Değiniler- 190

Değiniler- 190

İNSAN; KENDİNİ ÖNEMLİ SAYAN

İnsan kadar kendine yüce değer atfederek kendini doğadan, tabiattan, bütünden ayrı bir yerde, özel konumlandırmak isteyen; sonsuz- sınırsız akışa kendine göre başlangıç- son veya ezel- ebed tasavvur ederek zamana sınırlar tayin etme ukalalığı gösteren başka bir canlı var mıdır?!

İnsanoğlunun tuhaf ukalalık ve kibirlerinden biri de her ne zaman topluca daralsa bunu dünyanın kıyameti sayma eğilimidir. 2020 kötü başladı; krizler, savaşlar, salgınlar! Kıyamete gidiyoruz sanki! Ne demezsin! O kadar önemlisin ki sen daraldın diye dünyanın kıyameti kopar!

14. yüzyıl… Asya’da başlayıp dünyayı dolaşan Kara Ölüm; Vebada 100 milyon insan ölmüş… O yüzyılda dünya nüfusu sadece 1 milyar. İnsanlık ailesinin 1/10 u salgında ölmüş. Onlar da bu bir kıyamet demiş midir senin gibi?

Ateşli Humma, Kanamalı Ateş, Akdeniz Humması, Kolera, Çiçek, Tifüs ve hatta Kızamıktan ölmüş binler, onbinler, yüzbinler. Şimdi aşı- ilaçla önü alınan bu hastalıklardan ölmek ne kadar garip geliyor bize değil mi? Basit mi? Kıyamet demişti onlar da bu salgınlarda telef olurken.

Yakın zamanlarda domuz gribi, ebola ve Aids hastalıklarını da kıyamet alameti sayanlar olmuştu. Gündem olduklarına kitleye kıyamet ve tükeniş diye sunuldular. Şimdilerde gündemde bile olmayan sıradan vakalar haline geldiler…

YÜKSEK İNSAN KAYBI YAŞANAN BAZI SAVAŞLAR
* Vietnam (1959-75) 4 milyon 200 bin
* Haçlı Seferleri (1095-1291) 3 milyon
* Kore (1950-53) 3 milyon
* Rus– Afgan Savaşı (1979-92) 1,5 milyon
* İtalyan – Habeş Savaşı (1935-41) 750 bin
* İran – Irak Savaşı (1980-88) 700 bin insan ölmüş
* Büyük İskender (M.Ö. 336-325) 500 bin
* Türk–Rus Savaşı (1877-78) 500 bin
* Irak’a karşı müttefiklerce yürütülen savaşlar (1990-2003) 350 bin
* Saddam Hüseyin kıyımları (1979-2003) 300 bin İnsan Ölmüş…
Bunca insan öldü bu savaşlarda. Dünya Savaş Tarihinin hepsi değil sadece bir sayfası…

AFRİKA KÖLE KIYIMI
7. yüzyıldan 19. yüzyıla kadar toplam 34 milyon 500 bin Afrikalı ve Orta Doğulu kölenin öldüğü biliniyor. Sadece Afrika’dan Amerika’ya Atlantik üzerinden götürülen zenci kölelerin 16 milyonu 1452-1807 tarihleri arasında çeşitli şekillerde hayatını kaybetti…

Çin’e Komünizmi getiren Mao, 1950-76 arası tam 40 Milyon insan öldürdü!.. 40 milyon 40 !.. Cengiz Han denen Moğol Yamyamı da 13. yy. da yakıp yıktığı yerlerde 40 milyona yakın insanı katletti. II. Dünya Savaşında ölenler mi? 66 milyon insan….

İngilizlerin Hindistanı sömürgeleştirdiği süreçte ölenlerin toplam sayısı 27 milyon tahmin ediliyor. Amerika’da öldürülen Kızılderili sayısı 15 milyon…. Hepsi de can verirken bu kızılca kıyamet demiştir sanıyorum…

Sen şimdi 2020 kötü başladı; krizler, salgınlar, buhranlar diyorsun.
Nereye gider bu iş? Nasıl okumalı öyle mi?
Oku tabi oku! Yorumla, tahlil et!
O kadar önemlisin ki senin okuman tüm evreni ilgilendiriyor!
Bi okusan, bi yorumlasan devrim olacak!
Zavallı! Zavallı kibir abidesi!

Tarih önünde nokta kadar değeri olmayan biz 2020 yi görenler kitlesi! Çok önemliyiz çoook! Belki Altın Çağ uydurmasının ilk şahitleri oluruz! Az şey mi canım, bir aydınlanma eşiği! Breh breh breh! Sevsinler! Salgından, savaştan, krizden dahi kibrine pay çıkaran zavallılar!..

Biri Büyük İstanbul Depremi yakın dedi
99’dan beri hep yakın dedim
Oradan tutturamadı virüs dedi
En fazla ölürüz dedim
Şaşırdı…
Az sonra bastık kahkahayı
Kendine bu kadar önem atfedecek kadar kibre, ukalalığa ve aymazlığa düşmemeni dilerim
Evin, sohbetin, okumanın tadını çıkar…

HANGİ ÖZGÜRLÜK? ÖZGÜR KİM?

Özgürlük; olmak isteyeceğimiz ve olmak istemeyeceğimiz şeylerin bütünüyle insan zihninden düşmesi halidir. Olmak istedikleri için ideal ve hayal, olmak istemedikleri için sakınma ve korku taşıdığı sürece insan gerçek anlamda özgür değildir.

Özgürlük; pek çok kavramda olduğu gibi dışsal ve bedensel manada anlaşılmış; elle tutulur gözle görülür bir takım zincirler ve bağlardan kurtulma hali sanılmıştır. Hakiki özgürlüğünüzün bedenen ve dış alemdeki durumunuzla alakası yoktur. O zihinsel bir durumdur.

Bütün toplumlar, bütün öğretiler, bütün inançlar sizi birisi; bir kişi, bir kimlik yapmaya uğraşır. Kötü biri olma İyi biri ol, Ahlaksız olma Ahlaklı ol, Cahil kalma Bilgili ol vs. Gerçekte bunların hepsi kimliktir, kimliğe yönlendirmedir. Kimliğe dönük her şey özgürlüğü öldürür!

İyi, güzel, faydalı, gayretli kişi olmakla kötü, çirkin, zararlı, tembel kişi olmak arasında
Kişilik bağlamında fark yoktur.
Kişilik olduğu sürece bilinç, özgürlüğü tadamaz!
Kişilik; olmak- olmamakla ilgilidir.
Olmak- olmamak söz konusu ise yaşanan Tutsaklığın ta kendisidir…

Örnek aldığın idol şahsiyetler,
numune rehberler, aydınlık öncüler,
ilim ve hikmet rehberleri var mı hayatında?
Hani ah ben de onlar gibi olabilsem
diye öykündüklerinden söz ediyorum.
Var mı? Var di mi?
Geçmiş olsun,
Tutsaksın!..

Aldığınız eğitim, edindiğiniz kültür, izlediğiniz yol ne kadar Kendiniz Olmaya yardım etti? Yoksa sizi yolların, ideolojilerin, grupların, inançların, yerleşik değerlerin önerdiği üst kimliklere mi götürdü? Eğitim ve Kültür neye göre taklit, neye göre tahkik, sorguladınız mı?!..

Şefkatli anne, otoriter baba, hayırlı evlat, sevecen eş olmaya çalışıyor insanlar. Hepsinin giyinilmiş kimlikler olduğunu, bir gün anlamsızlaşarak üstümüzden döküleceklerini söylesek, bozulurlar mı? Giyindiklerini değil “Kendini Yaşayan” kaç kişi çıkar şunun şurasında?!..

Özgürlük; Kendini Yaşamak! Nasıl?!
Giyinilmiş tüm rolleri hafife alıp hayatın realitesine sırt dönerek
veya birilerine meydan okuyarak?
Sırt dönen, restini çeken, meydan okuyan,
baş kaldıran özgür mü?
Evet özgür.
Neyin özgürü?
Hayvaniyetin Özgürü o!
İnsaniyetin değil…

Biz genelin anladığı Hayvaniyet Özgürlüğünden bahsetmiyoruz.
Biz bir zihin durumundan, bir bilinç durumundan bahsediyoruz.
Özgürlük, dış şartları değiştirmek mi?
Hayır.
Kişi,hapishanede bile özgür olabilir mi?
Evet!
Özgürlük bir anlayış, bir kafa meselesidir.

Böylesi bir özgürlük için ne yapılmalı?
Eğitim, kültür ve toplumsal uygulamalar buna göre mi düzenlenmeli?
Ben toplumdan bahsetmiyorum senden bahsediyorum sana.
Böylesi bir özgürlüğü yerleşik kurumlar, yerleşik algılar veremez sana.
Onlar düzelmeyecek, sen düzeleceksin sen!

Sen, kafanı yenileyecek, sadece öfke, üzüntü, acı anlarında değil kazanç, başarı ve sevinç anlarında da zihninin sana nasıl, ne tür oyunlar oynadığını fark etmeye çalışacaksın. Ve bunun için öncelikle herkesten hariç kendine özel gündemin, kendine özel plan ve programın olacak.

İşe önce sana öğretilenleri yeniden araştırarak, diyalektik düşünmeyle doğruları çarpıştırarak başlayacaksın. İnanıyorum dediklerini inkar edenleri de okuyacak; İnanmıyorum dediklerine inanan nasıl inanmış, objektif nazarla süzerek başlayacak; kendini hep ters köşe edeceksin!..

İğrenç, benden uzak olsun, dağlara taşlara deyip tahtaya vurduklarının arka planında ne duygular, ne düşünceler var inceleme cesareti göstereceksin mesela. Herkes katile, tecavüzcüye, hırsıza, küfürbaza öfke kusarken sen, o nasıl ve ne şekilde bu hale geldi tefekkür edeceksin!..

“Yanlışlarını sorgula ki doğru yolu bulasın”
diyorlar değil mi genelde?
Öyle bulacağın yol, doğru yol olmayacak bilesin!
Ben sana tam tersi bir şey söylüyorum;
Doğrularını sorgulayarak başla!
Yanlışı herkes görür, ya doğrularındaki yanlışı kim görür?
Görmeyi göze alabilir?!

Bütün sorgulamalarının hedefi bir hükme,
bir gerçeğe, bir karara varmak mı olmalı?
Hayır.
Hedef, hüküm, karar, menzil varsa
özgürlük yine oluşmaz…
Senin işin; ucu açık konularda ucu açık tefekkürler,
sorgulamalar, araştırmalar yapmak olacak.
Hüküm, karar derdine düşmeden…

Özgürlük; olmak- olmamak kaygılarından öte, özenti- ideallerden uzak, sakınılası- korkulası öğrenilmişliklerden geçip Kendini bırakıp doğal olanla ve doğayla bütünlüğü hissetmiş olanın zihin durumudur. Özgürlük birilerinden koparılmaz, sen kendini, kendi zihninden koparacaksın!

Özgürlük İsyanla elde edilir. Dışa değil içe ve şimdiye kadar sana kendin zannettirilen sahte kimliğe, giyinilmiş benliğe isyanla! Ve bu isyan koparıp alır özgürlüğü örtüler, kilitler, algılardan. LÂ diyenin İLLÂ ya kavuşması gibi kavuşursun Kendine! Diyebilene selam olsun…

DAHASI

İyi İnsan diye özendikleriniz, gıpta ettikleriniz veya tam tersi duygularla kıskandıklarınız, imkan olsa bir kaşık suda boğmak istedikleriniz varsa hayatınızda; bu kendi hakkınızda bir gerçeği size ifşa eder; Siz kendisinden memnun olmayan bir tipsiniz!

Kendisinden memnun olanın özeneceği, gıpta edeceği, kıskanacağı, uzak tutmak veya uzak durmak isteyeceği hiç kimse yoktur. Kıskançlık; kendinden memnuniyetsizlikten, kendinden memnuniyetsizlik, kafasında kıyasa dayalı iyilik, güzellik, üstünlük ölçüleri taşımaktan doğar.

Bütün toplumlar genç beyinleri daha iyi, daha faydalı, daha bilinçli olmaya yönlendirir. Hiçbir eğitim sistemi; “Sen bu halinle güzelsin” demez çocuğa, gence. Hep bir “dahası” vardır yönlendirmelerin. Dahasına yönlendirmenin fark edilmeyen bedelleri nelerdir insan için peki?!..

Dahasına, iyiye, faydalıya, ideale yönlendirmenin en ağır ama en gizli bedeli;
Kaotik Beyinler yetiştirmektir. Neden?
“Daha iyi olabilirsin” demek “Şu an iyi değilsin” demektir.
Bu da “Kendinden memnun olma, kendinle barışma sakın” telkinidir.
Sonuç; Mutsuz İnsan Tipi..

Çocuğunu olduğu gibi kabul etmeyen aile kendince ürettiği telkine Yetiştirme adını takar. Genci olduğu gibi istemeyen devlet planlı örneklere yönlendirmeye; Eğitim adı verir. İnanç, daima iyi insan ister. “Sen, sen olduğun için iyi, güzel ve hoşsun” diyen bir sistem niye yok?!

“Dahası” üzerinden yönlendirilmeyi öylesine kanıksamışızdır ki insanı olduğu gibi kendi haline bırakmak çoğumuzun zihninde başı boşluğa, kaosa alan açmak kabul ediliyor. Hiç denedik mi peki? Hiç denedik mi ki böyle olur, diyoruz. Denemeyi göze almak bile ürkütüyor değil mi?!..

Bunalımlı, mutsuz, kahırlı, öfkeli, isyankar tipler;
potansiyel suç makineleri nasıl ürüyor? Ürüyor değil üretiliyor!
Aile, okul, idare, inanç sistemi daha iyisini istediği için olmasın!
Daha iyisi diyerek kendine yabancı kesilmeyi, sahteliği teşvik ettiği için olmasın?
Ha?!..

Toprağını beğenmeyen ağaç, yatağını beğenmeyen ırmak, dağını beğenmeyen orman, havasını beğenmeyen kuş, suyunu beğenmeyen balık yok tabiatta. Çünkü daha iyisi var denmedi onlara. Daha iyisi var denen ve hep ona özendirilen, böylece iç- dış çatışmalara itilen sadece insan!..

“Ben kendi kendimden neden hoşnut değilim,
neden gergin ve mutsuzum” mu dedin?
Çözmek istiyorsun.
Özendiklerini, kıskandıklarını, kaçındıklarını getir gözlerinin önüne.
Ve niye özeniyor veya kaçınıyorum diye sor kendine!
Hepsinin altında kendini eksik sanma kompleksin var.

İster içinden gelsin, ister dış etkilerle empoze edilsin, eksiklik hissinden kurtulman mümkün. İkilemli önermelere üçüncü boyuttan sorular sorabilirsen, hem kendine oynadığın oyunu hem de sana birilerinin süslü- kutlu özendirmelerle oynadığı oyunu bozar, işi kökünden sarsarsın!

Arınmalı, temizlenmeli nefs kirlerinden diye konuşuyordu anlatan. Ayet, Hadis, Evliya sözleriyle perçinledi telkinini. “Pisler arınır, kirliler yıkanır. Siz arının demekle bize pis, temizlenin demekle kirli diyorsunuz! Biz ne pis, ne de kirliyiz” dedim. Ortalık buz kesti!..

Dikkat et dostum, seni sana yabancılaştırarak -sözde- iyilik, güzellik ve faydalılığa teşvik eden öğretilere çok dikkat et! Esasen içeriye, zihnine dikkat et. Çekinme ve haykır kendine; “Kendimi Seviyorum ve Ben bu halimle güzelim!” Mutluluğun varsa anahtarı, işte budur!

ALGI VE GERÇEK ARASINDA İNSAN

Doğal afet, salgın, savaşlar ve toplu yıkımları herhangi bir şeyin bedeli, cezası, gazabı veya imtihan- bela olarak nitelemek; onları hakiki manada okumak demek değildir. Yaşanana illa bir isim vermek gerekiyorsa “Olması gerekenin olmakta olduğu” nu kabul, en doğru yaklaşımdır.

“Olacaktı, akış ve gidiş zorunlu olarak buna doğruydu, olmamasına imkan yoktu” gerçeğini sindirmek, emin olun hiç tatmadığımız bir sükûnet ve dinginlik getirecektir. Nedenli, niçinli sorular; isyan ve öfkeyle aklı kapatır. Gerginliği de cabası. Neden- niçinlerin ötesine geçelim.

Nedenler- niçinler sizi sorumlu- suçlu aramaya iter.
Hadi sorumlu buldunuz, suçlu da…
Yakalayıp ceza da verdiniz…
Bu, salgını durdurur, ölenleri geri getirir mi?
Bulaşanlar hemen şifa mı bulur?
Suçlama ve sorumlu arama egonun ekmeğidir.
Ego ateş yer, ateş kusar ve yakar!..

Bir Hak Ehli der ki; “Allah, hiçbir kulun canını o kul ölüme razı olmadıkça almaz!” Üzerinde zaman zaman düşündüğüm, değişik boyutlardan anlamaya çalıştığım, sorguladığım bir sözdür. Düşünene çok şey söylemektedir. “Kul, ölüme razı olmadıkça canını almaz!” Bi düşün bakalım…

Açıklama yapmayacağım söz hakkında
İster gıcıklık say, ister ukalalık
Geceler boyu düşündüm ben
Beynimi zonklatırcasına…
Sadece kopya vereyim;
Virüs gelmeden algısı geldi; Öldürür!
Ve hep de böyle olur
Önce algı gelir
Yaşama Sevincini
algılara kurban etmeyene ne mutlu!

TIKANAN BORU DEĞİLMİŞ

Vaktiyle evde su tesisatı tıkanmış; duvar kırılacak, fayans yenilenecek, bir dizi iş ve masraf açılacak diye epeyce gerilmiştim. Bir çay içimi uğradığım dostum yaşadıklarıma farklı boyutlardan açılımlar getirdi: “Tıkanan boru değil” diye başlayarak. Şaşkınlıkla dinliyordum…

“Tıkanan boru değil sensin! Tıkanıklık algında! Düşünce dünyanda bi set var. Aşmak istiyor, aşamıyorsun! Boru tıkanması iyi olmuş, tamir ettirirsin, açılır. Peşinden sen de açılacaksın!..”

Batini yorum ve yaklaşımları uçuk bulduğum günlerdi. Ona demesem de saçma bulmuştum…

Evde boru tıkanıyor, tıkanan ben oluyorum? Saçmaydı! Ama kafama takmadan da edemedim. Tamirci gelmişti. Kırık dökük? “Ne kırığı abi, köşeden az yer açtık hepsi bu” dedi ve sadece bi çay parası alıp gitti. Hala düşünüyordum, tıkanan bensem, tamir de olmuşsa bana ne açılacaktı?!..

O günlerde Kur’anın 30. cüzündeki surelere farklı ufuklardan yaklaşmak geliyordu içimden. Ama tedirgindim. Ya yanlış anlaşılırsam? Ya haddi aşarsam kelam-ı ilahiye karşı?!.. Bir gece oturdum ve ne olursa olsun diyerek gönlümden taşanları öylece döktüm yazıya… Ama ne taşma!..

Korku, kaygı, tedirginlik, hesap kalmamıştı. Yazı kompozisyonu; giriş gelişme sonuç bile önemsizdi artık. Allah ne verdiyse akıyordu… -Bu tabiri sevmem ama- yazan ben miydim yoksa yazdırılıyor muydum belirsizdi. Ama akıyordu işte… Ayetler, hadisler, tespitler…

Sure, ayet ve meşhur hadislere yorumlar yanı sıra benişm için yeni bir türde de kalem oynatıyordum. Hatırat-Seyahat üslubuyla daha üst konuları dillendiriyor; daha doğrusu hayali bir zata; Vahdet Beye söyletiyordum. Haftalık yayınladığım yazılar patlıyordu… Ve iki kitap doğdu!

“Tıkanan boru değil sensin! Tıkanıklık algında! Düşünce dünyanda bi set var. Aşmak istiyor aşamıyorsun! Boru tıkanması iyi olmuş, tamir ettirirsin açılır. Peşinden sen de açılacaksın!” demişti ya dost. Gerçek olmuştu. Ve benden yeni iki yazı tarzı peşi sıra da iki kitap doğmuştu.

Ne anlatmaya çalışıyorum?
Her hükmün, her cümlenin, her oluşun, her açığa çıkışın en az 3 boyutu var.
Dünya #Corona virüsle mücadele ediyor şimdi. Algılarımız salgınla kilit şimdi!
Ya peşi sıra açılacak olanlar? Düşündük mü hiç?
Az düşünelim mi?
Bizim tıkanan boru misali gibi.

Salgın ilk hangi organı ele geçiriyor?
Akciğerler!
En önemli canlılık işlevi Solunum.
Başka?
Kalpten gelen Kanın temizlenerek tekrar kalbe oradan da
tüm vücuda verilmesi demek akciğerler.
Kan; hayat demek malum.
Kirli kan; kirli-sağlıksız hayat; temiz kan; temiz-sağlıklı yaşam!..

Görüyoruz değil mi
İnsanlığın baştan ayağa kirlendiğini
Görüyoruz değil mi
Nizam, intizam, ahlak, namus, dürüstlüğün yele verildiğini
Görüyoruz değil mi
Din adına konuşanın da, izm’ler adına nutuk atanın da menfaatinden başka şey düşünmediğini
İnsanlığın Akciğerleri Tıkandı!..

Her tıkanıklık sonrasında elbet gelecek bir açılım, bir açıklık!
Ve rahatlayacak bu hayat akışı!..
İnsanlık aleminin, dünyanın akciğerleri temizleniyor şimdi.
Kan temizlensin ki daha temiz, daha dürüst, daha insanca, daha namuslu, daha dürüst bir hayat başlasın diye…

Dünya; kendi akciğerlerini temizliyor şimdi.
İnsanlık, silkiniyor, kirlerinden arınıyor şimdi.
Her temizliğin, her arınmanın bedeli olacak elbet.
Ağır faturalar da çıkabilir, kolayından da bitirilebilir.
Hepsi, insanlık aleminin nasıl hareket edeceğiyle doğrudan alakalı.

“Evren; bakışın biçimini alan boşluk” dedi kişisel gelişimci. “Ben kulumun zannı üzereyim” hadisini yorumladı tasavvuf sohbetçisi. İster batini mana de, ister gelişim; gerçek şu ki; nasıl bakarsak, nasıl algılarsak öyle seyrediyor hayat hem toplumsal hem ferdi planda. Gerçek bu!

Öyleyse güzel bakalım #Corona ya!
Yepyeni, daha güzel, daha dürüst bir yaşam için, daha güzel bir anlayış ve yaşam için kendini arıtıyor dünya! Ne korkusu? Korunuyoruz ya! Emin ol kolay geçecek! Nasıl bakarsak öyle geçmiyor muydu? Âmin de “Kolay geçecek süreç” Âmin de hadi!
Evde boru tıkanınca duvar kırılır, fayans dökülür, masraf çıkar korkusu duymuştum.
Korktuğum kadar olmadı. Tamirle beraber açıldı algılarım.
Bu da öyle olacak emin ol
Takva; sorumluluk duygusu ile korunmak demek
Korunuyoruz Elhamdülillah
Geçti diyelim şimdiden, geçsin! Âmîn

There is 1 comment for this article

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir