlık tezi, hangi dünya görüşü, hangi maneviyat anlayışı sizi bir takım şeylerden Korkmaya yönlendiriyorsa; o yönlendirmelere karşı dikkatli olmanızda fayda vardır. Çünkü Korku-Korkutma olan yerde sağlıklı düşünme, mantıklı değerlendirme barınamaz!

Korku; insanın ruhani, düşünsel, evrensel boyutuna değil bedeni, beşeri, hayvani boyutuna ait bir kavramdır. Her ne nam altında olursa olsun “Korkutma”; sizi bedeni, beşeri, hayvani boyutta tutmaya dönük bir işlevdir. Bu nedenle korkutma bir çeşit “Aklı Kilitleme” uyanıklığıdır.
Korku beynin Amigdalasından besleniyorsa, amigdala devreye girdiğinde Frontal Korteks devre dışı kalıyorsa korku söylemi kullananlara ve korkutma işlevini ustaca kullananlara daha farklı noktalardan bakmak lazımdır ki ne yapmak istedikleri fark edilebilsin…

Sor şimdi bana;
– İnsanları ahiretle, ölümle, ebedi yaşamla korkutma; sonra da dünya hayatı nasılsa geçici sen ebedi olana bak demek de bir çeşit korku mekanizmasını kullanma ve korkutma işlevini harekete geçirme midir?
– Evet aynen öyledir! Hiç şüphen olmasın!

Korkunun her çeşidi aklı ve mantığı örter;
Korkutmanın her çeşidi sağlıklı değerlendirmeye perde çeker.
Maneviyat ve Din adına olsa bile…
Korkan; mutlak surette tehlike algılamıştır.
Tehlike algılayanın tek yapacağı şey düşünmeksizin kaçmaktır.
Kaçanda akletme çalışır mı?!

Müslümanların son üç asırda artan geri kalmışlıklarında Din Anlayışının “Dünya Hayatının Hakkını Verme” yerine “Ahirete Hazırlanma” ve “Ahiretle Korkutma” telkinleri etrafında şekillenmesinin payı büyüktür. Resulullah (sav) kendi çağında bu kadar ahiret korkusu yaymış mıdır?!

Kur’anda tefekkür ve sorgulamaya teşvik ayetlerinin çokluğu, insani ilişkilere dair erdemli davranışların sıralanması, toplumsal hayatın en ince noktalarına kadar hükümler ve ufuk açıcı prensipler bulunması; dünyanın boş verilesi, geçilesi bir yer olmadığının işareti değil midir?

İnsan beden ve ruhtan ibaretse sadece bedeni veya sadece ruhu öne alan insan değerlendirmesi sağlıklı olamaz. Bu, parçalayıcı anlayıştır. Hayat; dünya ve ahiretten ibaretse nasıl ki ahireti çizip dünyayı tercih yanlışsa aynı şekilde dünyayı çizip ahireti tercih de yanlıştır.

İnsana iki şey arasında tercih yapması önerilmişse bu, birini seçtiğinde diğerini hafife alması ve yok sayması önerisidir aynı zamanda. Ahiret mi Dünya mı? Hangisi ebedi? Ahiret, öyleyse boş ver dünyayı. İşte bu Resulullah (sav) anlayışı değildir. Bu, narkozlu Müslümalıktır.

Neden bilim, teknoloji, düşünce alanlarında öncü Müslümanlar çıkmıyor artık? Neden biz bu yarışta geri kaldık? Neden ileri ülkelerin pazarı durumundayız? Sen dünyayı çizer, sen insanda yaşam coşkusu bırakmaz, sen nefs eğitimi diye insanı kendine düşman edersen nasıl çıksın?!

Kim, nerede, ne adına size ikili tercihler getirir ve birine özendirirse aklınıza deve gelsin
Deveye yokuşu mu seversin inişi mi demişler
Düzlükler çuvala mı girdi, demiş.
Korku, korkutma ve tercihleri dikkatle sorgulayan güvende olacaktır.
İslam Orta Yol ve Dengedir vesselam…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir