Değiniler- 187

Değiniler- 187

YALNIZLIK VE TEK BAŞINALIK FARKI

Yalnızlık; Negatif bir insan halidir. Yalnızlık; daimi bir beraberlik özlemi çekmektir. Yalnızlık; mutluluğa, huzura, coşkuya karşı dinmek bilmeyen bir sancı duymaktır. Kendinden uzaklaşma arzusuyla yanıp tutuşmaktır.

Tek Başınalık; Pozitif bir insan halidir. Tek Başınalık; kimseye ihtiyaç duymadan, hiç bir şeyi özlemeden kendi başına da huzur duyabilme, mutlu olabilme halidir. Tek Başına olan hiçbir şeyi özlemez, sancı çekmez. Kendi kendine yetebilme becerisidir Tek Başınalık.

Yalnızlık; her zaman tedirgin, endişeli, karamsar ve ıstıraplı olmak demektir.
Yalnızlık; diğeri olmadan hissedilen yarım kalmışlıktır.
Tek Başınalık; her zaman dingin, coşkulu ve sükûnet içinde olmaktır.
Diğerine ihtiyaç duymaz. Çünkü kendisini yarım ve eksik hissetmez.

Yalnız; Şimdiyi kaçırandır.
Sürekli buluşma, tamamlanma, kavuşma arzusu duymak;
her daim gelecek düşlemektir.
Bu yüzden şimdiyi, anı kaçırır yalnızlar.
Tek Başına; Şimdinin zevkini çıkarandır.
Kavuşacağı, buluşacağı, özleyeceği hiçbir şey kalmamıştır.
Kendine kavuşmuş daha ne?

Yalnız olanın iç alemindeki karamsarlık ve çöküntü; dış dünyasına da yansımıştır.
Görünüşü, sözleri, duruşu da dağınıktır ve iter insanları…
Tek Başına olanın iç alemindeki huzur dış dünyasına da yansır.
Tebessüm eder, selamlar, güzel dileklerle taltif eder insanları.

Yalnız; bağımlıdır. Ve bağımlı olmayı özler.
İnsana, değerlere, eşyaya ne bulursa bir an evvel bağlanmak ister…
Tek Başına; Özgürdür. Bağımsız ve bağlantısız.
Her tür aidiyeti reddetmiştir.
Öyle ki görene, neyine güveniyor ki
bunca özgüven ve kudret sergiliyor dedirtir…

Yalnızlığını gidermek üzere insanla ilişkiye giren; onu sömürecek demektir.
Çünkü onunla, onun için değil sırf kendisi için ilişki kurdu ve başlıca amacı yarımlığını tamamlamak. Tamamlanmak isteyen; kullanacak demektir. Hem de ne kullanma, hiç bitmemek üzere ve ölçüsüzce!

Tek Başına; kimle, ne tür bir ilişkiye girerse girsin onu besler, güçlendirir, adeta ona enerji yükler. Kullanmak? Aklından bile geçmemiştir. Yarımlık, eksiklik hissetmiyor ki biriyle kendini tamamlasın? Yalnız değil ki ıstırap dindirmek için birini sömürsün?!

Neden evlendin diyorum “Beraberce tamamlanmak için” diyor.
Tamamlanmak? Demek ikiniz de eksik hissettiniz kendinizi!
Eksik hissettiğiniz için alış- veriş gibi düşündünüz evliliği
ve alabildiğine sömürdünüz birbirinizi…
Anladınız mı aile hayatlarında neden huzur yok?!..

Neden evlendin diyorum coşkulu dostuma. “Onunla onu yaşamak, onun dünyasıyla kendi dünyamı daha da genişletmek, ufkumu açmak, zenginliğimizi çoğaltmak, huzurumuzu katlamak için” diyor. Alabildiğine özgür bırakmışlar birbirlerini, görüyorum. Ender ailelerden onlar…

Evlilik nedir diyorum Yalnızlık çekene
“İki yalnızlıktan bir beraberlik çıkarmak” diyor.
Çıkarıyorlar da. Küçük, dar, kısıtlı dünyalarında birbirlerini
“Her şey karşılıklıdır” mantalitesiyle alabildiğine sömürerek!
Her şey karşılıklıdır mı? Ticaret mi yavrucuğum aile hayatı? Ha?

Evlilik nedir diyorum Tek Başına olana. “İki Kralın güçlerini, varlıklarını, potansiyellerini birleştirerek kocaman bir İmparatorluk kurmasıdır” diyor. İmparatorluk ama krallıklar kendi içinde özerk. Kudret, Muhabbet ve Bereketleri artıyor. Kalp çiziyor bacalarının dumanı…

Yalnızlar, yalnızları çekiyor hayatına
Yani ıstıraplı ruhlar, sancılı ruhları çekiyor
Tek Başınalar; coşkulu tipleri alıyor dünyalarına
Coşku coşkuyu, Zarafet zarafeti çağırıyor
Tek Başınalar; dengime düşemedim demiyorlar
Denkleri yok çünkü!
Özgün birliktelikler kuruyorlar…

Yalnızlar sürekli sızlanmada.
Denklerine düşemediler çünkü.
Eşleri, yakınları anlamıyor onları.
Onlar kendilerini anladı mı ki?
İki Yalnızlığı toplayıp beraberlik kurmak isteyenler şaşırıyorlar.
Toplama değil çarpma yapmışlar.
İki Yalnızlıkla çoğaltmışlar yalnızlıklarını…

Tek Başınaların toplama, çıkarma, çarpma derdi kalmamış.
Kurdukları ilişkiler kalıcı ve üretken.
Hesapsız masaya oturdukları için hesapsız veriyor Allah onlara.
Sadece istediklerini değil, akıllarına gelmeyeni bile.
Binlerce misliyle…

Yalnızların dostluğu, arkadaşlığı, evliliği taşıma ve taşıtma üzerine. Biri gönüllü taşır diğerini. Diğeri, taşınıyor olmayı sevmişse gönüllü yüklenir ötekine. Ne zamana kadar? Taşıyan, yetti artık diye isyan edene kadar..

Tek Başınaların dostluk, arkadaşlık ve evliliklerinde taşıma ve taşıtma yoktur. Rolleri gönüllü üstlenmişlerdir. Vermeleri lazımsa verirler, sömürüldüklerini düşünmeksizin. Almaları lazımsa alırlar, sömürdükleri hissine düşmeksizin.

Yalnızların evliliğinde güçlü ortak payda;
Cinsel Hayattır. Cinsel hayat iyiyse iyidirler.
Kötüyse, sorun veya arayış başlar.
Tek Başınaların evliliğinde cinsel hayat sıradan bir işlevdir.
Beraberlikleri hiç ona bağlı olmamıştır.
Ortak Payda; evrensel ve insani değerlerdir.

Yalnızlar; beden ve bedensellik kalıplarında kalmayı insanlık sanmış zavallılardır. Hayatlarına çektikleri ile çoğaltırlar yalnızlıklarını. Çoğaltırlar endişe, kuruntu ve ıstıraplarını. Azdırırlar, beklentiye her şey karşılıklı kılıfı geçirerek iflah olmak bilmeyen egolarını!

İstanbul ve Boğaziçinin iki yalnızı mıdır Galata Kulesi ve Kız Kulesi? Kesinlike hayır! Onlar Tek Başınalık abideleridir. Birbirine yaslanan, böyle ayakta kalacağına inanan nice surlar yıkılır da onlar hep ayaktadır. Tek Başınalığın, hiç özlemeyen coşkulu iki sevgilisi…

Konuyu dizelerle süslesek mi?

Şu Kız Kulesinin aklı olsa
Galata kulesine varır
Bir sürü çocukları olur… (Bedri Rahmi Eyüpoğlu)

Bir ağaç gibi tek ve hür
Ve bir orman gibi kardeşçesine
Bu hasret bizim… (Nazım Hikmet)

Yalnızlık tadılmadan Tek Başınalık mümkün mü? Kesinlikle hayır!
Tek Başınalık kudretini ele geçirenler;
Yalnızlık sınavını veren ve her şeye rağmen ayakta kalabilenler arasından çıkar.
Yalnızlıktan Allah’a sığınır, Tek Başınalığımla iftihar ederim
Sana da nasip olsun dilerim…

Yalnızlık; Tebbet Suresi,
Tek Başınalık; İhlas Suresi dedi.
Doğru söze ne denir?
Eyvallah, Âmennâ dedim…

HESAPSIZ RIZIK VERENİN VERİŞİ HESABA GELİR Mİ?

Allah’ın insan, dünya ve evrende işleyen bir sistemi vardır. O sistemin -insanca fark edilmiş- kuralları ve işleyiş mekanizması malumdur. Her bilme, her keşif, her farkındalık bir açılım olduğu kadar daha ötesinde bilinecekler için bir ön kabul ve pekala kilit de oluşturabilir.

Allah’ın Sistemi denen işleyişin bir yönüyle şimdilik ve şimdiki insanların geldiği anlayış kadarıyla ana çerçevesinin söylendiği hatırdan çıkarılmamalıdır. Bir asır önce imkansız görünenin bugün mümkün, asırlar önce mucize sayılanların bugün sıradan olması iyi düşünülmelidir.

Allah Sistemi bir manada da insanda mevcut potansiyelin kullanım imkanı, alanı, sınırları ve yaşanabilirliğini ifade eder. İnsan, fark ettikleriyle alanını genişlettiği gibi aynı zamanda bunları değişmez kabuller haline getirerek daraltmaktadır da. Ne demeye çalışıyorum?!

“Allah’a giden yollar nefsler adedince” ve “Allah’ta yok, yoktur” sözleri bize bir başka gerçeği fısıldar. Allah, kendi sistemi ile de kayıtlanmaz! Allah, belli sistem kuralları ile de sınırlandırılamaz! Çünkü sonsuz sınırsız olan kayıttan da sınırdan da münezzehtir. O halde?!

Allah Sistemi; insanın bilimsel, bilişsel, dini ve medeni gelişimi oranında fark edilen mekanizmadır. Hiç kimse onun sistemi, işleyiş mekanizması bundan ibarettir diyemez! Çünkü bu, onu sınırlamaya kalkışmaktır. Yineliyorum; Onun Sistemi dediğimiz fark ettiğimiz kadarı iledir…

Elbette insani ve evrensel planda uyulması gereken ana kurallar, izlenmesi gereken ana çizgiler bellidir. Anlatmaya çalıştığımız; bunların esnetilmesi, hafife alınması değil, sistemi sadece bunlardan ibaret kabulü ile insanın kendi elleriyle kendi kendini tıkaması tehlikesidir…

Mescidde bir adam dua ediyordu: “Rabbim bana zahmetsiz rızık ver!”
Yanında dua eden dostu duydu, uyardı: “Duanla isyan ediyorsun! Zahmetsiz rızık mı olur, bu dediğin Allah Kanununa aykırı! Derhal tevbe et!..”
Resulullah arkadan onları duydu. Ne dedi?
Bak ne dedi kulak ver….

“Kardeşine engel olma! Bırak, istediği gibi dua etsin! Zira, kardeşim Davut as zamanında bu duayı aynen böyle yapan birini, Allah zahmetsizce zengin etmiştir!..” Aslında neye dikkat çekmek istiyordu Allah Resulü? Neyi fark ettirmek istiyordu o kişiye ve dolayısıyla bizlere?

Anadolu’nun işgal yılları. Yunan gün be gün ilerliyor. Bu halkın dua ve samimiyeti ne yaptı bilir misin? Belgeli vakıadır. Yunan Kralını bahçede oynadığı maymunu ısırdı. Duyulur diye evde tedavi oldu. Kısa sürede öldü. Yunanistan hükümeti yıkıldı. Anadolu işgaline destek kesildi.

Kimin aklına gelir, kralı maymunu ısırsın, ölsün,
hükümet devrilsin de Anadolu Yunan ordularına arkadan destek kesilsin?
Kimin aklına gelir?
Tek bir izahı vardır, sen Allah’ı ve sistemini sınırlamadan yönelirsen
Allah, olmazları olduran; durmazları durdurandır!..
Dua eden kardeşine mani olma, Zahmetsiz Rızık Allahtan istenebilir,
isteyen elde etmiştir diyen Allah Resulü; aslında bize şunu telkin etmededir;
Potansiyelinizi sınırlamayınız! Evrensel Sistemde olanı ve olabilecekleri de belli kurallara hapsetmeyiniz! Ufkunuz daima açık olsun!

Beyin ve Kalbin potansiyeli göz önüne alındığında insanı sınırlayan, kısıtlayan dış şartlar değil Zihnin kabulleri, inançları, sınırlarıdır. Beynin de Kalbin de potansiyeline sınır yoktur. Sınır, kafada çizilmekte sonra da insan onlardan ibaret dünya vehmi ile yaşamaktadır…

“Allah haddi aşanları sevmez” ayeti ile insani ve evrensel planda hakkaniyetli yaşam önerilmiştir. “Sünnetullahta değişmez göremezsin” ile ana güzergah tayin edilmiştir. Unutulmamalıdır ki “O her an yeni bir oluştadır” ayetiyle de sınırsız potansiyele açıklık teşvik edilmektedir.

“Hesapsız Rızık” verenin “Hesapsız Yolları, İstisna Sistemleri” de vardır. Yeter ki bildikleri, inandıkları ve kabulleriyle kendini sınırlamasın insan. Sonsuz Sınırsız olan; sonsuz sınırsız ufuklara bakmayı ve ümit var olarak yönelmemizi istiyor. Fark edenlere selam olsun….

YOL VE ERDEME DAİR

hep tutkusuz olanlar görür onun özünü
hep tutkulu olanlar görür onun yüzünü
hep hiçlikte kalanlar görecektir özünü
hep varlıkta kalanlar görecektir yüzünü

dünyayı ele geçirmek tutkusu
dünyayı elden geçirmek tutkusu
denenmiştir yenilgiye mahkûmdur.
kutsaldır dünya
ele geçmez
el atan çürütür onu
elde tutmak isteyen yitirir onu.

Çılgınlar tanrısal vahiy ararlar
göğün yerin işaretlerinde
ben bilgelik ararım
zaman ve dünyanın işaretlerinde…
kimileri ahmakça kaygılara kutsal der
ben ahmakça kaygıları bırakmaya kutsal derim
kimileri mucizeleri kutsal sayar
ben mucize olmayanları kutsal sayarım…

nerede yitirilmişse Yol
orada ahlak ve görev vardır
nerede yetenek ve bilgi varsa
orada büyük yalanlar vardır
bir ailede kalmamışsa uyum
orada küçüklere şefkat
büyüklere hürmet vardır
bir devlette bozulmuşsa düzen
orada dürüst devlet adamları vardır…

söyleyebildiğin Söz asıl Söz değil
ad verebildiğin ad asıl ad değil…
asıl Söz adsızdır ve şekilsiz
şekiller başlayınca başlar adlar da
adlarla da erişilir varlığa ama kendi sınırınca…
sen istersen dünyanın anası de
bilmiyorum adını
Söz diyorum ona…

Erdemli kişi
Erdemi bilmez
ondan ERDEM’lidir o

Erdemsiz kişi
çabalar Erdemi yitirmemeye
ondan ERDEM’sizdir o…
Yol’u yitirince Erdem
Erdemi yitirince Aşk
Aşkı yitirince Adalet
Adaleti yitirince Ahlak…
Sadakat ve güven kıtlığıdır ahlak
ve başıdır huzursuzluğun…

kutlu kişi eylemsiz, çabasız kalır
ve uyar sözsüz öğretiye
dünyadaki bin bir türü hor görmez
yaratır, benim demez
yaptığına bel bağlamaz
yarar verir, orada durmaz…
çabasız eylemsizlik eder
ve düzelmemiş bir şey kalmaz
böylece…

İnsanları bilen akıllıdır
Kendini bilen bilge
Başkasını yenen güçlüdür
Kendini yenen egemen
Halinden memnun olan zengindir
Nefsini yenen iradeli
Yerini korumayı bilen kalıcıdır
Ölüp de yok olmayan ölümsüz

Ezecekler mi birini
Büyütürler onu alabildiğine
Zayıf mı düşürecekler birini
Güçlendirirler onu alabildiğine
Yok edeceklerse birini
Geliştirirler onu alabildiğine
Alacaklar mı elindekini
Ona verirler önce bol bol
Budur görmek görünmezi
Yumuşak yener serti
Zayıf yener güçlüyü

En büyük kudret eksik görünür
Ve sonsuz olur etkisi
En büyük tamlık yarım görünür
Ve tükenmez olur etkisi
En büyük doğruluk eğri görünür
En büyük yetenek aciz görünür
En büyük belagat dilsiz görünür
Soğuğu hareket yener, sıcağı sükûnet
Saflık, sükûnet
Bu ikisi ölçütüdür, dünyanın

Kapından çıkmadan da tanırsın dünyayı
Pencereden bakmadan da
Görürsün göğün Yolunu
Ne kadar açılırsan o kadar azalır bilgin
Bu yüzden kutlu kişi
Bir yere gitmez
Ve bilir her şeyi
Bir şeye bakmaz
Ve görür apaçık
Bir şeyler yapmaz
Ve yetkinleştirir…

Yol egemense göğün altında
Gübre arabasına koşulur yarış atları
Yol yitirilmişse göğün altında
Savaş atları yetişir haralarda
İsteği çok olmaktan büyük günah yok
Yetinememekten büyük bela yok
Mal mülk hırsından büyük hata yok
Çünkü
Yetinmekle yetinene
Her zaman yeter dünya

Bilenler konuşmuyor
Konuşanlar bilmiyor
Çıkışlarını kapa
Deliklerini tıka
Keskinliğini körelt
Karmaşalarını çöz
Parlaklığını sönükleştir
Tozuna karış dünyanın
Budur gizli Bir’e varmak
Buna erişeni
Ne sevgi yaralar ne soğukluk
Ne kazanç yaralar ne kayıp
Ne itibar yaralar ne utanç

Doğru söz güzel olmaz
Güzel söz doğru olmaz
Usta olan ikna etmez
İkna eden usta olmaz
Bilge bilgili değildir
Bilgili bilge değildir
Kutlu kişi mal toplamaz
Yardım eder onun olur
Verir kendine çok olur
Göğün Yolu
Yarar vermek zarar vermeden
Kutlu kişinin Yolu
Yardım etmek dayatmadan

Irmaklar en alttan
vadilerden aktıkları için
dereler hep onlara dökülür
ve onlar varır denizlere
*

Böyle dedi Lao Tzu
Yol dedi, Erdem dedi, Kutlu Kişi dedi
Çabasız Teslimiyet, Kaygısız Sükûnet dedi
2600 yıl öteden seslendi bugüne
Okunanın zekatı niyetine nakletmek düştü bize….

There is 1 comment for this article

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir