Değiniler- 197

Değiniler- 197

HERKES VE HER ŞEY HAK, PEKİ YA SEN?

Tasavvufi, dini, spirtüel öğretilerin gereğince davranmayı biricik hakikat kabul edenler; kalp kırmamaya özellikle dikkat ederler. Çünkü herkes Haktır, Hakka zulmedilmemelidir. Görünüşte el hak doğru diyebileceğimiz bu anlayışta gözden kaçırılan önemli bir nokta olabilir mi?!

Muhatabının kalbini kırmama adına toleranslı hareket edenler; buna kendini zorlayanlar, her halükarda sevecen, hoşgörülü ve anlayışlı davrananlar; inandıkları kadar iç alemlerinde huzurlu mudur? Muhatabın kalbini kırmamışlardır ama ya kendi kalpleri?! Ondan ne haber?!

Ezber öğretilere göre davranacağım diye her şeye razı görünenler, her tür hareket ve söz karşısında alttan alanlar kendi dünyalarında da aynen rahatız iyi ki böyle yaptık diyebilirler mi? Yoksa egoları içeride cayır cayır yanmakta, içten içe vehimler konuşmakta mıdır?!

Bir öğretiyi kabul etmek başkadır, inanmak başkadır, hazmedip yaşam haline getirmek daha başka. Ne ki günümüzde insanların bilinçaltı, tabiatı dikkate alınmadan böyle ol, böyle uygula denmekte; beşeri zaaf ve içsel tepkiler hiç dikkate alınmamaktadır. Ne demeye çalışıyorum?

Ne deniyor? Herkese alttan al, çünkü seslenen, oradan görünen Hak. Sen kendinden geç, orada Hakkı görmeye çalış! Hep buna gayret et! Ben deme sakın, bu ego olur, nefis olur, hakikat bilincinden düşersin? Tersine bir soru sorsak mı? Herkeste gördüğüm Hak da bendeki kim peki?!

Sırf senden görünen Hak diye senin her tür ukalalık, edepsizlik ve haddi aşman karşısında susacak; hoş görecek, üstüne üstlük bunu senden değil kendimden bilecek, her tür pervasızlığını çekeceğim öyle mi?! Argoda senin anan güzel mi derler. Üç kuruşa beş köfte yok da derler…

“Herkesi Hak gör ama sakın kendini hak sayma, bu ego olur” öğretisinin Muhammedi Hakikat ile İslam Dini ile uzaktan yakından alakası yoktur dostlarım! Hz. Muhammed (sav) herkese hak ettiğince davranmış, her söz ve hareketin hakkını gereğince vermiştir. Hem de o biçim vermiştir.

Senin kalbin hak ya benim kalbim? Et parçası mı? Sakatat mı yoksa? Cevap verirsem gelişemezmişim öyle mi? Susmalı, sineye çekmeli imişim. İçeriden yersem, kahırla hasta olursam ne olacak? Sen, deva olacak mısın o vakit?!

Senin kalbini kırmama adına kendi kalbimi kırıyorum. İkimizde de seyreden Haksa, kendimi kırmakla Hakka zulmetmiş olmuyor muyum? Sana zulmetmeme adına kendime; kendimdeki Hakka zulüm?! Bedeli? Sığ beyinler, itaat adıyla güdülen yığınlar, içten içe kendini yiyenler! Bu mudur?

Diğer taraftan, herkeste hakkı gör diyenlerin kendileri sende hakkı hiçbir zaman görmezler. Damarlarına basıver bakalım, azıcık bilgilerini test et bakalım, biraz yaşamlarını sorgula bakalım; bir volkan gibi püskürürler üstüne. Onların ki Celaldir, seninki Sinir… Yersen!

Özetle söylemek istediğim şudur dostum; Kimseyi kırmama adına kendini kırma! Çünkü sendeki de en az onlardaki kadar Haktır; Hakkın ta kendisidir. İnsanları kırmama adına alttan alanlar; içeriden yediler ve tükettiler kendilerini. Kendi elleri ile zehirlediler kendilerini…

Vaktiyle bu tür öğretiler üzerinden sana hitap etmiş olabilirim. Elhamdülillah uyanmışızdır. Elhamdülillah tasavvufi-dini hakikat diye pazarlananların nerelerden ithal, hangi batıl yolların kopyası süzme ve düzme bilgiler olduğunu sezmiş, kendimize zulmetmeme azmine ermişizdir…

Kendinize yapacağınız en büyük iyilik; İslamı ve Hz. Muhammedi ana kaynaklardan öğrenmektir. Aşk yayını, hakikat bilgisi yayını vb üzerinden, tasavvuf üzerinden İslam Gerçeği öğrenilemez! Aldanmayınız! Aldanmayınız ki “Kalbinizin Sahibi Rahman”a Zulmetmeyiniz!

Senin kalbini kırmam, kırmamaya özen gösteririm.
Aynı özeni kendi kalbime de gösteririm.
Seni kırmama adına, kalbimi kırmana müsaade edemem!
Ne haddi aş, ne de sana karşı hat aşılmasına izin ver!
Varsa bir gerçek işte budur!

DEĞİŞİM- DÖNÜŞÜM

Yanlışı gösteren, doğruyu önerenle Değişimim; Doğrumdaki yanlışı; yanlışımdaki doğruyu gösterenle Dönüşümüm başlar. Değişim kolaydır, acıtmaz. Dönüşüm zorludur, acıtır. Değiştirmek isteyeni sever, sayarım. Dönüştürmek isteyene kızarım. Belki bi ömür kırık kalır kalbim.

Düşüncelerimi karaladım bir konuda. Götürdüm, nasıl dedim. Maşallah barekallah dedi. Bir diğerine götürdüm. Şöyle bi baktı geri verdi “Bıraktığım yerde otluyorsun. Anlaşılan niyetin yok çayırdan çıkmaya” dedi. Bir hayvan demediği kaldı. İlki değiştirici, ikincisi dönüştürücüydü.

İnsanın ihtiyacı vardı azıcık da olsa okşanmaya, taltif edilmeye. Değiştirende taltif ve okşama gani, Dönüştüren de asabiyet ve terslik gani idi. Kafam karıştı. Kaçasım geliyordu. Biri uyardı. Asabiyetin altındaki şefkati gör! Gördüğünde anlayacaksın ki asıl şefkat onunkidir…

Değiştirme amaçlı yetiştirenler bir süre sonra diploma, icazet vb ile yol veriyor; yürü meydan senin diyorlardı. Dönüştürücüler? Hayatta bunu yapmaz, yol da vermezlerdi. İyi olmuş bile demeyenden bunlar beklenmezdi zaten. Ya nasıl sahaya sürerdi onlar peki?

Küstürerek, kırarak veya ölüm ayrılığı ile meydana sürüyorlar, yol veriyorlardı. Vakti geldiğinde bir dakika bile tutmazlardı. Sordum hemen, kırma amacı yol vermek değil ikaz ise ya ben egoma düşüp kırılmışsam? O olgunluğa gelmişsen neyi, niçin, nasıl yaptığını hissedersin dedi.

Tamam da egom mu kırık, onay mı çıktı nasıl anlarım diye üsteledim.
Bilirsin dedi bilirsin. Onay beklediğin sürece zaten gidemezsin.
“Öyleyse onlar yol vermez, vakti gelince izni kendimden alırım, öyle mi?” dedim.
Sustu… Muzipçe güldü. Bozma düzeni, Git işine dedi. Gittim…

TOPTANCILIK VEYA MELEK RESUL ARAYIŞI

Bir insanın kötülükleri nedeniyle iyiliklerini, İyilikleri nedeniyle kötülüklerini görmezden gelmeyi bırakabildiğiniz gün; insanlığın, adaletin, hakkaniyetin, muhabbetin gerçek anlamı size açılmaya başlar.

Ne gariptir ki Toptancılık beşere has, hayvaniyeti besleyen bir hastalıktır. Kötü dediğimizi her şeyiyle karalamak; iyi dediğimizi her şeyiyle aklamak toptancılıktır. İşte bu insan ilişkilerini dinamitlemekte, muhabbeti öldürmekte, adalet ve hakkaniyeti rafa kaldırmaktadır…

Sevgi de Nefret de tarafgirliği besler. Tarafgirlik karanın içinde akı, akın içinde karayı görmeye engeldir. Tarafgirlikle perdelenen bir de kendini şöyle savunmaz mı, Allah için gerçek bu hem herkes görüyor. Allah adına ve herkes eksenli konuşmak? Sen Hakka taliptin öyle mi?!

Müşrikler ne demişti? Bir beşer yerine melek resul yollasaydı ya Allah! Melek Resul sadece o döneme müşriklere has değil tüm insanlığa tüm zamanlara özgü bir hastalık! Birini seveceksem mükemmel olmalı! Birini öveceksem kusursuz olmalı! İşte bu; “Melek Resul” hastalığıdır.

Kur’an’da Müşrik geçen ayetleri Müşrik yerine “Egoist” kelimesini koyarak okumayı denedin mi hiç? Ben denedim. Ve kendimden ve insanlığımdan ve takıntılarımdan utandım da tere battım… Öneririm Kur’an’ı bir de böyle oku!

Sevdiklerimizi Melek, Sevmediklerimizi Şeytan ilan etmede ne kadar da hızlı ve ve ne kadar maharetliyiz düşündün mü hiç? Uzak durduklarımıza yaptıkları iyiliği bile çok görecek kadar ukalayız. Yakın tuttuklarımızın kötülüğüne süslü kılıf bulacak kadar da ustayız. Bu mudur sahi?

Tut ki kaza geçirdin. Tut ki derde düştün. Senelerce aşağıladığın, kerih gördüğün, insan bile saymadığın; o an hastaneye yetiştiren, sana ferahlık veren, elinden tutan olarak karşına çıksa ne hissedersin? Utanç ve derin bir mahcubiyet! Şimdiden uyansak daha iyi değil mi?!

“Şeytan Mükemmeliyetçidir” yazdığımda sindirilememişti. Şeytan mükemmeliyetçiliğiyle düştü huzurdan. Huzur çok yönlü kelime. Huzursuzsan neyi gözden geçirmelisin? İnsanlarda kemal aramak; kemal ölçüleriyle insan yargılamak Allahlığa soyunmaktır! Biz bundan Allah’a sığınırız.

HUZUR AMA NASIL?

Üzüntülüyseniz ‘geçmişte’
Endişeliyseniz ‘gelecekte’
Huzur içindeyseniz ‘şimdiki zamanda’
yaşıyorsunuz demektir.
{Lao Tzu}

Hayatın büyük kederleri karşısında cesur ol, küçük kederleri karşısında ise sabırlı. Ve günlük işlerini tamamladığında huzurla uyu. Merak etme, Tanrı hep uyanık. {Victor Hugo}

Hiçbir şey için ‘benimdir’ deme. Sadece de ki ‘yanımdadır.’ Çünkü ne altın, ne toprak, ne sevgili, ne hayat, ne ölüm, ne huzur, ne de keder, daima seninle kalmaz. {Mevlana}

Huzur ve sevinci Allah’tan isteyin, size ancak O kalbinizin istediği şeyi verebilir. {Alexis Carrel}

Eğer, yarım asırlık hayat bana bir şey öğretmişse şunu öğretmiştir; huzuru size kendinizden başka kimse sağlayamaz. {Dale Carnegie}

Huzurla, sıkıntı çekmeden yaşamak isteyen, bütün bildiklerini söylememeli, gördüklerini yargılamamalıdır. Bilge insan, adil kazanabileceğinden, gösterişsiz kullanabileceğinden, neşeyle dağıtabileceğinden, huzurla geride bırakabileceğinden ötesini arzulamaz. {Benjamin Franklin}

Huzur; Sevgi ve Nefretin ötesindeki alemin adıdır. {Tevfik Fikret}

Dışarıya kapanmak esasen içeriye açılmaktır. Huzur mu istiyorsun? Az Eşya, az İnsan! Huzur ve güven içinde sessiz bir yaşam, bizim için müziklerin en güzelidir… {Franz Kafka}

Doğada huzur bulmamızın sebebi onun bize aldırmıyor olmasındandır. {Allan Percy}

Mutluluk; çalışma, gayret, arayış, yöneliş ve çabanın ürünü olarak ya elde edilir ya da elden kaçar. Bunları yaptın diye kesinlikle garantisi yoktur. Huzur? Çaba, gayret, arayış, tutkulu istek, arzulu beklentiyi bıraktığın yerde senin için hazır olan haldir. Bi İnanabilsen…

BOŞLUK, EVREN VE BİZ

Neyin boşluk ve eksikliğini hissetmişse ona doğru çekilir insan. Evrenin boşluk kabul etmeyişi; varlığın kendini tamamlama eğilimi Çekim gerçeğini her an yürürlükte tutar. Çekim; yakınlık- uzaklık, uygunluk- aykırılık tanımaz. Evrensele nispetle bunlar yok hükmündedir çünkü…

“Neden uzaklaştı?” sorusu yerine “Nerede boşluk bıraktım?” sorusu evrensel realiteye daha uygundur. “Neden gitti?” sorusu yerine “Onu nasıl itekledim?” sorusu daha gerçekçidir. Tabii bunlar ancak ego izin verirse kişinin kendi kendisine sorabileceği türden can alıcı sorulardır…

Varlığın diğer tür ve bölümlerinde olduğu gibi insan ilişkilerinde de çekme ve itme mekaniği iş başında. Bu alanda irade ve bilinçli tutum neredeyse hiç yok gibi, devre dışı. “İradeli ol, etkilenme bundan” telkini gerçekte “Bastır, İçine at, Yok say” zorlamalarıdır. Nereye kadar?!

Öte yandan her zorlamanın bir sıkışma, her sıkışmanın bir gerilim, her gerilimin bir patlama getireceği muhakkak. Her bastırılan bir gün baş kaldıracaktır. Her yok sayılan, yok sayanın gözüne sokulacak; her dışlanan bir şekilde ta içeriye saplanacaktır. Neye yaradı?!

Evren ve İnsanda işleyen bu sistem; inanç, felsefe, bilim ve ahlak disiplinlerinin fevkinde bir oluş ve olgular bütünüdür. Her ne kadar inanç, bilim, felsefe ve ahlak bu sistemi çözme- açıklama iddiasında ise de hemen hepsi kalıp öğreti ve baskılama içerdiğinden yetersizdir. Öyleyse?

Sadece inanç, sadece spiritüalizm, sadece bilim, sadece felsefe, sadece tasavvuf veya sadece ahlak öğretileriyle hem kendimizde hem de evrende işleyen bu sistemi gereği gibi kavramak mümkün değildir. Çünkü bunlar bir süre sonra kişiye büyülü, kutlu levhalar perdesi çekerler…

O perdeyi aralamak, o levhaların büyüsünden kurtularak çıplak, nötr ve objektif gerçeklikle yüzleşmek ancak ve ancak bütün öğretiler ve değerler alanının dışına çıkarak, gerisine çekilerek onlara yukarıdan bir başka bakışla edinilecek ufuktur.

Gerçekte hangi öğreti, hangi değer sistemi olursa olsun içinde olduğunuz sürece kendi iyi-kötüsünü, kendi güzel ve çirkinini, kendi doğru ve yanlışını size empoze edecektir. Bunların büyülü, süslü, can alıcı atmosferini aşmak için bir süre hepsinden geriye çekilerek izlemek şarttır.

Şöyle bir soru sorulabilir; diyelim ki inanç, felsefe, bilim, ahlak veya ideoloji olarak bir yolu benimsedim. O yolun bana evrensel sistem gerçeğini kavratıp kavratmadığını, gerçeği görüp göremediğimi nasıl anlarım? Yolu nedir? Cevabı basittir.

Tuttuğun yol içsel huzur getirmiş, seni kendinle barıştırmış, tüm hayati daralmalarını açmış; gönlünü ferahlatmışsa bir ölçüde doğru çizgidesin demektir. Yok eğer içten içe bir yerde bir şey eksik hissi taşıyorsan; yolların hepsinden geri çekilerek bakmaya ihtiyacın var demektir.

Aslında İslami Öğreti; Çekim Mekanizmasına oldukça fazla dikkat çekmiş ancak, insanoğlunun ritüelleştirme ve manevi adı altında büyülü hava verme tutumu yüzünden bu gerçek gözlerden kaçmıştır. Gerçek anlamı Çekim, Davet demek olan “Dua” kavramı hakkında yeniden düşünmek lazımdır.

“Duanız olmasa Rabbim size ne diye değer versin” ayeti “Yaydığınız frekans olmasa evren, dünya, doğa ve insanda nasıl karşılık bulabilir, değer görebilirsiniz ki?” diye de anlaşılmalıdır. Ne yazık ki duayı isteme-el açma-ezber cümleye hapsettiğimizden beri bu gerçek örtülmüştür.

İnsan; beyni, kalbi ve gönlüyle her an duadadır. İnsanın duasız geçen tek bir saniyesi bile yoktur. Bilim ve enerji disiplinlerinin onayladığı gerçek; ilgi, sevgi, tepki, etki, düşünce, hayal ve davranışlarımızla kendimize has bir çekme ve itme alanında yaşadığımızın itirafıdır.

Bu gerçeği yeterince görebilen ve kavrayan için “Suçlama” ve “Haksızlığa uğradığını düşünme” ortadan kalkar. Çünkü o, neyi, niçin, neyin karşılığı olarak, ne şekilde kendine çektiği veya öteye ittiğinin farkındadır artık…

Bu gerçeği gören için evrensel sistemi tetikleme mekaniği de bellidir. O bizim gibi dua etmez. Ya ne yapar? Olayın nereden, nasıl tetikleneceğini; neyin neyi çektiğini veya ittiğini bildiğinden dönen dişliler sisteminin butonuna basarcasına bilinçli müdahaleler yaparak yaşar.

İnsan işte
Kimi kavramların büyüsüne kapılır
Kimi bilimsel tezlerde havalara zıplar
Kimi maneviyatla avutur kendini
Kimi kavram levhalarına asılıp unutur yola gitmeyi
Biraz geri çekilerek hepsine tepeden bakabilen
gördü Tek-Bir-Bütün olanın engin gerçeğini…

Bir yol var yollar ötesinde
Bir yer var yerler berisinde
Ve bir gerçek var, arayanın aradığından içre
Yol, yön, menzil, arayış…
Durup bi baksan mı şöyle?
Belki kendini görürdün,
belki kendini gösterirdi sana ha?!
Görüşler ötesinde,
gözlerin berisinde
Görmen niyazımla…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir