Değiniler- 188

Değiniler- 188

SEVGİ DENETLER Mİ?

Denetlemeye, kontrol etmeye çalıştığınıza “Seni seviyorum” demeyiniz. Çünkü kontrol Benlik iddiası ve beklenti imasıdır. Sevgi; beklentisizliktir. Kontrol; beklentiden beslenen arzu yansıması. Denetim; bağlama, sahiplenme tutkusudur. Sevgi; alabildiğine özgür bırakmak…

Denetim; kendiliğindenliğe, samimiyete, sahiciliğe indirilmiş en büyük darbedir. Denetlemek isteyen muhatabına adeta “Bana kendin gibi olma, sahte davran, benden bir şeyleri sakla, kaçır!” demektedir. Soralım o vakit; ilişkilerde tarafları sahteliğe zorlayan kimdir öyleyse?!

Kontrol, sahte güven duygusu verir sahibine. Kontrol etmiştir ya kafası rahattır, istemediği, beklemediği başına gelmeyecektir. Sahte Güven; daimi tedirginliğin bastırılmış şekli. Ya kontrol edemediği anlar? O zaman ne yapıyor acaba? Bu kaygılar yer bitirir kontrol edeni…

Kontrol, denetleme, takip etme isteği taraflardan düşmedikçe ne ailede, ne dostlukta, ne de arkadaşlıklarda gerçek sevgi ve güven ortamı oluşmaz, oluşamaz!.. Günümüz insanının kuşandığı sahte nezaket, süslü zarafet de sevdiklerimizi denetleme tutkumuzdan beslenmiyor mu?!..

Allah’ın garip bir tecellisidir ki bütün kontrol etmek isteyenlerin, yön vermek isteyenlerin, denetlemek isteyenlerin başlarına ummadıkları olaylar gelir hep. Ve her darbe yiyen; genellikle kontrolü altında tutmak istediğinden darbe almıştır nedense?!.. Bak sen Allah’ın işine!

Kızının üzerine titriyormuş anne.
Hanım hanımcık yetişsin diye.
Oğlan adam olsun diye
kendini paralamış baba.
Yıllar sonra mı?
Kızından yansıyanlar tüketmiş anneyi.
Oğlanın açtığı belalar yemiş babayı.
Tesadüf mü?
Neyin getirisi?
Neyin bedeli?

Denetim ve kontrol iş hayatında geçerli.
Ev, aile ve insani ilişkilerde sevgi yerine kontrolün
öne çıkması, benliğin sahne almasıdır.
Benliğin sahne aldığı her yer Cehennemdir!
Denetim; resmiyet oluşturur.
Resmiyet; Samimiyetin boğazını sıkmaktır.

Ne zaman içinde sevdiklerini denetleme duygusu depreşirse bil ki Şeytan seni ele geçirmek istiyor. Ona izin verme, her halükarda sevgiyi öncele, bil ki zarar etmeyeceksin! Sevdiklerimiz üzerine Kontrol kurmak ne kadar bunaltıcı izleyelim mi?

SEVGİNİN GERÇEĞİ

Sevgi; insandan açığa çıkan ama onu aşan yegane insan üstü duygudur. İrade, düşünce, niyet, hesap ve plan işi değildir. Sev demekle hiç kimse birini sevemez. Sevme demekle de birini bırakamaz. Dilediği zaman başlar bize sormadan, dilediği zaman biter bizi takmadan!..

İnsanüstü, irade ve akıl üstüdür Sevgi. İnsana “Ben bi hiçmişim; bende benden üst bi varlık iş görüyor bana sormadan, bana rağmen” dedirten tek oluşumdur. İnsanı boyun eğdiren en güçlü açığa çıkıştır. Şartı, şurtu, gereği, yolu, yordamı yoktur. Sonsuz Sınırsızın kendini seyridir.

Seven şöyle olmalı; Sevginin gereği budur; Seven şunu yapmalı veya yapmamalı vb sözler karşısında beni bir gülmek alır. Sanki sevende irade varmış gibi söylerler bunları. Niye mi söylerler? Bu sonsuzluk- sınırsızlık zevkini sen de tat diye havuç uzatırlar. Hepsi tetikleme içindir.

Niyet ettim Allah rızası için filanı sevmeye!
Niyet ettim Hırsımı tatmin için filandan nefret etmeye!
Gülüyorsun değil mi?
Özün biliyor çünkü sevginin de nefretin de irade işi olmadığını
ve hiçbir zaman olamayacağını…

Kul öyle iyi amel işler ki Cennete ramak kalır. Bir an aklını alıp takdirini öne geçirir; hata işletir, Cehenneme sevk ederiz. Kul o kadar günah işler ki Cehenneme ramak kalır. Bi an aklını alır, takdirini öne geçirir; sevap işletir, onu Cennete alırız (Hadis-i Kudsi) Aklın alınması?

Bir an için Aklın alınması ve bu vesileyle Takdirin iradeye baskın çıkması?
Sevgidür daaaa!
Başka oluşum arama! Sevgi işte!
Bir anlık sevgi elektriğiyle cehenneme sürülenler de var cennete yürüyenler de…
Yıkım ve cinayet de ondan; İnşa ve diriltme de ondan değil mi gerçekte?!..

Dün gece yar hanesinde
yastığım bir taş idi
Altım yağmur üstüm çamur
yine gönlüm hoş idi
*
Yastığı taş, yatağı çamur, yorganı yağmur! Manyak mı dersin Aşık mı?
Senin benim ne dediğimizin önemi var mı? Hoş idim diyor ya, var mı ötesi?

İnsan sevebildiği kadar yakın Gerçeğe
Sevebildiği kadar yakın Allah’a
Sevebildiği kadar yakın Kendine…
İrade işi değilse nasıl açığa çıkar ki bizden?
Sevmek de sevmemek de elimizde değilse?
Ne yapılmalı ki açığa çıksın bu kaynak
ve patlasın taaa özümüzden?!..

Olmazsa olmazlarını yaz bi kenara
Yapamam, bana uymaz dediklerini de
Olmalı, mutlakalarını da
Yapmalı, etmeli, şart bildiklerini de
Sonra sayfa altına kocaman şunu yaz;
SEVGİYİ DOĞMADAN ÖLDÜRENLER!..
Ve yak o kağıdı!
Veya bırak rüzgara, suya!
Kırılsın zihnin zincirleri…

Prensip, ilke, inanç, değer ve ölçülerini put edinene hiç bir zaman açılmayacaktır Sevgi. Sahipliğin olduğu yerde Şahitlik; Zincir olan yerde Özgürlük olmaz çünkü. Ateşte serinlik, Cehennemde Cennet olmayacağı gibi. Önce kendini bırakmak gerek. Allah’a bırakmak; akışa bırakmak…

Yemekteyiz. Soruyor, öğrenmek istiyor. Bilgiye de sevgiye de aç.
Bütün sevgi tatmayanlar gibi bilirse her şey hallolacak sanıyor.
Bunaldım, karşıdaki levhayı gösterdim:
Ye tatlıyı, içme suyu
yanarsa yansın
Ye yağlıyı içme suyu
donarsa donsun
Durdu, soran gözlerle yine baktı…

Dayanamadım patladım:
Bak, ilim istiyorsun soruların bitmiyor
Hikmet arıyorsun, mücadelen dinmiyor
Soru mu var cevap tırmalıyorsun her yerde
Bi dur ya! Bi durrr! Allah aşkına bi durrr!
Bi dur ki sen durunca, sendeki harekete geçsin!
Bi bırak da sendeki Sevgi seni ele geçirsin!

Sana şöyle dua edeceğim, umarım korkmadan amin dersin: “Allah sana aklını başından alacak; bütün putlarını helva niyetine sana tek tek yedirecek bir Sevgi lütfetsin”

MUTSUZLUĞUN ASIL SEBEBİ

Mutluluk; İddiasızlıktır.
Bütün mutsuzluklar varlık iddiası ile başlar.

Dikkat ettiniz mi cahil ve avam dediklerimiz mutludur.
Kolay ve ucuz şeylerle mutlu olurlar.
Bilenler, fark edenler, düşünenlerse mutsuz.
Mutsuzluklarına anlam giydiren bu kesim;
hakikatin sancılı olduğu, bilmenin sıkıntı verdiği savlarıyla kendini savunur.
Acaba öyle midir?

Sıkıntı veren, bilmek değildir.Sıkıntı veren, acı gerçeği fark etmek de değildir. Sıkıntı veren; biliyor, fark ediyor, görüyor olmakla birlikte kendini herkesten ayrı, sıradanlıktan uzak, özel bir yere konumlandırma tavrıdır. Kim dedi sana kendini bütünden ayır?

Kendini bütünden ayırmalı ki ağırlığını hissetsin ve hissettirsin!
Sıradan olmayı yediremez bilenler, fark edenler!
Sıradan insan muamelesi görürlerse farkları fark edilmeyecek midir?
Yoksa bu onların hüsnü kuruntusu mudur?
Senin farkın mı?
Öleceksin ya!
Herkes gibi!
Ne farkı?!

Düşünmek, sorgulamak yalnızlık ve mutsuzluk getirir, sancı verir, diyorlar… Ben de acaba, diyorum.Sorgulamak Yalnızlık mı getirir, yoksa sen kendi kendini sorgulamıyor bunlar diye burun kıvırarak insanlardan uzaklığa mı mahkum edersin?

Sorgulamak neden mutsuz etsin?
Öğrenmek, keyif değil mi?
Bilmek, yeni donanım elde ederek güçlenmek değil mi?
Fark etmek, ufuk ve bakış olarak zenginleşmek değil mi?
Neden düşünmek ve sorgulamak mutsuz etin?
Mutsuz eden başka bir şey olmasın sakın?
Görmek istemediğin bir şey?!..

İnsanı mutsuz eden; kendini özel hissetme ve farklı konumlandırma arzusudur. Bunun temelinde de Tek- Bir- Bütün olanı sindirememe, hazmedememe yatar. Seçilmişlik peşinde koşma, seçkin kabul ettiğine yamanarak tutunma, özel kabul ettiği gruplara bağlanmanın ardında hep bu vardır.

Mutsuz musun? Çözüm?
Çok basit, başını ellerinin arasına al ve düşün;
kendini hangi arzu, beklenti, istek ve konumlandırma ile bütünden ayrı görmek istedin?
Bunun cevabı mutsuzluğunun sebebidir,
garanti veririm cevabı bulduğunda mutsuzluktan kurtulacaksın!..

Öyle çok sorgulamış ki her şeyin boş olduğunu fark etmiş.
Bunu fark edince de hayatın anlamı kalmamış, tabiatıyla boşluğa düşmüş!
Her şey boş mu? Alemleri bir gaye ile Yaratana kafa tuttuğunun farkında mısın?
Her şey boşmuş! Allah bilemedi yarattı da sen boş olduğunu bildin?!..

Düşünmek, sorgulamak, araştırmak, hakikati merak etmek ve öğretilenlerden şüphe etmek hiçbir zaman insanı mutsuz etmez. Bilgi; kuvvettir. Fark etmek; huzurdur. Görmek; sevinçtir. İnsanı mutsuz eden; bağımsız varlık iddiasıyla kendini herkes gibi görmek istemeyişidir vesselam…

KUTSALIN BİLGİSİNE BİR DE BÖYLE BAKSAK MI?

Tanıklık ederim ki; Anlam namına hiçbir şey yok; Sadece Anlamsızlık!..
Ve yine tanıklık ederim ki; Kalbini dinleyerek hayata en güzel anlamı yükleyen;
Anlamsızlığın en üst numunesi ve en güzel anlam örneğidir!..

Avcı toplayıcı olarak dağ bayır gezen homosaphienslerden biri bir gün derin düşünmesinin getirisi ışığa tav oldu. “Ben hissettiklerim ve yaşadıklarımın daha fazlasıyım. Yerin derinliğine, denizler ötesine, göğün enginlerine açılabilirim! (Yeryüzünde bir Halife oluşturacağım!)

Hissediyor, işitiyor, görüyor, lezzet alıyorum. İçim acıyor bazen, bazen de sevinçten havaya sıçrıyorum. Gündüz öteleri hayal edebiliyor, gece rüyalarda gezinebiliyorum bilinmeyen alemleri. Ne kadar da farklı işlevler açığa çıkarabiliyorum ben… (Ve Ademe isimleri talim etti…)

Bir aile, bir kültür, bir medeniyet, bir anlayış içinde buldum kendimi. Cennet gibiydi her şey. Hep tenbihlediler; Sakın, aman, cısss, yanarsın, buna buna yaklaşma! Havailiğim tuttu, merakımın kurbanı oldum yaklaştım. Hepsi dışladı beni… (Ve cennetten kovulup dünyaya indiler.)

Hayallerim sınırsız. Rüyalarım hesapsız. Meraklarım bekleyecek gibi değil. Ya realitem? Değil hayale, yaşamaya bile zor yetiyordu gerçeğim. İhtiyaçlar sınırsız, koşullar sınırlıydı. Hep bir hayal ve realite çatışmasında buldum kendimi. (İkiniz de inin birbirinize düşman olarak…)

Ne versem reddetmez toprak. Pisi de kabul eder temizi de. Örter, büyütür, işler en güzeliyle. Aklım gibi. Ateş öyle mi ya? Değdin mi gittin! Verdiğini yutar, yok eder, söz geçmez, ele avuca sığmaz. Duygularım gibi. (Ve melekler ona secde etti. İblis hariç…)

Hava kararsa ışık yakar, dağ yolumu biçse üstünden aşar, düşman akın etse karşı koyardım. Doğa, hastalıklar, engeller vb yaşam koşullarıyla savaştım insan olmamın gereği olarak. Nedense hiçbirine teslim olmak gelmedi içimden. Direndim sonuna kadar… (Ve Kabil, Habili öldürdü!)

Hayat zor, ortam karışık, çile-tehlikesi çok dünyanın. Toplum, medeniyet, kültür gemileri yapıp bindirmişler insanları çifter çifter. Bireyselliklerini unutturarak eşlemişler. Tufandan korumak için. Binmedim. Kahrol dediler. Deryaya karıştım Kendim olarak! (Ve Nuh gemi yaptı!)

Benlik kölesi olarak yaşayanlar vardı, hiçbir şeyi takmadan, nizam tanımadan. Teslim olan, boyun eğenler vardı ölü gibi hareketsiz. Derinler; hayal-duygularıyla esip gürleyenler vardı. Hiçbiri düzen kuramazdı bunların. (Emaneti dağlara, taşlara, göklere verdik ama onlar kaçındı!)

Benliğine hakim olabilen; nizama uyumlanabilen, duygu ve hayallerini yönlendirebildiği için nizam kuranlar vardı bir de. İcat yapanlar; sanat- eser- düşünce ortaya koyanlar; kitleye liderlik edenler, akışa yön verebilenler vardı bir de… (Emaneti sadece İNSAN üstlendi!)

Benliğine hakim olanlar; herkesten başka işlevlerle sahne aldılar. Çoğunluğa nispetle, tuhaf, uçarı tiplerdi. Kimilerine göre acımasız, kimilerine göre muhalif, aykırı yapılardı. Halleri cehalet gibi de göründü, zulüm gibi de. (Emaneti üstlenen insan çok cahil ve çok zalimdir!)

Kitle, hazır anlamlara göre yaşar, elbise gibi onları giyinir ve esas gerçeğini unutarak benimsenen-benimsetilen sanal anlamlara teslim olurdu. Birileri; hazır anlamları soyundu ve yeni anlamlar giyindi. Dileyene de giyinmesini önerdi… (Ey İman edenler; yeniden iman edin!)

Hazır anlamları giyinen ve buna göre yaşayanlardan uyananlar oluyordu arada. Her uyanan; yaşadığı girdabın farkındalığıyla acı çekiyordu önce. Fark ediyordu ki cennet sandığı aslında cehennemmiş. Ve kendi kendine azap etmiş… (Resul göndermedikçe azap edecek değiliz!)

Fark eden, içine baktı. Yakıcı, yıkıcı, bozucu enerjiler taşıyordu. Işıtan, inşa eden, yapıcı enerjiler de vardı içinde. Sır; enerjileri potansiyel istikametinde bilinçli kullanabilmekte idi. Niyetlendi ve kullandı. (Cinleri ve İnsanları sadece bana kulluk etsinler diye yarattım!)

Annelik, babalık, amirlik, memurluk, vatandaşlık, dindaşlık vb anlamlar giyinmiş; boyunu aşan işlerle ezilmişti. Bir an hepsinin fani roller olduğunu fark etti. Benimsemeyecek ama hakkını verecek; oynayacak ama üzülmeden eğlenecekti. (Dünya hayatı oyun ve eğlenceden ibarettir!)

Dün biri dedi ki “Bir şeyler anlatıyorsun ama yine de örtüyorsun, açık değilsin. Daha da aç, aç!..”
Sen misin diyen, al sana dedim ve gece yarısından itibaren döküldüm. Korunmak, aydınlanmak, sömürülmemek istersin? Öyleyse korkmadan olayı insan merkezli düşün….

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir